Eski güzel Audiogalaxy günlerini hatırlarsınız. Belli bir yaş grubundaki çoğunluk müzik birikimlerinin bir kısmını Audiogalaxy’ye borçludur. Adını duyup merak ettiğiniz bir grubun mp3′lerinin olduğu sayfaya gider, en çok indirilen birkaç parçaya bakar, grubu sevip sevmeyeceğinizi anlardınız. Onunla da kalmaz, bunu seven bunu da sevdi olayı sayesinde yeni gruplar keşfederdiniz.
Efsane bilgisayar dergisi Gameshow’un meşhur yazarı Zebani’nin her sayıda önerdiği metal albümleri arasında görüp ilk kez tanıştığım IN FLAMES’in Audiogalaxy sayfasında rastlamıştım OPETH ismine de. Yıl 1999′du ve sanırım yeni çıktığından olacak Audiogalaxy sayfasında en çok indirilen mp3 de Benighted’dı. İndirip dinledim. Saat gece 01.00 falandı sanırım ve tekrar saate baktığımda saat 03.00′ü gösteriyordu. Aynı şarkıyı manyak gibi arka arkaya iki saate yakın dinlemiştim.
Uzatmayalım, ilk dinlediğim OPETH albümüydü “Still Life”. İlginçtir ve üzücüdür ki, bahsettiğim bu gecede Benighted’ı daha çok dinlememi engelleyen şey, gecenin üçünde gelen ve çok yakın bir akrabamızın öldüğünü haber veren telefondu. Yoksa daha dinleyecektim yani, aşık olmuştum şarkıya ve dolayısıyla da OPETH’e. Her neyse, geçmiş gün.
Her ne kadar Mikael Akerfeldt OPETH’in ilk ve en büyük patlamasını yaptığı albüm olarak “Blackwater Park”ı gösterse de, ben “Still Life”ı daha çok severim. Grubun eski OPETH’ten daha modern OPETH’e geçiş yaptığı albüm olan “Still Life”, her açıdan olağanüstü bir müzik barındırmakla kalmayan, duygusal anlamda da eşsiz anlar yaşatan bir çalışma.
Hatta, riske giriyor ve “Still Life”ı grubun en “sanat eseriymişçesine” olan albümü olarak nitelendiriyorum. En iyi OPETH albümü mü bilemem, ben en çok “Morningrise”ı severim, ama kapağından albüm kitapçığına, konseptinden müzisyen işçiliğine kadar “Still Life” ince ince işlenmiş bir sanat eseridir.
Travis Smith imzalı ve fotoğraftan ibaret olmayan ilk OPETH kapağına sahip olan “Still Life”, bilindiği gibi konsept bir albüm. Detayına girmeyeceğim, OPETH sevenleri zaten ezbere biliyorlardır her yönüyle. Mikael’in kızına Melinda ismini koyacağı kadar benimsediği bir konsept olduğunu hatırlatalım yeter. Eski OPETH’e kıyasla diğer farklılıklar, grubun Candlelight’tan ayrılıp Peaceville’e geçmesi ve Timo Ketola imzalı meşhur logosusunu ilk kez kullanmasıydı. Grubun potansiyeli “Still Life”la iyice ayyuka çıkmış olmalı ki, Peaceville grubun bir logo kullanmasını istemiş ve onları yeraltından çıkarıp günümüzdeki dev hallerine getirecek ilk adımı atmıştı. Sonra bildiğiniz gibi Peaceville de grubu elinde tutamadı ve OPETH kısa süre sonra ortadan kaybolacak olan Music For Nations’la anlaştı.
Çıktıkları dönemde hiçbir benzerleri olmayan “Orchid” ve “Morningrise”ın ardından çıkan daha black metal’imsi enfes “My Arms, Your Hearse”ın arkasından çıkan ve çok pürüzsüz bir geçiş evresine denk gelen “Still Life”, bilindiği gibi pek çok OPETH hit’i içermekte. Adeta müzikal bir yolculuk gibi gelip geçen ve anlayamadığım şekilde hep geri plana itilen şaheser The Moor, demin adını andığım Benighted, Akefeldt’in “tanrı” olarak görülmesini sağlayan insanüstü bestelerinden Face of Melinda, Godhead’s Lament, albümün en sert anlarından bazılarını barındıran her anı mükemmel Serenity Painted Death gibi pek çok devasa parça var “Still Life”ta.
Güçlenen sound’un da yardımıyla öne çıkan pırıl pırıl müzisyenliklerin dinleyiciyi bir an olsun bırakmadığı albümde, özellikle çift gitar kullanımının ulaşabileceği en üst noktalardan bazılarına rastlıyoruz. Öyle ki, benim gibi yıllar sonra albümü tek kulaklıktan dinlediğinizde, gitarlardan sadece birini duyuyor ve birlikte yaratılan güçlü sound’un aslında birbirinden ne denli alakasız iki gitarla çalınarak yapıldığını fark ediyor, Mikael’in ne derece güçlü ve etkileyici bir bestekâr olduğunu daha iyi anlayabiliyorsunuz. OPETH’in her şarkısını duyar duymaz gitarda çalmaya çalışan biri olarak, “Still Life”ın icra bazında grubun en zor albümü olduğunu söyleyebilirim. Çok tuhaf, pek az grupta rastlayabileceğiniz türde garip akorlar bunda başlıca rolü oynuyor. Kulaktan doğru çıkardığınızı sanarak çaldığınız kimi yerlerin, konser videolarında hiç de öyle çalınmadığını görebiliyor ve aralarda, ufak tefek ama çok şey fark ettiren pek çok ek nota basıldığını anlıyorsunuz.
Bir önceki albümde gruba katılan Martin Lopez’in, yine kaydın cillopluğuyla daha iyi anlaşılan tuşeleri, bin bir çeşit zil oyunları, albümü hiç fark ettirmeden daha dolu, daha zengin hale getiriyor. Bununla da kalmayan ritim departmanı, gruba bu albümde katılan Martin Mendez’in sonradan klasikleşecek tarzıyla daha da oturaklı ve ayakları yere basar hale geliyor.
Vokal anlamında Mikael’in en iyi performanslarından birini içeren “Still Life”, en duru, en naif “mmmmm’lamalardan”, kafanızı duvara vuran böğürtülere kadar kusursuz bir vokal çeşitliliği barındırıyor.
Yukarıda kimi şarkıların isimlerini verdiysem de, bu sadece albümü tarif etmek içindi; şahsen albümdeki her şarkının birbirinden güzel olduğunu düşünüyorum.
Kısacası, tıpkı DEATH gibi, bir sürü insan için “müzikten öte” boyutunda bir grup olan OPETH’in en “ruhani” anlarından bazılarını barındıran “Still Life” her açıdan nefis, doyulmaz, yıllar sonra bile asla eskimeyecek bir albüm.
Finali de iki farklı kişinin ağzından yaparak bitirelim. Peaceville ile yapılan ve albümün ardından okuduğum bir röportajda, bir şirket yetkilisi şöyle diyordu: “Grup albümü demo olarak kaydedip bize yolladı. Birkaç kişi oturup albümü baştan sona dinledik… Ve kulaklarımıza inanamadık! Dünya üzerinde böyle bir müzik yapan, hatta yapabilecek başka bir grup yoktu! Bu tamamen yeni bir şeydi! Heyecandan havalara uçmuştuk! Hemen grubu aradık ve kayıt için ne gerekiyorsa yapacağımızı söyledik“.
Sonrası malûm işte; grup coştukça coştu, dünyanın en önemli gruplarından biri oldu.
Son cümle de yine bir başkasından, The Metal Observer’daki (albüme not dahi verilemeyen) bir “Still Life” yorumundan gelsin. Ben bir not veriyorum albüme, ama yine de “Still Life”ı bundan daha iyi ifade edebileceğimi sanmıyorum:
“”Still Life”a bir not vermiyorum, çünkü bu albüme not vermek, “Tanrı şuna benziyor” demekle aynı anlama gelir.“
Benim de Blackwater Park’tan daha çok sevdiğim bir şaheserdir Still Life. Belki de en çok dinlediğim Opeth albümüdür. Bir gün metroda müzikçalardan dinlerken albümün içine öyle dalmışım ki sesli bir biçimde “Opeth ne manyak grup ya” dediğimi insanların garip bakışlarından fark etmiştim.
Ne kadar müzik dinlemek kendi başına bir deneyim olsa da, Opeth dinlemenin getirdiği deneyim ayrıdır.
En sevdiğim Opeth albümü. Opeth hiçbir zaman harika olmayan bir albüm yapmadı ama, aradan 10 yıl geçmesine rağmen bu harikalıkta bir albüm daha yapamadı. İmkanı olan 5.1 surround mix’ini bulsun dinlesin. Kulakları iyice temizlensin.
Opeth’e tapma sebebim : ) İlk 2 albümden ayıramam. The Moor konusunda katılıyorum. Opeth’in en sevdiğim şarkılarından biridir. Gerçekten lanetli bir havası var şurda da bahsedildiği üzere ( http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=2496695 )
ilk dinlenilen albümler bünyede farklı bir tat bırakıyor orası doğru.:) ben ilk morningrise’ı dinlemiştim ama zaman geçtikçe grubun müzikalitesi de değişti, steven wilson olaya el attı falan ondan sonra da opeth’in müziği daha da açıldı, genişledi, ilerledi. kişisel görüşüm pek “blackwater park” ve “ghost reveries’e yaklaşamasa da iyi bir albümdür “still life”. sanırım ben grubun daha da progresif olan yanını seviyorum. bir tek “my arms, your hearse” albümüne alışamadım nedense… güzel kritik!
İlk dinlenilen albümün yanında ilk dinlenilen yer de önemli. Yazıda bahsettim Benighted’ı nasıl duyduğumu, şimdi olsa mesela, “oha ne güzelmiş” deyip albümün kalanını indiriyoruz. Ama bahsettiğim sırada 56K modem vardı, tüm bi albümü indirmek bile işkenceydi.
Neyse ben bu bahsettiğim geceden sonraki gün gittim albümü satın aldım, Kadıköy’den Karaköy’e geçiyodum vapurla, bi yandan da albümü dinliyodum ilk kez. Güneş batıyodu, ben de dışarda oturuyodum püfür püfür, The Moor’un o “uuuuuuuuu uuuu uuu uuuu” bölümünde cidden zevkten aklım çıktı. :)
Neyse karşıda işimi bitirdim, dönerken gece olmuştu, Serenity Painted Death çalmaya başladı, onda da “white faced, haggard grin this serenity painted death, with a halo of bitter disease black paragon in lingering breath” kısmında baya bildiğin şebek gibi sırıtıyodum sokakta yürürken “oha Death’ten sonra bi tane daha hayatımın grubu oldu” diye. :)
sokakta yürürken “oha Death’ten sonra bi tane daha hayatımın grubu oldu” bu acaip bi duygu ya ilk keşfediş anı bi grubu ilk görüşte aşk gibi bişey. bende aynı duyguları at the gates’in terminal spirit disease kasetini dinlerken yaşamıştım bursa’da ki tek metal dükkanı olan hms’den çıkıp ordan alınan gazla kaset çalara takıp vay amına koyim daha neler eşliğinde eve yürümek acaip keyifliydi.
Can you feel the pain I feel?
I’ve lost all sense of what is real.
o zamanki kıt ingilizcemle de anlayabildiğim ender kısımlarındandı albümün. :)
Bu albümü ne kadar çok sevdiğimi anlatamam 10 yıldır sürekli dinliyorum, canım bişe dinlemek istemediğinde bile aklıma bu albüm gelir, açarım başta sona… Mikael bence eşsiz bir vokal,beste yapma kabiliyeti zaten tartışılmaz. Ghost Reveries çıktığında sanırım en iyi Opeth albümü bu demiştim ama yok Still Life bir başka, doyumsuz bişe…
lise bir’deydim. aynen ahmet’in death ile ilgili olarak yaşadığını yaşamıştım. metallica, megadeth vesaireden başka bişey bilmezdim, aramazdım da. arkadaşım tutturdu Opeth dinle diye. uzunca bi sürede umursamadım. her neyse bi gün çıktı “AL ULAN” diye bütün albümlerinin olduğu bi cd verdi. ondan sonraki bi seneyi de Opeth’ten başka bişey dinleyemeyerek geçirmiştim. yeni şeylere açılmıştım açılmasına da doyamıyordum Opeth’e. Muhteşem bir albüm. 5.1 mix’inin iç kapağında Mikael’in anlattığı üzere ne kadar zor şartlar altında kaydedilmiş olduğunu inanamıştım. Özellikle My Arms, Your Hearse gibi bi albümün ardından hala para kazanamamış olmamaları inanılmaz.
Bence geri plana itilme konusunda Moonlapse Vertigo’nun da pek aşağı kalır yanı yoktur. Yerine göre duygu manyağı ya da oldukça gergin olabilen o garip lead gitarlar da albümün orjinalliğinde önemli pay sahibidir sanırım. Birikimim kısıtlı olduğu için kesin yargıya da varamıyorum :)
Bir de hakikaten The Moor’un yarısından sonrası Opeth’in yaptığı en güzel şeylerden. Hele “Melinda is the reason..” dan sonra giren o sade gitar, üstüne gelen vokaller.. Çok pis canım..
Bunun kadar zevkten geberten yeni grup keşfetme anını bir tek Scenes From A Memory’de yaşamıştım herhalde, bu kadar kişiyle paylaşmak güzel. :)
opeth’in bu albümdeki soundu, opeth albümleri içerisinde en iyisidir. mellowluk ve çiğ sertlik opeth şarkılarında aynı anda bulunabilir, fakat bu albümdeki çok keskindir. bu keskinlik, albümü muhteşem yapan en önemli ögedir bence. mesela serenity painted death’teki brutal vokallerin öküzlüğüne ben başka hiçbir opeth şarkısında rastlamadım. gene face of melinda ve the moor’un mellowluğu, dinleyenleri mayhoş bir moda sokması da opeth’in diğer şarkılarında en azından bu şarkılar kadar görülmüş bir durum değil. yani demeye çalıştığım opeth bu albümüyle her şeyi en iyisinden yapmaya çalışmış ve başarmış.
bu albümden sonra nasıl blackwater park’a geçiş yapmışlar, orası ise ayrıca incelenmesi gereken bir konu bence. iki albümün arasında dağlar kadar fark var sound olarak. herkesin aksine ise blackwater park’ı ben bir türlü sevemedim ya. oysa millete sorsan en sevdiğin üç opeth albümü nedir diye, kesin bwp’yi söylerler.
opeth albümleri içerisinde bana göre en iyi sound ghost reveries’dedir. her enstrümanı rahatlıkla takip edebiliyorsunuz, zil sesleri, baslar, klavyeler keza çok iyi duyuluyor. morningrise’da biraz öyle. blackwater park, watershed ve diğer albümlerde sanki boğuk geliyor sesler. kapalı bir sound var. bu albümden sonra blackwater park’a geçişin en önemli ismi steven wilson’dur. eğer o olmasaydı opeth’in farklı yönünü göremeyecektik. damnation, deliverance v.s.
Herkes Ghost Reveries diyo ama benim de en az sevdiğim, 3-4 parçası hariç en az dinlediğim Opeth albümü odur. Hatta bugüne kadar 5-6 kereden fazla dinlemediğim parçalar var içinde, ki baya fazla Opeth dinleyen bi insanım. :)
Aynen benim de öyle. Hatta şaşırır dururum insanlar ne buluyor o albümde o kadar diye. Reverie / Harlequin Forest dışında da öyle çok bayıldığım bir şarkı barındırmıyor. İnsanların zevkleri aynı grup için bile fazlaca değişebiliyor demek ki :) En sevdiğim Opeth albümü My Arms, Your Hearse zira.
ghost reveries’in tadı bir başka. tool, porcupine tree, 70′ler progresif rock’ı, cazı ve blues’u mükemmel bir şekilde heavy metal içerisine adapte etmişler o albümde. bende opeth’in bu değişik sentezlerinin en iyisini de bu albümde bulduğum için ghost reveries diyorum. davuldaki martin lopez’i ise hiç demiyorum. arap müziği etkilerinden tut klasik bir caz davulcusu gibi çalıyor o albümde ve bu da benim çok hoşuma gidiyor. o albümdeki tonlar da mükemmel. “ghost of perdition”, “beneath the mire”, “atonement”… bunlar burun kıvırılmaması gereken şarkılar. detaylarda saklı birşeyler. bu siteye aslında bu albümün de kritiği lazım be! :))
Evet kritik güzel olur :) The Grand Conjuration dışında her şarkısı nefis, soundu cillop gibi, davuluyla vokal melodileriyle denenen şeylerle baya renkli bir albüm bence Ghost Reveries. Kiminin sevmediği Isolation Years benim en sevdiğim Opeth şarkılarından. Hatta forumlarında bu şarkıya zayıf diyen birine “Come the fuck on!..” diye çıkışmıştı Mike :) Dahası güneş altında dinleyebiliyorum bu albümü :)
Benim için de Still Life’tan sonra Deliverance gelir. En sevilen Opeth albümleri muhabbetlerinde neden adı geçmez anlamam. Dinlerken adama kendini çok yalnız hissettiriyor diye midir nedir.
Seri olmaz artık ama tüm albümler yakın zamanda konacak aralıklarla. Başka istek seri varsa peçeteye yazıp yollayabilirsiniz, repertuarımızda varsa okuruz. :)
2008′de çıkardıkları remastered edition, çok lezizdir. bütün prodüksiyon problemlerinden arınmış, tertemis bi sounda büründürmüşler albümü. 5.1 surround olması da cabası. süper albümdür. 9,5 alır netekim..
bi sürü grup dinliyorum hepsinin “en sevdiğim albümleri de şudur” diyebileceğim albümleri mevcut ama opeth in yok. hepsi ayrı güzel, hepsini ayrı seviyorum. gerçi ghost reveries ilk, still life da en son dinlediğim opeth albümü olmalarından dolayı biraz(cık) ön plana çıkarlar. bu albüme 12 vermek lazım çünkü 12 den vurmuşlar direk olarak…
beyler okur notu konusunda şikayet edildiği andan itibaren albümün notunun daha da düştüğü %100 oranında kanıtlanmış vaziyette. Hiç takılcak mevzu değil hakketten.
@duraganyolcu, Okur notuna yapılan yorumu eleştirince yeniden yükseliyor mu ne, bunu da gözlemleyelim. 7.30 dan 8′in üstlerine çıkmış çünkü kısa zamanda not. :-)
@Aeonian_Lich, birileri dünden beri megadeth ve opeth albümlerine seri oy basıyor, nasıl oluyo bilmiyorum. belki de sitede para dolu çantalar dolaşıyor, belli olmaz.
@Aeonian_Lich, gizemli bir olay abi. işin içinden çıkamayız. sırf bunu dediğin için tekrar düşüşe bile geçebilir. ama şu anda düşüşe geçeceğini fark ettiğim ve iddia ettiğim için düşmez de, ama yükselmez de, bence site patlar.
nasıl seri oy verdiklerinin bir yolunu yazıyım da işler iyice boka sarsın:
bir adet firefox alınır. araçlardan gizli tarama başlatılır. pa’ya girilir, oy verilir, firefox kapatılır. hemen ardından pa’ya gizli taramayla tekrar girilir ve tekrar oy verilir.
bilen biliyordur zaten ama bilmeyenlerle seri oy kullananlar arasında şartlar eşit olsun en azından.
Benim de Blackwater Park’tan daha çok sevdiğim bir şaheserdir Still Life. Belki de en çok dinlediğim Opeth albümüdür. Bir gün metroda müzikçalardan dinlerken albümün içine öyle dalmışım ki sesli bir biçimde “Opeth ne manyak grup ya” dediğimi insanların garip bakışlarından fark etmiştim.
Ne kadar müzik dinlemek kendi başına bir deneyim olsa da, Opeth dinlemenin getirdiği deneyim ayrıdır.
Ayrıca siteyi açtığımda bu albümün kritiğiyle karşılaşmamla gelen iç ürpertisi Opeth’in dinleyicilerine ne yaptığının kanıtlarından biridir.
mükemmel albüm. diye(bile)cek daha fazla sözüm yok.
En sevdiğim Opeth albümü. Opeth hiçbir zaman harika olmayan bir albüm yapmadı ama, aradan 10 yıl geçmesine rağmen bu harikalıkta bir albüm daha yapamadı. İmkanı olan 5.1 surround mix’ini bulsun dinlesin. Kulakları iyice temizlensin.
Opeth’e tapma sebebim : ) İlk 2 albümden ayıramam. The Moor konusunda katılıyorum. Opeth’in en sevdiğim şarkılarından biridir. Gerçekten lanetli bir havası var şurda da bahsedildiği üzere ( http://sozluk.sourtimes.org/show.asp?id=2496695 )
ilk dinlenilen albümler bünyede farklı bir tat bırakıyor orası doğru.:) ben ilk morningrise’ı dinlemiştim ama zaman geçtikçe grubun müzikalitesi de değişti, steven wilson olaya el attı falan ondan sonra da opeth’in müziği daha da açıldı, genişledi, ilerledi. kişisel görüşüm pek “blackwater park” ve “ghost reveries’e yaklaşamasa da iyi bir albümdür “still life”. sanırım ben grubun daha da progresif olan yanını seviyorum. bir tek “my arms, your hearse” albümüne alışamadım nedense… güzel kritik!
İlk dinlenilen albümün yanında ilk dinlenilen yer de önemli. Yazıda bahsettim Benighted’ı nasıl duyduğumu, şimdi olsa mesela, “oha ne güzelmiş” deyip albümün kalanını indiriyoruz. Ama bahsettiğim sırada 56K modem vardı, tüm bi albümü indirmek bile işkenceydi.
Neyse ben bu bahsettiğim geceden sonraki gün gittim albümü satın aldım, Kadıköy’den Karaköy’e geçiyodum vapurla, bi yandan da albümü dinliyodum ilk kez. Güneş batıyodu, ben de dışarda oturuyodum püfür püfür, The Moor’un o “uuuuuuuuu uuuu uuu uuuu” bölümünde cidden zevkten aklım çıktı. :)
Neyse karşıda işimi bitirdim, dönerken gece olmuştu, Serenity Painted Death çalmaya başladı, onda da “white faced, haggard grin this serenity painted death, with a halo of bitter disease black paragon in lingering breath” kısmında baya bildiğin şebek gibi sırıtıyodum sokakta yürürken “oha Death’ten sonra bi tane daha hayatımın grubu oldu” diye. :)
23.06.2010
@Ahmet Saraçoğlu, Orchid yazısı yazsan ne güzel olurdu…
23.06.2010
@anonim, hepsi olacak zamanla. :)
serenity painted death çok fena artık
sokakta yürürken “oha Death’ten sonra bi tane daha hayatımın grubu oldu” bu acaip bi duygu ya ilk keşfediş anı bi grubu ilk görüşte aşk gibi bişey. bende aynı duyguları at the gates’in terminal spirit disease kasetini dinlerken yaşamıştım bursa’da ki tek metal dükkanı olan hms’den çıkıp ordan alınan gazla kaset çalara takıp vay amına koyim daha neler eşliğinde eve yürümek acaip keyifliydi.
Can you feel the pain I feel?
I’ve lost all sense of what is real.
o zamanki kıt ingilizcemle de anlayabildiğim ender kısımlarındandı albümün. :)
Bu albümü ne kadar çok sevdiğimi anlatamam 10 yıldır sürekli dinliyorum, canım bişe dinlemek istemediğinde bile aklıma bu albüm gelir, açarım başta sona… Mikael bence eşsiz bir vokal,beste yapma kabiliyeti zaten tartışılmaz. Ghost Reveries çıktığında sanırım en iyi Opeth albümü bu demiştim ama yok Still Life bir başka, doyumsuz bişe…
lise bir’deydim. aynen ahmet’in death ile ilgili olarak yaşadığını yaşamıştım. metallica, megadeth vesaireden başka bişey bilmezdim, aramazdım da. arkadaşım tutturdu Opeth dinle diye. uzunca bi sürede umursamadım. her neyse bi gün çıktı “AL ULAN” diye bütün albümlerinin olduğu bi cd verdi. ondan sonraki bi seneyi de Opeth’ten başka bişey dinleyemeyerek geçirmiştim. yeni şeylere açılmıştım açılmasına da doyamıyordum Opeth’e. Muhteşem bir albüm. 5.1 mix’inin iç kapağında Mikael’in anlattığı üzere ne kadar zor şartlar altında kaydedilmiş olduğunu inanamıştım. Özellikle My Arms, Your Hearse gibi bi albümün ardından hala para kazanamamış olmamaları inanılmaz.
Bence geri plana itilme konusunda Moonlapse Vertigo’nun da pek aşağı kalır yanı yoktur. Yerine göre duygu manyağı ya da oldukça gergin olabilen o garip lead gitarlar da albümün orjinalliğinde önemli pay sahibidir sanırım. Birikimim kısıtlı olduğu için kesin yargıya da varamıyorum :)
Bir de hakikaten The Moor’un yarısından sonrası Opeth’in yaptığı en güzel şeylerden. Hele “Melinda is the reason..” dan sonra giren o sade gitar, üstüne gelen vokaller.. Çok pis canım..
Bunun kadar zevkten geberten yeni grup keşfetme anını bir tek Scenes From A Memory’de yaşamıştım herhalde, bu kadar kişiyle paylaşmak güzel. :)
opeth’in bu albümdeki soundu, opeth albümleri içerisinde en iyisidir. mellowluk ve çiğ sertlik opeth şarkılarında aynı anda bulunabilir, fakat bu albümdeki çok keskindir. bu keskinlik, albümü muhteşem yapan en önemli ögedir bence. mesela serenity painted death’teki brutal vokallerin öküzlüğüne ben başka hiçbir opeth şarkısında rastlamadım. gene face of melinda ve the moor’un mellowluğu, dinleyenleri mayhoş bir moda sokması da opeth’in diğer şarkılarında en azından bu şarkılar kadar görülmüş bir durum değil. yani demeye çalıştığım opeth bu albümüyle her şeyi en iyisinden yapmaya çalışmış ve başarmış.
bu albümden sonra nasıl blackwater park’a geçiş yapmışlar, orası ise ayrıca incelenmesi gereken bir konu bence. iki albümün arasında dağlar kadar fark var sound olarak. herkesin aksine ise blackwater park’ı ben bir türlü sevemedim ya. oysa millete sorsan en sevdiğin üç opeth albümü nedir diye, kesin bwp’yi söylerler.
opeth albümleri içerisinde bana göre en iyi sound ghost reveries’dedir. her enstrümanı rahatlıkla takip edebiliyorsunuz, zil sesleri, baslar, klavyeler keza çok iyi duyuluyor. morningrise’da biraz öyle. blackwater park, watershed ve diğer albümlerde sanki boğuk geliyor sesler. kapalı bir sound var. bu albümden sonra blackwater park’a geçişin en önemli ismi steven wilson’dur. eğer o olmasaydı opeth’in farklı yönünü göremeyecektik. damnation, deliverance v.s.
Herkes Ghost Reveries diyo ama benim de en az sevdiğim, 3-4 parçası hariç en az dinlediğim Opeth albümü odur. Hatta bugüne kadar 5-6 kereden fazla dinlemediğim parçalar var içinde, ki baya fazla Opeth dinleyen bi insanım. :)
Aynen benim de öyle. Hatta şaşırır dururum insanlar ne buluyor o albümde o kadar diye. Reverie / Harlequin Forest dışında da öyle çok bayıldığım bir şarkı barındırmıyor. İnsanların zevkleri aynı grup için bile fazlaca değişebiliyor demek ki :) En sevdiğim Opeth albümü My Arms, Your Hearse zira.
20.03.2011
@havitetty, şarkı şarkı ayırıp bakmak hata aslında o albüme. Çok güzel bir sound yaratıldığını düşünenler beğeniyor o albümü (ben de dahil).
ghost reveries’in tadı bir başka. tool, porcupine tree, 70′ler progresif rock’ı, cazı ve blues’u mükemmel bir şekilde heavy metal içerisine adapte etmişler o albümde. bende opeth’in bu değişik sentezlerinin en iyisini de bu albümde bulduğum için ghost reveries diyorum. davuldaki martin lopez’i ise hiç demiyorum. arap müziği etkilerinden tut klasik bir caz davulcusu gibi çalıyor o albümde ve bu da benim çok hoşuma gidiyor. o albümdeki tonlar da mükemmel. “ghost of perdition”, “beneath the mire”, “atonement”… bunlar burun kıvırılmaması gereken şarkılar. detaylarda saklı birşeyler. bu siteye aslında bu albümün de kritiği lazım be! :))
Evet kritik güzel olur :) The Grand Conjuration dışında her şarkısı nefis, soundu cillop gibi, davuluyla vokal melodileriyle denenen şeylerle baya renkli bir albüm bence Ghost Reveries. Kiminin sevmediği Isolation Years benim en sevdiğim Opeth şarkılarından. Hatta forumlarında bu şarkıya zayıf diyen birine “Come the fuck on!..” diye çıkışmıştı Mike :) Dahası güneş altında dinleyebiliyorum bu albümü :)
Ben de pek ısınamadım Ghost Reveries’e. Deliverance’ın da hastasıyımdır çoğunluğun aksine. Özellikle Wreath şarkısına.
Benim için de Still Life’tan sonra Deliverance gelir. En sevilen Opeth albümleri muhabbetlerinde neden adı geçmez anlamam. Dinlerken adama kendini çok yalnız hissettiriyor diye midir nedir.
aslında bir opeth serisi de ne iyi giderdi be.
Seri olmaz artık ama tüm albümler yakın zamanda konacak aralıklarla. Başka istek seri varsa peçeteye yazıp yollayabilirsiniz, repertuarımızda varsa okuruz. :)
yalnız amma puan yapmış arkadaş, helal olsun. blackwater park kritiğine ’11′ butonu isteriz.
Yok yok böyle iyi bence.
Yakında kendi kritikleri de gelir ama, şimdilik buraya koyayım. iki tane harika piyano cover’ı yapmış arkadaş:
20.03.2011
@Ahmet Saraçoğlu, the Grand Conjuration coverı isteriz lan!
Nefis olmuş cidden. Sertliği aşıp müziğin içine giremeyen arkadaşlara izletilesi :)
2008′de çıkardıkları remastered edition, çok lezizdir. bütün prodüksiyon problemlerinden arınmış, tertemis bi sounda büründürmüşler albümü. 5.1 surround olması da cabası. süper albümdür. 9,5 alır netekim..
bi sürü grup dinliyorum hepsinin “en sevdiğim albümleri de şudur” diyebileceğim albümleri mevcut ama opeth in yok. hepsi ayrı güzel, hepsini ayrı seviyorum. gerçi ghost reveries ilk, still life da en son dinlediğim opeth albümü olmalarından dolayı biraz(cık) ön plana çıkarlar. bu albüme 12 vermek lazım çünkü 12 den vurmuşlar direk olarak…
Seerenity Painted Death’in 52. saniyesinde giren melodi sanki Opeth’in özeti gibi geliyor bana.
Nasıl 10 ya :) – mi var acaba başında o 10′un =p
özet = hiç sevmem..!
20.03.2011
@sceptiquas, tamam.
23.03.2011
@cCc the grand conjuration cCC, çok haklsın kardeşim
11 puanlık albüm, o ortalama ne öyle??? 7.45 ne???
12.03.2011
Not bir şey ifade etmiyor. Hatta toptan kaldırılsa keşke , hiç bir şeyi yansıtmıyor çünkü.
Ortalama notun s.klenmemesi gerektiğini bir kez daha hatırlattı bana bu not. 7.30 ne lan? Biri el atsın la şuna.
7.30 bildiğin hakaret olmuş bu albüme.
beyler okur notu konusunda şikayet edildiği andan itibaren albümün notunun daha da düştüğü %100 oranında kanıtlanmış vaziyette. Hiç takılcak mevzu değil hakketten.
20.03.2011
@duraganyolcu, pardon kardeşim, haklısın susalım.
20.03.2011
@duraganyolcu, Okur notuna yapılan yorumu eleştirince yeniden yükseliyor mu ne, bunu da gözlemleyelim. 7.30 dan 8′in üstlerine çıkmış çünkü kısa zamanda not. :-)
20.03.2011
@Aeonian_Lich, birileri dünden beri megadeth ve opeth albümlerine seri oy basıyor, nasıl oluyo bilmiyorum. belki de sitede para dolu çantalar dolaşıyor, belli olmaz.
20.03.2011
@bloodshower, Dark Funeral spirit strikes back!
20.03.2011
@Aeonian_Lich, gizemli bir olay abi. işin içinden çıkamayız. sırf bunu dediğin için tekrar düşüşe bile geçebilir. ama şu anda düşüşe geçeceğini fark ettiğim ve iddia ettiğim için düşmez de, ama yükselmez de, bence site patlar.
20.03.2011
@duraganyolcu, Ahahaha :D
21.03.2011
nasıl seri oy verdiklerinin bir yolunu yazıyım da işler iyice boka sarsın:
bir adet firefox alınır. araçlardan gizli tarama başlatılır. pa’ya girilir, oy verilir, firefox kapatılır. hemen ardından pa’ya gizli taramayla tekrar girilir ve tekrar oy verilir.
bilen biliyordur zaten ama bilmeyenlerle seri oy kullananlar arasında şartlar eşit olsun en azından.
bu albümü 100 kere dinlemişsem ”Godhead’s Lament”adlı eseri 1000 kere falan dinlemişimdir…
albümdeki Benighted in introsu camel ın never let go parçasından birebir arak.şaşırtıcı