# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
TRIVIUM – In the Court of the Dragon
| 17.10.2021

Arsenal’in Ekim 2018’de Fulham deplasmanında attığı 3. gol.

TRIVIUM’un kariyerine ilişkin düşüncelerimi grubun neredeyse her kritiğinde belirtmeyi görev edinmiş bir kişiyim. Grubu 4 kez canlı izledim, birinde kendi grubumla ön grup olarak açılışını yaptım, her albümünü yaladım yuttum ve kendilerini 15 yıldan uzun süredir dinlemekteyim. TRIVIUM’un 2000’lerin en yetenekli gruplarından biri olduğunu ancak bu yeteneğini her zaman doğru kullanamadığını düşünüyorum. Bu şekilde düşünmemi sağlayan sebeplerinden biri TRIVIUM’un 9 albümdür tamamen kendine özgü bir sound yaratmayı başaramamış olmasıydı. “Shogun” da dâhil olmak üzere ilk dönemlerinde son derece karakteristik bir kimlik sunan TRIVIUM “In Waves”le birlikte ticari olarak büyümüş ancak TRIVIUM klasiği denebilecek şarkı yazma istatistiğini -bence- düşürmüştü.

Bir diğer sıkıntım ilham kaynaklarını hâlâ fazlasıyla belli ediyor olmasıydı. “The Crusade”deki gibi bariz METALLICA öykünmeleri bir yana, TRIVIUM’u dinlerken Heafy’nin etkilendiği isimleri de öyle ya da böyle duymaya devam ediyorduk. Bu iki durumla bağlantılı olarak bence TRIVIUM istikrarlı bir kaliteyi tutturamıyordu ve albüm yayınlama sıklığı düşünüldüğünde bence ortalama bir seviyede ilerliyordu.

2005 yılında çıkan “Ascendancy” ile tanıştığım ve anında “bu grup çok büyüyecek” yorumunu yaptığım TRIVIUM, bizlerle birlikte büyüdü, gelişti, güçlendi ve çok da fazla bekletmeden 10. albümü olan “In the Court of the Dragon”la karşımıza çıktı. Geçtiğimiz günlerde PA’da bu albüme dair şöyle bir muhabbet döndü. Ne yalan söyleyeyim, açıkçası ben de buna yakın şeyler yazacağımı ve yine benzer bir yaklaşımla grubun tam anlamıyla “olmuş” dedirtecek bir iş yapamayacağını söyleyeceğimi öngörüyordum. İlk single’lar da bu düşüncemi fazla sarsmadı açıkçası. “İyi hoş, ama o kadar” noktasında seyrediyor ve yine önceki 2-3 albüm kalibresinde bir şey geleceğini tahmin ediyordum.

İnsanın tahminlerinde yanıldığı için mutlulukla dolduğu o an yok mu…

Albümü ilk dinleyişimde çok uzun zamandır ilk kez bir TRIVIUM albümünü dinlerken rahat bir nefes aldım. Resmen mutlu oldum, rahatladım. Nihayet (NİHAYET AQ) olmuştu. TRIVIUM nihayet olgun bir grup gibi yapması gerekeni yapmış ve pek çok açıdan çıtayı yükselttiği taş gibi bir metal albümü yapmıştı. Şarkılar akılda kalıcıydı, rifler zekice yazılmıştı, varyasyon desen vardı, müzisyenlik belki de grubun zirvesiydi, Heafy vokal performansının doruğundaydı, davullar müthişti, prodüksiyon alev alıyordu. Ayılıp bayılmadığım single’lar bile albüm içerisinde güzel gidiyordu. İlk tur bittiğinde ilk yaptığım şey play tuşuna tekrar basmak oldu. Uzun zaman sonra bir TRIVIUM albümünü inceleyecek olma fikri güzel ve heyecan verici gelmeye başlamıştı.

Şimdi buraya kadar içinden çıkamadığım geçmiş zaman kipini bir kenara bırakıp insan gibi anlatmaya başlayayım.

“In the Court of the Dragon” bana kalırsa “Shogun”dan beri çıkan en iyi TRIVIUM albümü. Bu son derece öznel bir yorum tabii ki, ancak böyle düşünmemi sağlayan kalemlerin fazlalığından bu konuda kendi adıma herhangi bir tereddüdüm yok. Grubun “Shogun”dan bu yana en büyük iki falsosu olarak gördüğüm “sıradan bir rifi sağlam prodüksiyonla parlatıp olduğundan fazlaymış gibi sunma” ve aynı tornadan çıkma nakarat melodileri konusunda “In the Court of the Dragon” için epey bir kafa yorulmuş. Gitarların uyumu, davula sunulan özgürlük ve Heafy’nin vokal konusunda ciddi şekilde geliştiğini gösteren işaretlerle albüm gerçekten de dinlemesi zevkli, sürükleyici ve uzun ömürlü bir yapıt hâline geliyor. Bunların yanı sıra; entrikalarla, ince işlemelerle ve tecrübeli dokunuşlarla dolu gitarlar “In the Court of the Dragon”ın bu denli etkileyici olmasını sağlayan unsurlardan bir diğeri. TRIVIUM bu albümde yaptığı şeylerin benzerlerini daha önce de defalarca yaptı, ancak sanki “In the Court of the Dragon”daki groove’lar daha bir groovy, yırtıcı rifler daha bir yırtıcı, yaratıcı anlar daha bir yaratıcı.

Synth’lerinden ve orkestrasyonundan Ihsahn’ın sorumlu olduğu albüm sadece bu yönüyle, hatta bilgeliğin sembolü ejderhayla bezeli kapağıyla bile bir tecrübe, bir ağır abilik hissi veriyor ve ayakları yere sağlam basan bir profil çiziyor. Elbette ki yine bazı ilham kaynaklarını hissediyoruz, yine %100 bir TRIVIUM kimliğiyle karşılaşmıyoruz ancak bana kalırsa “Shogun”dan beri belki de ilk kez TRIVIUM bu tarz bir kimlik sunması gerekmediğini, olduğu gibi yardırdıklarını ve böyle sevilmeleri gerektiğini hissettiriyor. Misal albüme adını veren şarkının nakaratına bakınca çok açık şekilde MERCENARY – “Velvet Lies” nakaratına benzediğini görüyorum, ki Matt Heafy’nin ne kadar büyük bir MERCENARY ve özellikle de “Metamorphosis” hayranı olduğu düşünüldüğünde (adam oturup albümün kritiğini yazıp yayınlamıştı) bunda çok da şaşılacak bir taraf yok. Yahut Matt Heafy’nin belki de kariyerindeki en iyi vokal performansını sergilediği “The Shadow of the Abattoir” 2000 sonrası IRON MAIDEN şarkısı gibi başlıyor ve sonra dallanıp budaklanıyor. “A Crisis of Revelation”ın nakaratında SCAR SYMMETRY’nin bir nakaratını, bir başka şarkıda açık bir MACHINE HEAD etkisini duyuyorum. Ancak TRIVIUM bu albüme öylesine kompakt ve “metal gibi metal” denebilecek bir metal sunuyor ki bunlara -belki de ilk kez- takılmıyorum.

Daha fazla detaya inecek olursak, TRIVIUM bu albümde gitar melodisi konusunda kendini aşmış ve göstere göstere “aha da melodi” diye bağırmadan pek çok bölümün melodiyle değil de “melodi desteğiyle” zenginleşmesini çok başarılı şekilde yapmış. Pek çok şarkıda nakarata veya x bir bölüme destek olan melodik gitarlar var. Bunlar belki aklınıza kazınacak, sokaklarda ıslıkla çalacağınız melodiler değil ancak dolgu görevini ve belirli bir bölümü yükseltme vazifesini çok iyi yapıyorlar. Diğer bir konu geçişler. İlk aklıma gelen örnek kapanıştaki 7 dakikalık “The Phalanx”. 3.10’da başlayan bölüm başta davul kullanımıyla ardından da aralara giren yan bölümlerle güçlenip büyüyerek son derece akıcı bir rif festivaline dönüşüyor ve 2 dakika bu şekilde yükseldikten sonra Ihsahn destekli gayet sağlam bir kapanışla “In the Court of the Dragon”ın son derece karakterli ve kendine özgü bir kapanış yapmasını sağlıyor.

Tüm bu dediklerimin pek çok insanda karşılık bulmayacağının farkındayım. Sadece TRIVIUM’a mesafesi yaklaşılması açısından değil. TRIVIUM seven insanların bile “Shogun”dan bu yana çıkan x bir albümü “In the Court of the Dragon”dan daha üstün görmeleri hatta bu albümü ortalama bulmaları da olası. Bunun sebebi TRIVIUM’un herkesin farklı bir anlam yükleyebileceği türde, kendi içinde benzerlikler taşıyan albümler yapıyor olması ve dolayısıyla dinleyicilerin beğenilerini de tamamen kişisel zevkleri doğrultusunda şekillendiren bir yapısının olması. Ancak ben bu sefer, nihayet bu sefer TRIVIUM’un çok iyi bir albüm yaptığını, kariyerinin en iyi albümlerinden birini yaptığını düşünüyorum ve gruptan gelen “Bu da mı gol değil be! Bu da mı gol değil!?” nidalarını “Gol ulan! Bu sefer gol ulan!” şeklinde cevaplandırıyorum.

Bu sefer harbiden de gol. Hem de Arsenal’in Ekim 2018’de Fulham deplasmanında attığı 3. gol gibi bir gol.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.91/10, Toplam oy: 56)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Roadrunner Records
Şarkılar
1. X
2. In the Court of the Dragon
3. Like a Sword over Damocles
4. Feast of Fire
5. A Crisis of Revelation
6. The Shadow of the Abattoir
7. No Way Back Just Through
8. Fall into Your Hands
9. From Dawn to Decadence
10. The Phalanx
  Yorum alanı

“TRIVIUM – In the Court of the Dragon” yazısına 13 yorum var

  1. Erhan says:

    Çıktığı gün kendisini 1 tur dinleyip köşeye atmıştım. Hiç bir şarkısına da geri dönmemiştim. Trivium özel ilgi duyduğum gruplardan birisi değil ama sırf Saraçoğlu’nun yorumu için tekrar dinleyeceğim.

    Erhan

    @Erhan, Dinledim. Saraçoğlu’na sonuna kadar hak verdim. Albüm akıp gidiyor resmen.

    İlk şarkının riflerinde bariz In Flames etkileri mevcut, nakarat melodileri özenle hazırlanmış. Özellikle 3uncu şarkı bu konuda zirveyi oynuyor. Bunların yanı sıra The Shadow of the Abattoir’in girişi Iron Maiden kokuyor.

    Baştan sona çeşitli ilhamlarla ve Matt Heafy’nin olgunlaşmış kariyerinin izlerle bezenmiş çok iyi bir albüm.

    Prodüksiyon konusuna gelince ahım şahım bir sound tutturduklarını düşünmüyorum ama onun da güzel olduğunu düşünüyorum.

    8.5

  2. Ugur says:

    Adı geçmemiş ama bence ‘Like a Sword over Damocles’ Matt’in yazdığı en iyi şarkılardan bir tanesi.Dinlemeye doyamıyorum resmen.

    Erhan

    @Ugur, +1 albümün en iyi şarkısı

  3. U.T. says:

    Sitede çok ilginç şekilde popüler olan her şeyden nefret eden bir güruh var. Kritik yayımlanır yayımlanmaz 1 basıp geçiyorlar.

    Onun dışında zevkle dinlediğim bir albüm oldu.

    Rzeczom

    @U.T., popüler olan her şeyden nefret edip, yalnızca tanınan gruplara değil; izlanda’dan 15 kişinin dinlediği black metal grubuna da bir basanlar var.

    gruptan, popülerlikten ziyade siteyle ilgili bir problemleri olabilir.

  4. Cryosleep says:

    Çok standart bir Trivium albümü olmakla beraber, What The Dead Man Say’den çok daha iyi bir albüm. Bir kere catchy.

  5. kivoethe says:

    Ben hala “The Sin and the Sentence” albümünü favorim olarak görüyorum. Öylesi gelmedi be…

  6. Backbone says:

    Sıfır beklenti ile dinlediğim ve şu an repeat’e sokturmuş albümdür.

    The Sin and the ​Sentence ile eşit gördüm şimdilik, belki daha sonra geçebilir.

    The Sin and the ​Sentence süper bir albüm.

  7. Gazapkulu says:

    Öncelike keyifli bir inceleme olmuş.

    2006′dan beri dinlediğim bir grup Trivium.O zamandan beri her çıkardıkları işi yakından takip ederim. iz bırakan
    Albüm ile ilgili ilk söylenebilecek şey, tek dur döndürerek kesin yargıya varılamayacak kadar yoğun bir yapısı olduğu.İlk bir kaç dinlemeden sonra arap atı gibi açılıyor resmen.Cidden ince işçilikler,kaliteli melodiler ile bezenmiş çok üst düzey bir iş.
    Shogun’dan beri çok iyi albüm yapamadılar görüşüne kesinlikle katılamam.Bazen bekleneni veremeseler de yenilikler denemekten korkmamaları da takdir edilesi.İki tane çok klas iş yaptılar.İn Waves müthiştir.The Sin And Sentence’in yanına veya önüne koyulur mu ama? Kesin birşey diyemiyorum ben de.

    Dinledikçe güzelleşiyor ama orası kesin.

    1 verenlere inat 10/9

  8. lammoth says:

    Şahsen ilk dinledigim Trivium albumu oldu -adamakilli sekilde. Yag gibi akiyor album ben gayet begendim. Kritik de on mumero olmus Ahmet Abi.

  9. Rashid says:

    Beklediğimden daha iyi bir albüm vardı karşımda. Bu sefer gerçekten şarkılar özenerek yazılmış hissini bana verdi açıkcası. Matt artık evde oturmaktan kafayı mı sıyırdı ne olduysa her türlü şeyi denemiş albümde ve iyi de yapmış. Bir dönem baya bir birine benzer şarkı yazmaktan geberecekler sendromuna girmiştiler ama o süreci atlatmışlar gibi görünüyor. Kapağından şarkılara gayet keyifle dinlenecek bir albüm.

  10. Candaş says:

    Benim de baştan sona odaklanarak dinlediğim ilk Trivium albümü oldu ve çok da iyi bir başlangıç yaptığımı düşünüyorum. İlk yayınlanan Singleları dinlediğimde klasik 1-2 şarkıyı ancak beğenebileceğim bir albüm bekliyordum ama albümden çok eğlendim, çok kaliteli bir iş olmuş, kapak da muazzam.

    9/10

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.