# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
OPETH – Orchid
| 09.11.2010

“Forest Of October” şarkısını Türkçeye “Kasım Ormanı” şeklinde çevirenlere selam olsun.

Cidden durum böyle. “İngilizce gonuşuyom ben yuaaa” diyen sevgili kardeşlerimiz bu şarkıyı böylece katletmişlerdir. “Lan olm ne alakası var bunun konumuzla? Akıllı ol!” diyebilirsiniz.

Alakasını yazı boyunca açıklayacağım ama burada kısaca değineyim: “Orchid”, Opeth’in ilk albümü olmasına rağmen, barındırdığı şarkılar, o şarkılardaki söz ve müziğin hayvaniliğinden dolayı, albümle ilgili yapılan her yanlış yorum, kurulan gramer hatalı her cümle, bu klas albüme hakaret niteliğindedir. Evet arkadaşım bu kadar da iddialıyım.

Yukarıdaki çılgınca girişin detaylarına ufak ufak girelim. “Orchid”, Opeth grubunun 1995 yılında çıkan ilk albümü. Grubun yarattığı “extreme progressive metal” tarzıyla alakası olmayan, daha çok “progresif black metal” gibilerinden bir albüm. Şarkı sözlerine baktığımızda black metal türünde sık sık yer verilen “orman, ay, gece, karanlık…” gibi kavramların sıkça kullanıldığını görebiliyoruz. 2006 yılında Londra’daki Camden Roadhouse konserinde Mikael (askerlik arkadaşım) Under The Weeping Moon şarkısını anons ederken, “bu şarkı black metal saçmalığı içeren bazı sözlere sahip” diyor. “Ağlayan ayın altında gülüyorum” diyen bir adamdan başka ne beklenebilirdi ki zaten?

Tabii bu bize albümü direkt olarak “black metal lan bu” diye damgalama hakkını vermiyor. Şarkı sürelerine baktığımızda ortalama bir black metal şarkısının 2,5-3 katı uzunluğunda şarkılar mevcut. “Progresife bayılırım amaaaa” diyenlerdenseniz bu bir sıkıntı yaratmayacaktır, ancak değilseniz albümün içine girmek, çoğu kişi için tüm Opeth albümlerinin içine girmek kadar zor olabiliyor. Burada 9,5 dakikadan kısa olmayan şarkılardan bahsediyoruz, boru değil… tabii bunlar enstrümantal olmayanlar. Enstrümantal olan en baba şarkı şöyle birşey olmakta.

Vokal ve gitarda Mikael “Bay Opeth” Åkerfeldt, ikinci gitarda Peter Lindgren, bas gitarda Johan DeFarfalla, davulda ve piyanoda Anders Nordin şeklinde oluşan bu kadro, grubun “My Arms, Your Hearse” albümüne kadar korunarak yoluna devam etti. Kadro neden yamuldu peki? Mikael ve Peter, Johan’ın gruba tam anlamıyla uygun olmadığını düşünüp onu gruptan şutlamaya karar vermelerinin üstüne baterist Anders’in “Brezilya’ya yerleşiyorum beyler, görüşürüz sonra” diyip gitmesi kadroya iki Uruguaylı baba adamın dahil olmasını sağladı. Ya bas gitariste kafam girsin ama bat… neyse duygusallığı bırakıp devam edelim

Ne diyorduk? Hah, evet hayvanlık. PasifAgresif sakinlerinden biri Opeth’in “Morningrise” albümü için şöyle bir cümle kurmuştu: “Tek bir şarkının tek bir riffinden herhangi bir black metal grubu 2-3 albüm çıkarır.” (imza, Exorsexist). Bu cümlenin doğruluğuna kimsenin laf edeceğini sanmıyorum, ancak bu durumun Orchid albümüyle başladığını söylemekte de fayda var. “Tek bir şarkıdan n (n elemanıdır hayal gücü genişliği) tane şarkı çıkar” önermesini doğrulayan ilk albüm Orchid’dir.

Sağlam gitar riflerinin çokluğuna, sağlam bateri partisyonları ve baslar eşlik ediyor. Ancak yapılması (en azından benim fikrimce) çok zor birşey var ki, Opeth bunu başarabilen ender gruplardan biri (hatta belki de tek grup). Hızı, melankoliyi, duyguyu ve agresifliği bir arada görebildiğimiz riffler ve sololar yazabilecek kadar yetenekli adamlar bu Mikael ve Peter ikilisi. Onun yanı sıra bas kullanımı da çok iyi, ancak daha iyilerini de göreceğiz diyip topu Martin Mendez’e atıyorum. Bateriler için de aynı şey geçerli, ancak yine de Anders Nordin’in performansı da yabana atılacak gibi değil.

“Albümün en baba şarkısı şudur” diyemediğim gruplardan biridir Opeth. Her şarkısını her albümünü ayrı severim, ancak Forest Of October denen hadise bambaşka birşeydir. Ekim (bazılarına göre kasım olarak değişiyor) aylarında anlamı daha da fazla olmasına rağmen, yılın 12 ayı boyunca dinlense de ekim ayında ormanda tek başınıza geziyormuş hissiyatı yaratan 13 dakikalık muhteşem bir şarkı. İlk solosundaki hız ve agresiflik, şarkının sonundaki soloda yerini duygusallığa ve melankolizme bırakıyor. Şarkı için epik demem yeterli olurdu muhtemelen ama duygusallık bastırdı.

Albümle ilgili olarak değinebileceğim bir başka nokta daha var ki bu oldukça ilginç. Requiem şarkısının sonu aslında The Apostle In Triumph şarkısının başına eklenmiş ama bu durum grubun isteği doğrultusunda değil, tamamen mastering sırasındaki bir hatadan dolayı meydana gelmiş. İşin daha ilginç tarafı, bu hali sanki çok daha iyi olmuş. İyi niyetli hata böyle birşey olsa gerek.

“Morningrise” gibi bir şaheser öncesinde yapılabilecek en güzel çalışma ancak böyle birşey olabilirmiş herhalde. “My Arms, Your Hearse” albümü ile açtığı yolda “Still Life” ve “Blackwater Park” gibi şaheserlerle ilerleyen Opeth’in, “Orchid”-”Morningrise” dönemine geri dönmeyeceğini anlamak için Mikael’in açıklamalarını takip etmeye gerek yok. Sadece bu iki albümün hastasıysanız, geri kalanları çok da önemsemeyeceksiniz. Kötü albümler mi? Kesinlikle hayır. “Ama bunlar çok başka be abiiiii” diyen arkadaşlar, sapına kadar haklısınız. Gerçekten çok farklılar.

darth sidious

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.40/10, Toplam oy: 256)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1995
Şirket
Candlelight Records
Kadro
Mikael Akerfeldt: Vokal, gitar
Johan De Farfalla: Bas
Anders Nordin: Davul, piyano
Peter Lindgren: Gitar
Şarkılar
1. In Mist She Was Standing
2. Under the Weeping Moon
3. Silhouette
4. Forest of October
5. The Twilight Is My Robe
6. Requiem
7. The Apostle in Triumph
  Yorum alanı

“OPETH – Orchid” yazısına 69 yorum var

  1. Ahmet Saraçoğlu says:

    Opeth’in kariyerinde Mikael Akerfeldt’ten bile daha önemli birisi varsa, o da elemanlara bu imajın olmayacağını söyleyen kişidir. Her kimsen, insanlık adına sana teşekkür ediyorum.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, bunu söyleyen kişiyi çok kısa vadede dikkate almadıklarını zannediyorum. my arms, your arms’ın içinde şöyle bir yazı var;
    “Gentlemen as we are, we bow our heads to those who have worked hard in favour of this volume, and also to those kind enough to purchase it.”
    bu ne uyuz bir beyfendilik lan?…

  2. Ufuk says:

    Hanımlar, özel günlerinizde… Yok lan, yanlış başlık…

  3. Emrah says:

    Peki nedir Forest of October’ın Türkçesi?

  4. Ahmet Saraçoğlu says:

    Karıştıranlara hızlandırılmış İngilizce yardımı:

    Eylül, Ekim, Kasım, Aralık yılın SON Dört ayı. “SON D” kısmını alın,

    S(eptember)
    O(ctober)
    N(ovember)
    D(ecember)

    bu sayede asla karışmaz bi daha. :)

    Deathwish

    @Ahmet Saraçoğlu, Ben bu yöntemi kendi kendime bulmuştum :D Halk arasında yaygınmış demek ki :p

    Ahmet Saraçoğlu

    @Deathwish, bana da başkası söyledi, o anda itibaren eski ben değildim.

    anonim

    @Ahmet Saraçoğlu,
    come september
    forest of october
    dirge for november
    dance of december souls

  5. Ufuk says:

    Oktoberfest’ten de hatırlayabilirsin. Hani şu sünger gibi bira içmenin adetten olduğu ay.

  6. b says:

    bir ilk albüm için fazlasıyla iyi duruyor. hiç black metal olarak (bu görüşün yazıyla ilgisi yok genel kanıyla ilgisi var.) dinlemedim hiç öyle gelmedi bana. aksine my arms your hearse’den de progresif bulurum bu albümü.

  7. Sambalici says:

    Tamam öyle büyük bir Opeth fanı hiç olmadım, hatta gruba genel olarak çok sonra ısınabildim ama bu albüme hala dayanamıyorum. Morningrise’ı ne kadar seviyorsam Orchid de o kadar başarısız geliyor bana, garip.

  8. özgür says:

    uzun süre Opeth’in en iyi albümü olduğunu idda ettim. Sonra çok dövdüler beni, çok hırpaladılar. Sonradan fikrimi Opeth’in en sevdiğim albümü şeklinde değiştirdim. senin ben aklına şaşayım dediler. fakat varsın desinlerdi, saydırsınlardı.

    Bi de bana göre Forest of October da Opeth’in en iyi şarkısıdır. son peygamberdir. bir daha zor gelir.(ama belli olmuyo biliyosunuz.)

    devilsadvocate

    @özgür, “forest october”‘u “The Twilight Is My Robe” la değiştirip altına imza atarım. en dolu albümüdür opeth’in.

  9. Avcı says:

    Vay anam böyle bir kapağın altında Death Metal etiketini mi görecektik?

  10. northern darkness says:

    doom/death manyağı olduğumdan mütevellit hastasıyım bu albümün. hatta abartayım, sadece “in mist she was standing”, melodileri, tempo değişimleri (5:35′te giren kısımla bir anlık tiamat semalarına gitmek) , vokali ile benim için tüm opeth diskografisinin yerini tutabilir.

    daha bu ilk şarkısı ile (benim için) standartlarını oturtmakla kalmamış, aynı anda da mükemmelleştirmiştir opeth. yuh yani.

    Ertuna Yavuz

    @northern darkness, bu albümün doom/death ile alakası yok.

    northern darkness

    @Ertuna Yavuz, var.

    Ertuna Yavuz

    @northern darkness, doom/death, tıpkı geleneksel doom gibi ahenksiz (gavurcada dissonance dedikleri), ağırlıkla yavaş tempo ama bazı nadir durumlarda orta tempo, ayrıntısız yekpare basit melodiler taşıyan, çoğunlukla olabildiğince boğuk perdeden akorlu gitarlarla çalınan, basit şarkı yapıları olan, en önemlisi ve en belirleyicisi de sabbathvari minör skalaları kullanmasıyla ayırt ediliyor. bu enfes opeth albümü hızıyla, ahenkliliğiyle (consonance), detaylı ve karmaşık şarkı yapıları ve melodileriyle, akustik interlüdleriyle, daha duygusal skalaları tercih etmesiyle ve birçok skala kullanmasıyla, doom/death olmaktan çok uzak bir albüm. neden bu yanılgıya kapıldığını biliyorum, sebebi sana hüzün duygusu vermesi. ama doom/death hüzünden, duygu yüklü notalardan ziyade tam tersine gaddar, renksiz, ahenksiz, duygusuz, depresif notalarla icra ediliyor. kimilerinin duygusal rifler icra ettiğinden doom/death zannettiği diğer gruplardan biri de Agalloch’tur. my dying bride, anathema, paradise lost gibi doom/death türünün öncülüğünü yapmış, bu türün en tipik numunelerini verdikleri 1990′larda çıkardıkları albümleri dinleyip karşılaştırmanı öneririm.

    northern darkness

    @Ertuna Yavuz, açıklamalar ve öneriler için sağol.

    yalnız, “hüzün duygusu” aldığım için albümü doom/death “yanılgısına” sokmuyorum, bu bakımdan yanılgıda olan sensin. ben sadece dance of december souls, turn loose the swans vs. gibi albümlerle bu albümün kesiştiği yerler olduğunu düşünüyorum ve buna göre de bu albümün doom/death ile alakası vardır diyorum. albüm doom/death albümüdür demiyorum yani. umarım anlaşılmıştır.

    Ubeydullah İndiroğlu

    @northern darkness, yoktur hacım bu albümün Doom/Death ile alakası.Ertuna Yavuz arkadaş yeterince açıklamış zaten.Melodiler,riffler,kullanılan fikirler,üstünde durulan “duygusal yoğunluk” Doom/Death Metal gruplarının üslubundan çok farklı.

    Dance Of December Souls Katatonia’nın bile tekrar etmediği “özel” bir albüm.Direk Black/Doom Metal’e girecek bir atmosfer ve müzik var,Orchid’e göre çok ağır ilerliyor.Turn Loose The Swans desen,o da genel olarak ağır tempolu bir albüm,Orchid’e göre çok daha karamsar ve karanlık,temponun arttığı kısımlarda Opeth’in müziğiyle benzerlik taşımıyor.Orchid ve Morningrise’ın asıl farklılığı çift gitar partisyonlarını çok iyi kullanmasıdır ve Doom/Death Metal gruplarında Opeth’in ilk dönemindeki gibi bir çift gitar kullanımı çok nadir bulunur.Ha,bu albüm ve Morningrise yeni nesil Doom/Death Metal gruplarını etkiledi dersen,katılırım katılırız ama albümün Doom/Death Metal türüyle anılması taraftarı değilim açıkçası.

    Ayrıca b’nin yorumuna da katılıyorum,bence de bu albümde Black Metal etkisi yoktur.

    northern darkness

    @Ubeydullah İndiroğlu, bir anlaşılma problemi olduğu açık.

    doom/death türü olarka anmıyorum, doom/death ile alakası var diyorum. doom/death türünden etkilenmiştir ve içinde de o etkileşimler vardır diyorum. tutup da bahsedilen albümlerle benzeşmeyen noktaları sıralamak, bu bağlamda, manasız yani.

    ayrıca black metal etkisi de vardır bence yine. albüm çok orjinal görülüp belki hiç bir tür ile teması istenmiyor, ama bü albümde doom da death de black etkisi de var.

    The Songless Bird

    @northern darkness, bu albümün doom/death ile hiç alakası, hiç benzerişliği yok. black sabbath bu türü icat eden gruptu. dolayısıyla gelmiş geçmiş bütün grupların doom metal ile bağıntısı olduğundan bu albümün de vardır gibi abidik gubidik bir şey söylemek istiyorsan lafım yok ama turn loose the swans’ın bu albümle bırak doğrusal bir şekilde kesişmeyi aynı düzlemde bile yer alması sözkonusu değil. ayrıca farkında mısın bilmiyorum ama her mesajda alakası vardır, vardır, vardır diyorsun ama mesela hangi konuda alakası vardır söylemiyorsun.

    tarkan – kış güneşi: akustik doom
    the corrs – forgiven, not forgotten: clean gotik doom
    metallica – and justice for all: epik thrash doom
    ajdar – çikita muz: avantgarde doom

    Sambalici

    @northern darkness, “adam haklı beyler”, tür olarak doom/death denemez tabi ki northern darkness da bunu söylüyor zaten ama döneminde çıkan bazı doom/death albümleriyle hava olarak ortak yanları yok değil, müziğin birebir örtüşmediği ortada ama ben atmosfer açısında çok aykırı görmüyorum.

    Black metal konusunda da Akerfeldt bir çok röportajında Orchid’deki black metal yönelimini vurguladığından bana o konuda tartışmak manasız geliyor, saf bir black metal albümü elbette değil ancak albüm üzerindeki yoğun etkisi hissediliyor.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Sambalici, evet, bir de zaten bir müzikte black metal etkisi olması için illa blast beat’ler, çiğ vokaller veya o tarz bi black metal unsuru olması gerekmiyo bence. his olarak da gayet black metal tadı verebilir bir şey. bu akustik bi pasajla da yakalanabilir, takip eden iki-üç notayla da. yine de ben de Opeth’in en black metal atmosferli albümünü MAYH olarak görenlerdenim.

    northern darkness

    @Sambalici, anlayan insanın hali başka oluyor, oh be. metal müzik etiketlendirme nazilerine de güzel günler diliyorum.

    Ertuna Yavuz

    arkadaşlar bu anlayışla yaklaşırsanız yalnız Opeth için değil birçok metal albümü için doom/death atmosferini andıran örüntüler bulmak mümkün ama lafa ‘doom/death manyağı olduğumdan…’ diye aşırı vurgulu bir şekilde başlayınca haklı olarak böyle bir albüm için yanıltıcı oluyor, zaten mevcut olan bu genel yanılgıya da katkı sağlıyor, ben de buna işaret ettim yalnızca. açık fikirlilikle, her şeyi kesin sınırlarıyla çizmeyelim nazi olmayalım vs anlayışlarıyla hiç ilgisi yok bunun.

  11. Exorsexist says:

    haha kendi cümlemi görünce şaşırdım. arada morningrise mı daha iyi orchid mi diye düşünüyorum, karar veremiyorum. bu albüm biraz fazla iç karartıcı. under the weeping moon, twilight is my robe gibi baya baya iyi şarkılar olsa da çok zor geliyor bazen dinlemesi.

  12. Elvan says:

    benim gözümde opeth’in en iyi albümü, en baba albümü, opeth’i gözümde opeth yapan albüm. bu albümü gerçekten deli gibi sevenler için diğer albümler cidden (morningrise hariç) çok yavan geliyor. orchid ise tam bir müzik ziyafeti; tek bir “öylesine” yapılmış şarkı yok.

    şarkıların %90′ında roller coasterla maksimum yapıp, akustik gitarlar ve clean vokaller esnasında aşağıya doğru süper hızla iniş yapmak gibi bu albüm daha ne olsun.

  13. baldur says:

    “Forest Of October” şarkısını Türkçeye “Kasım Ormanı” şeklinde çevirenlere selam olsun.

    ulan siz böyle demişsiniz ya aklım şeye gitti, herhalde oradaki forest of october ile simgesel bir şey anlatılıyor o yüzden “kasım ormanı” şeklinde çevirenleri eleştirmişsiniz. halbuki ilk etapta october’ın ekim olduğunu ve sizin bunu eleştirdiğinizi düşünemiyor:)

  14. rajeesh says:

    fazla opeth dinleyen biri değilim ama dinlerken en çok zevk aldığım opeth albümü budur sanırım

  15. Volkan Atay says:

    The Apostle In Triumph hala en sevdiğim opeth parçasıdır.

  16. tiplere bak te allaam

    darth sidious

    @dave_s_mustaine, senin de acayip fotoların var evlat, nete sızdırmiim onları :p

  17. Ahmet Saraçoğlu says:

    Albümde en sevdiğim şarkı The Twilight Is My Robe. Görmezden geliniyo sanki biraz.

    caksu

    @Ahmet Saraçoğlu, Repimi verip çıkayım.

    anonim

    @Ahmet Saraçoğlu, bana en sevdiğin 10 opeth şarkısı say deseler, ilk beşin içinde bu üçü bankodur: the twilight is my robe, in mist she was standing ve forest of october. advent de bankodur.

    yazı için teşekkürler. bu sitede öyle veya böyle olması gerekiyordu. orchid konusunda hiç objectif değilim benim için yeri çok çok ayrıdır. çok özeldir. 12-13 yıl oldu sanırım ilk dinlediğimden bu yana. ve sevgim hiç azalmadı. günden güne daha az metal müzik dinleyen biri olmama rağmen. neyse orchid güzellemesini yeterince yapmıştım başka bi albüm yazısı altında (morningrise’dı sanırım). tekrar teşekkürler.

  18. kritikte dikkatimi çekti. albüm kapakları orjinal değil. opeth still life’a kadar kapaklarında logo kullanmadı.

    havitetty

    @ege/jokernthiefmother, “The original Century Media pressing in the US had the band logo printed on the
    cover (much to the band’s dismay).” diyor metal-archives’da.

  19. Exorsexist says:

    The Apostle in Triumph’ın 7.25 saniyede başlayan sesi kemana benzer tuhaf enstrumandan nefret ediyorum lan

  20. Deon says:

    İlk dönem Opeth’in hem müzikal, hem şiirsel açıdan bende yarattığı etkinin büyüklüğü yorum yapmamı güçleştiriyor. “En”ler arasında bu albüm de, eski çağlarda tozlu eski bir büyü kitabını açar gibi dikkatle açıyor ve rakı masam yoksa bu işlere girişip ruh sağlığını tehlikeye atmıyorum. Bazı pasajlar cidden transa sokuyor beni, resmen korkuyorum açmaya paranoyak oldum artık.. Çok histerik oldu farkındayım ama durum bu.

    imza : die-hard fan.

  21. kör sünnetçi says:

    en sediğim opeth albümü, ikinci sırayı da mayh alır, morningrise a pek itibar etmem çok piyasa bir albüm gözümde nedense, bu albüm çıktığında her fanzinde başka türle isimlendirilmişti, içinde birçok tür barındıran katmanlı bir albüm. bu yüzden kimi balck/doom diyor albüme kimi death/doom ama bir ben göremiyorum heralde bu albümün doom kısmını.

    Elvan

    @kör sünnetçi,

    Morningrise mı piyasa bir albüm? ee o zaman (bismillahirrahmanirrahim) Nectar ne?!

    kör sünnetçi

    @kör sünnetçi, orchid ve mayh ı birbirine benzetebiliriz fakat morningrise onlardan farklı bir albüm dinlenebilirliği yüksek akustik kısımları bol, bu nedenle öle hissediyo olabilirim bu benim kendi fikrim, bir de black rose immortal opethçileri öle hissettirmiş olabilir. (bu cevap daha anlaşılır bunu aktif ederseniz daha iyi olur)

    Elvan

    @kör sünnetçi,

    orchid ve morningrise diğer albümlere benzemiyor asıl, çok farklı bir yerde duruyor ikisi de.

    “morningrise a pek itibar etmem çok piyasa bir albüm gözümde nedense”
    “black rose immortal opethçileri”

    black rose dinlenmeseydi piyasa olmayacaktı yani senin gözünde albüm, dinlenmese iyiydi he mi?

    ayrıca mikael mesaj atmış: “abi 2010′da, metalin metalciye doyduğu yaştayız, nolur söyle artık bizim albüm ve şarkılarımızı insanları küçümsemek için kullanmasınlar, çok üzülüyoruz grupça:(” diyor.

    kör sünnetçi

    @Elvan, yok dinlensin benim derdim o değil morningrise ve black rose immortal ı bilen orchid ve mayh ı da bilsin isterim, duygusal yaklaşıyorum olaya ve bu benim tamamen subjektif yorumum, belki orada hata yapıyorum,

    ayrıca mikael e söle rahat olsun birini metalcilik adına küçümseyeceksem opeth e gelene kadar tonla grup var, opeth in daha sert albümleri var.

    Enver Yilmaz

    @kör sünnetçi, damnation opethçisini, harvest opethçisini duymuştum da bunu ilk defa duyuyorum.

    Berker İlhan

    @Enver Yilmaz, hakkaten ha bende garipsedim şimdi..

  22. Mardukcan Belphegorgil says:

    çocuk da yaparım kariyer de

  23. Chuck Reis says:

    Şu kötü albümü(bana göre) bile incelemişsiniz ama my arms your hearse albümüne el atmamışsınız. ayıptır günahtır…

    Ahmet Saraçoğlu

    @Chuck Reis, az kaldı ona da.

    Elvan

    @Chuck Reis,

    Hayat ne garip, birilerinin kötü albüm diye yaftaladığı albümde benim vücudumdaki bütün kıl tüy diken diken oluyor, dinlerken aldığım hazdan da abartmıyorum gözlerim doluyor. Vay arkadaş.

  24. mutadali says:

    @kör sünnetçi morningrise albümüne laf attığına göre hakikaten körmüssün arkadaş ,başka ne desem boş.

  25. devilsadvocate says:

    “The Twilight Is My Robe” opeth’in yarattığı en büyük şarkıdır. onun sayesinde morningrise’ı da burun farkıyla geçerek kanımca opeth diskografisinin en tepesinde yer alan albümdür. kemiksiz”10″

  26. XRacer says:

    albüm cidden şahane ya, debut albüme göre çok çok iyi gerçekten. Tek tek geçmeyi sevmem ama “The Twilight Is My Robe”‘un ikinci yarısı hayatımda duyduğum en iyi nota kombinasyonlarına sahip. Daha iyisi yok, olamaz herhalde.

  27. Rotten Angel says:

    seneler evvel, still life albümünü ekşi sözlükte biri ”stil yaşam” diye çevirmişti.

    başlığı görünce aklıma geldi.

  28. Elvan says:

    Listenin başında bir Death bir Metallica olmasa direkt gelmiş geçmiş en iyi albüm ilan edebileceğim bir albüm. Öl desin öleyim. Şu an ağlıyorum ve bu yazıyı yazıyorum biliyor musun? Under the weeping..

  29. Mert says:

    Favori Opeth albümün hangisi söylemezsen ağzını burnunu kırarız dediklerinde Morningrise diyorum ama bunun da ondan kalır yanı yok, hakkı çok yeniyor yavrucaamın.

  30. Elvan says:

    Şu şarkıyı hiçbir zaman canlı-kanlı dinleyemeyecek olmanın verdiği hüzün:

    http://www.youtube.com/watch?v=8JzU98d2xXw

  31. anonim says:

    bu albüm bu kadar berbat bir kritiği hak etmiyor.

  32. Onur Atakan says:

    Bence Opeth’in en iyi albümüdür.
    Albüme kötü diyen arkadaşların kusura bakmasınlar ama biraz üşengeç olduklarını düşünüyorum.Belki ilk bir kac dinlemede sevilebilecek alışması kolay bir album değil ama alışıldığı zaman bırakması imkansız, mükemmel bir albüm.

  33. Murat 'HISTORIAN' KARAN says:

    96 veya 97 idi.Enis KIZILKAYA’nın o zamanlar tek başına kotardığı Enred dergisinin kırmızı kapaklı 7. sayısında, Mikael ile yaptığı telex röportajı, benim Opeth ismine ilk şahit olduğum yerdi. Aslında o röportajın içeriğinden bahsedecektim ama ne yazık ki geçen senenin başlarında, odamın en ücra köşelerine kadar yaptığım aramalara rağmen dergiyi bulamadım ve kahroldum tabii ki. İşte söz konusu bu röportajın girişinde sevgili Enis’in belirttiği üzere, adamın tavan yapmış özgüveni (kimilerince kendini beğenmişliği) fena dikkat çekiyordu. Nereden bilelim, meğer adam grubuyla iki tane muazzam albüme imza atmış olmanın rahatlığı içinde cevaplamış soruları. Ülkemizden bir derginin yapmış olduğu bu ilk Opeth röportajı, Mikael’in üslubundan sebep grubun ismini hafızama kazımıştı. Gel zaman git zaman Morningrise’ın müthiş başarısıyla birlikte, grup ülkemizde de yavaştan adını duyurmaya başlamıştı bile. En sonunda efsanevi haftalık dergi Şebek’te yayınlanan, favori yazarım Şanver OFLUOĞLU’nun kaleminden çıkmış Opeth makalesi artık bu grubun peşine düşmemin zamanının çoktan geldiğini fısıldıyordu kulağıma. Şanver üstadım, her iyi grubun ilk dönemlerinin orijinal olduğu varsayımından hareketle, fazla dejenere olmadan Opeth’i tanımamızı tavsiye ediyordu. Ben de bu tavsiyeyi emir telakki ederekten, düştüm albümün peşine. Lakin nereden bulacaktım bu grubu?
    Bir ara İstanbul’a yolum düştüğünde, Akmar’da bile bulamamıştım aradığımı. Acaip merak ediyordum öyle böyle değil. Bu arada okuduklarımı birleştirdiğimde, grubun şarkı sürelerinin çok uzun olduğundan ve bilinen şarkı yapılarının dışında tekrarlara dayanmayan bir mantıkla oluşturulduklarını anlıyordum, ah bir de dinleyebilseydim …
    Heyecanlı ve uzun bekleyişim, Eskişehir’deki Esnaf Sarayında son bulacaktı. En üst katta bulunan DJ Club Hakan’ın vitrinine bakarken, yan yana dizilmiş renkli kapak resimleri de bulunan bir dizi çekme kaset dikkatimi çekmişti. Hakan hayatındaki en hayırlı işlerden birini yapmıştı çünkü bunlar dönemin en sağlam extreme metal çalışmalarıydı. Plaktan kayıt Anathema-Serenades,Cradle Of Filth-Vempire, Bethlehem-Dictius Te Necare, Opera IX-The Call Of The Wood, Moonspell-Under The Moonspell,Moonspell-Wolfheart,Moonspell-Irreligious, Paradigma-Skadi aklımda kalanlar olmuştu. Bu seri için dünyanın parasını bayılmıştım ama olsundu. Tahmin edebileceğiniz gibi bu serinin içinde Orchid bulunmaktaydı. 90′lık kasete çektirip evin yolunu tutmuştum. Yanımda walkman olmasına rağmen, albüme eve kadar dokunmadım.
    Müzik setinde dinlerken, daha ilk seferde nutkum tutuluvermişti. Saniyeler ilerledikçe ne kadar müthiş bir şaheserle karşı karşıya kaldığımı anlıyordum. Tereddütlerim vardı lakin ilk intiba son derece ikna ediciydi. Parçalar yılan ölüsü gibi uzun ama öküz leşi gibi ağır değildi. Müzik bazen bir nehir gibi gürül gürül, bazen de küçük bir dere gibi şırıl şırıl akıp gidiyordu. Çift gitarın kendi arasındaki konuşmaları ve paslaşmaları nefis bir uyum dahilinde ilerliyordu. Riffler, melodiler ve can alıcı sololar bu müziğin bir gitar müziği olduğunu tescilliyordu. Akustik gitar bölümleri çok zarifti. Müzik hızlanıyor, yavaşlıyor, duruyor ama bir tek şeyi yapmıyordu, müzikte tekrar diye bir şey yoktu, bir duyulan şey bir daha işitilmiyordu. Bu o güne değin duyduğum hiç bir şeye benzemiyordu. Mikael’in brutalleri müziğin vurucu etkisine tavan yaptırıyordu. İcra yönünden bass ve davulların da gitarlardan aşağı kalmadığını, mütevazi prodüksiyona rağmen tane tane duyulduklarını söylemek lazım.
    Davulcu Anders Nordin’in piyanoyla icra ettiği enstrümantal parça Silhouette, albümün en özel dakikalarına ev sahipliği yapıyor. The Twilight Is My Robe’da akustik gitarların önünde icra edilen 3.45′den sonraki temiz vokaller ne kadar şiirselse, 8.08′den sonraki canhıraş brutaller bir o kadar yıkıcı etkiye sahip. The Apostle In Triumph’da Mikael’in önce kurt gibi uluyup ardından
    ”In the forest
    Where the wolves cry their agony unto the moon”
    deyivermesi her seferinde beni o karanlık ormanın taa ortasına atıvermiştir.
    Müziğin tüm sertliğine rağmen şiirsel bir anlatıma sahip olması, yüksek enstrüman hakimiyetinin yanında vokallerdeki bu derin ızdırap hissine de bağlıdır. 98 yılında tanışıp Iron Maiden konserine beraber gittiğim ilk metalik dostum Erdem’e grubu tanıttığımda, o da hayran kalmıştı gruba. O sıralar Eskişehir’de öğrenci olan Erdem, Bozüyük’e ailesine geldiği her seferinde olduğu gibi, telefon edip dışarı çıkma teklif ettiğinde kabul etmiştim. Buluştuğumuzda Orchid’deki bu yoğun ızdırap halinin beni çok etkilediğini, bir internet kafeye gidip albümün sözlerine bakıp bakamayacağımızı sorduğumda, sağolsun kırmayıp soluğu bir internet kafede almıştık. Erdem sözlerin fazla kişisel olup mecazi bir dille yazıldığını dolayısıyla anlaşılmasının güç olduğunu söylemişti ilk etapta. Sonrasında kafa kafaya verdiğimizde şöyle bir sonuca varmıştık: Adam geceleyin bir ormana gider ve orada sislerin içinde bir kadına rastlar. Gece boyunca türlü hayallere dalıp, halüsinasyonlar görmeye başlar. Sonunda yağmur yağmaya başlar ve sabah olur. Kısaca olay budur ama işin içine yetenek girince, ortaya böyle muazzam bir şey çıkıyor işte.
    Erdem ile birlikte, 2003′te Dio’nun headliner olduğu Rock The Nations festivalinde izlediğimiz gruplardan biri de Opeth idi. Peter Lindgren gruptaydı henüz Havanın yavaştan kararmaya başladığı o müthiş İstanbul akşamında, ülkemizde ilk defa sahne alan Opeth’i omuz omuza izlemek unutulmazdı.
    İşte yukarıda yazdıklarımın sonucu olarak, Orchid’in Opeth’in en iyi albümü olduğunu net bir şekilde söyleyebilirim. Benim grupla tanışmamı sağlayan Enis Kızılkaya ve Serhat Bektaş’a, artık grubu zaman kaybetmeden dinlemem konusunda verdiği tavsiyesi için üstadım Şanver Ofluoğlu’na ile albümün konsepti konusundaki yardımları dolayısıyla ilk metalik dostum Erdem Korkmaz’a en derin sevgilerimi sunarım.
    Anonim nickli arkadaşın Morningrise kritiğindeki yorumunda dediği gibi:”sevmiyorum ulan dedim. daha progesif, daha teknik daha prof daha bilmemne opethinizi alın, bana doksanların daha karanlık, daha kuzeyli, daha amatör, daha soğuk opethini geri verin dedim”
    Gerçekten 90′ların sonundaki logosuz Opeth’i çok özledim. Hiç olmazsa Thulcandra’nın Dissection’ı kopyaladığı gibi, logosuz Opeth’i kopyalayacak bir babayiğit yok mu ya?

    Sinan Ceylan

    @Murat ‘HISTORIAN’ KARAN, Hocam isminizdeki o “Historian” titrinin hakkını vermişsiniz yazıda. Vay canına… İşte bunlar hep metal. \m/

    Bende Saklı Kalsın

    @Murat ‘HISTORIAN’ KARAN, Beni bu albümle tanıştıran Murat Abi’dir. İlk dinlediğim Opeth albümü, arkadaşımın evinde dinlettiği My Arms, Your Hearse’tü. Bu albümü ise Murat Abi, dinlememi istediği bir yığın kasetle birlikte verdi. Ne yalan söyleyeyim, diğerlerinden bu albüme sıra gelmesi bir hayli uzun sürmüştü. Daha utanç verici bir olay, albümün çekilmiş olduğu kasedin B yüzünün başında kaldığını bile fark etmeden The Twilight is My Robe’un açılış parçası olduğunu düşünerek dinlemeye başlamamdı. Akşam karanlığı henüz çökmüşken Akerfeldt’in “in the coldness of night” çığlığıyla ortamın da etkisiyle gelen ürpermeyi ve sırtımdaki karıncalanma hissini hatırlıyorum.
    Genelde bir grubun en sevdiğim albümü, ilk dinlediğim albümüdür. Ancak bu durum Opeth içi farklı.
    Bir de şarkı sözleri geceyi anlatsa da, benim için bu albüm, ilk dinlediğim zamanların da etkisiyle, puslu sonbahar günlerinin albümüdür. İlkbaharda da gidiyor tabi :)

    Murat 'HISTORIAN' KARAN

    @Bende Saklı Kalsın, Alper, ne güzel günlerdi değil mi? Eskişehir’i bilenler bilir. Şehrin en güzel yerlerinden biridir Porsuk kenarındaki Adalar mevkii. 90′ların sonunda çok daha güzeldi. Burada Sıla kafe önü ise değişmez mekanımızdı. Hemen hemen her hafta cumartesi buluşurduk seninle ve diğer arkadaşlarla. Ne güzel müzik muhabbetleri dönerdi anlatılacak gibi değil. Çok şeyler paylaştık, çok güzel anılar biriktirdik. Hatırlayınca burnumun direği sızlar hep. Ve şimdi sen bu müthiş klasiği sayemde tanıdığını söyledin ya, pek bir mutlu oldum. Sağolasın, görüşmek üzere kendine iyi bak dostum.

  34. Murat 'HISTORIAN' KARAN says:

    Sinan kardeşim, öncelikle nazik iltifatınız için teşekkür ederim. Evet, işte bunlar hep metal müziğin bize yaşattığı ayrıcalıklı heyecanlar. Yalnız bir cumartesi akşamında, biraz da oiseaux nickli arkadaşın Morningrise kritiğine yapmış olduğu yorumun gazıyla, geç saatte de olsa Orchid dinlemeye başladım. Sonra bu duygu patlamasını elimden geldiğince yorumlamaya çalıştım elimden geldiğince. Tekrar teşekkür ederim, kendine iyi bak.

  35. Oiseaux says:

    @Murat ‘HISTORIAN’ KARAN, o yazıda orchid den kısa da olsa bahsetmediğime pişman oldum sonra. Orchid de de ilk apostle in triumph dinlemiştim. 8.23-10.16 arası yaşadığım şok da hayatımın üçüncü şokudur sanırsam. Sonra zaten üçüncü kez ruh ele geçirme operasyonu oldu :D. Apostle in Triumph la ilgili bir şey daha var ki o da, Opeth in benzersiz yaratıcılığından kaynaklıyor kanımca, 5.05 ve 5.32 arasındaki riffin inanılmaz kısa tutulması. Sonsuza kadar çalsa usanmadan dinleyeceğim bir riffin sadece 10 dakikalık bir şarkıda sadece 25 saniye çalması… Orchid böyle garip bir albüm işte. Bütün alışkanlıkları yıkıp atıyor. Senin yazınla da ben gaza geldim bugünü Orchid günü ilan ettim kendime. :) Selametle.

    Murat 'HISTORIAN' KARAN

    @Oiseaux, Morningrise ile ilgili ilginç detaylardan biri; Mikael’in albüm kitapçığındaki notunda belirttiği üzere, bu albümdeki bazı parçaların Orchid için tasarlanmış materyaller olduğudur. Ama bu konuda sadece Black Rose Immortal örnek olarak gösterilmiş. Gerçekten en Orchid kokan parça da, Black Rose Immortal’dır yani. Hem çok yırtıcıdır, hem naiftir aynı zamanda da ilk albümün karanlık hissine sahiptir. Bu iki albüm, birbirilerine en benzeyen albümlerdir diskografilerine bakıldığında. Bir diğer deyişle, Morningrise Orchid’in devamı niteliğindedir.
    Bu gün Orchid dinlemene vesile olduğum için çok mutlu oldum açıkçası. Aynı şekilde ben de bugün Morningrise dinledim upuzun bir aranın ardından. Birbirimizi etkilemiş olmamız çok güzel. Orchid’i kış mevsimi bitmeden mutlaka dinlemek istiyor ama o ruh haline bir türlü bürünemiyordum. Geçen günkü yorumun bunu başarmamı sağladı. Bu sebeple sana özellikle bir teşekkürü borç biliyorum. Kal sağlıcakla…

  36. Arcatera says:

    Orchid ve Morningrise’dan başka albümlerini dinleyemiyorum. O kadar kaliteli albümler.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.