# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
METALLICA – Hardwired… To Self-Destruct
| 13.11.2016

Baba yadigârları arasındaki kimlik arayışı.

Hayatımda dinlediğim ilk metal grubunun, 1991′den bu yana bu müziği dinlememin, solumamın, yaşamamın sebebi olan bir numaralı grubun yeni albümünün incelemesinden merhaba.

METALLICA; çeyrek asırlık eski dostum… Demek tekrar birlikteyiz.

METALLICA’nın benim için ne ifade ettiğinden bahsetme gereği duymuyorum. Gayet net: şu anda bu cümleyi okuyorsanız METALLICA sayesindedir.

Metal tarihindeki tüm gruplar içerisinde, albümlerini objektif değerlendirmesi en zor olan grubun METALLICA olduğunu düşünüyorum. Ya bu müziği dinlemeye METALLICA ile başlamış oluyor ve kalbimizde ona ayrı bir yer açıyor, yaptıklarını herhangi bir grup gibi değerlendiremiyor ve olduğundan daha yukarı çıkarıyoruz; ya da grubu bu şekilde yücelten kitleye tepki olarak, yahut çeşitli dış faktörlere kapılarak grubu olduğundan da kötü değerlendiriyoruz.

Metal tarihinin en büyük grubu söz konusu olunca, bunun aksini düşünmek de zor. Seksenlerdeki tartışılmaz mükemmelliklerinin ardından doksanlarda saptıkları yol ve metal tarihini neredeyse tek başlarına değiştirmiş olmalarının akabinde yaptıkları tercihler; onları metal dünyasının gelmiş geçmiş en büyük hedef tahtasına dönüştürmeye yetti de arttı. Başta “St. Anger” ve “Lulu” olmak üzere adeta kaşınırcasına yaptıkları birtakım şeyler, bu hedef tahtasını daha da büyütmekten ve daha kolay nişan alınır hâle getirmekten başka işe yaramadı.

Grubun konserlerinde adeta bu durumu onaylarcasına eskiye odaklanması ve son iki albümünü neredeyse tamamen pas geçmesi; METALLICA’nın ilk 15 yılını anlamlı, son 15 yılını ise anlamsız kılmak adına atılan adımlar gibiydi.

Şunu kabul etmek lazım ki, “St. Anger” şokunun ardından gelecek şey, sadece prodüksiyonunun biraz daha iyi olmasıyla bile hayranların gözünde olumlu puan olacaktı. METALLICA’nın inanılmaz şekilde bunu başaramaması ve prodüksiyon namına “St. Anger”dan kötü olmasa bile pek çok açıdan sorunlu bir albüm olan “Death Magnetic”le dönmesi, METALLICA adına gerçek bir dönüm noktasıydı.

“Death Magnetic” çeşitli ilginçlikleriyle ilk andan dinleyicileri çarpsa da, derine inildiğinde albümün eksiklerini avazı çıktığı kadar bağırarak ve olduğundan büyük gözükmeye çalışarak kapatmaya çalışan bir iş olduğu kabak gibi görülüyordu.

Aradan geçen 8 yılın ardından, grubun nasıl bir şeyle döneceği konusunda kafalarda soru işaretinden ziyade temenni vardı. Bu temenni müzikal olmaktan ziyade prodüksiyonla ilgiliydi; grubun sayısız hayranı, “Gözünüzü seveyim şu albümü düzgün kaydedin” diye adeta yalvarıyordu.

Yeni albüme adını veren “Hardwired” hiç beklenmedik bir anda ortaya çıktığında yapılan yorumlar, yazının başında bahsettiğim ayrıklık durumunu net şekilde ortaya koymuştu. Bir kısım dinleyici şarkının sound’unun jilet gibi olduğunu iddia ederken, diğer bir kısımsa bir an bile duraksamadan kaydın bok gibi olduğunu söylüyordu. Müzikal olarak da kutuplaşma sürüyor, bir taraf METALLICA’nın eski günlerine dönmesini kutlayacak kadar gaza gelirken, bazıları ise şarkının en ufak bir olumlu yanının olmadığını öne sürüyordu.

Konu METALLICA olunca dinleyici yorumları ve bakış açıları o kadar kutuplaşıyordu ki; insan adeta dinlediği şeyi, kafasında oluşan fikirleri sorguluyordu. “Objektif olarak doğru bir yorumlama mı yapıyorum, yoksa iki kutuptan birine kapılmamak adına gerçek düşüncemi oluşturamıyor muyum?”

METALLICA’yı kendimi tanıdığıma yakın düzeyde tanıyan bir insan olarak bu ikilemden çıkış noktamı bulmam da tam bu soru sayesinde oldu.

“Objektif olarak doğru bir yorumlama…”

“Objektif olarak doğru…”

“Objektif…”

Durum şu ki; konu METALLICA, yani belli bir yaş grubunu bu müzikle tanıştıran grup olduğunda, ortada objektif bakma diye bir zorunluluk olması pek de mümkün değildi. Mümkünlüğünü geçtim, olması bile gerekmiyordu. METALLICA başka bir şeydi. Hayatımızı değiştiren, ciddi anlamda bizi biz yapan pek çok şeye yön veren bu müziğin kapılarını bize ilk açandı. Dolayısıyla METALLICA’dan bahsederken birtakım duyguları, yaşanmışlıkları, kazanımları, zamanları dışlayıp grubu sadece o sırada ürettiği müzikle değerlendirmek mümkün değildi.

Burada çok özel anlara fon müziği olmuş, manevi önem taşıyan, bize gerektiğinde güç vermiş bir gruptan bahsetmiyoruz. Burada insanların şu anki karakterinin, duruşunun, varlığının şekillenmesini sağlamış bir gruptan bahsediyoruz. Kimileri için; onları bu müzikle tanıştırması vesilesiyle kendilerini yetiştiren anne babaları gibi karakterlerine, düşünce yapılarına, hayata bakışlarına yön vermiş bir gruptan bahsediyoruz. Bu yüzden de muazzam miktarda insan için METALLICA; “sözleri şöyle, müziği böyle, prodüksiyon fena değil, grup bu albümde şunu yapmaya çalışmış, notum da şu” denecek bir grup olamaz. Böyle bir şey mümkün değil.

Tüm bunların ışığında, gelin şimdi “Hardwired… To Self-Destruct”tan bahsedelim.

“Hardwired… To Self-Destruct”; “Master of Puppets” gibi saf bir thrash metal albümü değil.
“Hardwired… To Self-Destruct”; “Metallica” gibi bir heavy metal albümü de değil.
“Hardwired… To Self-Destruct”; “Load” gibi hard rock’vari bir albüm de değil.

“Hardwired… To Self-Destruct”; METALLICA’nın bu üç özelliğini bir araya getiren ve bunu neyse ki son iki albümden çok daha iyi bir prodüksiyonla sunan bir albüm. İçinde thrash metal de var, BLACK SABBATH’vari bir doom metal de, belki de daha önce hiç olmadığı kadar yoğun bir NWOBHM de. Şarkılarda Cthulhu referansları da duyuyoruz, politik mesajlar da. Grup bize her yanından bir şeyler sunuyor ama bunu “hatırlar mısınız biz zamanında böyle şeyler yapmıştık siz de çok beğenmiştiniz, aslında şu anda da bize çok kızmayın çünkü o güzel şeyleri de yine biz yapmıştık” diyerek yapmıyor.

Ne acayiptir ki METALLICA bunu, bu sefer suçu başkalarına atarak yapıyor.

Albümün 2 CD’den oluşacağı ilk açıklandığında biraz endişelenmiştim. Grubun “Death Magnetic” benzeri 2 saatten uzun bir albüm yapması ihtimali beni ziyadesiyle tedirgin etmişti. Neyse ki “Hardwired… To Self-Destruct”, 77:29′luk süresiyle son dört METALLICA albümünden çok da uzun bir süreye sahip değil, hatta tek CD’lik “Load”dan 1,5 dakika daha kısa. Bu korkumun sebebi elbette ki METALLICA’nın 2000 sonrasındaki en büyük derdi olan kendini editleyememesi ve özellikle “Death Magnetic”te ayyuka çıktığı üzere epik olacağım diye şarkıları süründürürcesine uzatmasıydı. “Hardwired… To Self-Destruct” bu açıdan çeşitli sorunlar barındırsa da, “Death Magnetic” kadar göstermelik bir arka arkaya rif ekleme durumu içermiyor.

Hardwired ile albümü agresif biçimde açan METALLICA, 3. single’ı Atlas, Rise! ile NWOBHM etkilenimlerini yansıtıyor ve tekil hâlde fazla bir öne çıkarlıkları olmasa da bir araya geldiklerinde albüm içinde ortalamanın üstüne çıkan bir şarkı sunuyor. Bu şarkıdaki IRON MAIDEN etkileri, “Hardwired… To Self-Destruct”ın en iyilerinden olduğunu düşündüğüm Moth into the Flame’de de görülüyor. Bu ikisinin arasındaki Now That We’re Dead ise çok da bir şey sunduğunu düşünmediğim, bana pek bir şey hissettirmeyen bir şarkı. “Load” döneminde yazılmış ama kullanılmamış gibi duruyor ve epey düz bir karakter barındırıyor.

Cthulhu’yu duyduğumuz ve James’in seksenlerdeki vokallerini anımsatan vokal yorumlarıyla dikkat çeken nispeten karanlık Dream No More, ilk CD’nin iyileri arasında. Akılda kalıcı ve misal bir Now We’re Dead’in aksine, kendine özgü bir karakter oluşturmayı başarıyor. Vokal namına eski dönem METALLICA’yı anımsatması nedeniyle yer yer bana METALLICA’dan ziyade EVILE havası verdiğini de söylemem gerek (Interception gibi interception be kardeşim).

İlk CD’yi kapatan Halo on Fire’a geldiğimizdeyse bana kalırsa albümün en iyi 2 şarkısından biriyle karşılaşıyoruz. 8:15′lik süresiyle “Hardwired… To Self-Destruct”ın en uzunu olan Halo on Fire; albümdeki en değişken, en çok farklı şey yapmaya çalışan, James’in yıldızlaştığı bir şarkı olarak karşımızda duruyor. Clean verse bölümleri, patlayan nakaratları ve 3:30 sonrasındaki “Garage Inc.” medley tadındaki gitgelleriyle kesinlikle iyi bir şarkı. Eşlik edilesi pek çok yeri olan, melodik riflerle vokalleri gayet iyi harmanlayan ve uzun süresini hissettirmeyen bir çalışma. Albümdeki kimi 6 dakika civarı şarkılarda bile “artık bitse iyi olur” hissini yaşarken Halo on Fire’da bu tarz bir “e hadi tamam artık” yaşamamak gayet iyi. Şarkının 6. dakikadan sonra KVELERTAK’vari bir coşkuya sapması da başka bir sevimlilik.

İkinci CD’ye geldiğimizde karşımıza çıkan Confusion ve Rob Trujillo’nun da yazımına katıldığı ManUNkind ile birlikte, “Hardwired… To Self-Destruct”taki orta tempoluğun albümün genel bir karakteri olduğunu kanıksamaya başlıyoruz. Hardwired’ı duyunca “ooOOOOooooOOOOoo Kill ‘em All gibi mi olacak acabaaağğğ???” hissiyatının neredeyse hiç başlamadan sönmesi ve özellikle 2. CD’yi bu orta tempoluğun domine etmesi albümün bu noktada zorlandığı, hatta can çekişir gibi olduğu hissettiriyor. Tempo değişimi olmayınca, şarkıların birbirlerinden ayrıştırılırlıkları da azalıyor ve yazıma hiç katılmayan Kirk’ün kopyala yapıştır soloları sayesinde özellikle sololara bağlanma, solo ve solodan çıkış kısımları epeyce aynılaşıyor.

Here Comes Revenge’in son derece formülize yapısı ve ardından gelen Am I Savage? ile birlikte albümün enerjisinin iyice düştüğünü görüyoruz. METALLICA eli yüzü düzgün temiz bir albüm yaratmış olsa da, Hardwired’la, Moth into Flame’le ve Halo on Fire’la oluşan heyecan ve beklenti; 2. CD’nin ilk dört şarkısında epey bir sönüyor. Yaklaşık yarım saat süren bu orta tempolu benzer şarkı formu, bence “Hardwired… To Self-Destruct”a dair en büyük sorun. Grup bu bölümü hareketlendirecek, dinleyiciyi içine girdiği durgunluktan çıkaracak hiçbir şey yapmaya çalışmıyor. Albümdeki genel “eskilere öykünme, ataları yad etme” hissi çerçevesinde, albümün ikinci CD’sine yedirilmiş gizli bir BLACK SABBATH anması mı var acaba diye düşünülebilecek düzeyde bir ağırlık söz konusu.

Tüm bunların üstüne DIAMOND HEAD’i de es geçmeyelim tadındaki Am I Savage? ve açıklandığı üzere Lemmy ve MOTÖRHEAD için yazılan Murder One da gelince; “Hardwired… To Self-Destruct”ın özellikle ikinci yarısı kesinlikle içselleştirilebilecek bir METALLICA sunmuyor. Gruptan size bir şey ifade edecek, sizin için önem taşıyacak şarkılar bekliyorsunuz, ancak şarkıdan şarkıya bunun imkânsız olduğunu, zira METALLICA’nın bizzat bu şarkıları size değil, başkalarına yazdığını hissediyorsunuz. Bu açıdan bakınca “Hardwired… To Self-Destruct”ı içselleştirmek, sizin için değer ifade eden bir yere koymak gerçekten çok zor ve bu da albümü içine girmeden, hep dışarıdan bakarak değerlendirmek gibi bir sıkıntıyı doğuruyor.

Bu baba yadigârları sandviçini kapatan son şarkıya geldiğimizde ise neyse ki grubun tempoyu yükselttiğini görüyoruz. Spit Out the Bone albümün en thrash metal şarkısı olmasının yanı sıra değişken rifleriyle de en azından nefes aldırıyor. Son yarım saatte yaşanan kısmi daralmanın ardından, pek de akıl alıcı bir içeriği olmayan Spit Out the Bone bile bir şükür vesilesi oluyor. Bu şarkıda bile araya bir IRON MAIDEN melodisi sokuşturuluyor, hem de solonun orta yerine, “Kirk bi müsaade et abi” dercesine, adeta bir komiklik unsuruymuşçasına.

Böylece albüm bitiyor.

Peki sonuçta “Hardwired… To Self-Destruct” nasıl bir albüm?

“Hardwired… To Self-Destruct”ın en yakın durduğu METALLICA albümü, bir notası dahi METALLICA tarafından yazılmayan “Garage Inc.”. Grup IRON MAIDEN^dan BLACK SABBATH’a, MERCYFUL FATE’ten NWOBHM’nin demirbaş gruplarına çok genel bir heavy metal perspektifi sunuyor ve bunu Hardwired ve Spit Out the Bone gibi iki thrash özellikli şarkı arasında sandviçliyor.

Bu yüzden de “Hardwired… To Self-Destruct” dağınık bir albüm. Açıkçası biraz kimliksiz, biraz fazla aynı, biraz fazla dışa bağımlı. Ancak benim adıma albümün değerini düşüren asıl şey bunların hiçbiri değil.

Bence “Hardwired… To Self-Destruct”ın belli bir değerin üzerine çıkamayacak oluşunun sebebi, albümün empati kurulabilir olmayışı. Albümün bir METALLICA hayranının kendisiyle özdeşleştirip anlamlar yükleyeceği çok az şey sunuyor olması. Başta bahsettiğim “METALLICA olduğu için objektif bakması zor” durumunu dahi yaratmıyor oluşu.

Albümün gerçek hakkı aslında 7 ama METALLICA olduğu için 9 veri-

Ahah yok yok, öyle bir durum bu sefer yok. Maalesef yok.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.48/10, Toplam oy: 145)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2016
Şirket
Blackened Recordings
Kadro
James Hetfield: Vokal, gitar, şarkı yazımı, sözler
Lars Ulrich: Davul, şarkı yazımı
Rob Trujillo: Bas, şarkı yazımı (ManUNkind)
Kirk Hammett: Lead gitar
Şarkılar
Disk 1 1. Hardwired
2. Atlas, Rise!
3. Now That We're Dead
4. Moth into Flame
5. Dream No More
6. Halo on Fire

Disk 2
1. Confusion
2. ManUNkind
3. Here Comes Revenge
4. Am I Savage?
5. Murder One
6. Spit Out the Bone
  Yorum alanı

“METALLICA – Hardwired… To Self-Destruct” yazısına 103 yorum var

  1. Sinan Ceylan says:

    Albüm genel olarak benim beklentimin üzerinde. Ancak Lars’ın davulları snare roll üzerine kurulu ve 2 CD dinleyince aynı şeyler bayıyor. Daha geniş bi davul setine geçmedi gitti amk evladı…………..

    Sololar genel olarak güzel. Bazı şarkılarda akılda kalan riff yok sanki? Aman neyse, güzel işte. 7/10.

  2. ÖNCÜL says:

    Yayınlanan ilk 3 şarkı dışında sadece Spit Out the Bone ve Dream No More’u sevebildim. Ortalamanın biraz üzeri bir iş çıkarmışlar. Yine de Metallica’ya doyurmaya yetti. Benden de bir 7 işler.

  3. P L A G U E says:

    yeterince dinledim. sonuç; son derece güzel ve kendini dinleten albüm.

    sadece manunkind ı beğenmedim. onun dışındaki bütün parçalar kendini dinletiyor, eşlik ettiriyor. metallica ile aramda özel bir bağ yok, eskisi yenisi sikimde değil ama yapmış işte adamlar. banada güzel olan şeyi dinlemek düştü. son derece memnunum. hardwired ve özellikle spit out the bone açık ara favori parçalarım oldu.

  4. P L A G U E says:

    Spit out the bone dinlerken ivan drago ya ucarak yumruk atan rocky balboa gibi hissediyorum. Gazın bokunu çıkarmışlar…müthiş…

  5. ismail vilehand says:

    ölmeden önce şöyle mükemmel bir Metallica albümü dinleyebildim ya, bundan sonra her şey boş. gün içerisinde beni tır falan ezerse bilin ki mutlu öldüm.

    albümün sene sonu listemde durduğu yere “yok daha neler amına koyim” diyen olursa ağzına çarparım ayrıca. peşin peşin söyliyim bunu.

    bir de puan kısmını ekarte ederek konuşuyorum, çok uzun yıllar önce Ahmet’in yazdığı “Domination” kritiği vardı. ikimizin de sevdiği gruplar arasında beni üzen/sinirlendiren müthiş katılmadığım kritik olarak bir tek o vardı, bu da ikincisi oldu.

    son olarak bu albümü; ReLoad, St. Anger ve Death Magnetic’ten daha kötü bulan birileri varsa; sonsuza kadar selamlaşmayalım, arkadaş olmayalım, muhabbet etmeyelim. çok net ayrı dünyaların insanlarıyız demek ki.

  6. Salata says:

    Abümün en büyük artısı Death Magnetic ve Beyond Magnetic’te ki çoğu şarkıda olduğu gibi şarkıların sadece ard arda eklenmiş rifflerden ibaret olmaması. Babalar iyi kötü bi albüm yapmış işte, iyi taraflarına bakmak lazım.

  7. P L A G U E says:

    Daha önce manunkind ı beğenmediğimi belirtmiştim. Unutun…cok fena sardi sonradan. En sevdigim parca tiperinden biri. Dinledikce acilan:)

    Neyse spit out the bone liderligini korurken, şu an confusion en zayıf halka olarak görünüyor…hadi hayırlı traşlar…

  8. Küçük Zenci says:

    Şu Death Magnetic’in değerini bilemedik :(

  9. eren says:

    güzel albüm bence 8 işler fakat dystopia kesinlikle daha iyi

  10. ismail vilehand says:

    eğer yeterli hayal gücüne sahipseniz Dream No More’u içinizden Ozzy Osbourne vokali ile söylemeyi deneyin. çok güzel oluyor.

  11. den4x says:

    Yeni şarkıları canlı çalmaya başlamışlar ilgilenenler için: https://www.youtube.com/watch?v=vFX9sJwYwGA

  12. Motörizer says:

    8 yıllık bekleyişe değdi diyebilmek isterdim fakat albümü maalesef beğenmedim. Güzel yerleri olsa da, bu kısımların bile sürekli uzatılması ve bir türlü tadında bırakılmaması albümün en büyük sıkıntısı. Şarkıların bir türlü bitmemesi, rifflerin adeta sündürülmesi, genel anlamda iyi giden şarkının bile albenisini alıp götürüyor. Belirli bir kesimin sevmediği title track bile bu yönden diğer şarkılara fark atmış durumda. Spit Out the Bone bile yüksek temposuna rağmen sonlara doğru kapatma isteği uyandıran bir şarkı. İkinci CD’de bunun dışında dikkatimi çeken bir şarkı, biraz confusion haricinde olmadı.

    Buna karşın birinci cd bana kalırsa son derece başarılı. Dream No More haricindeki bütün şarkılar bence gayet güzel. Now That We Are Dead biraz tekdüze evet ama bütünlük anlamında iyi bir eser. Atlas Rise, Moth into Flame ve Halo on Fire albümün en iyileri. Hardwired de My Apocalypse tarzı yapısıyla çok ön planda olmasa da iyi bir şarkı.

    Fakat bireysel anlamda performansları inceleyince çok da olumlu şeyler söyleyemiyorum maalesef. James dışında etkili performans gösteren kimse yok. Lars arka planda iyi işler yapmış olabilir ama davulun başında maalesef vasatın da altında. Snare roll mu deniyor ona bilmiyorum ama trampete abanarak yaptığı ataklar hem sıkıcı hem de bi yerden sonra kulağı da rahatsız etmeye başlıyor. Kirk için denecek bir şey yok bile. Şarkılara gene wah-wah ile yapıştırdığı uydurma sololar ile geçiştirmiş. Atlas Rise gibi iyi işleri nadir de olsa var ama genel performansı bence gruptaki en kötü olan isim. Rob ise yine çok ön planda değil ama ara ara öne çıkması ve introlardaki bas line’ları ile bana kalırsa James ile birlikte en iyi performansı sergileyen eleman diyebilirim.

    Prodüksiyon bugüne kadarki en iyi Metallica prodüksiyonu olabilir ama bütünlükten uzak, sakız gibi uzatılmış vasat şarkılar ve üstüne uyduruk sololar ile dolu albüm. Şarkılar tadında bırakılsa bence çok daha iyi olabilecek iken, bu sündürülme nedeniyle bitse de gitsek dedirtiyorlar. Halo on Fire albümün en uzun şarkısı ama eleştiri konusu unsurları barındırmadığı için dinlenebilirliği en yüksek şarkı olarak duruyor. İkinci CD’de bunu başarabilen bir şarkı olmaması ve tempo ve rifflerin yapısı itibarıyla Black Sabbath’vari bir şeye dönüşen albüm bendeki bütün albenisini yitiriyor. Yine de ilk CD’nin o kadar kötü olmaması ve dinlenebilir şarkıları olması nedeniyle 5 puanı hak ediyor diye düşünüyorum.

  13. İlk CD mükemmel. Benden 8 kapar ama ikinci CD için aynı şeyleri söyleyemem.

  14. Salata says:

    Dream No More’da The Thing That Should Not Be tadı alan sadece ben miyim yahu :)

  15. mrdSRP says:

    Iyi şarkılar, güzel besteler, ama bazı şarkılardaki bazı bölümleri böyle bağırsak gibi uzatmaya ne lüzum vardı?

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.