# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MAKALE: Doksanlarda Okulun Metal Dinleyen Üç Kişisinden Biri Olmak
| 12.03.2018

Bölüm I – 1991-1994: “İşte o gün bir metalci olduğumu anladım.”

Bir metal dinleyicisi olmak için çok yerinde bir tarihte doğdum.

1981.

Bir kere metal alanında klasik albümlerin neredeyse tümü ben hayattayken çıktı. İkincisi kendimi bildiğim ve bir müzik zevki geliştirebileceğim anda, yani 10 yaşımda METALLICA “Siyah Albüm”ü yayınladı. O albümü çıktığı sene dinleyerek metalle tanıştım. Metal namına duyduğum ilk insan sesi James’in “Sad But True”nun başındaki ilk “Hey”iydi.

Balıkesir’de bir öğle vakti, dayımla arabaya binmiş bir yere gidiyorduk. Dayım bir yerde arabayı durdurdu, “Hemen geliyorum” deyip araba teybine bir kaset ittirdi ve kapıyı kapatıp yolun karşısına koştu. O güne dek müzik kavramına hiç kafa yormamış, müzikle hiçbir şekilde ilgilenmemiş, en sevdiği şarkısı, en sevdiği şarkıcısı falan olmayan 10 yaşında bir birey olarak, “Sad But True”nun krem rengi Kartal’ı dolduran “Tat-tatatata”larıyla aklımı oynatmıştım. Bu neydi? Bu nasıl müzikti? Bu nasıl bir şarkıydı? Bu sesleri çıkaran şey neydi?

“Siyah Albüm”deki birkaç şarkıyla “Oha metal nasıl bir şeymiş” demeye kalmadan IRON MAIDEN’dan “Fear of the Dark”ı, “The Number of the Beast”i, “Afraid to Shoot Strangers”ı dinleyip aklımı kaçırmış, yine kısa süre sonra MANOWAR imzasıyla çıkan “Spirit Horse of the Cherokee”, “The Demon’s Whip”, “Master of the Wind” gibi şarkılarla serotonin manyağı olmuştum. Dayım gazı verdikçe veriyordu. İnanılmaz bir şey bulmuştum ve önümde açılmayı bekleyen kim bilir ne kapılar vardı. “Spirit Horse of the Cherokee” ulan! Dünyanın en iyi şarkısıydı resmen. Kızılderili çığlıklarını anımsatan o “Vağuvav vağuvav vağuvav vağağaaaaaaa”lar neydi öyle? Doyumsuzdu, inanılmaz bir güzellikti.

1993’te hazırlığa başlayıp başımı İngilizcenin tatlı göğsüne yasladığımda, dinlediğim şarkılarda nelerden bahsedildiğini de anlar olmuş ve metale daha da vurulmuştum.

“Oğlum bak senin dinlediğin şeylerde hep aşk meşk var, metalde adamlar savaşlardan, insanların sorunlarından bahsediyorlar.”

1993-1996 yılları arasındaki ortaokulda okurken, ortaokul düzeyinde metal dinleyen birkaç kişiden biriydim. 1993’te serviste okula gidip gelirken istisnasız her gün “Siyah Albüm”ü dinliyordum. Başka herhangi bir metal kasetim yoktu ve walkman kulaklığı vücudumun bir parçasıymışçasına o albümü dinliyordum. O sırada metal dünyasında neler olup bittiğini bilmediğimden, elimdeki tek şeye aşırı bağlanmış ve albümü su gibi, hava gibi bir ihtiyaç olarak görmeye başlamıştım. Aynı dönem, sonradan özellikle metal dinlemediğini, her türden bir şeyler dinlediğini öğrendiğim bir arkadaşım, “Siyah Albüm”ü dinlediğimi görmüş ve “Bunların “…And Justice For All” diye bir albümü daha var, onu da dinlemelisin” demişti.

Nedendir bilmem, verdiğim cevap “Gerek yok” olmuştu.

Metali bilmiyordum, bir metalci olduğumu düşünmüyordum; zaten metalci diye bir kavram olduğundan da habersizdim. İnternetin olmadığı, televizyon veya radyoda metalle karşılaşmadığınız bir dönemden bahsediyorum. O dönemde benim için iki adet müzik vardı:

1. Okul servisinde walkman’den dinlenen METALLICA – “Siyah Albüm”.
2. Pazar akşamları haftalık banyomu yaparken çamaşır makinesinin üstünde duran radyodan çalan Türk pop müziği şarkıları.

Ne mutlu ki Türk popunun da o dönemini yerinde ve zamanında yaşamışım. Bugün üretilen şeylerin büyük çoğunluğunu düşündüğümde, doksanların ilk yarısında çıkan Türk pop şarkılarının kalitesi, şu anda duyduğumda tüylerimi ürpertecek derecede yüksekti. Doksanların başı çok değerli zamanlardı.

“”…And Justice For All” mu? Gerek yok.”

Böyle bakınca büyük mallık tabii. Ama işte o zaman elinizdeki şeye öyle bir aşık oluyor, onu öyle bir benimsiyorsunuz ki, aynı grubun yaptığı bir şeyi bile merak etmiyorsunuz. Ortada vizyon mizyon olmuyor. “Siyah Albüm”le olan ilişkime zeval gelmesin de… Ben Through the Never’ımla, Wherever I May Roam’umla mutluyum, başka şey olmasa da olur.

12-13 yaşımda olduğum bu dönemde daha ergenliğime de bir süre olduğundan, böyle bir göt kalkması, artisleşme de olmuyor tabii. Hadi 15-16 yaşlarımda olsam “Ben metal dinliyorum ulan” türü yavşak bir böbürlenme olabilirdi belki. Ancak o dönemde ortada bir metalcilik, metal dinleyiciliği de yok; sadece “Siyah Albüm”ü dinleyen bir çocuk var, nokta. Aslında bir yandan farkında olmadan sonrasının da, şu anda bu satırları yazıyor oluşumun da yolunu yapıyorum. “Serviste diğer çocuklar çocukça muhabbetler ederken, ben olgun bir birey gibi metal dinliyorum, belli ki hepsinden farklı bir yerde duruyorum” tarzı bir kibir falan asla söz konusu değil; sadece kendi hâlimde, kimseye bulaşmadan metal dinliyorum. Öyle içine kapanık, sessiz sedasız çocuk da değilim; okulda her şey normal, herkesle muhabbetim var, oyunlarda falan herkes kadar varım, her şeye katılıyorum. Lakin servisteyken herkesten izole olup METALLICA dinliyor olmaktan dolayı çok mutlu olduğum da kesin.

1994 yazında Ankara’da doktorluk yapan dayımda kalmaya gidiyorum. Subayevleri’nde, Altınpark’a yakın bir ev. Hani beni metalle tanıştıran, şu anda bu satırları yazmamı sağlayan doktor dayım var ya, işte o. O yaz metal konusunda boyut atladığım yıl oluyor. CD diye çok havalı bir şey çıkmış; pırıl pırıl, pürüzsüz, metalik gri bir şey. Dayımın, tasarımını şu an bile çok net hatırladığım müzik setinin yanında bu CD’lerden bir miktar var:

- METALLICA – …And Justice For All
- MANOWAR – The Hell of Steel
- IRON MAIDEN – A Real Live One
- MOĞOLLAR – ‘94

Ayrıca KINGDOM COME’ından DEF LEPPARD’ına sayısız kaset; DIRE STRAITS’ler, GENESIS’ler, DR. SKULL’lar…

İşte “…And Justice For All”u hatmetmem, tüm sözlerini ezberlemem de o döneme denk geliyor. 1993’te bir şekilde bir yerde duyduğum ve tam olarak idrak edemediğim “One” şarkısının da içinde olduğunu öğrenmemle sevindiğim bu albüm, elbette ki o zamana dek dinlediğim her şeyden farklı, gerçek anlamda bir metal overdose’uydu benim için. Hangi şarkıdan, hangi güzellikten bahsedeyim? Albümdeki her şey öylesine yeni ve farklıydı ki, albümü dinlemelere doyamıyor, müzik setinin Studio, Rock, Hall gibi farklı sound preset’lerinde arka arkaya defalarca dinliyordum. Hele o “Hall” preset’i ne güzeldi öyle; ekolu ekolu, sanki canlı çalıyorlarmış gibi. Doyumsuz bir zevkti.

Sonra o MANOWAR’lar, IRON MAIDEN’lar. Resmen bir müzik seti ve 3-5 CD ile metal kürüne girmiştim. Gün geçtikçe, artık onsuz yapamayacağım bir şeyin içine koştura koştura gittiğimi hissediyordum. Belli ki bu metal benim için “tercih ettiğim müzik türü”nden çok daha fazlası olacaktı.

Ne de güzel olacaktı…

Tatil bitip de orta 2’ye başladığımda bambaşka bir insandım. Artık gerçek anlamda metal dinleyen biriydim. “Fear of the Dark”ın farklı konser versiyonları arasındaki farkı, girişteki 4 hi-hat vuruşundan veya aradaki bir seyirci çığlığından anlayabiliyordum. Kafamın içinde Defender’ı çalıyor, “When you are old enough…” sözleriyle kendi kendime tüylerimi ürpertiyordum.

Artık başka metalciler bulmalıydım. Bu müziği dinlediğini bildiğim yegâne insanlar; ben, dayım ve ilkokul 5’e giden kardeşimdi. Ben METALLICA’nın köpeği olmuşken, o ise MANOWAR’a yöneliyordu. Yine de konuşabildiğimiz şeyler çok sınırlıydı, dolayısıyla okuldan da birilerini bulmam iyi olurdu. “Ergen” olma mertebesine daha 2 yıl kadar vardı, dolayısıyla herhangi bir özenme vs. hâlâ söz konusu değildi. Sadece başka pek kimsenin yapmadığını düşündüğüm bir şey yapıyordum, o kadar.

Bu sırada Türk popu da boş durmuyor, en güzel örneklerinden bazılarını yaratıyordu. Tarkan “Aacayipsin” ile, Sertab Erener “Lâ’l” ile, Levent Yüksel “Med Cezir” ile destan yazıyor, neredeyse her şarkısı güzel bu albümleri de dinlemeye doyamıyordum. Okul servisinde Eye of the Beholder dinleyen ben, hafta sonu ailecek bir yere giderken arabada dinlenen Gül Döktüm Yollarına’dan da, Yeter ki Onursuz Olmasın Aşk’tan da, Mecbursun’dan da çok büyük zevk alıyordum. Metal cidden süper olaydı, ama pop müzik de güzeldi.

Ta ki o güne kadar…

“Metal süper, pop müzik tükaka” gibi bir düşünceyi o ana dek yaşamayan bir insan olarak her şeyin değiştiği an, dedemlerin Şarköy’deki yazlığına gittiğimiz bir hafta sonu televizyonda gördüğüm bir klip oldu.

Dediğim gibi; Tarkan’ın, Sertab Erener’in, Levent Yüksel’in falan hastasıydım, pop müzikle bir alıp veremediğim yoktu. Ancak Serdar Ortaç’ın “Karabiberim” şarkısıyla ve klibiyle ilk karşılaştığım anki tatsızlık, hafif iğrenti, midemden ağzıma acı su gelmesi, bende bir şeylerin fokurdamasına yol açmıştı. Televizyon karşısında oturuyor ve bu şeker oğlanın esmer bir kızın göbeğinden sele zeytini yemesine bakıyor, bir yandan da düşüncelerle dolu bir girdaba sürükleniyordum.

Göbekten zeytin yiyen Ayşegül saçlı oğlan…

Eric Adams’ın Black Wind, Fire and Steel’daki çığlıkları…

Göbekten zeytin yiyen Ayşegül saçlı oğlan…

On binlerce insanın Fear of the Dark’ın girişindeki melodiyi hep bir ağızdan söylemesi…

Göbekten zeytin yiyen Ayşegül saçlı oğlan…

Blackened’da James’in “Darkest color, blistered earth, true death of LAEEEEEEF…” dediği kısmın çok süper olması…

Ve nihayet dönüşüm başlamıştı. Yola girmiştim. Pop müzik iyiydi, güzeldi, ancak yanlış ellere düştüğünde sıkıntı çıkarıyordu. O sıralarda böyle bir kavram olduğundan pek de emin değildim, ancak sanırım ben artık bir metalciydim.

Önümüzdeki hafta ikinci bölümde görüşmek üzere.

Albümün okur notu: 12345678910 (9.32/10, Toplam oy: 31)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1981
Şirket
Şarkılar
Web
  Yorum alanı

“MAKALE: Doksanlarda Okulun Metal Dinleyen Üç Kişisinden Biri Olmak” yazısına 11 yorum var

  1. gXnn says:

    süper yazı Ahmet. Eline sağlık.okurken kendimden çok fazla parçalar buldum. black albumle baslayan macera, ride the lightining, iron maiden killers, pantera vulgar ile tamam demiştim ben de.bir de arada biraz fark olsa da o yıllara ait en güzel şeylerden biri de metallica-cunning stunts’tır benim için.hani şu dümenden kaza geçirdik süsü verip sahneyi değiştirdikleri efsane konser.ayrıca dünyanın en cool sahne girişine sahip konserdir kendisi. yad ettim sayende.

    https://www.youtube.com/watch?v=P4Mm0-__QA0

  2. Gökay says:

    Çok güzel bir seriye başlamışsınız. Bende black albüm ile başlamıştım metale :) gerçi ben baya bir yeni jenerasyonum size göre. Daha sonra aynı şekilde iron maiden gelmişti. Lise yıllarımda tanışmıştım ben o sıralarda guitar hero yaygındı. Oradaki oyunlar gruplar falan derken :). Serinin devamını merakla bekliyorum. Elinize sağlık

  3. Crackedbrain says:

    Benimde metale başladığım günler aklıma geldi. Sene 2000′lerin başı yer trabzon O zamanlar teknoloji bu kadar gelişmiş değildi sedece iron maiden, metallica, rammstein, korn gibi grupların parçalarına ulaşabiliyorsun oda 1-2 şarkı. Pantera’yı yeni keşfetmişim o hevesle bi kasetçiye doldursun diye söyledim adam panteren diye bi rap albümü doldurmustu… Hey gidi günler:D

  4. kspsml says:

    İlk olarak süper bir konu, şimdi bir ev düşünün, işçi sınıfı bir aileniz var baba ağır arabeskçi. Yıllarca ferdi,ibo,cengiz dinliyorsun ve bunlar insan olanlar daha cavit karabey, hüseyin altınlar falan var o toplara girmiyorum bile… sonra ilk okul Haluk Levent vardı sonra olayı biraz daha kapınca Kurban, Çilekeş, Dorian, Vega şeklinde devam ettim. Sonrasında lise ergenlik tabii SOAD ve Spiders şarkısı Çığlık filminin soundtrackiydi hem film hem şarkı beni çok etkilemişti ibneler bide bize sövmeseler çok güzel olucaktı ya neyse dinlerken vatan haini gibi hissettiyordum (onun da sebebi kurtlar vadisi izliyorduk çakırlar,polatlar,bozolar ne kafalar ama 89 olupta kurtlar vadisi izlemeyen yoktur sanırım :D). Sonrasında uzun süre Slipknot peşine Children of Bodom bu iki grubun mp3leri Lime wire ile internet kafade indirip albümlerini oluşturmuştum çok güzel zamanlardı ve yanlışlıkla Dark Tranquillity’nin lost to apathy şarkısını indirmişim ve iyi ki indirmişim o gün bugün dür isveç metaliyle yaşayıp gidiyorum….

  5. northern says:

    obaa jason’ın üzerinde peace sells tişörtü var. ulan şu adam metallica’dan gitmeyecekti ya, şimdi estiriyordu konserlerde ne güzel :((

  6. kişiselveri says:

    Bu serinin bir yerinde “Yaşandı Bitti Saygısızca : Aldatmanın Tadına Varınca” daki sololardan bahsedilecek değil mi? :=))

    dysplasia

    @kişiselveri, bunu demeye gelmiştim.

  7. \m/ says:

    Benim de maceram abimin bilgisayara kill em all indirilmesiyle başladı. Çok değişik bir müzikti ve beni temelden etkiledi. Metallica öyle bir grup ki herkesin ortak faydası. Dinleyen herkesi metal müziğe bağlıyabiliyor (nothing else matters gibi birkaç şarkı bilen özentileri saymıyorum) değişimleri tartışılsa da bu bağlamda metallica çok çok büyük bir grup

  8. Kaan says:

    Harika bir yazı olmuş. Hepimiz farklı yollardan ROMA yı bulmuşuz demek ki.
    İlk gruplarım Rigor Mortis, Judas Priest, Metallica, Iron Maiden, Anthrax, Helloween, Wasp, Running Wild, Alice Cooper, Dio, Ozzy, Malmsteen, Dokken, Europe, Slayer,King Diamond, Possesed, Kreator, Destruction, Sodom,……..

  9. Şafak says:

    Ahmet abi, makalenin 2. bölümünü bulamadım eksik kaldım resmen. N’olur yaz devamını :)

  10. alemdar1227 says:

    Çok güzel olmuş da Ahmet abi devamını bekliyoruz.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.