# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
FIRST FRAGMENT – Gloire éternelle
| 02.11.2021

Bir grubun kendi türü içerisinde seviye atlamasına, hiyerarşide bir üst basamağa çıkmasına, turne afişlerinde logosunu 2-3 kat büyütmesine tanık olmak üzereyiz.

Bir müzik türünün neredeyse birincil kıstası, gereği, olmazsa olmazı aşırılık, fazlalık, zor icra edilirlik ve kompleks olmaksa o müzik türü içerisinde yaratılan şeyler ya hayranlık uyandıracak ya da zorlama olarak kalacaktır. Metal evreni içerisindeki her türün kendine özgü özellikleri, dinamikleri, alametifarikaları olsa da her türün içerisine farklı unsurlar entegre edilebilir, her tür ister minimal ister sofistike şekilde icra edilebilir. Pek çok alt türe ayrılan death metalin başına “teknik” sıfatını alan teknik death metal alt türünün ise olmazsa olmazı, varlık sebebi icra edilen müziğin müzisyenlik açısından zorlayıcı, yetenek ve beceri gerektiren bir anlayışla icra edilmesidir. İcra açısından minimal ilerleyen, şarkı yapılarının kompleks olmadığı, az sayıda nota basılan, sade ve duru bir teknik death metalden söz edilemez.

Tabii tüm bunların değerlenmesi ve anlam ifade etmesi için, yaratılan şeyin müzikal bir değer taşıması da önem arz etmektedir. Deneyimli döner ustalarından duyabileceğiniz “dönen her şey döner değildir” lafı gibi, içinde milyarlarca nota olan her teknik death metal albümün de türün gereklerini layıkıyla yaptığı iddia edilemez. Türün bir notalar çöplüğüne dönüşmemesi adına grupların bu notaları akılda kalıcı, yaratıcı, uzun ömürlü yaklaşımlarla bir araya getirmeleri gerekir. Getirmezlerse ne olur? Getirmezlerse elbet kimse o grupların teknik death metal icra etmediğini iddia edemez, ancak benzerlerinin binlercesini gördüğümüz gibi kısa sürede unutulur giderler ve gitar tab’ı sayfalarını doldurmalarına rağmen zihinlerde pek bir iz bırakamadan notalar denizinde kaybolurlar.

Bugün bu türün günümüzdeki en önemli temsilcilerinden biri olan Kanadalı grup FIRST FRAGMENT’ın uzun zamandır beklenen ikinci albümü “Gloire éternelle” ile birlikteyiz. Son 10 yılda underground metal dünyasının adını en hızlı duyuran ve muazzam bir üretkenlikle kendine hayran bırakan isimlerinden biri olan Phil Tougas önderliğinde kurulan FIRST FRAGMENT, Kanada’nın Fransızca konuşan coğrafyasının teknik/progresif death metal geleneğini layıkıyla devam ettiren bir diğer üst düzey grup. İlk albümleri “Dasein” ile çıktığı yılın en değerli işlerinden birini sunan grup, 14 yıllık çalışmanın ve emeğin meyvesi olduğunu söyledikleri ikinci albümleri “Gloire éternelle” ile teknik death metal konusunda dünyanın en önde gelen birkaç grubundan biri olduğunu tartışmasız şekilde kanıtlıyor.

Son 10-15 yıllık teknik death metal dağarcığımıza baktığımızda, NECROPHAGIST sonrasında kurulan OBSCURA’nın ve bahsettiğim Kanada geleneğinin en önemli temsilcilerinden olan BEYOND CREATION’ın hem müzikalite hem de bilinirlik anlamında türün en ön plandaki grupları arasında yer aldığını görüyoruz. Ortaya koyduğu müziğin eşsizliği ve yanına yaklaşılmazlığı noktasında SPAWN OF POSSESSION gibi gruplar da yine teknik death metalin son 15 yıldaki en değerli işlerine imza atan topluluklar arasında.

“Dasein”le türün takipçilerini kendine bağlayan, çok başarılı bir giriş yapan FIRST FRAGMENT ise birkaç gün öncesine kadar yine underground kesim içinde değerlendirilen ve sadece türün meraklılarının aşina olduğu bir grup olarak teknik death metal dünyasında yer almaktaydı. Ta ki 29 Ekim 2021 itibarıyla çıkan ve FIRST FRAGMENT’ın günümüz teknik death metal ortamının en önde gelen grupları arasına bilinirlik açısından da adını yazdıracağına emin olduğum yeni çalışması “Gloire éternelle”in çıkışına dek…

Teknik death metal hayranları, gün bizim günümüz… Çok üst düzey olduğunu zaten bildiğimiz bir grubun kendi türü içerisinde seviye atlamasına, hiyerarşide bir üst basamağa çıkmasına, turne afişlerinde logosunu 2-3 kat büyütmesine, hayran kitlesini hatırı sayılır düzeyde genişletmesine tanık olmak üzereyiz.

“Gloire éternelle” ile ilgili söylemek istediğim ilk şey, FIRST FRAGMENT’ın albümü resmen nakış gibi işlemiş ve hiçbir detayı boş yere olmayacak şekilde akıl almaz düzeyde zenginleştirmiş olması. Albümdeki gitar işçiliği, icra açısından zor olmasının yanı sıra beste, düzenleme ve şarkı trafiği açısından da elit seviyede. BEYOND CREATION’a attığı imza teknik death metal tarihine geçen Forest’ı kadrosuna katmasıyla birlikte çok daha dehşet uyandıran bir güce dönüşen FIRST FRAGMENT, müzisyenlik açısından baktığımızda uzun yıllardır karşımıza çıkan en kompleks, en yanına yaklaşılmaz, en ceket ilikleten işlerden birini ortaya koymuş.

Ancak dediğim gibi üst düzey müzisyenlik, ileri seviye enstrüman hakimiyeti, kompleks beste yapma becerisi gibi şeyler türün sadece gereklilikleri. Bu türe değer katan şeyse tüm bunların müzikal anlamda bir kıymet barındırır şekilde kullanılabilmesinde yatıyor. Öncelikle söylemek isterim ki “Gloire éternelle” kesinlikle bir kas gösterisi, sadece kompleks olmak adına kompleks olma şovu, bodrum katında gitar çalarak geçirilen yılların nihayet görücüye çıkan rengârenk mastürbasyonu değil. “Gloire éternelle” devasa bir emek ve zaman yatırımının yaratıcılık ve yetenekle harmanlandığı, son derece organik, kompleksliği doğasına yedirmiş, aşırı derecede üst düzey bir albüm.

Albümün “Dasein”in üstüne çıkmasını ve FIRST FRAGMENT’ın hiyerarşideki yerini yükseltmesini, adeta teknik death metal içerisindeki “apex predator”lardan birine dönüşmesini sağlayan şey ise “Gloire éternelle”e entegre edilen tonla ilham, tonla fikir, tonla zenginlik. Albümü ilk dinlediğimde akımdan geçen şeyi doğrudan söyleyeyim. Bence “Gloire éternelle”de dikkat çekici düzeyde bir GOROD etkisi var. Özellikle “Process of a New Decline”daki, “A Maze of Recycled Creeds“deki kimi GOROD alametifarikalarının albüme entegre edildiğini görüyorum. Albüme adını veren açılış şarkısında bence bu açık şekilde göze çarpıyor. Adeta “Dasein” ile “Process of a New Decline” bir araya gelmiş gibi. Aynı şekilde “Le Veuve et Le Martyr”in başından görülebileceği üzere daha avangart karakterli, neredeyse eğlenceli, funky denebilecek türde durumlar dahi var. Bu tür olaylar bana net şekilde GOROD’u çağrıştırıyor ve albümün fikirlerle dolu manyaklığı içerisinde kendi yerlerine oturup birer silah olarak kullanılıyorlar. Yine açılış şarkısına dönersek, Tougas burada Al Dimeola ilhamlarını iyice gün yüzüne çıkarıyor ve “Dasein”deki ““L’entité”de benzerlerini gördüğümüz türde İspanyol havalarıyla albüme enteresen bir çeşitlilik katıyor. Esasında buna şaşırmamak lazım, zira bu durum sadece “L’entité”yle sınırlı değil. Müzikal açıdan “Gloire éternelle” ile epey ortak noktası bulunan 2019 çıkışlı EQUIPOISE albümü “Demiurgus“ta da bu tarz İspanyol rüzgârlarını tech-death içine yedirilmiş şekilde karşımızda bulmuştuk.

“Gloire éternelle”e baktığımda gördüğüm ve albümü “Dasein”den farklı bir karaktere büründüren bir diğer şey de albümdeki neo-klasik etkinin çok daha baskın oluşu. “Gloire éternelle”deki gitar işçiliğinde çok bariz, avazı çıktığı kadar bağıran bir Yngwie Malmsteen etkisi, hatta bunu daha da ileri götüren bir “saygı duruşu” durumu var. Phil Tougas albüm boyunca kendisini bugünlere getiren isimlerden olan Malmsteen’e defalarca selam çakıyor, resmen ona olan saygısını dile getiriyor. Sololarda zaten ayan beyan ortada olan bu durum, neo-klasik karakteri tüm bünyesinde içselleştiren “Pantheum” gibi bir şarkıda iyice ayyuka çıkıyor ve adeta ”Rising Force meets technical death metal” düzeyinde bir şeye evriliyor. Yine aynı şarkının 1.55’inde görülen türde şeker gibi, gayet pozitif havalı melodik kısımlar da albümün çeşitliliğine nefis katkılar yapıyorlar.

Benzer şekilde Jason Becker da albüm boyunca anılan ve etkisi yadsınamaz şekilde yansıtılan isimlerden biri. FIRST FRAGMENT özellikle sololarda -ki albümde kaç tane solo olduğuna ilişkin yapılan kısa açıklamayı bulup bakmanızı öneririm- karşımıza çıkan Beckeresque sweep’leri son derece cömertçe kullanırken, “Sonata en Mi Mineur”ün ilk yarısında da neredeyse doğrudan “Altitudes”a yönelik saygı ve sevgilerini dile getiriyorlar.

Bunun yanı sıra, Malmsteen etkisi ve teknik death metal dendiğinde akla gelen ilk şey olan THEORY IN PRACTICE de albümde bilinçli ya da bilinçsiz şekilde kendine yer buluyor. Türün underground deryalarına çok hakim olduğunu bildiğim Tougas bunu bilerek isteyerek mi yaptı bilmiyorum, ama ”Solus”un solosunda görülen aşırı bariz, tribute düzeyine yakın bir THEORY IN PRACTICE ve özellikle de “Colonizing the Sun” etkisi mevcut. 1.55’te başlayan solo resmen Peter Lake’e bir selam çakma mahiyetinde olmuş.

Karşılaştırma yapmak veya başka bir gruba saygısızlık etmek istemiyorum ama konu kompleks olmak olduğundan ifade etmek istiyorum; “Gloire éternelle” belki RINGS OF SATURN kompleksliğinde değil ama müzikal açından o tür bir sapkınlıktan -bence- çok daha değerli bir şey var karşımızda. Çünkü bu albüm mekaniklikten çok uzak; organik, melodik, müzikal olma peşinde koşan, rengârenk bir müzik sunuyor. “Oha bunlar nasıl müzisyen” dedirtmesine rağmen gözünüzün önüne Guitar Pro arayüzünü getirmiyor. Tüm bunlar üst üste konunca da karşımıza usta işi, heyecan verici, şaşırtıcı ve hepsinden önemlisi uzun ömürlü bir albüm çıkıyor.

Yılın bitmesine 2 ay kala, geride bıraktığımız 10 aya baktığımda “Gloire éternelle”i kendi tarzında çıkmış en iyi albümlerden biri olarak görüyorum. Geçen 10 ayla sınırlı kalmayıp son birkaç yıla baktığımda da aynı sonuca varıyorum. Dolayısıyla FIRST FRAGMENT burada gerçekten de tam bir gövde gösterisine imza atıyor ve teknik death metal adına yapılması gereken ne varsa fazlasını yaparak türün son yıllardaki en iyi işlerinden birini bizlere kazandırıyor.

Bu kapanışı çok beğendiğim ve önemli gördüğüm birkaç albüm için yapmıştım, “Gloire éternelle” için de gönül rahatlığıyla yapabilirim:

Teknik death metalle ilgileniyorsanız ve “Gloire éternelle”i dinlemiyorsanız, teknik death metalle ilgilenmiyorsunuz demektir.

Türe %1 bile ilginiz varsa, bu albümü dinlememek gibi bir opsiyonunuz yok.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.80/10, Toplam oy: 54)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Unique Leader Records
Kadro
Phil Tougas: Gitar, geri vokal, klavye, perküsyon, besteler
David AB: Vokal, sözler
Dominic "Forest" Lapointe: Perdesiz bas
Nick "Thriller" Miller: Gitar
Nicholas "Le Fou" Wells: Davul, geri vokal

Vincent Savary: Bas solo (9, 2. solo)
Steven Henry: İlave vokal
Şarkılar
1. Gloire éternelle
2. Solus
3. La veuve et le martyr
4. Pantheum
5. De chair et de haine
6. Sonata en mi mineur
7. Ataraxie
8. Soif brûlante
9. In'el
10. Mort éphémère
  Yorum alanı

“FIRST FRAGMENT – Gloire éternelle” yazısına 32 yorum var

  1. lammoth says:

    kutsal kitap gibi albüm. çevir çevir oku. 10/10

  2. Phil Tougas, 2017′den beri kadrosunda yer aldığı Alman progresif power/speed metal grubu Eternity’s End’den bu sene ayrıldı. İlginç olansa, grubun 2018 albümü “Unyielding”in kapağıyla “Gloire éternelle” kapağının yerleşim ve altlı üstlü iki bölüm gibi tasarlanması dolayısıyla baya benzemesi. İkisinden de yüce insan Adam Burke sorumlu.

    https://www.metal-archives.com/images/9/5/7/8/957831.jpg?1334
    https://www.metal-archives.com/images/7/4/8/9/748926.jpg?2509

    Bu arada Eternity’s End’i merak eden varsa, grubun kurucuları eski ve yeni Obscura üyeleri Christian Münzner, Hannes Grossmann ve Linus Klausenitzer. Yeni albümleri “Embers of War” da 26 Kasım’da çıkıyor.

  3. Phil’in bandcamp sayfasına yazdığı grup açıklamasındaki “For fans of: Yngwie Malmsteen, Cacophony, Racer X, Spawn of Possession, Capharnaum, Theory In Practice & Necrophagist” ibaresindeki 7 gruptan 5′inin kritikte yer alması ayrıca güzel bi tesadüf(?) olmuş. Ffo’da geçmeyen kritikte geçen gorod’dan bahsedince de “yea they’re one of the goats” diyordu.

    Solus’ta “bilerek mi isteyerek mi yaptığı” diye bahsedilen bölümü dinlerken benim de aklıma colonizing the sun geldi ister istemez. Sadece TiP’i grup açıklamasına yazmasından hareketle değil. Evvela konuşmuştum, TiP’e olan bakışını biliyorum. Ara ara storylerinde de colonizing the sun paylaşıyo zaten, 2-3 hafta evvel conspiracy in cloning’i paylaşmıştı mesela. Solus için “daha çok eski elegy demoları ve yngwie gibi tripletler var. Yani daha çok 80′ler etkilenimli” demiş. Lake’in de Yngwie etkilenimini göz önüne alınca şaşırmıyorum. Ayrıca phil’in albümdeki favori parçası da solus. Benim için favori parça seçmek çok zor, 10 parçanın 8′i contender ama soif brulante sanki bi adım önde şimdilik. Şöyle bi 16 milyon kere daha dinleyeyim kararımı öyle veririm.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, bandcamp sayfasındaki metni görmedim, 7 grubun 5′ini tutturduğuma, Gorod’u da bir şekilde tahmin ettiğime sevindim.

  4. Yazıyı uçakta, internet olmadan yazmıştım ve Gorod’un bir albümünün adı bir türlü aklıma gelmediğinden o kısmı sonradan düzeltmek üzere “XXXXX (bende tişörtü olan)” şeklinde geçmiştim. Orayı düzeltmeden yayınlamışım yazıyı ahah

    Şimdi düzelttim.

    Marvin Yanbasanyan

    @Ahmet Saraçoğlu, ahahah xxxx (tişörtlü olan) şeklindeki ibarenin olduğu paragrafın sonunda la veuve’nin klibi olduğu için klibi refere ettiğini düşünerek ben de “nick’in tişörtte unleash the archers, phil’in tişörtte watchtower var. Gorod nerde lan” diyodum. “Bende tişörtü olan” yazsa anlarmışım aslında.

    Bir de amorc noktasında katılıyorum ama ben process of a new decline’dan daha çok a perfect absolution’a yakınsadığını düşünüyorum. Ben de process’i daha çok severim fakat beslendikleri kaynak itibariyle bu albümün a perfect absolution’la daha çok ortak yönü olduğunu düşünüyorum. Bu yakınlığın ne kadar bilinçli olduğu ayrıca tartışılabilir tabii.

  5. Ouz says:

    Eline sağlık Ahmet.

    Gorod’un A Maze of Recycled Creeds albümünden sonra ilk dinlemede deli gibi çarpan bu ayarda başka teknik death albümüne denk geldim mi hatırlamıyorum açıkçası. Ophidian I albümü de iyiydi ama bu heriflerinki bambaşka bir kulvar resmen. Şarkıların birkaç saniyelik kesitleri üzerine bile uzun uzun konuşulabilecek bir yapım. Bayıldım oğlu bayıldım. Ben 10 verdim valla yalan yok.

  6. alternotalar says:

    Henüz albümü bir kere tamamen dinledim ve o kadar çok o kadar ” oha ” anım oldu ki..
    Klasiklerden biri olacak gibi duruyor.
    Defalarca çevirip iyice sindirmek istiyorum

  7. Yiğit says:

    Albüm insan işi değil. Şahsi fikrimce şu anda aktif olarak dünyanın en iyi basçısı olabilir Forest. Müthiş bir performans.

  8. Birkaç hafta evvel “AOTY bekliyorum, aşağısı hayal kırıklığı olur” demiştim. Sağ olsun, hayal kırıklığına uğratmadı. Phil’in kompozisyon ve emprovizasyon açısından günümüzün en iyi metal gitaristi olduğunu düşündüğümü söylemiştim. Sağ olsun, yüzümü kara çıkarmadı.

    Gruptan ve albümden sayfalarca bahsedebilebilir ama gözümde beyhude bi çaba bu. Ortada defalarca, anlayana kadar tekrar tekrar deneyimlenmesi gereken devasa bir iş var. Albüm anlatılabilir de bu deneyimin neyini nasıl anlatacaksın ki? Yaşamak gerek. Söylenecek çok söz yok. Bundan 20 yıl önce bryssling, suiçmez gibi enstrümanıyla ve klasik müzikle kafayı bozmuş gençler bu müziğin onurunu kurtarıyodu, bugün de değişen pek bir şey yok aslında. Ben bu gençlerden razıyım, var olsunlar.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Marvin Yanbasanyan, Bryssling metal dünyasında en çok kızdığım insan olabilir. Muhammed’den bile daha çok üzülüyorum onun yeteneğini harcamasına. Grubu ta 2003′te ilk albümü çıkar çıkmaz keşfetmiştim, hatta Jonas’la röportaj da yapmıştım.

    1000 yıl geçti, 100.000 kez dinledim; “Church of Deviance”a, “Lash by Lash”e, “Sour Flow”a hâlâ doyamadım.

    Marvin Yanbasanyan

    @Ahmet Saraçoğlu, ben bryssling’in ciddi anlamda manyak olduğunu düşünüyorum. Incurso’yu yazarken çok uzun süre hiçbir şey dinlememiş kasıtlı olarak, tamamen kendi zihninin ve yaratıcılığının damıtımı olsun diye ruh hastası. Ya da mesela erlend caspersen’in anlattığına göre -noctambulant zamanı grupta yoktu- noctambulant’taki her parçayı sadece bir rengi çağrıştırsın diye, daha doğrusu o rengin çağrıştırdıkları üzerine yazıyomuş. Bunlar tuhaf kafalar. Mektepli olduğu için biraz metodik yazıyordu, metodik yazıp onun kadar orijinal olabilen bi isim bile çıkmadı hala. Bırak onu post-tonal sularda gezinip müziği bu formda sunan ikinci bir grup bile yok zaten. Aynı şekilde muhammed gibi kontrpuan yazabilen bir tane adam gelmedi 17 yıldır. Bu adamlar birçok yönden eşsiz hakikaten, benzerlerini dahi bulamıyosun. Phrygian dominant’ta yüksek tempolu string skippingli riff yazayım, armonik minörde uçup kaçayım diyerek muhammed olunmuyo yani. Özlemek ve öfkelenmek dışında yapacak bir şey de yok anasını satayım. Bu ikisi geri dönsün diye şöyle bi crowdfunding dalgası olsa elde avuçtakinin hatrı sayılır bölümünden vazgeçecek çok adam var komünitede, kısıtlı da olsa kitleleri için obsesyon haline geldiler çünkü bi benzerleri yok. 1.000 yıl geçti ben de 100.000 kez dinledim hala bıkmadım lash by lash’ten. Bi benzeri yok çünkü.

    Bu arada geçen sene kimseden habersiz şekilde çok yüksek ihtimal jonas’ın youtube kanalı olduğu düşünülen bi kanaldan şöyle bir şey paylaşıldı, ondan kelli hala ses seda yok. Kanalı takibe alıp bildirimi açtım, olası bir paylaşımda buraları yıkarım.

    https://youtu.be/pyewxh7iGm8

    Marvin Yanbasanyan

    Ahahahah şunu yazdıktan 8 gün sonra bryssling döndüğünü açıkladı. Kalbimiz temiz diyelim.

  9. gXnn says:

    neymiş bu ya bu kadar övülmüş diye kritkteki youtube linklerinden birine tıkladım. 30 saniye dayanabildim.türe hakkaten %1 bile ilgim yokmuş.

  10. Ali Osman says:

    Yılın albümlerinden

  11. Opethsevenbiri says:

    Baya güzel yani iyi.. Dinleyin..

  12. Ouz says:

    Bayıldığım ayrıntıları tekrar tekrar dinliyorum, yine doyamıyorum. Coşkuyla biten bir filmi, sonunu bile bile yeniden izlemek gibi bir his veriyor bana albüm. Ama her defasında sahnenin farklı yerlerine bakıyorum, yine mest oluyorum.

  13. Unanimated says:

    Maşallah ulan!!!

  14. Dysplasia says:

    Diğer başlığında çok övdük, buraya da öveyim. Obscura’dan atak gelmezse yılın albümü bu olur heralde.

  15. enemyofgod says:

    Gloire éternelle (isim)(Fransızca): Sonsuz ihtişam

    9,5′tan 10/10

  16. P L A G U E says:

    Play tuşuna bastım, 5 buçuk dakika tahammül edebildim. Canlı yayında yuvarlanan uçan adam sabri misali cytotoxin-gammageddon’a yatay geçiş yaptım, şu an mutluyum. Hiç benlik değilmiş ama t.d.m. hastalarını aşırı memnun edeceği kesin.

  17. Ali Meral says:

    Merch ararken denk geldim. Facebook sayfalarında şöyle bir paylaşım yapmışlar, Pasifagresif’ten de bir alıntı yaparak:

    “I’m not really sure how to process the response we’ve had for this album. A lot of us in the band (including myself) were in a horrible place mentally when we made this record. Loss, mental anguish, crippling anxiety, etc, you name it. In fact when we were making this record was some of the worst times for me in recent memory. To see how much it made so many people happy is quite something. This is the true power of music, to be able to turn negativity into positivity. It unites people and brings joy. It also strengthened the bond between the band members.

    I’d like to share a quote from this 9/10 review from one of my favorite webzines Pasif Agresif, in which they say : “We are about to witness a band that we already know to be top-tier level up within their genre, move up the hierarchy, enlarge their logo 2-3 times on tour posters, and expand their fan base considerably” – We sure hope so. October 29th was such a busy day. So many “huge bands” (and very good ones at that, like our longtime friends Archspire) released their records all on that same day. I thought we’d be buried in there, and did not expect half the response we got. Truly surprised AND stoked! With that said there is still a lot of work to be done. The rest of the metal world does not know about us so we will continue to improve ourselves but we are still very proud of what we achieved as it is an extremely unique record in its own right. Sorry if this post sounds too personal. I don’t care to be a band that express themselves like robots on social media. At the end of the day, we’re just regular dudes. A huge thanks to our fans, Unique Leader Records and everyone curious enough to listen!”

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ali Meral, sağ olsunlar. Facebook kullanmıyorum, sen bunu paylaşınca haberim oldu, Instagram’dan röportaj teklifini yapıştırdım hemen. Zaten Instagram’dan da bizi takip ediyorlarmış, yeni fark ettim.

  18. M says:

    Cok uzun zamandir bir album basindan sonuna beni heyecanlandirmiyordu. Gercekten cok ustun bir sey dinlediginizi her notada hissediyorsunuz. Albumden aldigim zevki anlatmaya kelimeler yetmez.

  19. In’El’de 13.33′te giren aşırı power metalimsi modülasyon yapılan (sanırım, henüz çalıp da armonik bağlamda ele almadım) patternin sadece 15 saniye sürmesi sinirimi bozuyo. 3-5 kere daha çalsanız nolurdu lan? Burayı ilk duyduğumda keyiften kahkaha atmıştım ahahaha

    Albümde çok fazla power metal bölümü var, burası en tatlı olanı. Zaten ağır power metal hastası phil, türün kurdu. Bu albümü de neoklasik ekstrem power metal olarak sınıflandırıyor ama haliyle growl ve blastlar onu death metale çeviriyor. Konu death metal olunca daha old school kafada biri kendisi.

    Bu kadar çok pinch harmonic kullanmasını shaune kelley, swing kullanımını joey tafolla (en sevdiği gitaristtir) ve greg howe, nefis kontrpuan yazımını da bach hayranlığına bağlıyorum. 80′ler-90′lar shrapnel records külliyatı, klasik müzik, power ve death metal adamın kafasında birleşince ortaya bu albüm çıkmış.

  20. Hueyn says:

    Bu albüm ağır TDM sevmeyenlere göre değil tabi ama kitap gibi müzik yazmışlar. Çok seviniyorum bu tür grupları gördükçe, arşive birer birer şaheser arttırıyorlar.

  21. ihsanoird says:

    Neoclassical Seinfeld death metal

  22. Rashid says:

    Dinlemeden duramıyorum şu lanet albümü. Kafayı yicem lan bu ne. Çok nadiren bir albümü dinlerken bu kadar kıskançlık hissi içimi kaplamıştır. Çünkü bir grup kursam aynen böyle bir müzik icra etmek isterdim. Başından sonuna kadar döktürmüşler. Neoklasik ve tech death hayranı olarak bu iki türü bu kadar nefis harmanlayan ikinci bir grubu zor buluruz. Değil yılın direk tech death metal tarihinin en iyi albümlerinden birine imza atmışlar resmen.

    Bu arada Forest abim son yıllarda metal müzikte isim yapmış en iyi bassçıların başında gelir herhalde.

  23. Noumena says:

    O değil de albümün tamamında müthiş bir Malmsteen etkisi var gerçekten de. Ben albümü burada övüldüğü kadar müthiş bulmadım. Açıkçası bu sene beni Desolate daha tatmin etti teknik death metalde. Elim hep ona gidiyor.

  24. Solus 1.55′te yaptıkları Theory in Practice tribute’una aşığım cidden. O kadar değerli bir şey ki benim için. Her dinlemede tüylerim ürperiyor. Belki haberi yoktur diye Peter Lake’e de söyledim bak böyle bir şey var, dinle diye. O da “hemen bakıyorum” diye cevap yazdı ahah.

    “dede mode on” İnternetin bokunu yiyeyim ya, deli gibi hayranı olduğum adamla 2 dakikada muhabbet ettik durup dururken. “dede mode off”

    https://www.youtube.com/watch?v=iIQQBJpoXDQ&ab_channel=PeterLake

    Canım TiP.

    ihsanoird

    @Ahmet Saraçoğlu, albüme baştan sona bayıldığımı söyleyemem ama buradaki Theory in Practice göndermesinin ben de hastasıyım

    Bir de konu dışı ama sizce aşağıdaki şarkıda 08:10′da giren kısımda da ufak bir T.I.P. havası yok mu?

    https://open.spotify.com/track/5xgK2z3p9QFK3JCyYPuQKk?si=DxEi8NlCQqWUiYCvMkimTg&utm_source=copy-link

    Ahmet Saraçoğlu

    @ihsanoird, ben TiP havası alamadım. Yani bunu x2 hızlandırıp aralara tempoyu şaşırtacak ekstra notalar sokup bir de klavyeyle desteklense belki olabilir ama bu kısım bana daha çok doksanların daha standart tech-death gruplarını hatırlattı.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.