# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
METALLICA – …And Justice for All
| 27.07.2020

1991-2020: Bir albüm, 9 şarkı, her bir şarkı için 9 farklı mekân ve zamandan 9 farklı anı.

Açıklama:

Öncelikle bu yazının PA için yazılan ikinci “…And Justice for All” incelemesi olduğunu söylemek isterim. 11 yıl önce kurulan Pasifagresif’te, elbette ki “…And Justice for All”u yıllar önce, 2010 yılında incelemiştik. Lakin hem incelemenin geneline hem de albüme verilen nota yönelik bazı tepkiler aldık ve yazının albümün hakkını vermediği şeklinde yorumlar yapıldığına tanık olduk. O incelemeyi yazan kişi uzun zaman önce site kadrosundan çıkarıldığından ben de bu albümü kendi kelimelerimle yazıya dökme ihtiyacı hissettim. Buradaki amacım albümün hakkını vermeye çalışmak olmayacak, çünkü 2020 yılında “…And Justice for All”un hakkını verebilecek, albüme “justice” eyleyebilecek bir analiz yazısı yazılabileceğini sanmıyorum. Benzer bir durum MAYHEM – “De Mysteriis Dom Sathanas” için de geçerli; o albüm için de yeni bir incelemeyi ilk fırsatta yazacağım.

Giriş:

Bu müzikle 1991 yılında dinlediği “Sad But True” vesilesiyle tanışan bir insan olarak METALLICA’nın hayatımda hayranlık beslediğim ilk kavram olduğunu söyleyebilirim. Daha önce gitar, davul, rock, metal gibi kavramların bir tanesiyle bile tanışmamış 10 yaşında bir insanın “Hey! Hey! I’m your life!” diye bağıran bir James’le karşılaşması ve müzik konusunda o ana kadar bildiği her şeyi bir çırpıda unutması, tahmin edersiniz ki çok çabuk gerçekleşiyor. Elbette ki “Metallica”yı duyar duymaz bir metalci olmadım. 1995’e kadar olan süreçte Kayahan’dan Tarkan’a, Haluk Levent’ten Serdar Ortaç’a kadar karşıma çıkan ve hoşuma giden her şeyi dinledim. Daha önce de bir yazımda bahsettiğim gibi metal dışındaki tüm müziklerle bağımı koparmam da Serdar Ortaç’ın “Karabiberim” şarkısını bilmem kaçıncı kez dinlerken gelen bir öğürme isteği sonucunda olmuştu. İşte bu noktada METALLICA benim için özellikle 1994-1998 arasına damga vurmaya ve tüm hayatımı ele geçirmeye hazırlanıyordu. Yıllar ilerledikçe benim de dinlediklerimin skalası genişledi, metal konusunda her şeyi öğrenmeye ve karşısına çıkan her yeni grubu dinlemeye ve keşfetmeye çalışan bir arsıza dönüştüm. METALLICA’nın ilgimi daha az cezbeden işlere imza atması ve benim de milyon tane yeni ve farklı grup keşfetmeye başlamamla, doksanlar boyunca uzak ara en çok dinlediğim grup olan METALLICA, 2000 sonrasında en az dinlediğim gruba dönüştü. İlk 6 albümlerini öylesine hatmettim ve içselleştirdim ki 2000 sonrasında aklıma METALLICA dinlemek, gitarda METALLICA şarkıları çalmak dahi gelmedi. Ha, konserlerine tabii ki gittim, yeni albümlerini dinledim yazdım ama eski METALLICA albümleri benim için ilkokul, ortaokul ve lisede çok iyi öğrenilip hatmedilmiş, bir daha da açılma gereği duyulmamış ders kitapları olarak kaldılar. Nihayetinde METALLICA; idol olarak gördüğüm, 56K modemle 10 saniyelik aşırı kalitesiz konser videolarını indirip zevkten delirdiğim, adeta taparcasına sevdiğim ilk ve tek grup olarak kaldı, daima da öyle kalacak.

Bu yazıyı nasıl yazmam gerektiğini epey bir düşündüm. 2020 yılında “…And Justice for All”u teknik olarak inceleyen, şarkıların özelliklerinden bahseden bir yazı yazmanın; albümdeki bas gitar eksikliğinden veya Lars’ın kariyerinin en iyi davul performansını bu albümde sunduğunu vurgulamanın anlamsız olacağına karar verdim. Bu müziği seviyorsak, dinliyorsak bu albümü de istisnasız olarak biliyor olmamız gerekir. Konu METALLICA ve “…And Justice for All” olduğunda, metal dinlediğini ve bu müziğe ilgi duyduğunu söyleyen birinin bu albümü dinlememiş olma ihtimali yoktur. Eğer böyle biri varsa; çok popüler oldukları için hor görüp “…And Justice for All”u dinleme gereği duymadığını söyleyen biri varsa, açıkçası onunla metal hakkında 1 kelime dahi konuşamam, ciddiye alamam. “…And Justice for All” bu işin anayasalarından biridir. Bir metal dinleyicisi iseniz dinlenip dinlenmemesi tercihe bağlı değildir, bir zorunluluktur.

Ben de albümün benim için ne ifade ettiğine odaklanmaya karar verdim. Daha önce bir benzerini OPETH’in “Blackwater Park” albümü için yaptığım “zaman/mekân” temalı inceleme tekniğini “…And Justice For All” için de uygulayacağım ve hepimiz için belirli bir anlamı olan bu albümün benim hayatıma dokunduğu belirli anlardan söz edeceğim. Tamamen kişisel bir yazı olacağını ve albümden neredeyse hiç bahsetmeyeceğimi söylememe gerek yok sanırım. Kişisel olacak, uzun olacak, belki de bir daha ömrüm boyunca bu şarkılardan bahsetme fırsatım olmayacakmışçasına acele etmeden olacak. Son bir not olarak, nostalji unsuru olması açısından albümün ilk incelemesi için yapılan okur yorumlarını ve albüme verilen (şimdilik) 2000′e yakın okur notunu da aynen koruduk. Albümün ilk incelemesini yazan kişi not olarak 9/10 verdiğinden, eski yorumlarda bu konuya yönelik tepkiler olduğunu hatırlatalım. Ben albüme not vermemeyi tercih ettim. Haydi başlayalım.

“…AND JUSTICE FOR ALL”UN 1991′DEN GÜNÜMÜZE HAYATIMA VURDUĞU DAMGALAR

1. “Darkest color, blistered earth, true death of LAEEEEEEF…” – Subayevleri, Ankara, 1994

1994 yazında, Ankara’da doktorluk yapan dayıma birkaç haftalığına kalmaya gitmiştim. 1991 yılında bana METALLICA, IRON MAIDEN, MANOWAR dinleterek metalle tanışmamı sağlayan dayım, Subayevleri’nde, Altınpark’a yakın bir evde yaşıyordu. CD adlı pırıl pırıl, pürüzsüz, metalik gri şeyle yeni tanışmıştık. Dayımın, tasarımını şu an bile çok net hatırladığım müzik setinin yanında bu CD’lerden bir miktar vardı:

- METALLICA – …And Justice for All
- MANOWAR – The Hell of Steel
- IRON MAIDEN – A Real Live One
- MOĞOLLAR – Moğollar ‘94

Ayrıca KINGDOM COME’ından DEF LEPPARD’ına sayısız kaset; DIRE STRAITS’ler, GENESIS’ler, DR. SKULL’lar… Bunların her biriyle yakinen ilgilensem de dinlemeye doyamadığım bir numaralı albüm, kapağında elinde tartı tutan bir kadın heykelinin olduğu bu albümdü. CD’yi müzik setine koyuyor, konser havası vermesi için “Hall” preset’ini açıyor ve “Blackened”la birlikte kopmaya başlıyordum. Dayım gündüz hastanede oluyordu ve ben de akşama kadar yalnız olduğum evde resmen ders çalışır gibi bu albümü çalışıyordum. İngilizceye o yıllardan meraklı olduğumdan albüm kitapçığını ve Redhouse sözlüğünü alıyor, James’le birlikte tüm sözleri okuyor ve bilmediğim kelimeler olduğunda durdurup o kelimenin anlamını öğreniyordum. Albümde beni vuran ilk şarkı elbette ki ilk sıradaki “Blackened”dı. “Metallica” sayesinde tanıştığım ve taptığım grubun, o albümden sadece birkaç yıl önce bu kadar yırtıcı bir müzik yapıyor olduğunu tahmin etmiyordum. “Blackened”daki kimi sözleri de sözlükten araştırıp şarkıda neden bahsedildiğini anlamak o dönem için gerçekten müthiş bir keyifti. “Blistering”, “callous”, “premonition” gibi daha önce karşıma çıkmayan kelimeleri görünce hemen anlamlarına bakmış ve dayım eve döndüğünde heyecanla ona söylemiştim. Nihayetinde “Blackened” daha duyar duymaz gerçekten de her şeyiyle bayıldığım, her gün defalarca dinlediğim bir şarkıya dönüştü ve bugün bile hayatta en sevdiğim şarkılar arasındaki yerini koruyor.

2. “Lady justice has been raped, true assassin…” –Artur Tatil Sitesi, Balıkesir, 1993

Dayımın evinde “…And Justice for All” CD’sini peynir ekmekle yemeden önce, dayımın oto teybinde duymuştum bu şarkıyı. IRON MAIDEN’ların, MANOWAR’ların yanı sıra elbette ki METALLICA da dayımın kırmızı Renault Fairway’indeki yerini almıştı. Yazlığımızın önündeki arabada, 35 derecelik Ağustos güneşinin altında, rüzgâr olsun diye arabanın kapılarını açıp bu şarkıyı başlatmıştı dayım. O zamana dek “The Unforgiven”, “Nothing Else Matters” gibi clean gitar ile distortion’ın bir arada olduğu hisli şarkılar dinlemiştim, ancak bu uzun mu uzun şarkının girişindeki gibi agresif bir kullanımına denk gelmemiştim. Dinlediğim birkaç şarkısından hareketle IRON MAIDEN çok güzel melodilerle dolu bir gruptu, MANOWAR ise daha farklı bir güç gösterisi sunuyordu. İkisinin de çok etkileyici olduğu kesindi. Ancak kesin olan bir şey daha vardı, o da METALLICA gerçekten bambaşka bir şeydi. METALLICA’nın akılda kalıcılığı başka hiçbir şeye benzemiyordu. O gün, o sıcakta, o arabada dinlediğim bu şarkı, yeni yeni tanıştığım metal konusunda METALLICA’nın farklı bir yerde durduğunu bana net şekilde göstermişti. Bundan zerre haberim olmasa da o sırada hayatımı değiştirecek bir şeyler yaşıyordum, sonradan anladım.

3. “Do you hear what I hear? Doors are slamming shut…” – Beşiktaş, İstanbul, 1997

METALLICA’nın çoktan tüm hayatımı ele geçirdiği zamanlar. Ergenlikle birleştiğinde çok tehlikeli bir şey olabilen metal, bende kendisini sürekli METALLICA dinlemek şeklinde göstermişti. Bir akşam babamla birlikte arabayla eve dönüyorduk. Annemi bir yerden alacak ve yola devam edecektik. Bekleyiş biraz uzayınca ben de kulaklığımı takıp yanımdaki walkman’den “…And Justice for All”u açtım ve sağ kulaklıktan dinlemeye başladım. Bir yandan dinliyor, bir yandan da babamla muhabbet ediyordum. Babam dinlediğim şeylere karışmasa da metal denen bu gürültülü şeyi sevmediği de ortadaydı. Bir noktada bana “yine o cıgıcıgı şeyleri mi dinliyorsun?” diye sordu. Küçümsemiyor, hor görmüyordu ama metalin hiç ona göre olmadığı çok belliydi. “Evet” dedim hafif bir tebessümle. Daha önce hiç yapmadığı bir şey yaptı ve “ver bakayım nasıl bir şey” dedi. Sanki oğlunun ilgisini bu kadar çok çeken bir şeyi daha iyi anlamak istiyor gibiydi. Boştaki sol kulaklığı kendi kulağıma taktım, sağ kulaklığımı çıkarıp babama verdim. Tam o sırada “Eye of the Beholder”ın “cıgıcıgıcıgıcıgı cıgcıg cıgıcıg” şeklindeki ana rifi çalıyordu. Babamın kulaklığı takmasıyla “ıh” diye bir ses çıkarıp geri vermesi bir oldu. Gerçekten de kafasındaki metal tanımı olan “cıgıcıgı”nın, yani thrash metalin en standart kalıbının ansiklopedik bir örneğini duymuştu. Muhtemelen o günden itibaren babamın kafasındaki “metal = cıgıcıgı” ifadesi daha da yerleşti, muhtemelen bugüne dek devam etti; benim içinse o “cıgıcıgı”lar su gibi, nefes gibi olmayı sürdürdü.

4. “Landmine has taken my sight, taken my speech, taken my hearing…” – Şarköy, Tekirdağ, 1993

Dedemlerin yazlığındaki divanda, bir öğleden sonra uzanmış metal dinliyordum. O sıralarda metal dinlemek benim için çok farklı bir tecrübeydi. Tam olarak ne dinlediğimi, dinlediğim şeyin nasıl meydana geldiğini hiçbir şekilde bilmiyordum. Öyle ki bu müziğin gitarlar, bas gitar, davul gibi enstrümanlardan çıktığından habersizdim. Distortion diye bir şeyden haberdar olmadığımdan bu müzik bir adamdan mı, bir gruptan mı, bilgisayardan mı çıkıyor bilmiyordum. O sıralarda ulaşıp bilgi alabileceğim bir dergi, radyo veya televizyon programı da yoktu. 12 yaşındaki sıfır bilgimle algıladığım tek şey bir adamın neyin ürettiğini bilmediğim seslerin üzerine şarkı söylüyor olduğuydu. Dayımın bana hazırladığı bir çekme kaset olduğunu hatırlıyorum. İçinde MANOWAR’un bugün bile en sevdiğim şarkısı “Spirit Horse of the Cherokee”, “Enter Sandman”, “Sad But True”, “The Unforgiven”, “Of Wolf and Man” gibi şarkılar vardı. Gerçekten de ne olduğunu bilmeden metal dinlediğim; yeri gelince zevkle Tarkan, Kayahan, Nilüfer ve hatta arabada radyoda çaldığında Coşkun Sabah dinlediğim dönemlerden bahsediyorum. Müzik namına bir zevkimizin olmadığı, karşımıza çıkan şeyleri kendi zevkimize göre sınıflandırıp bilinçsizce de olsa gelecekteki tercihlerimizi oluşturduğumuz yıllar… İşte o kasette bir şarkı daha vardı. Adını bilmediğim bu METALLICA şarkısı, hangi enstrümanla üretildiğini bilmediğim yumuşak “seslerle” başlıyor ve nakaratlarında sertleşiyordu.

“Hooool mabretezayvişfodeeee”

Benim için bu şarkı nakaratlarda tekrarlanan bu ifadeden ibaretti. Ne deniyor, neden bahsediliyor bilmiyordum ama vokalin o bölümü söylerkenki üslubuna bayılıyordum. Tabii bir de bilgisayar oyunu müziği gibi olan yerine. Kirk’in 5.44’te giren solonun başında yaptığı tapping’ler bana Amiga 500’de oynadığımız oyunları hatırlattığından bu kısma “bilgisayar oyunu müziği” diyordum. O seslerin bir insanın parmaklarından çıktığı, ortada bir gitar olduğu gibi şeyler aklımın ucundan bile geçmiyordu. “Bilgisayar oyunu müziği gibi olan yer!” diye aklıma geliyordu ve açıp ne olduğunu anlamadan o soloyu dinliyor, 5-6 yıl sonra kendimi o soloyu kulaktan çıkarmaya çalışırken bulacağımı bilmiyordum.

5. “Witchhunt modern day, determining decay…” – Vancouver, Kanada, 2006

2006 yılında okumaya gittiğim Vancouver’da, okuldaki metal dinleyen 3 kişi elbette ki birbirimizi bulmuştuk. 3D animasyon okuyan bendeniz, illüstrasyon okuyan Rus genci Alex ve onun sınıfındaki Zimbabwe doğumlu Hint oğlan Jameel bir araya gelmiş ve bir şeyler çalmaya karar vermiştik. Alex’in kaldığı evin bahçesinde kulübe ile kümes arası çok daraşık bir odacık vardı ve davulcu olan Alex nasıl becerdiyse buraya bir davul seti koymuştu. Odada oturacak yer yoktu ve şayet iki kişi gitar çalacaksa, gitarların kafalarını birbirlerinin gözüne sokmamak için azami çaba sarf etmemeleri gerekiyordu. “Müzik kutusu” kavramına can veren bu kutu gibi yere gitmeye okulda karar verdiğimizden gitarımı yanımda getirmemiştim. Kutuya girdiğimde gördüm ki, çalabileceğim tek gitar Alex’in muhtemelen ya 30. sahibi falan olduğu ya da çöpte bulduğu gitar görünümlü şeydi. La teli bulunamadığından gitarın 5. ve 6. tellerinin ikisi de mi teliydi ve 5. tel iyice gerilerek la teline dönüştürülmüştü. Birkaç dakika süren klasik “Ne biliyorsun? Ne çalabiliyorsun?” diyaloglarının ardından ben en kolay olanı yaptım ve kasıntı bir şeylerle uğraşmaktansa “Metallica biliyorsanız ben hepsini çalarım” dedim. Normalde bu tarz bir durumda karşı tarafın “Tamam o zaman Sad But True çalalım”, “For Whom the Bell Tolls çalalım”, en olmadı “Master of Puppets deneyelim” gibi bir şey demesini beklersiniz. Ancak karşınızda bir Rus olunca elbette ki ne bekliyorsanız tersiyle karşılaşmanız da gayet olası oluyor. Bu Alex de 5-10 saniye durdu ve bir anda “DADAN DAN…. DADAN DAN DAN… DAN DAN” diye floor tomlara abandı. “Oha Şortıst Strov mu?” demeye kalmadan o yoğurt kabı kadar odada 38 derece sıcaklıkta kendimi “cıgcıgcıııı cıgcıg cıgıcıg cıgcıgcıııı cıgcıg cıgıcıg” diye çalarken buldum. Müzik kavramı, sanat tarihi, sahne ve performans sanatları namına epey üzücü bir an olsa da “The Shortest Straw” söz konusu olduğunda ölene kadar asla unutmayacağım bir deneyim yaşamış olduğum için mutluyum. Şarkıya başlamadan önce “sen de şarkı söyle” diye konuşmadığımız Jameel’in biz orada debelenirken kendi kendine gaza gelip bir anda mikrofonsuz olarak “SASPİŞIN İZ YOR NEYM!” diye hayvan gibi böğürmesi ve bir cümlede öksürüklere boğulması da bu güzel günün nazar boncuklarından biri oldu diyelim.

6. “Anger! Misery! You’ll suffer unto me…” – Altunizade, İstanbul, 1996

Lisede sınıfımıza gelen Levent adlı çocuğun metalci olması ve gitar çalması beni de bu konuda bir şeyler yapmaya itmişti. Benim ilgimi çeken enstrüman en başından beri davul olmuştu ve davul çalabilmek için yanıp tutuşuyordum. Çocukluktan beri ritim tutma, ellerimle bir yerlere vurarak perküsyon tadında bir şeyler çalma konusunda yetenekli olduğum biliniyordu. Davul bu işin son noktasıydı ve davul çalmayı öğrenebilirsem sevdiğim bütün METALLICA şarkılarını doyasıya çalabilirdim. Koyacak yer olmaması ve sesini izole etme şansının bulunmamasından dolayı, anne babayla yapılan yaklaşık 8-10 saniyelik kapsamlı bir fikir alışverişinin ardından Altunizade’de bulunan bir apartman dairesindeki evimize davul alamayacağım belli olmuştu. O yüzden ben de lojistik açıdan çok daha rahat olan bir diğer enstrümana, gitara yöneldim. İki kez gidip anında sıkıldığım gitar kursu için alınan klasik gitarın benim için tek anlamı METALLICA’nın clean gitarlı bölümlerini çalmak olacaktı. Binlerce yıllık geçmişi olan, müzik tarihini şekillendiren, gitar denen bu koskoca aletin tek anlamı “Enter Sandman’in başını çalsam ne süper olur he”den ibaretti. Aslında “Enter Sandman”in başını gitarım olmadan önce de çalıyordum. Evde babamın çocukluğundan kalma, sadece 6. teli bulunan bir gitar vardı. Ben bu tek telli gitarı normal şekilde tutmak yerine kanun gibi bacağıma yatırıyor ve baş parmağımı kullanarak “Enter Sandman”in başındaki clean gitar rifini tamamen yanlış olarak çalıyordum. Normal bir gitarım olduğunda yaptığım ilk şeyse, o sıralarda internet olmadığından ve Levent’ten duyduğum “tab” adlı şeye bakmayı da kendime yediremediğimden METALLICA’nın clean gitarlı kısımlarını kulaktan çıkarmak oldu. Bu şarkılardan biri de klasikleşmiş girişiyle gönüllerde taht kuran “Harvester of Sorrow”du. Az biraz uğraşmayla şarkının girişini çıkarmış ve hiç durmadan çalmaya başlamıştım. Kulağımın iyi olduğunu düşünüyordum ve sonradan Levent’in sınıfa getirdiği bir tab’dan gerçeğini %100 tutturduğumu görünce çok mutlu olmuş, gitar konusuna daha da ciddi eğilmeye karar vermiştim. İşte o girişi kulaktan çıkarıp ilk kez çaldığım an, 24 yıldır çaldığım bu aleti elime alıp da amfiyi clean gitara geçirdiğim her an aklıma gelir.

7. “Loss of interest, question, wonder, waves of fear they pull me under…” – İstek Belde Lisesi, İstanbul, 1997

1987’den bu yana gözlük takan bir insanım. Doğuştan katarakt olduğum için 1987 yılında 6 yaşında bir çocuk için ABD’de bile yapay lens olmadığından, o yıl ABD’de gerçekleşen iki ameliyatla gözlerimdeki mercekler alındı. Dolayısıyla gözlüğüm olmadığında tamamen savunmasız ve neredeyse hiçbir şey göremeyen bir insanım. Bu yüzden çocukluğumdan beri gözlüğümü koruma iç güdüsüyle yaşamak durumunda kaldım. Kendimi savunmam gerektiğinde savundum, ancak durduk yere kimseyle kavgaya girmedim, başkasının kavgasına karışmadım. Lise 2’ye giderken sınıfta normalde gayet iyi anlaştığım üç arkadaşım nedense bana karşı bir “sindirme” operasyonuna giriştiler. Sınıfta omuz atıyorlar, çarpıp geçiyorlar, ama ben de ufak tefek olmadığımdan ciddi bir kavga çıkmıyor. Onlar omuz atınca ben de karşılık veriyorum, ama iki taraf da hiç konuşmuyor, “koçum senin derdin ne?” diyerek yüzleşmiyor. Buna rağmen sürekli bir didişme içerisindeyiz. Ben de fiziksel bir olaya girmek istemediğimden üstelemiyorum, sadece karşılık vermekle yetiniyorum.

Nihayet bir cuma günü beden dersinden çıktıktan sonra tam servise yürürken bu arkadaşlardan biri merdivenin başında yolumu kesti. Geçmeme izin vermiyor, resmen kavga etmek istediğini belli ediyor. “Çekilir misin?” diyorum, hiçbir şey demeden yüzüme bakıyor, 20 santim önümde dikilip duruyor. Günlerdir biriken sinirimin ortaya çıkacağı an o anmış meğer. Bir anda içimde bir sigorta attı, “ulan ben de senin belanı…” diye geçirdim içimden. Sanki bir film sahnesindeymişçesine hafifçe tebessüm ettim, elimdeki beden çantasını yavaşça yere bıraktım, kafamdaki şapkayı ters çevirdim ve gözlüklü bir insan olarak normalde asla yapmayacağım şeyi yaparak karşımdaki çocuğun alnına daaan diye kafayı yapıştırdım. Bunu benden hiç beklemeyen arkadaşım acı içinde geriye doğru tökezlerken ben de 16 yıllık ömrünün açık ara en “badass” anına imza atmış bir insan olarak şapkamı düzelttim, çantamı aldım ve arkama bakmadan servise yürümeye başladım. Badass’liğime zeval gelmemesi ve “heybetini gizli tut yiğidim, duruşun çakalları korkutuyor” ifadesini dibine kadar yaşamak için hiç istifimi bozmadan cebimden kulaklığımı çıkarıp kulağıma taktım ve ne başlayacağını bilmeden cebimdeki dev discman’in play tuşunu parmağımla hissederek rastgele başlattım. İşte o anda başlayan şarkı “The Frayed Ends of Sanity”ydi. Gerçek bir kral gibi servise binip yerime oturduğumda James şarkının başındaki “Uuuu-vaaaa-uh”ları yapıyordu ve ben deliliği konu eden bu şarkı eşliğinde az önceki sakin delirişimi düşünüyor, kendimle gurur duyuyor ve bir yandan da kafamın çok acıdığını belli etmemeye çalışıyordum.

8. “When a man lies, he murders some part of the world…” – Halep, Suriye, 2010 / Girne, Kıbrıs, 2016

2008 yılında ailemle ve aile dostlarımızla Hatay’a gitmiştik. 5-6 gün sürecek bu gezide İskenderun gibi yakın yerleşimlerin yanı sıra, Suriye’nin en büyük ikinci şehri olan Halep’e de 1 gece kalmalı şekilde gidecektik. Hatay’da kaldığımız yerin yakınında, annemin işi vasıtasıyla tanıdığı bir hanım oturuyordu. Orada annemle buluşup muhabbet ederlerken, kadın anneme oğlunun gitar çaldığını söyleyince annem de “benim oğlum da çalıyor” demiş. Bunun üzerine kadın da anneme, evlerine gidip çocuğa biraz yardım edebilirsem çok makbul geçeceğini söylemiş. Ben de o akşam kardeşim ve en yakın arkadaşımla birlikte söylenen adrese gittim ve elindeki klasik gitar ile ne yapacağı konusunda pek bir fikri olmayan bu genç arkadaşla tanıştık. Çocuğa ne tür müzikler dinlediğini, sevdiği sanatçıların kimler olduğunu sorduğumda bana sadece ve sadece Türk sanatçıları dinlediğini, çünkü önemli olanın kendi ülkemizde yapılan müzik olduğunu söyledi. Ben de tahminen 13-14 yaşlarındaki bu vizyonsuz bebeye müziğin evrensel olduğunu ve kendisini geliştirmek istiyorsa farklı ülkelerden farklı sanatçıları dinlemesi gerektiğini söyleyerek birkaç küple bir şey çaldım. Bu çaldıklarım arasında “To Live is to Die”ın 4.57’de giren efsane clean gitar bölümü de vardı. Çocuğa duyduğu şeyi beğenip beğenmediğini sorduğumda “Güzel ama ben Emre Aydın seviyorum” cevabını alarak en yakın pencereyi kırıp bir hışımla aşağıya atladım.

Ertesi gün sabahın erken saatlerinde Cilvegözü Sınır Kapısı’nda pasaport kontrolündeydik. 2-2,5 saatlik bir yolculuğun ardından Halep’e vardık, otelimize yerleşip şehri gezmeye başladık. Bu sırada dünden aklıma takıldığı için ikide bir “To Live is to Die”ın o melodisini mırıldanıyor, dünkü çocuğun olmayan vizyonuna sövüyor ve şarkının o kısmını adeta Suriye gezimin soundtrack’i hâline getiriyordum.

Yıllar geçti. 6 yıl sonrasında artık Halep diye bir yer yoktu. Suriye iç savaşıyla birlikte, gezdiğimiz tüm o sokaklar, caddeler, saraylar, yemek yediğimiz lokantalar, manyak taksicilerin arabalarında dolaştığımız her yer tek tek yerle bir olmuştu.

11 Mart 2016’da Halep’e yönelik ikinci hava harekâtı başladı. Şehrin her yanı bombalanıyor, taş üstünde taş kalmıyordu. Tam olarak 12 Mart 2016 akşamı dayımların Girne’deki evinin salonunda, elimdeki 7 telli elektro gitarı amfiye bağlamadan, oturduğum yerde tıngırdatıyordum. Karşımda açık olan televizyonda izlediğim “Halep’e hava saldırısı” haberindeki harap olmuş şehir görüntüleri eşliğinde yıllar öncesini hatırlayarak, gariban halkın perişan olmasına, otuz binden fazla insanın yok olup gitmesine üzülerek “To Live is to Die”ın 4.57’de giren clean gitar bölümünü çalıyordum.

Nereden nereye…

Belki de METALLICA haklıdır; belki de yaşamak, gerçekten de ölmektir.

9. “Unspoiled, unspoken! I’ve outgrown that fucking lullaby…” – Belek, Antalya, 2020

Yazının başlarında da demiştim. “St. Anger”, “Death Magnetic” ve “Hardwired… to Self-Destruct”ı saymazsak 2000 sonrasında herhangi bir METALLICA albümünü baştan sona dinlemedim. Dahası, “St. Anger”ı çıktığı 2003’ten sonra bir daha, “Death Magnetic”i çıktığı 2008’den sonra bir daha ve “Hardwired… to Self-Destruct”ı da çıktığı 2016’dan sonra bir daha hiç baştan sona dinlemedim. Belki son 15 yıldır gitarla ya da davulla herhangi bir METALLICA şarkısı çalmadım. METALLICA zamanla benim için bir gruptan ziyade eski bir öğretmen, eski bir dost vazifesi görür oldu.

Ancak insan zamanında içine işleyenleri söküp atamıyor…

Birkaç hafta önce evdeki kanepeye uzanmış YouTube’da gezinirken karşıma normalde açıp izlemediğim o reaksiyon videolarından biri çıktı. “Christians reacting Thy Art is Murder – Holy War!!!” adlı bu videoya tavuk gibi hemen düştüm ve videodaki çiftin bu hayvan gibi şarkıyı nasıl beğendiklerine, sözlerine bayıldıklarına tanık oldum. Sonra gözüm sağ taraftaki öneriler kısmına ilişti. Aynı çift METALLICA’nın “Dyers Eve”i için de reaksiyon videosu çekmişti. “Holy War” videosundaki mantıklı tavırlarından dolayı takdir ettiğim çiftin “Dyers Eve” için neler söyleyeceğini de merak ederek videoya dokundum.

Sonra hiç beklemediğim bir şey oldu. Son 20 yıldır sadece yeni albümlerini incelemek için dinlediğim, sadece İstanbul’da verdikleri konserlerde duyduğum ve 2000 öncesinde yaptıkları 75 civarı şarkının yüzüne bile bakmadığım bu grubun kim bilir en son ne zaman dinlediğim bir şarkısı, elimde iPad beni mahvetmişti. James’in “Dear mother, dear father” diye girdiği andan en sondaki “Go!”ya dek resmen tüylerimin ürpermesine engel olamadım. Yaklaşık 5 dakika boyunca iki kişinin ekranda akan “Dyers Eve” sözlerine bakışlarını ve verdikleri küçük tepkileri izleyerek 27-28 yıl önce hayatıma giren bu şarkı özelinde METALLICA’nın benim için ne ifade ettiğini bir kez daha hatırladım, çok uzun yıllar öncesine gittim, duygusal bir ibiş gibi pamuklaştım, ürperdim, gaza geldim. Şarkının sözleriyle aramda en ufak bir bağ olmasa da James’in çocukluğuna dair izler taşıyan bu şarkının sözleri, gitar tonu, Lars’ın kendini paraladığı performansı, Kirk’ün yırtındığı solosu ve Jason’ın hiç olmayışı eşliğinde tuhaf, istemsiz ve benim için de sürpriz olan bir retrospektif deneyim yaşadım.

Toparlama ve kapanış:

Böylece “…And Justice for All” bitti. Yazının başında da dediğim gibi METALLICA’nın ilk 5 albümü metal dinlediğini iddia eden bir insanın dinlemek zorunda olduğu işlerdir. Bir tercih meselesi, “merak etmedim, dinlemedim” denebilecek şeyler değildir ve bu tür albümler metal dünyasında parmakla sayılacak kadar azdır. Bu yüzden 2020 yılında bu albümü birilerine tanıtmak, açıklamak; bu albümün analizini yapmak söz konusu olamaz. Dolayısıyla ben de bana göre elimdeki tek seçeneği değerlendirmek ve albümdeki her bir şarkının benim için ne ifade ettiğini yansıtmak istedim. Belli bir yıldan sonra doğan insanlar için elbette ki bu albüm şu an benim ve benim yaş grubumun hissettiklerini uyandıramaz. METALLICA ile davayı sattıktan sonra tanışmış dinleyiciler için grubun ilk 4-5 albümü çok da bir şey ifade etmeyebilir. Ancak daha geneli, tüm müzik türleri içerisinde seksenlerin önemini, metal tarihindeki yeri açısından bu albümü, thrash metalin popülaritesini katlamasını sağlamadaki rolünü ve daha binlerce yan faktörü ve değişkeni düşündüğümüzde, “…And Justice for All” metal tarihinin en büyük, en önemli, en değerli, en ilham verici ve benzeri en olmayan albümlerinden birkaç albümünden biridir. İnsan belki de 20 yıldır baştan sona dinlemediği bir albümü ilk saniyesinden son saniyesine; tüm sözleriyle, tüm rifleriyle, tüm sololarıyla ezbere söyleyebiliyorsa; hiç müzik açmasanız bile 9 şarkıyı da gerçek sürelerine sadık kalarak 66 dakika boyunca akapella olarak söyleyebiliyorsa, burada farklı bir şeyler var demektir.

METALLICA muhtemelen dağılmadan önce bir ya da birkaç albüm daha çıkarabilir. Beklenmedik bir durum olmadığı sürece o albüm ya da albümler piyasaya çıktığında biz de burada olacak ve albümleri inceleyeceğiz. Ama diyelim ki olmadı, grup yeni bir şeyler yayınlamadan dağıldı; işte o zaman METALLICA’ya, metal tarihinin gelmiş geçmiş ve gelecek en büyük grubuna dair yazdığım son şeyin “…And Justice for All” olması fikri de gayet hoşuma gidiyor. “…And Justice for All” metalin kutsal kitaplarından, yapı taşlarından, en önemli derslerinden biridir ve ilelebet payidar kalacaktır.

Sözlerimi METALLICA’ya dair en sevdiğim 3 saniyeyle bitirerek yazıyı sonlandırıyorum.

“Color our world blackened (dap dırırıp dıp dup dup) ……………………BLACKENED!”

Albümün okur notu: 12345678910 (8.33/10, Toplam oy: 2,060)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1988
Şirket
Elektra Records
Kadro
James Hetfield: Ritim gitar, vokal
Kirk Hammett: Lead gitar
Lars Ulrich: Davul
Jason Newsted: Bas gitar çaldığı söyleniyor
Şarkılar
1. Blackened
2. ...And Justice for All
3. Eye of the Beholder
4. One
5. The Shortest Straw
6. Harvester of Sorrow
7. The Frayed Ends of Sanity
8. To Live Is to Die
9. Dyers Eve
  Yorum alanı

“METALLICA – …And Justice for All” yazısına 234 yorum var

  1. killyourselfchuck says:

    Metallica’ nın kuşkusuz en teknik, en dikkatli albümü. Şarkılar uzun olmasına rağmen dinletiyor, One gibi bir efsane var içinde, Cliff’ in son çalışması ve sözleri, Lars’ tan canlı olarak artık göremeyeceğimiz davul performansları… 10 çıkar benden her türlü, bu albüm baş tacım…

  2. circleperspective says:

    Keşke remastered edilse ve satın alsam. En çok bu albüm hak ediyor remastered’ i. O bass gitarı duymak istiyorum albümün içinde.

    circleperspective

    @circleperspective, Bu arada, albümün mükemmel olmasını engelleyen iki unsur var bence. Bir tanesi hepimizin bildiği bass gitarın olmaması. İkincisi de şarkı sıralaması. Bence …And Justice For All ile başlayıp To Live Is To Die ile bitseydi mükemmel olurdu. Metallica dinlerken şahsen en çok bu albümden keyif alıyorum. En iyisi gözümde Ride The Lightning olsa da.

    Salata

    @circleperspective, AJFA ile başlayıp, To Live is To Die’dan sonra Blackened ile bitse daha güzel olurdu bence :)

  3. Emre says:

    Arkadaşlar benim hayatımı değiştiren albümdür bu. Biraz serüven biraz da bilinmeyen veya az bilinen Metallica gerçekleri istiyorsanız aşağıdaki yazıyı okuyabilirsiniz. http://akorgezegeni.com/2017/03/17/metallica-bilinmeyenler/

  4. den4x says:

    En iyi metallica albümü. Yapılmış en iyi albümlerden de birisi. Giriş cümlesi bulamayıp direk sadede geleyim dedim en baştan. Her dinlediğimde aynı notaların aynı hisleri uyandırdığı albümler bir başka oluyor, haliyle daha çok bağ olduğu için. To live is to die bestelenmiş en iyi şarkı olabilir. One’ın girişi, devamı harvester of sorrowdaki müthiş ritmler. 10/10luk. Hatta:
    And justice 10
    Master 9.8
    Ride the lightning 9.5
    Hardwired 9
    Black 9
    St. Anger 8.5

    Bu arada yazdığın kritiklerden böyle duygusal bağ olanları okuması ayrı zevkli oluyor. Ha keza in flames, katatonia albümleri ve sitede ilk okuduğum gojira-fmts acayip hoşuma gitmişti,siteyi takip etme sebebim.

  5. \m/ says:

    Benim en beğendiğim metallica albümü. Bas gitar çalan biriyim,cliff burton’ı da severim ama bu albümde bas gitarların olmayışı bence farklı bir hava yaratıyor. Albüm boyunca süren garip bir atmosfer var diğer hiçbir metallica albümünde olmayan. Bu atmosfer AJFA’yı eşsiz kılıyor. Bu albümde tüyleri diken diken eden iki şarkı var ki bence metallica tarihindeki en güzel iki şarkıdır: One ve To Live is To Die. Evet çok zor şarkılar değiller, basit chordlardan da oluşuyor olabilirler ama ben hala bu ruhu nasıl yakaladıklarına hayret ediyorum dinlerken.

  6. northern says:

    açık ara en çok dinlediğim metallica albümüdür bu. bir ay boyunca sadece iki şarkı dinleyeceksin deseler ajfa ve frayed ends seçerim keyfime bakarım. bi de metallica’nın en öfkeli hali burada herhalde. öyle ki adamlar albümü to live is to die ile her anlamda zirvede kapayabilecekken sanki içlerine sinmemiş de dyers eve’i son sıraya alıp bi tokatla bitirmişler haha.

  7. Elwsund says:

    Bu albümün Türkiye’de yayınlanması baya klişe olsa da her zaman kalbimizde olacak bu albüm…

  8. teknik meslek metal says:

    Metalle kaplanmış ömrümde -ki yaklaşık 25 yıla tekâbül eder- rahatlıkla en çok kafamı salladığım, etkilendiğim, dinlediğim albümdür diyebiliyorum. Bir başyapıttan ziyade âbide gibi bir taş yapıttır, öyle ki diğer thrash nirangi taşlarının ötesinde, adalet sarayının yıkıntıları arasında bambaşka bir yerde durur. Bir daha hiç olmadığı kadar nalına da mıhına da vurmuş, her türlü otoritenin adaletsizliğine karşı içindekileri zehir zemberek dökmüştür bu muhteşem albümde delikanlılar, 30 yıl sonra hâlâ çok görkemli.

  9. HaNNibaL says:

    The Frayed Ends Of Sanity ortasında yer alan gitar rifi olacak iş değil sesi sonuna kadar açıp evde tepinirdim.

    And justice davul kicki diye bir gerçek var arkadaş nasıl bir tondur bu

  10. Exorsexist says:

    https://www.youtube.com/watch?v=dc_ja-VgM44

    Horrendous

    @Exorsexist, Bayılıyorum bu çocuğun videolarına. Metal müzik ile absürt komediyi birleştiren, hem müzikal anlamda üstün yeteneğe sahip olup hem de editleriyle fazlasıyla güldüren birkaç kanal önerim olacak.

    Pagefire:

    Videoların sonunda icra ettiği şarkıların ortamlarda gezinen sürüsüne bereket gruplardan daha kaliteli olması baya sinir bozucu

    https://www.youtube.com/watch?v=jMdNBAwfWus
    https://www.youtube.com/watch?v=QFvAf7rjtC8&t
    https://www.youtube.com/watch?v=9Jebr1JxS_U

    SteveTerreberry:

    Mimikleri dayanılmaz bir hal alabiliyor. Jim Carrey ve Mr. Bean aynı bedende buluşup metal müzikle ilgileniyorlar gibi düşün. Arada güzel içerik üretiyor ama genel olarak saçma sapan işler.

    https://www.youtube.com/channel/UCl16xaNY2arX3OzZBvTlsPQ

    Davie504:

    Bass gitar ve slap tekniğiyle kafayı bozmuş ruhsuz bir herif kendileri. İnanılmaz yetenekli. Fiverr’da milletle daşşak geçiyor paso.

    https://www.youtube.com/channel/UCgFvT6pUq9HLOvKBYERzXSQ
    https://www.youtube.com/watch?v=U6Og9wtO9jE&t=3s

    Rob Scallon eski adı Jared Dines

    Youtube’da bu tarzda parlayan ilk herif zaten. İlk videoları çok yerinde tespitlerle güldürüyordu sonradan takip etmemeye başladım. Ama gayet hoş ve yetenekli.

    https://www.youtube.com/watch?v=-rzKu8rag8w
    https://www.youtube.com/watch?v=N7cY5hwmvX0
    https://www.youtube.com/watch?v=7jrMIl7PX2g
    https://www.youtube.com/watch?v=BtwVUMCY8UI

    TheSuffocater

    Bu abimiz de old school, yetenekli, sempatik. Sevdiği grupların riffleri ile benzer grupları karşılaştırıyor.

    https://www.youtube.com/watch?v=CSsJyHV29oA
    https://www.youtube.com/watch?v=O6jtVSB0oOk

    Kmac2021 açık ara favorim ama.

    Exorsexist

    @Horrendous, Ben de Kmac ve StevieT hayranıyım. DAvie504 fazlasıyla sevimsiz birisi, konuşmadan önce izliyordum, ama uyuz uyuz konuşmaya bşlayınca dayanamadım. Yanlışın var Rob ve Jared farklı kişiler. Rob Scallon bir enstruman manyağı, her türlü çalgıyı kısa süre içinde öğrenip çalabiliyor. Jared, Metalcore-Djent hayranı arkadaş.

    Berca B.

    @Horrendous, Kmac’in vokali de çok iyiymiş bu arada. Arada goygoydan sıyrılıp ciddi video çektiğinde “oha cidden yetenekliymiş de şerrefsiz” tepkisi verdirtiyo.

    “Rob Scallon eski adı Jared Dines”

    Şu cümleni okuduğumda “herhalde tarzlarını ve tiplerini birbirine benzetiyor” dedim ama sonraki açıklamalarda kafam karıştı yalnız. Bu ikisi farklı kişiler. Rob Scallon’un içerikleri bence baya iyi ama Jared Dines’ı pek tutmuyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Berca B., Jared Dines çok kısıtlı metal bilgisi olan, sadece güncel grupları bilen poser barzonun teki.

    kaziklubey

    @Ahmet Saraçoğlu, yıllardır söylemek istediklerimi söylemişsin abi, teşekkürler

    Ahmet Saraçoğlu

    @kaziklubey, hahah ne demek.

    Murad

    @Ahmet Saraçoğlu, sen de baltayı kökünden vurdun be abi :D

    Horrendous

    @Berca B., Kusura bakmayın dostlar, Rob Scallon için hazırladığım linkleri Jared Dines etiketini yazarken harcamışım. ”Eee bunlar aynı herif” yanılgısına düşüp aynı potada eritmişim. Siz anladınız beni, sürç-i link ettiysek affola.

    enemyofgod

    @Horrendous, Kmac komik olmaya çalışıp gerçekten de komik olan biri(ve yetenekli). StevieT arada boş yapıyor ama iyi. Rob Scallon iyi Jared Dines sadece youtuber.
    Ayrıca Bradley Hall da gayet iyi içerik çıkarıyor onu da seviyorum.
    https://www.youtube.com/watch?v=Dec2fYDuiZs
    https://www.youtube.com/watch?v=yPLMWx5_D1Y
    https://www.youtube.com/watch?v=DZODS3BCFfE

    Ashes of the Wake

    @enemyofgod, bence bu adam bir numara bu işte. yıllardır pop şarkılarını metal tarzında söylüyor, pantera coverları bile var. süper bi adam.

    https://youtu.be/WWHvvj8L9MQ

    enemyofgod

    @Ashes of the Wake, bu adam da gerçekten süper.

  11. Yazının girişinde belirttim ama dikkatini çekmeyenler olursa diye buraya da koyayım:

    “Nostalji unsuru olması açısından albümün ilk incelemesi (2010) için yapılan okur yorumlarını ve albüme verilen (şimdilik) 2000′e yakın okur notunu da aynen koruduk. Albümün ilk incelemesini yazan kişi not olarak 9/10 verdiğinden, eski yorumlarda bu konuya yönelik tepkiler olduğunu hatırlatalım. Ben albüme not vermemeyi tercih ettim.”

  12. chuck says:

    ahmet abi ve kritiklerini severek takip ediyorum lakin bu albümün ilk yazıldığı ve yayımlandığı kritiği bir çok kişinin aksine ben seviyordum. haliyle üzüldüm açıkçası. hiç değilse partlara ayrılsaydı ve kritik sitede durmaya devam etseydi.

  13. Aura magula says:

    @Horrendous, Hahah jaredin eski vidyolarnı çok severdim.Özellikle o pornogrind kısmına haladaha kahkaha atarım.şimdiki vidyoları hoşuma gitmesede eskilerini sırf komik olduğu için izlerim.
    Bende birkaç kanal paylaşayım

    İnsane death machine
    Adamın bas gitarda parmak tekniğiyle çaldığı hıza ben penayla yetişemiyorum çok manyak hızlıçalar.Sadece hız değil aynı zamanda tapping,slap vb teknikleri de hayvanidir
    https://youtu.be/fVCoX7_OaSk
    https://youtu.be/-sZAnD8L0-c
    https://youtu.be/sS0XPbzqCzw

    Nathan navarro
    https://youtu.be/oI9eKBQrhSo
    Sweep,slap falan bayağı iyi çalar bazen izlerim

  14. OblomoV says:

    Övmeye gerek görmüyorum fakat basların yükseltilmiş halini dinlediğimde yeniden doğmuş gibi olmuştu benim için.

    Albümü şarkıları denk getirerek dinledim kritik boyunca. Güzel bir okuma oldu, elinize dimağınıza sağlık.

    —”duygusal bir ibiş gibi”— :D

    Boba Fett

    @OblomoV, Ben de bir çok farklı versiyonunu dinledim buna baslı versiyonu da dahil ama daha sonra bu albümün soundu da bu dedim ve orijinal bassız versiyonundan çok daha fazla zevk almaya başladım, internette Metallica’nın albümlerini farklı farklı tonlarda çalan editleyen insanlar var ve bence bu biraz nasıl desem orijinal parçanın ruhunu tutmuyor.

  15. HaNNibaL says:

    Sanırım Metallica hepimizin hayatına bir yerden girmiş ve çok etkilemiş. Anılar ve olaylar farklı olsa da bende genel olarak ilk dinlediğim Metallica şarkılarını nerede ve ne zaman dinlediğimi hep hatırlarım. Çok güzel bir yazı olmuş eline sağlık büyük keyifle okudum

  16. Raddor says:

    Bence bu albümdeki en iyi şey bas gitarın duyulmayışı. Bas gitarı çok severim tabi ama bu albüm böyle olmalıydı, kaderi böyle yazılmıştı ve bir takım olaylar sonucu da böyle duyuldu. Kaderin bir oyunu (söz konusu bu albüm olunca çok kaderci oluyorum).

    Bas sesleri yükseltilmiş bir sürü versiyonunu dinledim. Kesinlikle orijinal halinin daha iyi olduğunu düşünüyorum. Burada iyiden kastım sound’un iyi olmasından değil tabi ki ama bu şekilde karanlık atmosferin daha iyi hissedilmesinden. Black metalcilerin hissiyatı artırmak için kayıt kalitesini düşürmesi gibi yani. Üstelik albümün yeni kaybedilmiş bir bas gitaristin ardından yazılmış olması da cabası.

    Burada yaptığımız ’25′ listesinde 3. sıraya almıştım, öyle hayatımın albümüdür. Ekşi Sözlük’te hakkında yazdığım kısa entry’mi de bırakıp 10/10 vererek kaçayım.
    https://eksisozluk.com/entry/84041210

    Ahmet Saraçoğlu

    @Raddor, ReLoad bence net kötü albüm ya. Aşırı sıkıcı, vasatın da vasatı bir albüm.

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, Load ne kadar süper bir albümse ReLoad’da o kadar berbat bir albüm. Fuel ve The Unforgiven II hariç dinlenebilir bulduğum şarkı yok. Ki onlar da vasatımsı yani.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, Load candır, ReLoad heyecandır. Hatta o bile değildir. Aynen katılıyorum dediklerine. Bomboş albüm.

    deadhouse

    @ismail vilehand, Ahmet Saraçoğlu, The Memory Remains bence en bidon Metallica şarkısı.

    ismail vilehand

    @deadhouse, hahaha aynen.

    Mert Nalvuran

    @Ahmet Saraçoğlu, Reload’u hiç sevmemekle beraber, dinleyicinin 80′ler sonrası Metallica’ya laf getirmemek adına Reload övmesine de dayanamıyorum. “Load Metallica’nın en iyi albümüdür.” deyin ama bunu yapmayın.

    ismail vilehand

    @Mert Nalvuran, son derece katıldım. Özellikle “yeaaa sürekli ayı gibi ekstrem, underground, old school dinliyosunuz soft ve farklı işlere tahamülünüz yok. Allah belanızı versin pis herifler.” çeken tayfa anti tez üretmek için sürekli sebepsiz yere övmeye çalışıyor uzun yıllardır. Bi bitmediler.

    Raddor

    @Ahmet Saraçoğlu, katılıyorum. Entry’mde black albüm, Load diye sıralarken elim mi kaymış, n’olmuşsa Reload’u da oraya sıkıştırmışım fakat ben de Load’ı ne kadar iyi buluyorsam Reload’ı o kadar kötü buluyorum.

    Berca B.

    @Raddor, bence birçok insanın albümü bassız sevmesinin sebebi albümün bu haldeki nostaljik değeri. Yani o kadar kült bir albüm ki kimse tek bir şeyinin değişmesini istemiyor, olduğu gibi kalsın istiyor. Halbuki albüm başta düzgün bir bas sound’uyla çıksaydı, sonra birisi albümden basları çıkarsaydı herkes “bu ne lan” derdi bence.

    Ben Reload’a da kötü diyemiyorum, arkadaşım arabada çalsa bunu dinlicez dese sesimi çıkarmam ama benim de en az elimin gittiği Metallica albümü. Bu ay içinde St. Anger’ı bile baştan sona tekrar dinledim ama ReLoad’u en son ne zaman dinledim hiçbi fikrim yok.

    Load ise hayatımda en sevdiğim albümlerden.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Berca B., tek başına The House That Jack Built veya Bleeding Me veya Outlaw Torn > (Reload + St. Anger + Death Magnetic + Hardwired) x 1.000.000

  17. gXnn says:

    gelmiş geçmiş en iyi album. ömrümün sonuna kadar tek bir album dinleyeceksin deseler muhtemelen bu albumu secerim.

  18. deadhouse says:

    Master of Puppets’la birlikte en iyi Metallica albümü. İki albüme de 10 veririm. Başka albümlerine 10 vermem derken sıralama da yapayım bari.

    And Justice For All – 10
    Master of Puppets – 10
    Kill ‘Em All 9.2
    Ride the Lightning – 8.8
    Black Album 8.2
    Load – 8
    Death Magnetic – 7.4
    St. Anger – 5
    Reload 4.2
    Hardwired to Self- Destruct – 3.5

    ismail vilehand

    @deadhouse, “Hardwired…” notu şoke etti. 91 sonrası yaptıkları en iyi albüm bence. Hatta 91 sonrası çıkan tüm albümlerin toplamından daha çok seviyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, oha Hardwired’ı Load’dan daha çok sevme fikri beni çok yaraladı.

    ismail vilehand

    @Ahmet Saraçoğlu, 2016′dan beri daha Load’dan daha çok dinledim diyelim. ManUNkind hariç bütün şarkıların her saniyesine bayılıyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, ManUNkind acccayip sıkıcı bir şarkı cidden.

    Raddor

    @ismail vilehand, Hardwired kadar kişiden kişiye değişen bir Metallica albümü olmadı sanırım. Kimi göklere çıkarırken kimi de yerin dibine gömüyor. Ben ise ilk çıktığında sevmeme rağmem aradan geçen zaman sonunda nereye koyacağımı bilemedim.

    Bir iki tanesi hariç şarkıların tek tek muazzam olduğunu düşünüyorum. Bu açıdan en tepelere yerleştiresim geliyor. Fakat tüm albümlere genel baktığımda Hardwired sebebini anlamadığım şekilde aralarında bana ruhsuz geliyor. St. Anger’ın önüne rahatça geçebilecek bir albüm olmasına rağmen hissiyat bazında St. Anger’ı bile daha ruh sahibi bir albüm olarak görüyor ve bir anda albümü kendi kafamda sona atarken buluyorum. Çözemedim.

    ismail vilehand

    @Raddor, Hardwired’ı sevmeyen ve major dönem sonrası en kötü Metallica albümü olarak gören insanlarla empati kurmaya çalışıyorum, tek anlayabileceğim kısmı şarkıların birbirinden kopuk olması. Yani şöyle izah edeyim; 12 şarkıyı hangi sıraya dizersen diz hiç birşey farketmez. Sanki 12 şarkıyı kaydedip winamp listesine atıp shuffle demişler, ilk çıkan sıralamayla “böyle olsun.” diyerek piyasa çıkartmışlar gibi. Hangi şarkıyı hangi sıraya koyarsan koy zerre fark etmiyor.

    Bunun harici az önce de dediğim gibi, ManUNkind hariç bütün şarkılara bayılıyorum. Hepsinin ayrı ayrı hikayesi yazılır.

    Exorsexist

    @ismail vilehand, Kesinlikle katılıyorum. ST albümünden sonra çıkan hiçbir albümü oturup baştan sona dinlemedim. Load-Reload içinde iyi ve kötü şarkılar barındırıyor, ST.Anger’ı zaten geç, Death Magnetic’i sevemedim nedense, Hardwire’ın ağır fanıyım. Ortalama şarkı var ama kötü şarkı diyebileceğim hiç yok!

    deadhouse

    @ismail vilehand, Bence Hardwired kötü bir albüm değil. O notu vermemin sebebi albüm eleştirisinden ziyade grup eleştirisi. 80′li yıllarda Metallica’nın 2. 3. 4. albümü olarak çıksaydı, notum 7 olurdu. Yalnız 2008′den itibaren takipçilerine 2. bir Tool vakası yaşatan, meraktan öldüren bir grup 8 sene sonra 500 tane daha aynı kalitede yapabileceği (Hardwired) bir albümü yapıyorsa ben orada dur derim. Ne bileyim 700 rifften bahsedilince, 8 sene ara verilince insan sofistike ya da sarsıcı bir şey bekliyor. Metallica Hardwired’daki şarkılar gibi binlerce şarkı yazabilir. Vasatın üstü, sıradan, dinlenmese de olur nazarında şarkılar. İlk çıktığında böyle düşünmemiştim, heyecandan Metallica şarkı yapsın yeter havasındaydım. Şimdi bakınca kocaman bir hayal kırıklığı olarak görüyorum albümü.

    Raddor

    @deadhouse, makul bir sıralama fakat Ride the Lightning’i çok aşağıda buldum. ..and Justice’ten sonra en sevdiğim Metallica albümü. Hatta daha objektif yanım en iyisi diyor. Çünkü sonraki iki albüm de aslında şarkıların sıralanış biçimine kadar o albümün tarzı ve konseptinde devam ediyor.

    6 parça en önemli Metallica klasiklerini oluşturuyorken Trapped Under Ice ve Escape’in yanlarında sönük kalması albümü biraz baltalıyor sanırım.

    Salata

    @Raddor, Kişisel fikirdir tabii hocam ama Trapped Under Ice’ın neresi sönük Escape gibi dandik bir şarkı varken :D Hammett’ın wahwahhhdilülülü soloları olsun hızlı temposu nakaratı olsun ikinci nakarattan sonra başlayan mükemmel kısım olsun her şeyiyle mükemmel bir şarkı bence, Escape zaten adamların da dediği gibi son dakika yer dolsun diye sıkıştırılmış bi şarkı

    Raddor

    @Salata, zevkler, renkler meselesi işte. :) Ben de Escape’i daha çok severim. Giriş rifini özellikle. O rifi Cemetery Gates parçasına benzetiyorum. Belki Pantera Escape’ten esinlenmiştir. Bir de sonlara doğru siren sesi çalan bölüm yok mu bitiyorum o bölüme. Bende siren sesi duyulan metal şarkısı hastalığı var haha.

    Trapped Under Ice ise Kill Em’ All’dan artmış gibi. Albümün geneline göre fazla blues. İkide bir giren shred sololar ile ilerleyen tekdüze bir parça bana göre. Bence o albümün No Remorse’u. Zevkler işte. :)

  19. deadhouse says:

    Bas muhabbetinde genelde şunu diyorum: “Ya basları sikim şarkılara bak şarkılara!”

    Bu şarkılar çok hissiyatlı şarkılar. Teknik meknik, müzikalite, beste, nota vs. hikaye. Müzik ötesi duygular içeren eserlere sahip bu albüm. Müzik tarihinin en büyük albümlerinden biri.

  20. ismail vilehand says:

    Hayatımın farklı dönemlerinde farklı Metallica albümlerine sardım ve favorilerim sürekli değişti. İlk beş albümden herhangi birinin en iyisi olduğunu düşündüm ama 2020 yılında şu an geldiğim noktaya bakıyorum, en sık dinlediğim hatta dinlemezsem eksikliğini hissettiğim tek Metallica albümü “…And Justice for All”. Müzik zevkim yıllar içinde evrile devrile şu anki halini aldı ve bundan sağ çıkan albüm AJFA oldu.

    Bu arada albümü her ne kadar kasetten orjinal halini dinleyerek sevdiysem albümün bas gitarlı remastered halini daha çok seviyorum ve neredeyse 10 küsür senedir o halini dinlemeyi tercih ediyorum.

  21. Her Metallica albümündeki en az sevdiğiniz ya da en sevmediğiniz şarkı hangisi?

    KEA: Anesthesia
    RTL: Escape
    MOP: Herkes bayılır ama ben Orion’a hasta olmuyorum
    AJFA: -
    M: -
    L: Cure / Poor Twisted Me
    ReL: Sevdiğim yok
    St.A: Sevdiğim yok
    DM: The Unforgiven III
    HTSD: 1., 2., 4. dışında sevdiğim yok

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Lulu?

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, hodri meydan bey’fendi

    1) Kill ‘em All: No Remorse.

    2) Ride The Lighting: Trapped Under Ice

    3) AJFA: sevmediğim şarkısı yok. hepsini ayrı ayrı seviyorum.

    4) MOP: The Thing That Should Not Be ve Damage, Inc.

    5) Black Album: Dont Tread On Me

    6) Loud: 2×4 ve The Outlaw Torn.

    7) RL: Komple albümü sevmiyorum. O kadar çok var ki…

    8) St. Anger: Albüme adını veren parçayı seviyorum. Gerisini atıyorum çöpe. Adlarını bile unuttum.

    9) Death Magnetic: Albümdeki tek bir şarkıyı bile beğenmiyorum. Zamanında milleti heyecanlandırmış ve dinlenmiş The Day That Never Comes ve All Nightmare Long dahil buna. Çok kötü albüm amk.

    10) Lords of Summer, Ronnie Rising ve Confusion.

    bu arada, kill em all albümünün en sevilen parçalarından birisi Anesthesia. onu sevmediğini (diğerlerine göre daha az sevdiğini) söyleyen birisine ilk defa denk geliyorum.

    Bende bazı albümlerin önemli, mihenk taşı şarkılarının iyi olduğunu bilsem de beğenmediğim oluyor ama gerçekten o şarkıyı nasıl No Remorse’dan falan daha az sevilir bilemiyorum.

    Salata

    @Ahmet Saraçoğlu,

    Anesthesia
    Escape
    Leper Messiah (Sadece nakaratı berbat)
    Justice’de sevmediğim saniye yok
    Natink Elz Medırz
    Poor Twisted Me
    İlk 4 şarkı ve Where The Wild Things Are hariç dinleyemiyorum
    All Within My Hands, My World (En en kötüsü bu olabilir)
    My Apocalypse
    ManUNkind, Murder One

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu,
    İlk 4 albümden isim veremem. Belki Eye of the Beholder, AJFA’dan.
    Siyah – Don’t Thread on Me, Holier than Thou, Through the Never.
    Load – 2×4, Ronnie, Poor Twisted Me, Cure
    Reload – Slither, Better Than You, Bad Seed, Carpe Diem Baby, Devil’s Dance.
    SveM – Devil’s Dance kavırlamak nedir ya.
    Geri kalan albümleri yok hükmünde.

  22. 10 tane de underrated olduğunu düşündüğüm Metallica şarkısı yazayım. En azından adı nispeten az geçen ama bence sevilen pek çok şarkılarından daha iyi olduğunu düşündüğüm şarkılar.

    Motorbreath
    Leper Messiah
    Of Wolf and Man
    Wasting My Hate

    Yok valla 10 tane çıkmadı. Diğerleri ya aşırı övülüyor ya da bildiğin kötü. Ben bu dördünü çok seviyorum.

    şeyh hulud

    @Ahmet Saraçoğlu, Wasting My Hate yazılmış en iyi stres atma şarkısı olabilir. Tam bir “hadi git başkasıyla uğraş” şarkısı. Benzer nedenlerle Reload albümündeki Attitude’u da çok severim ben.

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, of wolf and man, black albümündeki en sevdiğim parçalardan birisidir.

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu, Buradaki yorumlara bakarsak Reload’dan Fixxxer (nefret ettiğini yazmıştın sanırım), Where the Wild Things Are haksızlık edilen şarkılar. Wasting my Hate bence Load’un en iyisi. Ain’t My Bitch’e de underrated denilebilir sanırım. Fuel kadar değer görmüyor.

    The God that Failed siyah albümün incisi.

    ilk 4 albümden Ride the Lightning’e 3 şarkı hariç komple undderrated derim. Diğer albümler yeterince seviliyormuş gibi geliyor.

    Yiğit

    @Ahmet Saraçoğlu, underrated Metallica şarkıları denince aklıma sadece disposable heroes ve to live is to die geliyor. İkincisi zaten direkt en sevdiğim Metallica şarkısı. Leper Messiah’ı da çok severim ama öyle bir şarkıdan sonra geliyor ki albümü dinlerken gözüme çarpamıyor

    Ahmet Saraçoğlu

    @Yiğit, To Live is to Die daha nasıl rate edilebilir bilemedim. Herkesçe övülen bir şarkı zaten.

    İlker

    @Ahmet Saraçoğlu, The Frayed Ends of Sanity.

  23. 03. Devil’s Dance
    05. Better Than You
    06. Slither
    07. Carpe Diem Baby
    08. Bad Seed
    09. Where The Wild Things Are
    10. Prince Charming
    12. Attitude
    13. Fixxxer

    Şu şarkılar arasından 10 üzerinden 1 sevdiğim bile yok ve bunların hepsi aynı albümde. İnanılmaz. Metallica değil de x bir grup yapsa kariyerleri boyunca dalga konusu olurdu.

    Raddor

    @Ahmet Saraçoğlu, çocukken Where The Wild Things Are’ı en çok sevilen Metallica şarkısı sanıyordum. Her konser mutlaka çalınan, seyircilerin eşlik etmeye en çok can attığı parça olmalıydı. Çok sevmiştim nedense. Sözlerden bir şey anlamadığımdan, dinlerken kafamda hafta sonları cnbc-e’den seyrettiğim X-Files bölümlerini canlandırır, klip çekerdim. Hafif doomy havası ile çok iyi giderdi. Hey gidi.. O yüzden hala pek severim.

    Geri kalanına sonsuz katılıyorum.

    Ugur

    @Ahmet Saraçoğlu, Ahahaha

    Where The Wild Things Are güzel şarkı bu arada.

    Salata

    @Ahmet Saraçoğlu, Where The Wild Things Are ve Devil’s Dance bence dinlenip tadı çıkartılabilecek şarkılar ama diğerleri gerçekten de yavşaklıklarından dinlenmiyor hahahaahah

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu,
    Where the Wilds Things Are’ın söz kısmındaki riffi aşırı tatlı bir şey. Ayrıca Lars’ın bagetleri ilk kez eline aldığını hissettirmeyen sayılı şarkılardan birisi. 8 işler benden. Prince Charming ve Attitude da ortalama şarkılar. Fixxxer’ı seviyorum. Bad Seeds’e 3 diğerlerine 1 ben de veririm. Ama hiçbiri Poor Twisted Me kadar kötü değil.

    İlker

    @Ahmet Saraçoğlu, Devil’s Dance ve Attitude kötü değiller bence, Fixxxer fena değil, Prince Charming’i ilginç bir şekilde seviyorum yalnız Where the Wild Things Are net çok iyi şarkı. Albümün en iyisi olabilir.

    Diğer dördü çöp.

  24. şeyh hulud says:

    And Justice for All’u zamanında 128 kbps mp3 dosyalarından dinleyip sevdiğim için bas azmış çokmuş fark etmiyordu, öyle detayları zaten seçemiyorduk. Kulağım öyle dinlemeye alışınca bir daha hiç eksikliğini hissetmedim.

  25. Emre says:

    Bu albümün soundunu hiç sevemedim ve benim gözümde MOP ile RTL’in çok gerisinde kaldı hep.

    Dysplasia

    @Emre, Bence de bass olmaması albümün tek sorunu değil. Davullar da gitarlar da hep bi abuk geliyor kulağa.

  26. Emre says:

    Metallica benim Scorpions ve Manowar’ın ardından tanıştığım üçüncü rock/metal grubuydu. ’93′ten itibaren Metallica albümünü dinlemeye başladım. Ama orijinalini aldığım ilk Metallica albümü Ride The Lightning idi. Aldığım gün o albüm eşliğinde Aston Villa-Trabzonspor maçını izlemiştim. Demek ki 1 Kasım 1994 imiş. Ama o yıllarda Metallica’nın benim için Bryan Adams, Bon Jovi, Nirvana, The Offspring gibi gruplardan pek farkı yoktu. Asıl favorilerim Manowar ve Maiden idi. Gerçek anlamda metalcileşip Artillery, Warrior, Warlord, Metal Church, Destruction, Whiplash, Vendetta gibi onlarca grupla tanışınca Metallica’nın benim için zaten fazla olmayan önemi iyice azaldı. Load ve ReLoad gibi başarısız denemeler de bunu pekiştirdi tabii.
    Açıkçası ben Metallica’nın büyüme sebebinin doğru zamanda doğru yerde bulunmak ve Lars gibi bir müzik arşivcisine-dehasına sahip olmak olduğunu düşünüyorum. Metallica’nın “mükemmelliğine” dair hiçbir iddiayı paylaştığımı söyleyemem. Thrash metali yaratan ve dünya genelinde ismini neredeyse metal ile özdeşleştirebilecek ticari zekaya sahip bir grup. Lakin bunlar ile estetik çok farklı şeyler. İlla örtüşmeleri gerekmiyor hiçbir şekilde. Lars gayet vasat bir davulcu, James -son dönemlerde tekniğini kısmen geliştirmiş olsa da- katlanamadığım bir vokalist. John Bush mikrofona geçmeyi kabul etseydi görüşüm değişirdi muhtemelen.
    Neyse, uzun lafın kısası, Lars metal aleminde en sevdiğim karakterlerden biri, Metallica hakkında en ufak bir olumsuz düşüncem dahi yok, hatta diğer gruplara yaptıkları yardımları acayip takdir ediyorum. Lakin Metallica müziği benim için çok az şey ifade ediyor.

  27. SA says:

    Bu albümdeki besteleri çok seviyorum ama bas gitar olayı canımı sıktığı için uzun zamandır açıp dinleyemiyorum. Benim durumum biraz daha değişik. Ben de önceden bu albümün bu haline alışık olanlardandım. Ama zamanla her dinlediğimde niye böyle yaptılar ki diye düşünen düşüne tadı kaçtı. Yani neden böyle bir şey yaparlar ki. Böylesine güzel bestelerin olduğu bir albüm daha da güzel olabilecekken neden bu hale getirilir. Neden insanlar dinleye dinleye alışmak zorunda kalır. İşte buna canım sıkılıyor. Bu bas gitar meselesi lars ın işi diye okuduğumu hatırlıyorum. Gıcığım sana lars.

  28. Bora says:

    Metallica’nın dev 80′ler üçlüsü içinde en şahsına münhasır albüm. To live is to die’ı ön yargısız sadece bir defa kulak vererek dinlemiş olan insanın, kalan hayatında o şarkıya ait birkaç saniyeyi tekrar duyduğunda tipinin kaymaması imkansız bence.

    Şahsen albümün orijinal halini çok seviyorum, yine orijinal albümün bass kanalı arttırılmış hiçbir versiyonunu da sevemedim ancak şu arkadaşın kanlı canlı bas çaldığı versiyon ise bence çok çok başarılı.

    https://www.youtube.com/watch?v=vumrar1k928&t=1s

  29. Neptunian says:

    Ergenlik yıllarımda bu sitede Chuck Reis nickiyle yazıyordum. O zamanlar, albümün kritiğinde albüme 9 puan verilmesine baya köpürmüştüm. Şimdi birinci sayfayı açıp yazdıklarıma bakıp güldüm… Aradan 9-10 yıl geçti ve sonunda bu mükemmel albüm hak ettiği bir kritiğe kavuşmuş. Puan verilmemesi de isabet olmuş, böyle klasik albümlere puan bile veremiyor insan.

  30. Boba Fett says:

    Ben Reload, Load döneminin gereksiz yere gömüldüğünü düşünüyorum. Önceki albümlere nazaran yumuşayan, değişen, olgunlaşan bir Metallica haliyle insanlar bu tarz bir şeyi beklemedi ve hayranlar gereksiz tepki verdi, bir kısım Metal değil diye sevmedi vs. ama Metallica yerine bambaşka bir grup yapsa o albümleri yine dinlerim çünkü çok güzeller amk. Algılar bence müzikten zevk almamızı etkiliyor.

    Murad

    @Boba Fett, İddia ediyorum, James Hetfield Load-ı(Reload her halükarda kötü albüm) kendi solo albümü diye çıkarsa bu gün gömenlerin bile 90%- tarihin en iyi solo albümlerinden biri diye lanse ederlerdi, sadece Metallicanın geçmiş albümleri insanları böyle düşünmeye itti.

    Bora

    @Boba Fett,

    Load’u Reload’ı geç, St.anger’i başka bir x grup yapıp dağılmış olsa, albümün adı 2000′lerin en iyi 10 metal albümü listelerinden düşmezdi.

    Geçmişin görkemi giyotin gibi duruyor adamların üstünde.

    Boba Fett

    @Bora, İlk 10 belki fazla iddialı olur ama çok sayko bir albüm, işte geçmişin görkemi ya da metalci yobazlığı, memur metal kafası bizi güzel müzik dinlemekten alıkoyuyor. Megadeth Risk mesela farklı bir işti ve o yolda gidilse belki çok farklı bir Megadeth dinlerdik ama bok varmış gibi bir albüm sonra köklere dönş mönüş ayağına vasat bir albüm geldi.

    Emre

    @Boba Fett, Load ve Reload’u James de gömüyor. Lars’ın bok yemesi, Oasis’ten falan gaza gelip saçmasapan şeyler yaptı, eğer Cliff yaşasa onunla birlikte bu karara karşı muhalefet edebilirdim falan diyor.

    ismail vilehand

    @Emre, Load ve ReLoad öncesi ve dönemi Metallica Corrosion of Conformity ile çok turladı. Bu iki albüm net CoC taklidi.

    Murad

    @Emre, St. Anger peki kimin bok yemesi? onu da cevaplamış mı James amca?

    deadhouse

    @Murad, Toptan Metallica icadı o. Nu-metal popülerdi diye biz de pay alalım bu pastadan dediler, ters tepti tabii. Milleti aptal yerine koydular. St.Anger hakkında olumlu düşünen ya fanboydur ya da Metallica dinleyicisi değildir.

    Boba Fett

    @deadhouse, Bence çok kötü işler değil, diskografi içinde renk katıyor, sürekli baştan sona dinleyemem ama ara ara bazı parçaları playliste ekleyebilirim.

    Emre

    @Murad, o dönemde Metallica elemanlarının hali perişan. Beste falan yapamıyorlar. Yazdıkları kısacık kısımlar bir araya getirilerek şarkılar oluşturuluyor. Deadhouse’un dediği gibi, bu albümü beğenmek harbi absürt.

    Boba Fett

    @Emre, Gömmelerine bir şey diyemem ben sadece iyi albümler olduğunu düşünüyorum. Opeth ilk albümlerini beğenmiyor, Megadeth Risk’i, Beatles eski parçalarını, in Flames eski albümlerini beğenmiyor bence o albümler güzel işler.

    Emre

    @Boba Fett, James beğenmiyor diye konu kapanmış olmuyor tabii. Bu, o müziği üretenin karar vereceği bir şey değil. Herkesin kendi zevki.
    Ama diğer yandan “Metallica ne eylerse güzel eyler” diye de düşünmemek lazım. Adamlar kendileri bile yaptıkları albümü beğenmeyebiliyor görüldüğü gibi.

    Boba Fett

    @Emre, Anladım, fakat yani o kafayla yazmamıştım aslında gerçekten beğendiğim albümler, müziği yapan bile beğenmeyebilir, hatta albümü dinleyiciler bile beğenmeyebilir ama herkesin en azından Rock, Hard Rock vs. dinleyen herkesin tarafsız bir gözle bu albümleri bir kez daha dinlemesi gerektiğini düşünüyorum. Yine de beğenilmeyebilir ama en azından bir kaç kişinin fikrini değiştireceğini düşünüyorum.

  31. Opethsevenbiri says:

    Bas geyiği bence biraz sürü psikolojisi. Bundan daha kötü kayıt edilmiş ancak bütün PA’in ölüp bittiği bir sürü albüm sayarım. Cidden bu albüme 3, 4 verenlerden bas dışında başka bir şey duyduğumu hatırlamıyorum.

    En iyisi mi emin değilim ama benim en sevdiğim Metallica albümü. Bariz Progresif Metal aynı zamanda bence. James Hetfield’ın en agresif en sinirli vokalleri bence bu albümdekiler en sevdiğim Kik Hammet soloları buradakiler Lars bile acayip iyi lan albümde. 1000/10 anasını satim.

  32. Noshophoros says:

    Efsane olmasına efsane albüm. Ona lafım yok.

    Ama şunları çalan adamın harcandığı, sindirildiği ve kendini göstermesine fırsat verilmediği albüm maalesef. Bu gerçek değişmiyor:

    https://www.youtube.com/watch?v=7YMQ1BKgPv8

  33. Emre says:

    Lars ve James’in basçılara karşı tutumu bana hep ilginç gelmiştir. Ron, James’in eski grubundan arkadaşı ama buna rağmen, Mustaine’in anlatımına göre, bayağı eziyorlar adamı. Cliff ise tam tersine elemanlara istediklerini yaptırıyor. En basitinden onu kadroya katmak için şehir değiştiriyor grup. Sonraki basçı seçimi de kağıt üstünde çok iyi. Jason, Flotsam And Jetsam’ın ilk albümünde bayağı şov yapmış bir isim. Ama gel gör ki adama bas çaldırmıyorlar. Bi’ Doomsday For The Deceiver’daki baslara bak, bir de And Justice For All’daki. Madem çaldırmayacaksın, niye alıyorsun? Ayrıca Ron’dan çok daha beter eziyorlar adamı. Bildiğin taşak oğlanına çeviriyorlar.

  34. hen says:

    eski bir köşk siteli olarak altunizade – Anger! Misery! You’ll suffer unto me… kismi beni derinden etkiledi. halbuki mis gibi yer amk altunizade.

    Ahmet Saraçoğlu

    @hen, Mesut Baban Sitesi, 1984-2007

    3 yaşımdayken oraya taşındık, annemler hâlâ oradalar.

    hen

    @Ahmet Saraçoğlu, ben 2010-2019 kaldim. istanbul’da verilan paraya oranla muhitten alinan fayda olarak bence baya iyi bi noktada. tabi hayat tarzina gore degisir bu ama, tam benlik yerdi. burdan tasininca istanbul’dan da gittim zaten direkt :D bi arada da altunizade kritigi bekliyoruz :p

    Ahmet Saraçoğlu

    @hen, ahah “Capitol açılınca davayı satan semt” diye de manşet atarız.

    Biz oraya taşındığımızda tüm o Mesa konutları, Capitol’ün oralar falan dümdüzdü ve araba mezarlığı olarak kullanılıyordu. Bize güğümle süt getiren sütçü amcanın atları falan geziyordu. Vay arkadaş 1000 yaşına geldim haftaya falan ölürüm net.

    hen

    @Ahmet Saraçoğlu, Mesut Baban Sitesi – “Father! Father!! Father I look up to youuuuuuuu! AND HEED THY CALL!”

    Ahmet Saraçoğlu

    @hen, ahah, erkeksi hatıralar.

  35. Yiğit says:

    Genel olarak Metallica hakkında kimsenin umurunda olmayacak görüşlerim:

    - Black albumden itibaren yapılan tüm işlerden neredeyse nefret ediyorum. Malum albümün popülerliğini de düşünürsek uzun bir süre grubun boş ve abartı bir grup olduğunu düşünüyordum.

    - Damage Inc. benim için o kadar anlam ifade etmiyor ki bazen albümü bitirmeden kapatıyorum bu şarkıya gelince. Kapanış çok önemli bu yüzden kırgınım kendisine

    - İlk albümü 7-8 yaşlarımda abimin bilgisayara indirmesiyle dinledim. Jump in the fire’ın giriş riffi uzun süre Metallica hakkında aklıma gelen ilk şeydi

    - İlk albümü saf olarak (önemini, büyüklüğünü vs düşünmeden) değerlendirdiğimde çok da iyi bir albüm olarak görmemekle beraber hala bayılıyorum

    - Ajfa hakkında her şey mükemmel. Ama keşke cliff ölmeseydi

    - Cliff, bas gitara başlama sebebim

    - Ana kuzusu olduğum için bazen Mama Said dinlediğimde ağlıyorum

    - To live is to die’ı ilk birkaç dinleyişte “hayatımda dinlediğim en güzel şeylerden biri” demiştim, hala da diyorum. Dünyada şarkıyı en çok abartan kişiyim

    - Dave iyi ki grupta kalmamış da Megadeth diye bir şey çıkmış ortaya

    - Bence çok net bir şekilde Unforgiven II > I

    - Call of Ktulu bas gitar adına dinlediğim en güzel şeylerden biri. Orion’dan bu konuda daha iyi bence

    - One en çok etkilendiğim ikinci Metallica şarkısı. Yeterince abartılmıyor. Bence öyle değil ama dünyanın en iyi şarkısı seçilse gıkımı çıkarmam. Gerçi çıkarsam ne değişir

    - Ride The Lightning bir ara en sevdiğim Metallica albümüydü

    - Herkesin görüşü belki de tam tersi de olsa load, reload ve st anger’ı başka gruplar yapmış olsa suratına bakmazdık bence. Hele st anger ne ya tövbe estağfurullah

    - Bu albümdeki Lars’a bayılıyorum. Yeterince ajfa övdük ama ayrı bir parantez açılmasını kesinlikle hak ediyor. Sound da harika bence. Her şey harika amk

    - The Day That Never Comes cidden mütüş şarkı olacakken ikinci yarısını kapatıyorum o kadar kötü bence. Tüm atmosferinin içine sıçıyor. İlk yarısını Fade to Black’in ilk yarısına tercih ediyorum (benziyor diye kıyasladım)

    Daha çok şey yazılır da yeter cidden. Ya yerin dibine gömüyoruz ya da göklere çıkarıyoruz hep bu grubu

  36. Hayatımda aldığım en büyük zevklerden biri 1998 yılında çıkan “Cunning Stunts” videosunu izlemekti. O zamana kadar Kazaa, Emule, iMesh vs üzerinden Metallica’nın kalitesi çok düşük, 10-15 saniyelik konser kliplerini arşivleyip tekrar tekrar izlerken bir anda Cunning Stunts’la karşılaşmak inanılmaz bir şeydi. James’in her hareketi, her duruşu, tüm diyaloglar, hepsini ağzımdan salyalar akıtarak defalarca izlemiştim.

  37. Belki de bu kritikten dolayı, normalde hiç görmememe rağmen Spotify’da takip ettiğim 4-5 kişinin Metallica dinlediğini görüyorum ahah

    2020 yılında da oturup “Sad But True” falan dinleme fikri enteresan geliyor bana.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Neden?

    Ahmet Saraçoğlu

    @deadhouse, muhtemelen ben sürekli yeni bir şeyler dinlemek durumunda olduğum için öyle geliyordur. Bırak Metallica’nın 30 yıl önce çıkan şarkısını, bazen geçen sene çıkmış ya da o yıl içinde çıkmış bir şeyi dinleyesim geldiğinde bile inceleyip yazmak zorunda olduğum yeni şeyler olduğundan vakit ayıramıyorum.

    Başkaları için normal tabii, benim durumumla alakalı.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Anladım. Mantıklı aslında her hafta yeni şeyler dinleyince abi ne Metallica’sı durumu yaşanabiliyor. Benim öyle bir durumum olmadığı için 30 40 50 yıl öncesinin müziklerini dinlediğim anlar oluyor. Bir an sorun bende mi dedim haha

    Boba Fett

    @deadhouse, Memur gibi metal ya da müzik dinlenmez bence, ayrıca hayranlık ve fanboyluk işinin müzikten alınan zevki katlayacağını düşünüyorum. Bazen yılın en iyi albümlerini görüyorum herkes 20-30 albümlük listeler yapmış, inanılmaz şaşırıyorum benim listemde 10 albüm bile çıkmaz belki, bilemiyorum bu durum benim için sıkıntı çünkü abi eğer gerçekten çok vakit ayırmıyorsan o albümleri nasıl sindiriyorsun, nasıl özümsüyorsun, nasıl özel oluyor senin için?

  38. crowkiller says:

    2000 küsür kişi oy vermiş ya la, ben 20-30 kişiyiz sanıyordum

    Ahmet Saraçoğlu

    @crowkiller, günde ortalama 700-1.300 arası farklı insan giriyor siteye. Ender de olsa bazı günler haber içeriğine göre 1.500-2.000 olabiliyor. Ama sosyal medya kullanmayı büyük oranda bıraktığımız için genelde 1.000 civarında geziyor ki bu da yeterli zaten.

  39. Belhor41 says:

    Metallica hiç bir zaman hayranı olduğum ve yoğun bir şekilde dinlediğim bir grup olmadı, ama Blackened parçasının giriş kısmını taktir edememem mümkün değil. Sadece metal açısından değil, genel açıdan da analiz edildiğinde, müzisyenlik bakımından üst seviye bir iş olduğu söylenebilir. Ama maalesef bahsi geçen muazzam girişten kısmından sonra parçanın klasik bir Thrash Metal parçasına dönmesi ile, girişin harcandığını düşünüyorum. Belki o kalitede bir melodiyi devam ettirebilecek müzik zekasına sahip değildiler, belki de vizyon eksiklikleri buna sebep oldu…

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.