# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
OPETH – In Cauda Venenum [Ortak İnceleme]
| 04.10.2019

Daha en kötüsünü görmedik.

Ahmet Saraçoğlu

Eveeet, muhtemelen bugüne dek yazdığım en zor albüm incelemesine hoş geldiniz. Bugüne dek Pasifagresif ve önceki sitelerim için 2000’den fazla albüm inceledim ve ilk kez bir albüm incelemesi için kendimi rahat hissetmiyorum, elim klavyeye gitmiyor. Tek bildiğim epey uzun olacağı, çünkü söyleyeceklerim var.

Öncelikle yazının başlığını albüme yönelik olarak yazmadım. “Daha en kötüsünü görmedik”, albümün adı olan “In Cauda Venenum”un barındırdığı anlamı ifade ediyor. “In Cauda Venenum” Latince “kuyruktaki zehir” demek. Bunu açarsak; misal bir akrebi düşünürsek, “en kötü kısmın en sonda olduğunu” ifade eden, en kötüsüyle henüz karşılaşmadığımızı betimleyen bir anlamı var. Mike başta albümü komple İsveççe olarak düşünmüş, sonra millet anlamayacak diye İngilizce versiyonunu da yapmış, hak geçmesin diye albüm adını da Latince seçmiş.

Açıkçası bugün gelmesin diye bir süredir içimden geçiriyordum. Karşımda hayatımı değiştirmiş, çok uzun bir dönem en sevdiğim grup olmuş, bir noktaya kadarki albümlerine hayvan gibi taptığım, müzikten daha fazlası olarak bir grup var ve ben sıfır hazırlıkla oturduğum bu yazının nerelere gideceğine dair en ufak bir tahmin yapamıyorum.

Daha en baştan neden böyle kıvrandığımı kısaca açıklayayım. Ben OPETH’le 1999 yılında, “Benighted”ı tesadüfen internetten indirerek tanıştım. “Still Life” çıkalı kısa zaman olmuştu ve sadece “Benighted”a duyduğum hayranlıkla albümü satın almış, OPETH’in brutal vokal kullanan bir grup dahi olduğunu bilmeden albümü başlatmış ve aklımı peynir ekmekle yemiştim. “Still Life” hayatımda duyduğum en güzel şeylerden biriydi, eşsizdi, kusursuzdu. Akabinde OPETH hayatımın grubu oldu, önceki tüm albümlerini anında aldım, yıllarca OPETH’i müzikal evrenimin merkezine koydum, ilk dokuz albümü sayısız kez dinledim, hatmettim, pamuklara sardım.

Objektif bakınca, büyülü ilk 5 albümün ardından çıkan “Deliverance”ın öncekiler kadar kusursuz olmadığı belliydi. İyiydi, çok iyiydi ama daha tek boyutluydu. Grup, sert tarafına alışamayanlara yönelik yapacağı “Damnation”a ortam hazırlamak için bir tane de ekstra sert albüm yapmıştı ama bu nedenle grubun var oluş sebebi olan kimi dinamikler bir miktar zarar görmüştü. “Deliverance”ın çok farklı ve karakteristik bir yapısı vardı, ancak OPETH’in başyapıtlarından biri değildi. “Ghost Reveries”de grup ilk kez kendini tekrarlamaya başlar gibi oldu. Önceki albümlerin %100 OPETH’liğinin yanına TOOL’vari etkilenimler girmiş; geçmişte CAMEL gibi kimi gruplardan etkilenmelerini hissettiren OPETH, müziğine günümüzde müzik yapmayı sürdüren başka bir gruptan etkilendiğini hissettiren şeyler de katmıştı. “Watershed”de de bu “kendimizi tekrarlamamaya çalışıyoruz ama bu da bir yere kadar devam edebilir” hissi baskındı. Grup bu ayarda albümleri sonsuza kadar yapabilirdi, ancak Mike’ın böyle bir adam olmadığı tabii ki de ortadaydı. Konserlerde sert vokalleri yaparken eskiye kıyasla zorlanması falan da eklenince OPETH’in müziğini farklı bir düzleme taşıması kaçınılmaz olmuştu.

Eski OPETH’i özleyenler olarak bu noktada romantik düşündüğümüzün farkındayım. Biz OPETH’in yanlış bir karar aldığını ve eskisi gibi progresif death metale geri dönmesi gerektiğini düşünmüyoruz. Bunu düşünen varsa onlara kötü bir haberim var; OPETH artık o fazı geride bıraktı, dolayısıyla köklere dönüş albümü yapsalar bile o zamanın gerçekliğini, ruhunu taşıyacak bir şeyler yapması bence imkânsız. O albümler o döneme aitti, o dönemi şekillendirdi ve bitti.

Biz aslında eski güzelliklerin elimizden alınmasına üzülüyoruz. Duyduğumuz özlem duygusunu öne çıkarıyoruz. Açık konuşursak şu anda ne Mike eskisi gibi brutal vokal yapabiliyor ne de grubun geri kalanı böyle bir şey yaratmaya uygun yapıda.

Dönüşüm sürecini neredeyse hiç alıştırmadan yapan OPETH, çat diye yön değiştirdiği “Heritage”, “Pale Communion” ve “Sorceress” albümleriyle bu yeni kimliğini altı yılda oturtmuş ve bize de bunu kabullenmek düşmüştü. Bu noktada “Sorceress” yazımdan bir alıntı yapmak istiyorum:

“OPETH bir süredir geçmişteki ilham kaynaklarının izinden gitmeyi, zamanında yapılanların bir başka versiyonunu sunmayı seçti. Böyle olunca, en azından kendi adıma konuşursam OPETH’in müziğini duyduğum zaman önceki paragrafta bahsettiğim şeyleri; hayreti, aşkı, görkemi hissetmiyorum. Eşsizliğinden dolayı içselleştirdiğim OPETH müziğini, belki artık hayatımın en tepelerine koyamıyorum ve sadece beğenmekle, takdir etmekle, hayran kalmakla yetiniyorum. Ama olsun; bana önceki paragrafı yazdıran grup da bu olduğuna göre, zamanında hayatıma bu değerleri onlar kattığına göre, şu anda yapmayı seçtikleri şey konusunda da itiraz hakkım olamaz.”

Aradan geçen 3 yıla bakınca gerçekten de itiraz hakkım olamayacağının farkındayım. Ama 2016’da bu satırları yazarken, bu durumun zamanla bu denli nahoş bir yöne kayacağını da düşünememiştim. O sırada “ne yapalım, böyle kabul edeceğiz” noktasındaki ruh hâlim, geçen yıllarla birlikte “OPETH’i merak etmemek” gibi beni gerçekten üzen, tadımı kaçıran bir noktaya doğru kaydı.

Hani zamanında çok sevdiğiniz bir arkadaşınızın yıllar içerisinde saçma şeyler yaptığına, bambaşka birine dönüştüğüne tanık olursunuz ve günün birinde başka bir arkadaşınız “x ne yapmış duydun mu?” dediğinde “valla hiç ilgilenmiyorum artık, söyleyip de asabımı bozma” tarzı bir hayal kırıklığı/kızgınlık kombosu yaşarsınız ya… İşte OPETH’in daha dinlemediğim “In Cauda Venenum” noktasında bana hissettirdiği şey de buna yakındı.

Elbette ki burada bir saçmalamadan söz etmek haddimize değil; ama tüm o anlar, anılar, yaşanmışlıklar onlarca yıl sonra bile bu kadar güçlüyken grubu başka şeyler peşinde koşarken görmek insanı üzüyor, neredeyse ihanete uğradığına, satıldığına inandıracak düzeyde duygusal bir çalkantıya sokuyor.

Objektif bakınca, burada ne yazık ki iki taraf da kendine göre haklı ve ilişkinin edilgen tarafı olan dinleyici adına her şeyi bu kadar çözümsüz hâle getiren de bu.

Farkındaysanız albümden bahsetme kısmını inatla geciktiriyorum, ertelemeye çalışıyorum. Ama kaçış yok, başladık bir kere. 650 kelime boyunca OPETH konusunda geldiğim noktayı kendi kendime gerekçelendirmeye çalıştıktan sonra “In Cauda Venenum”a geçebilirim. Bunu yaparken de bir müzik yorumcusu olarak kendimi bazı şeyleri kabul etmeye zorlamam gerekiyor. Misal, Mikael’in ilk dokuz albümde yaptığı pamuksu pes clean vokaline âşık olan birisi olarak “Heritage”dan bu yana yaptığı heavy metalsi bağırışları kendisine hiç konduramıyorum. Mikael tizlere kayıp çığırdığında hep eğreti geliyor, canım sıkılıyor… Mevcut OPETH klavyecisinin adını soyadını hatırlamıyor oluşumdan hoşnut değilim. “Ghost Reveries”a kadar olan albümleri baştan sona nota nota ezbere söyleyebilen biri olarak son 3-4 albümdeki şarkı listelerini bile eksiksiz sayamayacak oluşum canımı sıkıyor…

Esasında benim bu 70’ler esintili progresif rock’çı OPETH’le ilgili esas sorunum, grubun progresif death metal tarzındaki gelişimini yeni tarzına yansıtamamış olması. Bakın sayıyorum:

Orchid.
Morningrise.
My Arms, Your Hearse.
Still Life.
Blackwater Park.

Bu 5 albüm 7 yılda çıktı arkadaşlar. Bir grubun 7 yılda böylesi bir gövde gösterisi, eşsizlik, ihtişam sunması İNANILMAZ bir şey. Gerçekten inanılmaz. Bu albümlerin her biri ilham vericilik ve kimseye benzemezlik adına birer ders niteliğinde. Bu kadar kısa sürede bu kadar yaratıcılık, bu kadar üretkenlik, bu kadar yüksek bir istatistik gerçekten metal dünyasında eşi çok çok az görülen bir şey.

Lakin yeni tarza geçiş yaptıkları “Heritage”ın ardından geçen sürede, yani 9 yılda çıkardıkları 4 albümde OPETH büyük oranda birbirinin muadili işler yapıyor. Bunu duygusal bir yorum olarak görmeyin; OPETH nasıl “Ghost Reveries” ve “Watershed”de eski tarzının son demlerini yansıttıysa, “Heritage”dan bu yana da kendi içinde az biraz gelişip değişen bir eski usul progresif rock yapıyor. 1995-2008 arası efsane OPETH’in çeşitli renkleri, karanlıkları, karakteristik hareketleri, atonal tatları, sıra dışı akorları beri yandan hissettirilirken, bunların yanında da aynı 70’ler progresif rock’ı kimliğine sıkışmış şarkılar görüyoruz. Gelişim değişim elbet var, ama misal “MAYH”/”Still Life” arası geçiş gibi etkileyici bir güçleniş göze çarpmıyor.

İşte beni sıkan esas şey bu. OPETH progresif death metal yaptığı sırada progresif olmaya çalışmadan, bu anlayışı içselleştirilmiş şekilde progresifti. Kendiliğinden progresifti, bu anlayış onun DNA’sını oluşturuyordu. Şimdiyse progresif olmaya çalışarak progresif müzik yapıyor. Beni bu son dört albümlük OPETH’ten soğutan asıl konu bu. İlk dokuz albümde grup her şarkıda 50 tane rif, melodi değiştirir, duygudan duyguya atlardı ve bu bize son derece doğal gelirdi. “Şu şarkının şurası, bunun burası, of şu bölüm gelsin” dedirtmeden şarkıya olduğu gibi âşık olurduk. Şimdi ise OPETH daha planlı programlı gibi gözüken bir progresifliğe sahipmiş gibi geliyor.

Daha derinlemesine girelim.

Eşi benzeri olmayan ilk 3 albümde bir yandan tarih yazarken bir yandan da kendini keşfeden OPETH, ilk kez “Still Life”la birlikte bir dolu muhteşem bölümü arka arkaya ekleme yönteminden çıkıp şarkının bütününe hizmet eden bir anlayışa kaymıştı. İlk albümlerde aynı şarkıda 15 farklı bölüm birer kez çalınarak ve hiç tekrarlanmadan karşımıza çıkarken, “Still Life”la birlikte içinde 4-5 ana bölüm bulunan, kendi içinde yine progresif ama ayakları yere daha sağlam basan şarkılar yazmaya başladılar. Bazen bir rifin dakikalarca tekrarlandığını görmeye, bir melodinin aynı şarkı içinde farklı amaçlarla kullanıldığına tanık olmaya başladık. Bugün bir “The Moor”a, “Blackwater Park”a, “A Fair Judgement”a, “Reverie/Harlequin Forest”a, “The Lotus Eater”a bakınca bile son derece progresif yapılar görüyoruz, ancak grup bu şarkılarda yeri gelince bazı bölümleri dakikalarca uzatarak şarkıların karakterinin içimize tam olarak işlemesini sağlayan şeyler de yapıyor.

“Heritage” ve sonrasında ise bunu göremiyorum. Bence son dört albümdeki şarkılar daha gündelik, daha benzeri bulunabilir yapıda, daha rastgele, daha “jam session” tadında, daha “zamanında yapılanların yansımasını sunma” çabasında… Zaten Mike da albüm yazım sürecinin aşırı üretken geçtiğini, sürekli yeni şeyler yazdığını söylüyor ve daha albüme konamayan 3 bonus şarkı daha olduğunu söylüyor. Dediğine göre albümü yazarken büyük zevk almış ve hangi şarkıların bonus olacağını belirlerken de çok zorlanmış. Sanırım şikâyet ettiğim bu rafine olamama, kendi kendini edit’leyememe durumu da bu elde çok miktarda materyal olmasından kaynaklanıyor.

“In Cauda Venenum”da bunu görüyorum. Şu şarkı güzel, bu şarkıyı beğendimden ziyade, bu “anlayış” beni rahatsız ediyor ve olay “harika bir şarkı”dan ziyade “çok tatlı melodi yazmışlar”, “bu rif iyiymiş”e dönüyor. Önceki albümlere bakınca neredeyse her şarkıyla farklı bir anım varken ve şarkıların adını okumak bile farklı hisler uyandırırken, son dört albümdeki progresif rock’çı retrocu OPETH’te aynı çerçeve içerisinde benzer şeyler yapan bir grup görüyorum. Evet Mike harika bir besteci, Axe inanılmaz bir davulcu, Fredrik müthiş sololar yazıyor, Martin de nefis bir basçı ama dört albümdür klasik mertebesine yükselen bir tane bile OPETH şarkısı yok. Bence yok. Çok iyi şarkılar var tamam, ama neden bahsettiğimi eminim anlıyorsunuz.

“In Cauda Venenum”da “Sorceress”a oranla daha maceracı, daha sivri uçlarda bir OPETH görüyorum. Yeni OPETH’in ilk albümü olan “Heritage”ın nostaljik bir hava yaratma çabası, bence yeni OPETH’in en iyi albümü olan “Pale Communion”ın ise yoğunluğu öne çıkıyor ve bu albümleri bu hisler şekillendiriyordu. “Sorceress”ta adlandırabileceğim baskın bir duygu bulamıyorum; belki gizem, belki esrarengizlik… “In Cauda Venenum”da ise daha deli dolu, daha inişli çıkışlı bir karakter var. Son dört albümün en sert, en deli deli anlarından bazıları da bu albümde, yer yer iyice John Lord’a bağlayan spastik klavye kullanımları da.

Şarkıları dinlerken grubun rafine olmak gibi bir derdinin olmadığını hissediyorum. Klavye, davul, koro vokal cümbüşü arasında karambole meyleden pek çok an var ve bunun sonucunda şarkılar belirli duyguları yaşatma konusunda sıkıntı çekiyorlar. Misal “Universal Truth” diğer pek çok şarkıya göre nispeten daha bir odaklanmış ve oturaklı geliyor, ama bazılarında da 7-8 dakika geçmesine rağmen 10. dinleyişimde bile “ben ne dinledim aga?” demekten kendimi alamıyorum.

Siz albümdeki kimi şarkıları dinlerken nasıl duygular yaşıyorsunuz bilmiyorum ama ben çoğu şarkıda öne çıkan herhangi bir duygu alamıyorum. Hüzün yok, öfke yok, neşe yok, geçmişe götürme yok, isyan yok… Benim bu şarkıları dinlerken aklıma gelen hisler; belirsizlik, çözümsüzlük, kendi içinde debelenme gibi hisler. Bunları OPETH’in beste anlamındaki sıkıntıları olarak değil, şarkıların hissettirdikleri açısından söylüyorum. Durum böyle olunca da çok daha baskın bir şeyler hissettiren diğer albümlere kayıyor ya da bu tür müziği zamanında kitabını yazan gruplara yöneliyorum.

Bu kadar yazdım, şikâyet ettim, eleştirdim. Peki tüm bunların ana fikri ne? Ben neden memnun değilim? Neyi eleştiriyorum?

Cevap basit.

Ben OPETH’in tartışmasız en iyi olduğu şeyi bırakıp başka bir tarza geçmesini değil, bu yeni tarzı içinde vasat şeyler yapmasını eleştiriyorum. Zamanında başkalarınca kusursuz şekilde yapılan birtakım şeyleri “yapmaya çalışmasını” eleştiriyorum. Kurallarını sadece kendisinin belirlediği bir şeyi tamamen yok sayıp müzik tarihinin bir dönemine “yancı olmaya çalışmasını” eleştiriyorum. Yoksa açarım eksi bir albümü dinlerim, ilk günkü keyfini bugün bile alırım; yeni tarzını da dinlemem olur biter. Ama sen zamanında çıtayı bir yere çıkarmışken şimdi başka bir tercih yapıyor ve bunu da anca olduğu kadar yapıyorsan, dinleyicine bir duygu geçiremiyorsan, kusura bakma ama hem üzülür hem de kızarım.

20 yıllık azılı bir hayranın olarak, senin için maddi manevi fedakârlık yapmış bir hayranın olarak bunu hissetmeye de dile getirmeye de hakkım var. Şöyle de bir not vereyim de tüm bu dediklerime rağmen ne kadar hayvan bir grup olduğun anlaşılsın, sıkıntımın temeli daha iyi yansıtılsın.

Not: 7,5

***

***

Nazım Kemal Üre

Opeth progresif ve death metal sevenlerin büyük çoğunluğunda olduğu gibi benim de duygusal bir bağımın olduğu grup. Still Life zamanında tanıştığım Mikael ve tayfası özellikle o yıllarda hepimizde derin izler bırakan albümlere imza attılar. Malum, öküzlükle duygusallığın bu derece estetik ve yaratıcı şekilde harmanlandığı grup sayısı çok az. Son 9 senedir Death metal ile tüm alakası konserlerinde çaldıkları eski şarkılar olan bir grup için bugün bile “Progresif Death metal” deyince tartışmasız ilk akla gelen grup olması metal tarihine bıraktığı damgayı gösteriyor.

Ben ister istemez hala yeni bir Opeth albümü gelince heyecanlanıyorum. Aklıma Blackwater Park’ı çıktığı gün dinleyişim, ya da elimde bas gitar saatlerce Deliverance outrosunu transa geçmiş şekilde çalmam geliyor. Gittiğim ilk Opeth konserinin Demon of the Fall ile açılması ve bilincimi kaybetmem… bunlar güzel şeyler. Eminim hepinizin benzer anıları vardır. Fakat Heritage’dan beri Opeth albümleri ile olan tecrübem aşağı yukarı aynı şekilde gelişiyor. Sırası ile:

1. Ooo Opeth yeni albüm çıkarmış. Opeth bu, boru mu! Hemen dinleyelim.
2. Evet artık Death metal yok, Azagthoth’vari o fantastik riffler yok, ama olsun bu da güzel aslında.
3. Ya aslında adam bol trafikli progresif şarkısı yapmayı çok iyi beceriyor. (Genellikle albümün açılış parçası bu etkiyi bırakır)
4. Mikael de clean vokalini çok geliştirdi ya.
5. O değil de Axenrot iyi davulcu ya. Bu yeni sound Mendez’e de çok yaradı.
6. Ne yaptın Mikael ciğerimi söktün! (Genelde albümün kapanış parçası bu etkiyi bırakır)
7. Birkaç dinlemeden sonra – Yok bu albüm baya iyi ya, hatta son Opeth döneminin en iyisi olabilir.
8. 10 dinlemeden sonra – Yani evet güzel, kesinlikle çok kaliteli, ama sanki eksik bir şey var…
9. Yok kesinlikle eksik bir şey var, albümü keyifle dinliyorum ama bittikten sonra aklıma bile gelmiyor.
10. Ya akıyor aslında ya o kadar da şey yapmamak lazım. İyi albüm işte.
11. Dinlemelerden birinde son şarkıdan sonra albümü kapamayı unuturum. Spotify otomatik olarak eski Opeth albümlerinden bir şarkı açar. Mesela Bleak…. Bir anda gözyaşları sel olur. Şarkı biter, ben dışarı hava almaya çıkarım, kendimi durduk yerde “Devious movements in your eyes…” filan diye mırıldanırken bulurum… ve artık dayanamaz bağırırım “Mikael geri dön!!”

Yukarıdaki şemayı eksiksiz şekilde Heritage, Pale Communion ve Sorceress için yaşadım. Acaba bu albümde de aynısı mı olacak diye merak ediyordum… Bire bir aynısı oldu! Dünyanın en enteresan müziklerinden birini yapan bir grubun duygusal etkisinin bu kadar tahmin edilebilir bir hale gelmesi de ayrıca enteresan.

Yukarıda yazdıklarımdan kesinlikle albümün kötü olduğu fikri çıkmasın. Hatta son dönemin en iyisi olabilir (bak yine 7. maddeye geldik). Dignity mesela süper bir açılış parçası (bkz. 3. madde). All Things Will Pass de harika bir kapanış (bkz. 6. madde). Next Of Kin, Mikael’in hala clean vokal konusunda kendini geliştirecek şeyler bulabildiğinin göstergesi (hop 4. madde). The Garroter’da da enteresan cazvari pasajlar bulunuyor, daha önce Opeth’den duymadığımız bir şey değildi ama yine de klasik kalıpların dışında bir parça diyebilirim. Sonuç olarak albümdeki her parça belli bir kalitenin üstünde ve hepsi ile ilgili illa söylenecek güzel bir şeyler var.

Bu arada yukarıda şarkı isimlerine İngilizce atıf yaptım, fakat aslında ağırlıklı olarak albümün İsveççe versiyonunu dinledim. Sebebi Mikael’in röportajlarda albümün asıl versiyonunun bu olduğunu söylemesi ve İngilizce versiyonun sadece “kendine güvensizlikten” kaydedildiğini söylemesi. Belki de biraz ticari bir hamle olarak da yorumlanabilir. Ben açık ara İsveççe versiyonu daha beğendim, belli ki vokal melodileri İsveççe için yazılmış, vurgular ve dinamikler çok daha tatlı geliyor. Bir de Mikael’in sesi anlamadığınız bir dilde iyice mistik bir hava alıyor, o da hoşuma gitti açıkçası. Eğer sadece İngilizce versiyonu dinlediyseniz mutlaka İsveççe olana da bir göz atın. Belki de sırf bu yüzden In Cauda Venenum’u Opeth diskografisinde ayrı bir yere koyabiliriz.

Bunlar dışında albümle ilgili çok da söylenecek bir şey yok. Prodüksiyon ipek gibi, her şey tane tane duyuluyor. Diğer elemanların performansları da son 3 albümde olduğu gibi gayet lezzetli. Ben özellikle Mendez’in baslarını pek seviyorum (bkz. 5. madde). Çok aşırıya kaçmadan parçaları tatlı tatlı süslüyor.
Opeth her zaman olduğu gibi üzerine düşünülmüş, melodilerin ilmek ilmek işlendiği ve birçok farklı türün sentezlendiği çok güzel bir çalışma ortaya koymuş. Öyle ki, albüme not verirken 7 ya da altı bir not vermeye kesinlikle eliniz gitmiyor. Bu kaydın temizliğine, Mikael’in o güzelim vokallerine, bestelerdeki renkliliğe ve çeşitliliğe kıyamıyorsunuz. Ama diğer yandan, bu albüm sizi heyecanlandıran, defalarca dinleme isteği uyandıran, hayatınızın belli anlarına soundtrack olacak bir albüm mü? Tabii ki hayır. Maalesef In Cauda Venenum aynı kendisinden önceki 3 Opeth albümü gibi çıktığında olduğu gibi kısa bir heyecan fırtınası yaratıp ardından yavaşça unutulacak diye düşünüyorum. Neyse ben gideyim de Morningrise filan dinleyeyim en iyisi (bkz. 11. madde)

Not: 7,5

(7,5+7,5)/2=7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.93/10, Toplam oy: 83)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
Moderbolaget Records
Kadro
Mikael Åkerfeldt: Vokal, gitar, besteler, sözler
Fredrik Åkesson: Gitar, geri vokal
Martín Méndez: Bas
Joakim Svalberg: Klavye, geri vokal
Martin Axenrot: Davul, perküsyon
Şarkılar
Disk 1 1. Livets trädgård
2. Svekets prins
3. Hjärtat vet vad handen gör
4. De närmast sörjande
5. Minnets yta
6. Charlatan
7. Ingen sanning är allas
8. Banemannen
9. Kontinuerlig drift
10. Allting tar slut

Disk 2
1. Garden of Earthly Delights
2. Dignity
3. Heart in Hand
4. Next of Kin
5. Lovelorn Crime
6. Charlatan
7. Universal Truth
8. The Garroter
9. Continuum
10. All Things Will Pass
  Yorum alanı

“OPETH – In Cauda Venenum [Ortak İnceleme]” yazısına 65 yorum var

  1. P L A G U E says:

    Buralar karışacak, vaziyet alın…

  2. K I V O says:

    Kötü albüm değil ama böyle bir eksiklik var ama ne olduğunu çözemiyorsun. Elinize sağlık.

  3. Necrobutcher says:

    Bu albüme davullar ve sololar için 4 verilir gerçekten duygusuz,kuru,çiftlik balığı gibi tatsız bir müzik. Ozellikle caza kayan bölümlerinden nefret ettim. Son 4 albüm içerisinde de bütün diskografide de en kötüsü olduğunu düşünüyorum. Duygusal olmaya gerek yok albümü indirmek için harcadigim internete bile acidim. Ama hala hayatimda en çok dinlediğim ve en sevdiğim şarkılar Opeth şarkıları. Bunun için büyük saygı duyuyorum.

    necrobutcher

    @Necrobutcher, bu albümü dinledikten sonra direkt içimden şunu açmak ve eski günlere içmek geldi. ne bileyim olmasaydı sonumuz böyle. pes ediyorum.

    https://www.youtube.com/watch?v=H3i4QAm2MEs

  4. ali says:

    Opeth, Ghost Reveries’e kadar taklit edilen bir gruptu, sonrasında taklit eden bir grup… Benim için konu bu.

  5. bahadır says:

    Pale Communion zamanında ben bu gruba bir sürü olumsuz eleştiri yapmıştım şimdi meyvelerini görüyorum. Bazı entelektüel geçinen arkadaşlarda kendince bazı yorumlarda bulunmuş beni kendi kelimeleriyle sürklase etmeye kalkışmışlardı oysa şimdi daha da çok gülüyorum. Bir sanatçının veya yorumcunun ortaya çıkardığı eserin başka bir şeye benzemesini karşı tarafa deklare etmek eleştirmenin yazabileceği bir şeydir ki sanatçı bunu kendisi kalkıp söylemez. Etik olmaz. Bu bir. Ben bu grubun zamanında kimlerden etkilendiği açıkçası hangi tonlarının taklit hangi gitar soundunu hangi gitaristten ya da gruptan aldığını defalarca yazdım ancak “die hard” fanlar bu pek kaale almadı ama bu albümle her şeyin ortaya çıktığını kendim görüyorum. Kim ne derse desin kim ne düşünürse düşünsün opeth denilince akla;
    Orchid.
    Morningrise.
    My Arms, Your Hearse.
    Still Life.
    Blackwater Park.
    bu albümler gelir. Bundan sonraki yaptıkları belki Mikael Akerfeldt’s Opeth ya da başka bir grup adı altında kabul olabilir. Bu albümle birlikte düşündüğüm düşüncelerin karşısında olanlar pek umrumda değildir diyorum. Lakin artık Opeth bundan sonra artık bitmiştir bunu zamanında da demiştim zamanla bu grup kaybolup gidecek demiştim bunun meyvelerinden birisi bu albümdür. Geçmiş olsun. Entelekteül kelimeler kullanıp zeki görünmeye gerek yok her şey ortada. Ayrıca daha önce albümün hiçbir yerinde kusur bulamaz(still life, blackwater park vs) başyapıt derken, şimdi şu şarkının şu yeri güzel olmuş, şurası caz vari olmuş işte albümdeki can alıcı noktalardan birisi diye eleştiri getirip tasvir ediyoruz. Bu ciddi bir eksikliktir grup için. Bu grup nerelerden nereye gelmiştir. 6,5/10

    necrobutcher

    @bahadır, pale communıon hala güzel albüm devlet bahçeli triplerine girmeyelim

    killyourselfchuck

    @bahadır, ”Ben bu grubun zamanında kimlerden etkilendiği açıkçası hangi tonlarının taklit hangi gitar soundunu hangi gitaristten ya da gruptan aldığını defalarca yazdım”

    boş bir vaktinde kimlerden etkilenip kimlerden taklit ettiklerini yazarsan sevinirim bahadır abi.

    die-hard opeth fanı değilim. esinlemiş olsalarda, taklit etmiş, hatta ve hatta çalmışta olsalar pek umurumda olmaz. göstereceğin şeyleri merak ettim doğrusu.

    Osman

    @bahadır, oha bir müzik grubu başka bir müzik grubundan mı etkileniyor? Şok. Entellik kasıp zeki görünmeyin (aslında siz aptalsınız sadece ben zekiyim) demişin ama bu sitede okuduğum en malca top 10 yorum arasına girer bu. Ve inan çok aptalca yorum okudum.

    Bir grubun diğer bir gruptan etkilendiğini belirtmek eleştiridir.
    Ghost Reveries Opeth albümü sayılmamalıdır.
    Blackwater Park kusursuz bir albümdür, bu yüzden yeni albüm kötü.

    Peki hocam kolay gelsin.

    deadhouse

    @Osman, 10 yıldır aynı yorumları yazıyorsun.

    riser

    @deadhouse, gerçekten öyle.

    - beğenmediğin grupları beğenen/beğendiğin grupları beğenmeyen varsa aşağıla.

    - sarkastik, zekice olduğunu düşündüğün bi’kaç cümle.

    - küçük bir argüman kırıntısı (burada o da yok).

    - kapanış.

    10 sene olmuştur. hayır 16 yaşında başlasa bile 26 yaş erişkin bir döneme denk geliyor. opeth gibi yeni bir döneme geçmesi gerekiyor artık.

  6. Nox says:

    başlığa çok güldüm ahaha.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Nox, yazıda da dediğim gibi, başlık albümün içeriğiyle ilgili değil, albüm adının anlamını ifade ediyor. Yanlış anlaşılmasın.

  7. Gürkan says:

    Şu hayatta Opeth ile ilgili en beğendiğim şey kesinlikle “Lan ben bu parçayı kesip biçsem albüm çıkartırım” yorumunu yapabilmem.

    The Funeral Portrait, April Ethereal, White Cluster, The Baying of the Hounds gibi parçaları bu sebeple aşırı fazla seviyorum. Bu parçalar mesela o kadar çok boyutlu ki rifften riff’e, akustik pasajdan atmosferik pasaja, hayvan gibi death metal’den duru ve ritmik bir prog. rock kısmına atlarken kafanıza bir de ilahi bir outro yedikten sonra “Lan ben bu parçayı dinledim de iyi miydi kötü müydü anlamadım” tarzında bir fikir asla kafanızda oluşmuyor. Opeth’in yazım tarzının sahip olduğu çok boyutluluk ve parçaların derinliği kafanızda zerre soru işareti bırakmayacak cinsten.

    In Cauda Venenum, Sorceress veya Heritage’a geldiğimizde ise işte bu düşünce kafamda hep dolanıyor: “Lan ben bu parçayı dinledim de iyi miydi kötü müydü anlamadım.” Her ne kadar kendimi klişeleşmiş eski Opeth vs. yeni Opeth bağlamından kurtarmış olarak bu albümü dinlesem de Opeth’in kendi müzikal kimliğini yansıtacak derecede parçalara derinlik katamadığını düşünüyorum. İster prog. rock olsun ister death metal olsun, Opeth’in bahsettiğim parça derinliği Opeth’in tek bir albümüne ait değil, direk grubun suyuna işlemiş bir şey. Leper Affinity’e baktığımda da aynı derinliği görüyorum Windowpane’e baktığımda da. Ha keza River veya Moon Abowe Sun Below dinlerken de aynı derinliğin var olduğunu hissedebiliyorum ki “yeni dönem” Opeth’inin müzikal kimliğini kaybetmeden yapabildiği yegâne albümün de Pale Communion olduğunu düşünüyorum.

    Bunlara ek olarak albümdeki kaotikliğe de pek anlam veremedim açıkçası. Parçalar birbirlerinden o kadar kopuk ki albümü bir türlü bir bütün olarak sindiremedim.

  8. Dysplasia says:

    birkaç gündür dönüyor sürekli, heritage ve sorceress’ın aksine sevdim bu albümü. özellikle the garroter’da fırça baget ve gitar tonlarıyla tam caz gitmesi çok hoşuma gitti.
    yaylı kullanımları ise benim için albümü biçen şey. lovelorn crime ne güzel bir ballad olmuş ancak o yaylılar girince tüm o dingin, melankolik hava gidiyor arkadaş işte. eski opethçiler olarak özlediğimiz şey de bu bence. illa ki her şeyin arkasına bir synth, bir klavye, bir yaylı vs koyması opethin sevdiğimiz atmosferini gömdü gitti. leprous da yaylılara abanacak son albümde mesela, o da saçma sapan bir şeye dönüşecek diye düşünüyorum. bir de mesela the garroter’ın 4:25 civarındaki tak diye kesilen alkış efekti nedir arkadaş?
    yine de yeni opeth’in dinleyeceğim bir albümü olmuş. pale communion güzel başlayıp sonra salıyordu. bu albümde her şarkı az çok yer etti bile bende.
    ek olarak yeni opeth’in çıkardığı bir klasik yok lafına katılmıyorum ve kendi adıma eternal rains will come’ı aday gösteriyorum.

  9. gXnn says:

    her iki kritik için de elinize sağlık. Özellikle Ahmet’in yazısının neredeyse her satırına katılıyorum . Gelinen noktanın çok üzücü olmasına eklemek istediğim sadece şu. Bence Opeth artık tahmin edilebilir sıradan bir müzik yapabiliyor.Şahsen ben bu albumdeki şarkılar dinlerken sanki eski şarkıların bir karmasını dinliyormuşum hissine kapıldım.Hayatımda en sevdiğim ve muhtemelen şarkılarını en çok dinlediğim grubunun elemanlarının tek tek müzisyenliklerine hiç bir eleştirim olamaz fakat bu grubun veya Mike’ın artık yeni ve orjinal bir fikri yok ve bu da sıradan bir gruba dönüşmelerini sağlıyor. Buradaki konu death yapmıyor olmaları veya artık brutal vokal, sert riffler kullanmıyor olmaları da değil. Mikeal bence artık yazamıyor ve sırf album cıkarmak için cıkarıyor. Bu adamın yazdığı sarkılarla cıkardığı 7 albumden istese 15 album cıkarabilirdi ve biz bunları hiç konusmuyor olabilirdik ama artık tükendi. Buna da saygı duyuyorum ve kabul ediyorum. Opeth’in bir sonraki albumunu hiç mi hiç merak etmiyorum artık.Belki kötü bir örnek olacak ama bundan önceki 3 albumde kanser hastalığına yakalanmış bu albumle birlikte de artık ölmüş bir beden olarak içselleştiriyor ruhlarına da eski günlerin anısına “the night and the silent water” şarkısını armağan ediyorum. Işıklar içinde uyu canım Opeth’im!

  10. Uglúk says:

    Farkli bir sey yazalim, klasik Opeth hayrani gibi gorunmeyelim derken, kusura bakmayin, bos yapmissiniz. Siz gercekten bu albumu vasat olarak degerlendiriyorsaniz, gundelik, herhangi bir yerde benzeri karsiniza cikacak bir album gibi goruyorsaniz size karsi cikmaya degmez. Bas bas yazmissiniz dinlerken aklimizda Still Life vardi diye. O kadar dinlememissiniz ki. Lovelorn Crime dinlerken gercekten hic mi bir sey hissetmediniz ya? İnsanlar gercekten saka gibi. Tool ve “Old-peth” hayranlari olarak bayagi boşsunuz. Cayir cayir treble acilan death metal dinlemekten kulaklarinizi yitirmissiniz. Yok iste sarkilar birbirini tekrar ediyor da, dinlerken eski hazzi almadim da, eskiden “sarkinin surasini bi dinle!!” diyemiyoruz da zirt zort seylerle album kritigi yapilmaz. Muzik bilen insanlarsiniz bir de. Alttaki yorumlara hic girmiyorum bile. Bir gun su adamla yine roportaj yapacak olsaniz gozleriniz yasli, eski sevgilinizi gormus gibi mi davranacaksiniz? Komik :D

    Uglúk

    @Uglúk, **eskiden “sarkinin surasini bi dinle!!” derdik, artik diyemiyoruz**

    Morningrise’dan sonra duydugun sarkilarin %98′i o adamdan cikti. Öhöö bön bön dokozyoz dokson dokozdon börö dönlöyöröm sön kömsön.

    Boba Fett

    @Uglúk, Olay şu bence 2011′den itibaren Progressive Rock yapıyorlar ve çoğu Death Metal dinleyicisi hatta Metal dinleyicisi diyeyim, Progressive Rock’tan, Jazz’dan, Blues’dan bi haber eee adam bunları bilmediği için kulağına tanıdık tınılar gelmiyor. Mikael’in röportajlarını izliyorum öyle gruplar, öyle sanatçılar söylüyor ki yani onlar nere bu Metal tayfa nere… Şimdi bunu dedim diye kendini beğenmiş olacağım ama durum bu maalesef.

    deadhouse

    @Boba Fett, Mikael’in söylediği grupların on katını bilen, dinleyen, yalayıp yutan ve aynı zamanda iyi birer metal dinleyicisi olan dinleyiciler var. Bilmeden konuşmamak lazım.

    Boba Fett

    @deadhouse, herkes sevecek diye bir şey yok tabi ki gerçekten dinleyip sevmeyen insanlara sonsuz saygı duyuyorum ama bu işlerden uzak Metal müzik dinleyen ama işte zorlamayla bunları dinleyen, baştan gönülsüz ve kapalı insanların sayısı hiç az değil. Gelip bu adamların Opeth bitti, gitti yorumlarının hiçbir değeri yok.

    obZen

    @Uglúk, Gerçekten hislerimi tercüme etmissin, yazdıklarının altina imzami atarim, teşekkürler.

    Albüm hakkında kritik okumaya geliyorum ancak karsilastigim sey “still life neydi be yegenim” circlejerk topluluğu. Affedersiniz bu grup artik 9 senedir bu yolda ve tr dinleyicisinin tek nefret argumani ahh eski bayramlar bir baskaydi ağlaklığında. Anladık hocam en baba opethçi sizlersiniz lol.

  11. ihsanoird says:

    Açıkçası bu albümden hiçbir sik anlamadım. Bu kadar bütünlükten yoksun bir Opeth albümü beklemiyordum. Fenalık geldi dinlerken. Heritage ve Pale Communion albümlerini çok seven biri olarak söylüyorum bunları.

    Puanlama konusunda da duygusal yaklaşılarak biraz cömert davranıldığını düşünüyorum. Sitenin puanlama sisteminde genel bir cömertlik var sanki, o ayrı konu. Belki de bana öyle geliyordur, aşırı öznel konular tabii. Neyse hayırlı forumlar. Albüme puanım 4/10

  12. Boba Fett says:

    Albümü sevmiş biri olarak Ahmet’in yorumunu çok beğendim ve kendince haklılık payı olduğunu söyleyebilirim ama en alta yorumlara inince maalesef fecaat. Özellikle 4 puan veren ve 6,5 puan veren arkadaşların yorumları insanı güldürürken, düşündürmüyor ağlatıyor. Polemiklere girmeme kararı aldığım için daha fazla konuyu uzatmayacağım.

    Albüm ise, yine şahane bir iş çıkarmış Opeth, kendini tekrar etmeden üzerine koyarak gidiyorlar.

  13. Opethsevenbiri says:

    Son 4 albüm sıfırdan başka bir grup olsaydı bu albümlerin fan kitlesi “Bu ne ya iyice metal oldular, bıktım şu Fredrikk denen adamın distortion sevdasından, Tekrar Pale Communion seviyesine çıkamazlar artık” tarzı yorumlar yapardı. Biz eskiciler sevmiyoruz diye savunmaya geçiyorlar.

    Albüm fena değil bu arada Ben tekrardan Blackwater Park çıkmayacağını kabulleneli baya oldu. NEFRETİM yeni Opeth’in en iyi albümü, buna da şükür diyorum ben ICV’a. Bir iki tane çok sevdiğim şarkı oldu onları açar dinlerim diğer 3 albümde de vardı böyle tek tük şarkı.

    I love you Mikael
    But I hate you
    But I love you
    No I hate you…

  14. snob says:

    Bu albumun sorceress ve pale communion dan az skor almasini anlayamadim acikcasi.

  15. 9yearsago says:

    Opeth yakında dağılacak sanırım. Aslında Heritage ile birlikte dağılacaktı belki ama yeni tarzına karşı gösterilen tepki, Mikael’i ayak diremeye itti ve bu noktaya kadar geldik. Artık Opeth’in aldığı tepkinin dozunda ciddi bir azalma var, kısacası kimse sikine takmamaya başladı Opeth’i. Bilhassa Türk camiasında dramatik bir düşüş görüyorum bu konuda. Mikael’in yakıtı tükeniyor.

    rorschach

    @9yearsago, heritage opeth’in çıktığı zaman müzik listelerinde en üst sırada giren albümüydü o noktada dağılmaları pek mantıklı olmazdı sanki. pale communion da heritageden bile başarılı oldu sonra müzik listelerinde

  16. den4x says:

    çok fazla eleştirilen, bozdu denen grup var, tartışmalar dönüyor falan ama opeth kadar hazımsız bi hayran kitlesine sahip bi grup görmedim. grubu (ve eski albümleri) öyle kutsallaştırıyorsunuz ki en ufak sapma batıyor. son dört albüm değil, growl olmaması değil problem. watershed çıktığında da olmamış, grup bitti yorumları okuyordum.
    kritik yazarları mesela neden yeni albümler hakkında farklı hissettiğinin, hayal kırıklıklarının sebebinin farkında ama fanların büyük çoğunluğu farkında değil ve suçu gruba ve yeni albümlere atıyor.

    “müzik için bir şey diyemem”, “yani albüm kötü değil de” şeklinde tabirler içeren yorumları da hiç ciddiye alamıyorum. bana hitap etmiyor de geç.

    heritage’ı acayip seviyorum ben. tekrar tekrar dinleyesim geliyor arada, duygusal olarak etkiliyor falan. blackwater park nasıl etikiliyorsa o da etkiliyor. bi ton insan var opeth’i komple sevmeyen. kulağından giren sinyallerin beyinde ürettiği bir takım etkiler bu kadar kutsal değil. yoksa ben de misal when dinlerken kendimden geçiyorum ama bunlardan da zevk alabiliyorum. zevk almayıp hala her kritikte ya da haberde gelip dinleyen insanların hevesini kaçıran tiplere aşırı uyuz oluyorum. sonra bir de biz suçlu oluyoruz zorla yeni albümleri sevmelerini gerektiğini söylüyormuşuz.
    7/10 heritage ve pale communion’dan kötü sorceress ile eşit.

  17. riser says:

    gerçekten yorumlaması öyle zor ki bu albümü ve opeth’i. yani şu kritiği yazmak epey zor bir iş. ortada düzgün bir albüm var ama opeth’in adı öyle büyük ki, albüm çok mütevazı kalıyor. bilemiyorum, belki de akerfeldt’in benmerkezcil kişiliği sebep oldu bunlara. kendini o kadar üstün bir müzisyen olarak gördü ki, bu tarzla da ben olağanüstü albümlere imza atarım düşüncesinde şüphe bile yaşamadı muhtemelen. çok kısmi bir başarı kazandığını düşünüyorum. heritage ile opeth’in yeni dönemini açtığında eski müziğini yapma şansı vardı ama artık o da yok.

    ha ortaya çıkan şeye kötü mü diyorum, hayır. bence temiz, güzel bir albüm “in cauda venenum”. “all things will pass”, “universal truth” gayet güzel şarkılar. pipeth diye bir grup yapsa “prog rock’da bu gençlere dikkat edin, sağlam geliyorlar” diyebilirdik. ama gavurların “transcendental” diye bir tabirleri var ya, türkçe’ye “insan aklını aşan şey” olarak çevrilebilir; opeth’in eski dönemi oydu işte be kardeşim. burada o yok, güzel olarak kalacak sadece.

    isyan patlaması bu albümde yaşandı ama yeni dönemin en iyi albümü bile olabilir bence. özellikle heritage ve sorceress albümlerini düşünürsem, eli yüzü baya düzgün geliyor. başında değerlendirmek çok zor dedim ya, ben ne diyeceğimi şaşırdım işte şu kadarcık yazıda; götüm başım ayrı oynadı :) 8/10

  18. çaksu says:

    Sorceress’ı hala dinlemedim, ki benim de hayatımın gruplarından biri. O çıktığında ben de, anlayışı elden bırakmamaya çalışsam da, serzeniş halindeydim. 2 3 yılda sakinledim sanırım. :) Mike ın yeni bi röportajına denk geldim geçen. Adama/gruba karşı sevgim net şekilde ağır basıyor şu an. Böyle elimden gelmiyor kızmak gücenmek. Diskografiyi de döndürüyorum yine birkaç haftadır. Hadi bakalım.. Keşke sevsem.

  19. Spacedementia says:

    Kritikler için elinize sağlık, merakla bekliyordum. Ancak yukarıdaki bazı yorumları anlamakta zorluk çekmiyor değilim. Bir grubu tanımlamak nasıl bu kadar net olabilir ? Opeth ilk 5 albümdür diğer albümler başka isimlerde de kabul edilebilir falan. Ben Opeth’i arkadaşımın tavsiyesi üzerine 2009′da Wreath ile tanımıştım ve nedense ilk Watershed albümünü dinleyip aşık olmuştum o gün o müziğe. Sonrasında her ne kadar diskografiyi takip ettiysem de Watershed dinlediğim en güzel Opeth albümüydü benim için çünkü grubu ilk o albümle tanımıştım. Açıkçası yapabileceğimiz yorumların büyük çoğunluğu öznellikten ibaret ve bazı şeyleri tutup da değiştirilemez bir gerçek gibi lanse etmeye hiç gerek yok bence. Beğenip beğenmemek sonuna kadar hakkınız olduğu gibi yapılan müzik üzerinden kanunlar çıkarmak da o kadar haksız bir girişim.

    den4x

    @Spacedementia, gruplar ve fanlar arasındaki ilişki çoğunlukla böyle işliyor zaten. ilk dinleyip vurulduğun daha önemli farklı özel geliyor kişiye. ama ne insanlar birbiriyle aynı, ne de aynı zamanlarda dinleyip seviyorlar bir müziği. son iki cümlende benim anlatmak istediklerimi çok daha iyi anlatmışsın.

    Spacedementia

    @den4x, Teşekkür ederim. Dediklerine kesinlikle katılıyorum . Özellikle keşke fanlar kritik yazarları kadar bilince sahip olabilse ama mümkünatı olmayan bir şey tabii bu, her dinleyici farklı bir karakter.

  20. \m/ says:

    Kritiğin tamamını okudum, kaç dakika sürdü bilmiyorum ama albüm hakkında neredeyse hiçbir şey okumadım. Neredeyse ilk defa bu sitede bir kritiği boşa okumuşum gibi hissediyorum. Bir albüm kritiğinden çok opeth eleştirisi olmuş. Yahu 4 albüm oldu hala aynı muhabbet yetmedi mi gerçekten. Yazılanların doğru olup olmaması da umrumda değil (ki bir çoğuna katılmıyorum). Opeth tarz değiştireli seneler olmuş ama hala gerçekten opeth kritiği okuyamıyoruz. Evet arkadaşlar bu arada artık “şu şarkının şurası çok iyi” diyemiyoruz bundan bahsetmiş miydik

    OblomoV

    @m/, +1

  21. dice says:

    metal olan opeth yok tamam.
    ama 70ler prog rock’ı da tam yansıttıklarını soyleyemeyecegim. sadece uzaktan andırıyor bence, metali de uzaktan andırıyor. tam olarak iki yonden birine yonlenseler daha iyi olur bence. boyle ortalarda olunca ne eski opethi duyabiliyoruz, ne de prog rock sevenler tam sevebiliyor. bana kalsa, damnation türevi albümler yapsalar en iyi şeyi yapmış olurlar, kimse de fazla hayal kırıklığı yaşamaz ve yadırgamaz.

  22. Rust in Peace. says:

    Opeth’in death metal yapmasını bekleyen tayfadan daha itici bir topluluk varsa o da “jazz,buluz dinliyorum opethi anlamıyorsunuz ben anlıyorum” tayfadır. Net.
    Ben de eski prog rock gruplarından esinlenip nir şarkı yazayım, azıcık da jazz serpiştireyim bitti gitti. Bu kadar mı?

  23. ghoglan says:

    Öncelikle kritikleri bir süredir bekliyordum, güzel de olmuşlar bence. Herkesin fikri kendine tabi ama ben Heritage öncesi ve sonrası dönemi ayrı ayrı takdir ediyorum. Orchid, Still Life, Morningrise gibi albümlerin karşıkonulamaz bir büyüsü olduğu açık ama bence Mikael’in hala ortaya koymak istediği mükemmel işler olduğu da. Her ne kadar çoğu kişi tarafından benzerler gibi duyulsa da Heritage da PC da Sorceress da ve özellikle ICV da kendi içinde özel, kaliteli ve farklı albümler. Bir dönemi tekrar etme ve özgün materyal üretememe durumuna katılmıyorum. Kaldı ki Mikael ayarında bir müzik dinleyicisinin yaptığı müziğin zenginliği olabilidiğince beklenilir bence. ‘Häxprocess’ de ‘Forest of October’ da beni aynı derecede etkilemeye devam ediyor. Gruba ve bilhasaa Mikael’e tapma derecesinde bir saygım olduğu için bunları söylüyor olabilirim tabi ama durum bence açık. Bu arada dediğim gibi, Heritage-öncesi dönemin müziğinin anormal kalitesi ve Heritage’la beraber gelen Opeth müziğindeki (bence) bariz değişim yüzünden yeni çıkan bir Opeth albümünü grubun diskografisinden ayrı düşünebilmek cidden güç ama grup hala takdir edilesi bir müzik sergiliyor, etkiliyor, ‘Bunu da nasıl yazdın Mikael?’ diye hala dedirttiriyor.

  24. İlker says:

    Biraz da albümün içeriğiyle ilgili bir şeyler okuyabilseydik daha iyi olurdu.

    Albüm gayet güzel, Sorceress’tan yarım tık iyi, Heritage ile aynı, Pale Communion’ın ise 1 tık altı şimdilik benim için. Next of Kin ve Continuum hariç meh dediğim şarkı yok, kimi parçalarda çok hoş anlar var ve daha önce Opeth’ten duymadığımız birçok şey mevcut. Henüz 5 kere falan dinleyebildim ama tabi.

  25. Wildchild says:

    Pasifagresif gibi son derece ciddiye aldığım, yeni bir kritik geldiğinde kendisine adeta oyuncak alınmış bir çocuk gibi heyecanla anasayfanın sol üst köşesine baktığım, herkesin metal/rock müziği yiyip bitirdiği böylesine nezih müzik ulemalarının olduğu bir platformda okuduğumda baya şaşırdığım bir kritik oldu.
    Yazarla empati kurmaya çalıştım fakat çalışmadı. Öncelikle albüm kritiği ne zaman yüklenecek siteye onu merak ettim bu o değil çünkü. Albümdeki şarkılardan bahsetmeden, yapısını, hikayesini ve temasını anlatmadan paragraflarca aynı sitemi defalarca tekrarlayan ben Opeth’i 20 yıldır dinliyorum hayatımın grubuydu ama şimdi Mikael’ın prog rock influencelarına iade -i itibar sevdasından dolayı albümü merak bile etmiyorum konseptli bir yazı bu.
    Son derece kişisel bi’ perspektiften yazılmış hiç bi’ yere bağlanmayan dayanağı olmayan bi’ yazı. Albümü mü tanıtıyor yoksa yazarın grupla olan kişisel macerası mı hiç belli değil. Olof Palme’den Fredrik ve Mikael’ın çocuklarına, Charlatan’da elektro gitar kullanılmadan 3 basla kaydedilmesine dair bilgiler duymak isterdik. Progresifliği her şarkıda 50 tane riff, melodi değişimi olarak tanımlamak da komik geldi doğrusu.
    Albümün son 5 albüm arasında en iyi, en epik albüm olmasını geçtim Opeth’in en büyük fanlarından biri olarak bildiğim yazarın All things will pass (evet o outro tam olarak Opeth aslında çakma bi’şey değil) , Universal Truth falan dinleyip de yükselmek yerine tadı kaçıyorsa ve son 4 albümde Opeth klasiğinden yoksun (Faith in Others, Folklore?) demesiyle görülen o ki bence Opeth anlayışında bir sorun var. In Cauda Venenum’da Progresif rock/metal mefhumunun altını kalın kalın dolduran Opeth, her zamankinden daha yenilikçi daha doğal ve özellikle vokal melodileri açısından son zamanların en iyi işini yapmışken keşke albümle alakalı bir yazı okuyabilseydik.

  26. Oğul says:

    Okuduğum en kötü kritik. Paragraflarca yazıda eski çok güzel yeni çok kötü ağlamasından başka bir şey yok, albümü inceleyeceğiz diye geldik, hazırlıksız yazıyorum yazının nereye gideceğini bilmiyorum savunmasıyla albüme dair hiçbir şey söylenmeden 7 YILDA BU ALBÜMLERİ YAPTILAR ŞİMDİ ÇOK KÖTÜ OLDULARdan başka bir şey okumuyoruz. Muhtemelen albümü bir iş yaparken arkada açıp gömmeye yer aradınız.

    Bana göre Ghost Reveries’den sonra çıkan albümler arasında en iyi Opeth albümüyle karşı karşıyayız, bilinçsiz yazarların yorumlarını anlayabiliyorum RÖAĞĞR DİYE BAĞIRMIYO KAKA BU kafalarını da biliyorum bu sebeple onlara diyecek bir şeyim yok ancak Ahmet’in bu kadar niteliksiz bir kritik yazması hayal kırıklığı.

  27. Ugur says:

    Heart in Hand’in 5.50′de giren akustik kısmı çok güzel.Buna da şükür, teşekkürler Mikael.

  28. ahmet says:

    Gidin ibo dinleyim oğlum bu ne arabesktir ya? Önceki opeth kıyaslamasından albümü incelememişsiniz. Opeth’in geçmişini de seviyorum; şimdiki halini de. Bir SW hastası olarak ”Sw böyle yaptı Mikael’i” gibi şeyler okuyorum. Manyak ruh hastalarısınız. 4 albüm oldu hala ağlıyorsunuz. Taş gibi albüm lan!

  29. Noumena says:

    Ya o değil de bu adamlar Heritage’den itibaren farklı sulara yöneleli 10 yıl geçmiş, hala bu mevzu tartışılıyor. Bunun sebebi ilk dönem Opeth die hard fanlığı olarak da yorumlanabilir ya da bir kabullenememe olarak da.. Esas kötü olan şey, Opeth yeni bir albüm yapmış o güme gidiyor. İyi veya kötü bununla ilgili şeyler okumayı yeğlerdik sanki..

    Albüme gelecek olursam, dinleyebildiğim kadarı ile (5 tur döndürdüm) Heritage’ın 1 gömlek üstünde, Sorceress ile kapışır, Pale Communion’dan bir gömlek altta bir albüm bu. Ayrıca isveççe versiyonu daha çok sevdiğimi belirtmeliyim.

    Ayrıca son dönem Opeth klasiği adayım Cusp of Eternity veya Moon above, sun below der çekilirim :)

  30. Kritiğe yönelik şikâyetleri anlıyorum, yer yer hak veriyorum ama insan bir şeyi 20 yıldır dinleyince ve çok fazla anlam yükleyince, “hayal kırıklığı yaşayan hayran şapkamı çıkarıp müzik eleştirmeni şapkamı takayım ve acımı kalbime gömüp albümü teknik olarak inceleyeyim” diyemiyormuş meğer.

    Yazının başında da dediğim gibi yazdığım en zor yazılardan biriydi, bugüne dek PA’ya istemeden yazdığım ender incelemelerden biriydi.

    Siz bu yazıyı bir yorum paylaşma aracı olarak görün, altına kendi düşüncelerinizi yazın. Belki bir sonraki Opeth albümünde çok daha kabullenmiş bir şekilde albümü daha kapsamlı analiz edebilirim.

    Yazı nedeniyle hayal kırıklığı yaşayanlar kusura bakmasın, benim acım bana yetiyor.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Bence gayet iyi bir yazı. Sırf albümü inceleyen bir yazı duygusuz, soğuk bir yazı olurdu, 20 yıllık Opeth dinleyicisi için. Ayrıca yıllardır süregelen Opeth müziğindeki tartışmalı değişim, tek bir albüm kritize ederek açıklanamazdı diye düşünüyorum.

    den4x

    @deadhouse, hala aynı önkabul ile yorumlar. 20 yıllık opeth dinleyicisi için yazı yazılıyorsa bizim ne işimiz var burada? tartışmalı falan değil değişim. fanlar kabullenemiyor. önceki 3 albüm “kritize edilerek” açıklanamadıysa bununla da açıklanamaz. geçin bunları.

    @ahmet saraçoğlu, ben bu kişisel yazıdan şikayetçi değilim ama insanlara hak veriyorum şikayetlerinde, keşke kritiği başkası yazsaydı da bu yazı İnceleme: Opeth’in kariyer evirmi falan gibi bi başlıkla ayrıca yayınlansaydı.

    deadhouse

    @den4x, Kritik kişiseldir. Albümü derinlemesine inceleyen yazılar da yayınlanmalı. Eğer böyle bir yazı için başvuru gelmişse ve A.Saraçoğlu yazıyı yayınlamamışsa bu onun bileceği bir iş. Ben sadece bir okuyucuyum. Ben de 13 senedir Opeth’i dinliyorum ve A.Saraçoğlu ve N.Kemal Üre ile aynı duyguları paylaşıyorum. Iki kritiği de çok beğendim. Suç mu işledim beğendiğim için?

    \m/

    @Ahmet Saraçoğlu, o tarz yorum yazanlardan biriyim. Ne kadar opeth sevdiğini çok iyi biliyorum abi, bugüne kadar opeth hakkında yazdığın çok fazla yazı okudum. Hatta seni direkt bu yolla keşfettim. Lakin Opeth bu yoldan sapalı 10 yıla yakın oldu ve hala bir kritikte bu konu konuşulması çok abes. Acaba albüm görüşleriniz neler diye büyük bir merak içerisinde girdim kritiğe ama bambaşka bir şey okudum. Yazacağınız şeyi belirlemek haddime değil ama yazdığınız şeye bir eleştiri yapmak istedim. Üzerinden 4 albüm geçti, singlelar yayınlanalı aylar oldu ve hala bunları albüm kritiğinde konuşuyor olmak yanlış bence

  31. Kemal says:

    Herkese selamlar,

    Kritiğe gelen eleştirileri anlayabiliyorum, ben de aslında detaylı albüm analizi yapmayı daha çok seviyorum. Fakat inanının bu albümde önceki 3 albüme göre söyleyebilecek farklı bir şey bulmakta gerçekten zorlandım. Şarkıların biraz daha enteresan trafiklere sahip olması ve İsveççe vokaller dışında gerçekten önceki albümlerden ayıran bir şey bulamadım. Zaten bunlardan kendi kritiğimde de bahsettim. O yüzden detaylı analiz yapmaya çalışsam aynı şeyleri söyleyip duracaktım, ben de onun yerine Opeth’in son albümlerinin bende uyandırdığı duygular üzerine bir şeyler yazmayı seçtim. Bir sonraki albümde analizin dibine vururuz sorun yok :)

    Bunun dışında Ahmet’in de benim de argümanlarımız “Opeth niye artık metal yapmıyor :(” arabeskliğinden uzakta diye düşünüyorum. Yeni Opeth’in sorunu metal yapıp yapmaması değil, eski Opeth’in duygusal derinliğine sahip olmaması. Özellikle eski albümler ile kıyaslayınca bu çok bariz şekilde sırıtıyor. Yoksa ciddi müzikal değişimler geçirmiş ve duygusal etkisini korumuş bir çok müzik grubu var (alakasız bir tür ama mesela Marillion geliyor hemen aklıma. Keza Katatonia da öyle). Maalesef Opeth bunun başarılı bir örneği değil. Evet grup değişim geçirince kalitesini korudu ama duygusal etkisini kaybetti bence. Opeth’i bu kadar özel yapanda o duygusal etkiydi, şu an ortalamanın üzerinde bir “prog-rock-folk” sentez grubu sadece.

  32. Jonni says:

    Ya şimdi genel bir şikayetim var. 7 = iyi 8 = çok iyi demek ise, bu almüme 7,5 vermek ‘in cauda veneum iyiyi aşıp çok iyinin sınırına dayanmıştır’ demek olmuyor mu? Madem o kadar beğeniliyor bu derece şikayet etmek niye (ki şikayetler haklı o başka bir mevzu)

    Bir müzik bir de oyun medyasındaki not ayarsızlığına bir türlü alışamadım

    den4x

    @Jonni, sorceress zamanı hatta öncekiler de böyle yorumlarla doluydu, “müzik fena değil yani albüm vasatın üstü ama …”. teknik olarak bi diziyi beğenip senaryoda alınan kararları, ölen karakterleri beğenmemek gibi geliyor bana bu durum. takım iyi top oynuyor ama 2000ler ruhu yok.
    oyun kritikleri falan zaten PR, sponsorluk işleri.

    Rashid

    @Jonni, Kritiğin bir yerinde “albüm kötü olmuş” ifadesi kullanılmadı zaten. Sadece kritiği yazan 2 yazar da grupla olan geçmişlerinen dolayı böyle bir yazı yazdılar bence.

    Opethsevenbiri

    @Jonni, Eski albümleri sitede 10′un altını zor görmüş bir grup için çok iyiyi zorlamak iyi bir şey değil bence.

  33. Kaan says:

    Opeth in geçmişiyle hiçbir ilgisi olmayan bir prog. rock sever olarak albümü çok beğendim ve her dinleyişimde daha da güzelleşiyor. Yargılayıcı bir anlayışla değil, acele etmeden ilgiyle dinlenirse, ne kadar derin olduğu ortaya çıkıyor. Kritikte verilen puan düşük değil. Ben 8 i bastım ama bunun az olduğunu düşünmeye bile başladım.

  34. Berca B. says:

    Youtube’da şöyle bişiye denk geldim baya hoşuma gitti: https://www.youtube.com/watch?v=jHsaSiBJ0ac

    Adam baya eski Opeth’in formülünü çözmüş, şarkı Blackwater Park’la Still Life arası bi dönemden çıkmış gibi.

    killyourselfchuck

    @Berca B., haha, gerçekten çok iyi.

  35. Sambalici says:

    Albüm iyidir-kötüdür kısmının dışında Mikael’in müzik zevki çok uzun zamandır bu tandansta zaten, o yüzden adamdan bundan başka bir şey çıkması mümkün değil. Bununla besleniyor çok uzun zamandır. Orda burda önerdiği gruplara, albümlere bakarsanız esas grubu daha deneysel/avangart bir çizgiye çekmemesine şaşırıyorum ben, bunlardan çok daha garip gurup şeyler seviyor adam genel olarak.

    Sorceress ile birlikte bu albümle hem genel sound hem de şarkı yapıları açısından biraz daha hard rock/proto-metal triplerine yakın gidiyor sanki. Ahmet’in dediği gibi eski albümler çok daha progresifti, yapılar düzleşiyor gittikçe. Ha bana ters bir durum değil bu. Bi kaç albüm daha böyle hafif metalleşmelerle giderlerse death metale geri gelebilirler tekrar dfgfdfg. Hani normalde rock/pop çizgisinden çıkmayan popüler gruplar arada soundu sertleştirip metale göz kırpınca bir sevinç deryası oluşur ya, biz de öyle sevineceğiz bu gidişle “Opeth metal yapmayı öğrendi sonunda” diye, nerden nereye be abi.

    Esasen Morningrise Opethçisi olarak zaten çok büyük hayran da değilim tüm Opeth albümlerine, duygusal bir yatırımım yok o yüzden. Gene de Mikael’in Watershed sonrası yeni bir isimle devam etmesini tercih eden gruptaydım, ama artık bunu da kabullendim. Bu minvalde bence fena bi albüm değil. Prog-rock durumundan ziyade 70′ler öykünmeli hard-rock albümü olarak ben fitim bu sounda, aynen Sorceress gibi. Ama Ahmet’e vokaller açısından katılıyorum, Mikael’in vokalleri pek bir vasat geliyor bana bu yeni dönemde. Sözün özü, ben barıştım gibi artık yeni Opeth’le. O açıdan bakınca “o kadar da kötü değil be abi™”.

    rorschach

    @Sambalici, en son morbid angel – domination albümünü almış 1995′te o zamandan beri death metal dinlemiyormuş. geç bile kalmış death metal’i bırakıp prog rock’a geçmekte

  36. Tompa says:

    Bence albüm, Heritage sonrası dönem içindeki en iyisi. Özellikle İsveççesi, ki orijinal olanı o olduğu için tabii, İngilizce versiyondan fersah fersah daha iyi hissettiriyor. İngilizce versiyonda dublaj film izliyor gibi hissettim. Yine de 7.5 puan bence hakkı bir not. Fazlasına benim de elim, gönlüm gitmezdi. Ki dediğim gibi cidden zevk aldım albümü dinlerken. Çok daha otantik, çok daha Opeth’e dair şeyler buldum.

    Bu arada Ghost Reveries muazzam bir albüm bence, deli misiniz abi siz : ) Watershed bir iki şarkı ve an dışında suyunun suyu, ama Ghost Reveries bence müzikal anlamda çok üst düzey bir noktayı temsil ediyor Opeth diskografisinde.

  37. opeth-M says:

    Opeth’i ilk albümünden beri dinleyen biri olarak ve son rockoff2019′a sadece Opeth’i izlemeye giden biri olarak şunu söylebilirim. Sorceress albümünü sadık opeth kitlesi fazla beğenmemiş biri olsa da ben beğendim abi. Her bi şarkıda bi haz alıyorsun yani sert giden bi şarkının güzel smooth bi şekilde clean tona geçişi vardır ya Opeth şarkılarında zaten buna alışığızdır , o hissiyatı bana veriyordu fazlasıyla. Ama bu son albümde ki adını bile tam yazamıyorum şuan o hissiyat yok. Denedim abi ilk defa albüm dinlerken belki ısınamaz insan tekrar tekrar dinlersin sonradan ısınırsın. Nedense olmadı ya Sorceress albümündeki duyguları bana geçirmedi. Oysa sorceress şarkısı ile başlayan albüm ”evet abi adamlar tarzı değişitiriyor ama değişikler ya farklı bi ton farklı bi ritim farklı bi hissiyat v.b ” ardından the wilde flowers ile farklı duygulara geçiş sonlara doğru strange brew ile bu adamlar ne içiyorlar ya nasıl bir mod dediğim bi albüm oldu. Ama bu son albüm için fazla yorum yapasım yok arkadaşlar kusura bakmayın içimden gelmiyor..

    Wildchild

    @opeth-M, Kusura bakmayız ya ama üzüldük keşke daha fazla yorum yapsaydın albüm hakkında. :(

  38. Rashid says:

    Yeni Opeth devrinin en sevdiğim albümü oldu şimdilik. Daha ilk dinleyişimden itibaren albüme bayıldım. Grubu yıllardır dinleyen insanlar için tabii ki de kolay değil yeni halini beğenmek ama bence şans verilmesi gerek bir albüm In Cauda Venenum. Pale Communion ve Sorceress ikilisi bir-birine benzer tatlardaydı ve genel anlamda aynı çizgi üzerinden devam ediyorlardı. Ama bu albümde deneysellik almış başını gitmiş ve iyi de olmuş. Her şarkının kendine has bir özelliği var ve şarkıların İsveççe olması da ayrı bir hava katmış albüme. Umarım bundan sonra Mikael İsveççe okumaya devam eder. Ben her vokalistin kendi ana dilinde şarkı yazmasını destekleyen biriyim. Çünkü istisnalar dışında bir insan kendini en iyi ana dilinde ifade edebiliyor ve bu şarkılara da aynı şekilde yansıyor. Den Standiga Resan’i dinlediğim zamandan beri bir gün Mikael’in full İsveççe albüm yapmasını bekliyordum ve nihayet o gün geldi çattı. In Cauda Venenum beni tam anlamıyla tatmin etti.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.