# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
EQUIPOISE – Demiurgus
| 15.12.2019

Çok kalabalık, çok uzun, gösterişli bi teknik death metal şenliği.

Güzel Türkçemizde resmen “demiurgos” diye bir kelime olduğunu ve bunun TDK’da yer aldığını biliyor muydunuz? “Eflatun felsefesinde evreni yaratan, yaratıcı Tanrı” anlamına gelen bu isim, MESHUAGGH’ın “Demiurge”ünde, bilmem kimin bilmem nesinde karşımıza çıktığı gibi, ABD’li teknik death metal grubu EQUIPOISE’in yeni albümü “Demiurgus”ta da önümüzde beliriyor.

Nick Padovani adlı müzisyenin projesi olarak başlayan EQUIPOISE, katılan diğer müzisyenlerle birlikte tam bir gruba dönüştü ve ilk albümü “Demiurgus”u da bu yılın Mart ayında piyasaya sürdü. Epey geç incelediğimin farkında olduğum “Demiurgus”, son dönemde ETERNITY’S END’in “Unyielding”i ile birlikte dinleyeyim deyip de bir türlü fırsat bulamadığım albümlerden biri. Şimdiye nasip oldu, bakalım nasılmış.

“Güçlerin ya da çıkarların dengesi” anlamına gelen EQUIPOISE’e dair söylenmesi gereken ilk şey grubun OBSCURA’ya ve FIRST FRAGMENT’a hayvan gibi benzemesi. Tabii teknik death metal yapınca ve bunu yapmak için modern bir tını seçince bunun olması gayet normal, ancak bu iki grubu seviyorsanız EQUIPOISE’u da sevmeniz dev bir olasılık.

“Equipoise” aynı zamanda bir steroid markasıymış (of buradan ne çirkin bağlarım he). “Boldenon undesilenat enjeksiyonu” için kullanılan bu steroid, zayıf atların kilosunu artırmak, kıllarını sağlıklı hâle getirmek, atı güçlendirmek için kullanılıyormuş. Aynı şekilde vücut geliştiriciler de kullanıyormuş, hatta yasal olup olmadığına dair tartışmalar varmış (kötü bağlama geliyor).

İŞTE EQUIPOISE MÜZİĞİ DE AYNEN BÖYLE STEROID KULLANMIŞ GİBİ…

Bu geyikler bir yana, grup gerçekten de çok atarlı, delişmen bir teknik death metal yapıyor. Yüz binlerce nota basılıyor, eski THE FACELESS davulcularından (ki bu kişiler epey fazla) Chason Westmoreland (“In Becoming a Ghost”ta çalan) deli gibi yardırıyor, basta BEYOND CREATION’dan Hugo Doyon-Karout şıkır şıkır akıyor. Grup müziğine çok dozunda bir klavye ve orkestrasyon da katarak müziğinin derinliğini ve katmanlı oluşunu artırıyor. Albüme ve gruba dair detaylara girecek olursak, EQUIPISE’u ilginç kılan şeylerden biri grupta 3 gitarist olması. Bunun yanı sıra albümde 10 adet konuk yer alıyor ve bunların 8 tanesi albüme sololarıyla destek oluyorlar. “Demiurgos”taki 3., 4., 5., 6. ve 7. şarkıların grubun 2016′daki “Birthing Homunculi” EP’sindeki şarkıların yeniden kaydedilmiş hâlleri olduğunu da belirtelim. Sonuçta ortada gerçekten de kalabalık bir kadro ve çok sayıda şarkı içeren ve 1 saati aşan bir süreye sahip olan bir albüm var.

Tüm bunlar bir araya geldiğinde, şimdiye dek yazdıklarımdan kafanızda tam olarak ne belirdiyse o şekil bir müzik çıkıyor. Barok bir havaya sahip olan ve “more is more” anlayışının egemen olduğu bu müzik, EQUIPOISE’un etkileyici bir kimliğe bürünmesini sağlıyor. Yapılan iş gerçekten takdir edilesi ve adamların enstrümanlarında usta olduklarını anlamak için müzik alimi olmaya da gerek yok. Bu bağlamda türü sevip de “Demiurgus”u sevmemek için fazla bir neden göremiyorum. Sanatsal, atmosferi kabul edilir düzeyde bir teknik death metal var karşımızda.

OBSCURA ve FIRST FRAGMENT benzerliğine geri dönersem, EQUIPOISE gerçekten de bu ikisinin aynı kaba konup çalkalanmasından oluşuyor. Öyle ki, albümde “Reincarnated” diye bir şarkı var ve bu şarkı isim olarak OBSCURA’nın “Incarnated”ına, müzik olaraksa FIRST FRAGMENT’ın “L’entité”inin başındaki gibi İspanyol tarzı klasik gitar kullanımına sahip. Yani adamlar tek şarkıdan iki gruba da selam çakmayı başarmışlar. Tabii bunlar zor işler; “ona benziyo işte aynı onun gibi yapmışlar” gibi bir basitleştirme yapmaya çalışmıyorum. Hayvan gibi müzisyenlik, akıl, zekâ var burada.

Son dönemde gayet kalburüstü işler yayınlayan The Artisan Era’dan çıkmasına şaşırmadığım “Demiurgus”, türü nota çöplüğüne ya da klonluğa bulayan pek çok grubun aksine ne yaptığını bilen bir izlenime sahip. İlham kaynakları elbette ki var ve bence epey de belli, ancak sonuçta elimizde dinlemesi keyifli bir teknik death metal albümü olduğu kesin. Elbette ki tür içerisinde başka tatlar arayanlar, EQUIPOISE’u fazla suni, jenerik vs bulanlar da olacaktır ama ben adamların işi bu noktaya getirmemek için yeterli çabayı sarf ettiğini düşünüyorum.

Pek çok şeyin eskisi güzeldi diye düşünmekte bir sakınca olmamakla beraber, çağın gerekleri ve avantajlarını kullanmanın da bir sakıncası yok. EQUIPOISE gayet dolu, zengin bir tech-death yapıyor ve türün meraklılarının arayacağı pek çok lezzeti bir arada sunuyor.

7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.12/10, Toplam oy: 17)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
Şirket
The Artisan Era
Kadro
Stevie Boiser: Vokal, sözler
Nick Padovani: Gitar
Phil Tougas: Gitar
Sanjay Kumar: Gitar
Hugo Doyon-Karout: Perdesiz bas
Jimmy Pitts: Klavye
Chason Westmoreland: Davul
Şarkılar
1. Illborn Augury
2. Sovereign Sacrifices
3. Alchemic Web of Deceit
4. A Suit of My Flesh
5. Shrouded
6. Sigil Insidious
7. Reincarnated
8. Dualis Flamel
9. Eve of the Promised Day
10. Waking Divinity
11. Ecliptic
12. Squall of Souls
13. Cast into Exile
14. Ouroboric
  Yorum alanı

“EQUIPOISE – Demiurgus” yazısına 4 yorum var

  1. Emre says:

    Prog death için son derece kötü geçen yılın açık ara en iyi albümü. Yılın bas gitar performansı da bu albümde. Özellikle Sovereign Sacrifices’ta fena yardırıyorlar. Bir sonraki albümde türün başat gruplarından birine dönüşürlerse şaşırmam.

  2. Marvin Yanbasanyan says:

    İlk dinlediğimde geçer not verip büyük oranda prodüksiyon sebebiyle üzerine pek düşmeyeceğimi düşündüğüm bi albüm olmuştu. Kanaatim öylesine yanlışmış ki, yıl sonuna geldiğimiz bugünlerde yıl içerisinde müzik dinlemeye ayırdığım 1526 saatin 87 saatini sırf bu albümü dinlemeye ayırmışım. 2019′da açık ara en çok dinlediğim albüm olmuş.

    Müzik gruplarını kendimce iki gruba ayırıyorum. Birinci grup: türün sınırlarını genişleten, daha önce yapılmayanı yapan, o türde müzik yapan grupları peşinden sürükleyen, ilham veren gruplar. İkincisi: pek de inovatif yaklaşımı olmayan, mevcut sınırların içerisinde müzik yapan, birinci gruptakilerden ilham alanlar. Hangi tür olursa olsun, o türde birinci gruptaki yenilikçi grupların sayısı iki elin parmaklarını geçmiyor. Yani dinlediğim grupların %99′unu ikinci kategoride değerlendiriyorum. Dinleyici olarak herhangi bir gruba yenilikçi yaklaşımı ödev bellemenin, böyle bir beklentiye girmenin ve buna göre albümü değerlendirmenin de yanlış olduğunu düşünüyorum.

    Equipoise da diğer 100 gruptan 99′u gibi ilham alanlardan. Ancak aldığı ilhama kattığı yorumlarla diğer 98 gruptan ayrılan bir grup. Sadece müzik olarak değil, hikayesiyle de diğer gruplardan ayrılıyor. Kadroya ve konuklara bakınca bu Nick Padovani adlı kişinin müthiş bir network’ü olduğu zannına kapılıyor insan ancak kazın ayağı öyle değil. Konuk olduğu bir podcastten aklımda kalanları aktarıyorum: Nick’in esasen bi’ network’ü yok; ne Phil Tougas’la ne Hugo’yla ne de albümde adı geçen herhangi bir müzisyenle tanışıklığı yok. Nick de sen ben gibi bu isimleri dinlediği gruplardan biliyor sadece. Bu makina mühendisi arkadaşın bizden farkı, albüm için yazdığı besteleri hayranı olduğu bu müzisyenlere göndermesi ve projesine davet etmesi. Ha, bir diğer farkı da şu: bu üstün müzisyenler bu besteleri beğeniyor ve projeye dahil olmak istiyorlar. 2015′te arkadaşı Zach’le emprovizasyon yapıyorken kurmaya karar verdiği Equipoise böylece hayranı olduğu müzisyenlerin dahil olduğu büyük bir projeye dönüşüyor.

    Albüm Illborn Augury adındaki introyla açılışını yapar. Açıkçası intro demek için biraz fazla iyi bu iki buçuk dakikalık şarkı. Albümün ikinci şarkısı için intro mahiyetinde yazılsa da asla es geçilecek türden değil. İkinci şarkı Sovereign Sacrifices adında bir düzenleme harikası. Albümde tempo değişiminin en fazla olduğu ve en hızlı şarkısı. Nefis riffler, müthiş bridgeler, şahane sololar… Beş dakikaya böylesine bi müziği sığdırabilmek, bu kadar teknik olup da böylesine “müzikal” kalabilmek hakikaten akıl alır gibi değil. Albümün diğer şarkılarına nispeten daha zor sindirilen ancak sindirince tadına doyulmayan bir başyapıt. Obscura etkileniminin zirve yaptığı sıradaki Alchemic Web of Deceit albümün en catchy, en melodik, en basit şarkılarından biri. Basit dediğime bakmayın, bu albüm standartında biraz basit sadece ve basit olması çok iyi şarkı olduğunu değiştirmiyor. Baştaki klasik gitar bölümü Soreveign Sacrifices’ın hızından sonra biraz nefeslendiriyor ve sonrasında yine gaz kökleniyor. Alchemic Web of Deceit’ten sonra “teknik death metal dinliyorum” diyen hemen herkese tanıdık bir şeyler çalmaya başlıyor. Çok açık şekilde Necrophagist’in The Stillborn One’ın riffi üzerinden gidilerek yazılmış bir riffle açılan A Suit of My Flesh albümün en groove parçası. Şarkının tamamını dinlemeye doyamıyorum ama Hugo’nun bass solosundan sonraki kısmı daha bi dinlemeye doyamıyorum. Söyleyecek olumsuz bir şey bulamadım, şarkı tek kelimeyle mükemmel. Shrouded flamenko gitarın sürüklediği bir filler track. Nick Padovani 1 saat boyunca dinleyicinin kulağına öküz gibi death metal abanmak istemediği için bu flamenko bölümleri serpiştirmiş albüme. Kendisi öyle söylüyor. “Olmasa da olurdu” diyene saygı duyarım fakat kanımca gayet yakışmış, zerre sıkılmadan keyifle dinliyorum bu filler trackleri. Bu flamenko pasajından sonra giren Sigil Insidious’un girişindeki riff A Loathing Requiem’in Lords of Lavish Filth’ini andırıyor (gerçi bu parçanın da bir bölümü Necro – Epitaph çakmasıdır da konumuz bu değil). Christian Münzner’in konuk olduğu bu parça yine albümün ağır toplarından. Reincarnated bana göre albümdeki en iyi filler track, bilmeyen adama Al Di Meola şarkısı diye yutturabilisiniz bunu. Sırada sekiz dakikalık epik bi şarkı var: Dualis Flamel. Açıkçası benim metal müzikten beklentilerimin çoğunu karşılıyor bu parça. Bunun haricinde diyebilecek çok şey bulamıyorum. Bu parça özelinde sadece iki şikayetim var. Birincisi: Şarkının ortasındaki iki dakikalık kesintisiz devasa solo bölümü sanki biraz törpülense daha iyi olabilirmiş. İkincisi: şarkı sonundaki mükemmel orkestrasyonu neden uzatmadınız ulan şerefsizler!? Sıradaki Eve of the Promised Day çok bariz şekilde Sceptic’in Voicea From the Past adlı şarkısından esinlenilerek yazılmış. Asla filler track diyemeyeceğim ancak albümün ağır topları arasına koymak için biraz kısa kalan bu nefis şarkıda klasik gitarda Nick’in arkadaşı Colin var. Bu araya parantez açayım: Nick’in de gitarist olarak kadrosunda bulunduğu, yine The Artisan Era’yla çalışan Virulent Depravity adlı grubun kurucusu Colin. Şu an için fena olmayan bir Spawn of Possession imitasyonundan ibaretler ancak ileride daha iyi işler çıkarabilecek potansiyeldeler. SoP hasreti çekenlere tavsiyemdir. Peşinden gelen Waking Divinity’de Hugo Doyon-Karout ve Phil sağolsun Beyond Creation ve First Fragment rüzgarı esiyor. Ecliptic’i geçince dinleyenleri Cynic selamlıyor. Diğer bütün esinlenmelerin ötesinde baştan aşağı Cynic’e referans amacıyla yazılmış prog death şarkısı bu. Cynic deyince hazır ol’a geçen, Cynic’i müzik hayatının başköşesine koymuş biri olarak bu girişimi takdir ediyor ancak şarkı daha iyi olabilirdi diyerek geçiyorum. Cast into Exile albümün belki de en kompleks şarkısı olsa da bana göre albümdeki en zayıf beste ve en az dinlediğim şarkı. Ouroboric’i yazdığı için Nick’e buradan teşekkürlerimi sunuyorum. Böylesine şahane bi albüm Cast into Exile’la bitmemeliydi. Tüm albüm boyunca kısmen arka planda kalan Jimmy Pitts Ouroboric’te ön plana çıkıyor ve şarkıyı şahane taşıyor. Bu müthiş enstrümantal parça fade out yaparak albümü kapatıyor ve ilk şarkı Illborn Augury bu parçanın fade out yaptığı yerden fade in yaparak başlıyor.

    Yıl bittiğinde o yılı en çok dinlediğim albümlerle, o yıl çıkan en beğendiğim filmlerle, o yıl izlemekten en keyif aldığım futbol takımlarıyla hatırlarım. Bundan sonra hayatım boyunca 2019′a ait bir şey görünce aklıma gelecek ilk şeylerden biri bu albüm olacak.

    Not: 9.5/10

    Daha önce PA’ya albümün kritiğini yazsam mı diye düşünüp peşinden vazgeçmiştim. Şimdi kritiği görünce kısaca fikrimi yazayım derken yorum mini-kritik oldu.

  3. ali says:

    Şu bass kullanımını tonu ve perdesiz oluşu nedeniyle bir türlü sevemedim. Sanki birisi orjinal albümün üzerine kendi kafasına göre bass eklemiş gibi duruyor.Kritik ile alakasız olacak ama bu kullanımın dengeli hali şimdilik sadece Augury’de var gibi. Dominic Laponite, Augury de bunu dengelemiş (galiba gitar normal perdeli olduğu için) ancak bu tonu gelecek First Fragment albümünde de baskılı bir biçimde sürdürürse o albümde benim için şimdiden çöp olacak.

  4. Dysplasia says:

    İçimiz dışımız black metal olmuşken ilaç gibi geldi bu albüm son anda. PA dışında da pek mecra takip etmiyorum artık, benim de haberim olmamış albümden.
    Ancak albüm bayaa bildiğin bassçının yüzü suyu hürmetine yapılmış. 3 gitar, vokal, davul ve klavyenin hepsi bass gitarın arkasında resmen.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.