# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AFSKY – Ofte jeg drømmer mig død
| 27.05.2020

Eski zaman Avrupası taşra kasveti ve çaresizlikle oradan oraya savrulan insancıklar.

Bu haftanın kritik takvimine baktığınızda haftanın ilk 3 gününde black metal albümleri olduğunu görebilirsiniz. Genelde türler konusunda denk bir dizilim yapmaya çalışsak da bazen belli dönemlerde bir türde çok sayıda üst düzey albüm çıkabiliyor ve biz de bunları size bir an önce ulaştırmak adına bu tarz yüklemeler yapabiliyoruz.

Haftaya ODRAZA’nın perişanlığı muazzam bir güçle yansıtan yeni albümü “Rzeczom”la başlamış ve dün de hemşerileri BIESY’nin akıllara zarar yeni albümü “Transsatanizm”le türe yönelik başka türlü bir bakış açısını yansıtmıştık. Bugünkü konuğumuz ise black metalin daha alışık olunan bir tarafını, “taşra kasveti”ni yansıtan Danimarkalı tek kişilik proje AFSKY’nin yeni çalışması “Ofte jeg drømmer mig død”.

“Often I dream myself dead” (“Kendimi sık sık ölü hayal ediyorum”) anlamına gelen “Ofte jeg drømmer mig død”, AFSKY’nin ikinci albümü ve şimdiden ortamlarda konuşulmaya, tavsiye edilmeye başladı bile. Bunun sebeplerinden ilki, müzikten de önce albümün çok sıra dışı bir kapak görselinin olması. Ben de albümü bu sayede, birbirine yakın duran yüzlerce black metal albüm kapağı arasından kendini kabak gibi belli etmesi sayesinde keşfettim.

1800’lerin ikinci yarısında yaşamış Danimarkalı ressam H. A. Brendekilde’ye ait “Udslidt” tablosunun kullanıldığı kapak, görsel anlamda çok sevdiğim “eski zaman Avrupa köylüsü perişanlığını” harika yansıtan ve aşırı gerçek bir anı betimleyen bir havaya sahip. Benzer bir havayı Rus ressam Vasily Perov’un yapıtlarında da görmek mümkün. Kendisinin en meşhur işlerinden “Troika”yı, Dostoyevski tablosunu ve elbette ki DRUDKH’un “Blood in Our Wells” kapağı olarak kullandığı “Last Journey”yi Güzide ile birlikte Moskova’daki Tretyakov Devlet Galerisi’nde görmüş ve mest olmuştuk.

“Ofte jeg drømmer mig død” işte bu kırsal alan, taşra kasvetini mükemmel şekilde yansıtan son derece pastoral bir albüm. İçinde keder, çaresizlik ve yoksulluk var. Sırf albüm kapağına baktığınızda ve müziği dinlediğinizde bile yokluk içinde yaşayan Orta Çağ sonu/Yeni Çağ başı Avrupası imkânsızlıklarını, doğum sırasında ölen bir sürü kadını, hastalığın kol gezdiği köyleri, kısacası zor şartlar altında yaşayan insanları gözünüzde canlandırabiliyorsunuz. AFSKY bunu sağlamak için black metalin DNA’sına kodlanmış çeşitli yapıları ustalıkla kullanıyor ve ortaya kötücül olmaktan ziyade harap olmuş, helak olmuş insancıkları notalara döken bir şey çıkıyor.

Albümü dinlerken black metalin bu tarafını yansıtan kimi başka grupları da hissetmeden geçemiyoruz elbet. AFSKY’nin içinde DRUDKH’dan NOKTURNAL MORTUM’a, BURZUM’dan AGALLOCH’a, GRIFT‘e kadar çeşitli yansımalar var. “Microcosmos”un gizemli gece havasını almak da mümkün “Belus”un esrarengiz doğa/maneviyat kombosunu da. “Tyende Sang” ve “Bondeplage” gibi şarkıların kimi yerlerinde aklıma “Ars Poetica”yı getiren ve black metalin en basit şekilde atmosfer yaratma yollarından bazılarını içeren enfes kullanımlar, fikirler, düzenlemeler var. Bunlar on yıllardır alışık olduğumuz, türe aşina dinleyiciler olarak fazlasıyla içselleştirdiğimiz için albümün sarsıcı, afallatıcı bir yanının olduğunu düşünmüyorum. Verilen havayı, icra edilen black metal karakterini sevme düzeyinize göre albümden sadece keyif de alabilirsiniz, paramparça da olabilirsiniz. Bu sizin black metalin bu şeytanı iblisi geçtim kırsalı taşrayı seçtim anlayışına ne derece gönül verdiğinizle alakalı bir durum. Aynı şekilde black metal sizin için zehir, katliam, orospu çocukluğu gibi şeyler ifade ediyorsa da AFSKY’nin kulak tırmalamayan black metalini fazlasıyla steril bulabilirsiniz. Metalin kendisi gibi black metalin de pek çok alt türü var ve bunların büyük kısmı için kurşun atıp kurşun yiyecek bir insan olarak ben AFSKY’nin “Ofte jeg drømmer mig død”de çok iyi bir iş çıkardığını düşünüyorum.

Metal tarihi içerisinde gerçek bir fenomen olan “tek kişilik black metal projesi” olayını sonuna kadar hakkını vererek yapan AFSKY, keşfedilmeyi ve desteklenmeyi kesinlikle hak ediyor diye düşünüyorum. Adını ilk kez anıyorum ama bu Ole Pedersen Luk belli ki ne yaptığını bilen bir çocuk ve “Ofte jeg drømmer mig død”le de bundan sonra yapacakları takip edilecekler listesine adını üst perdeden yazdırıyor.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.77/10, Toplam oy: 31)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Vendetta Records
Kadro
Ole Pedersen Luk: Her şey
Şarkılar
1. Altid veltilfreds
2. Tyende sang
3. Imperia
4. Bondeplage
5. Stemninger
6. Angst
  Yorum alanı

“AFSKY – Ofte jeg drømmer mig død” yazısına 9 yorum var

  1. crowkiller says:

    bunu geçen spotify da tesadüfen gördüm, albüm ismi cool geldiği için bir dinleyeyim dedim, fena değil.

    vokaller acayip leviathan’a benziyor. çift gitarla çalınan kısımlarda güzel bir riffi 2. gitar arkadan farklı versiyonda çaldığında acayip hoşuma gidiyor. yalnız bu albümde ne arkadan gelen ne ana gitar riffleri pek hoşuma gitmedi. pek insanda bir şey uyandırmıyor. müzik ilerliyor, sanki çok karanlık bir yere inecek dibe doğru sürükleyecek gibi aşağı doğru süzülüyor bir bakmışsın kafasını suya sokup çıkarmış.

    crowkiller

    tekrar eden bir riff buradaki gibi azdan çok yaratan tarzda olmalı bence

    https://www.youtube.com/watch?v=AZ86KK12zsg

    adamlar orjinalinden baya daha iyi coverlamışlar

  2. necrobutcher says:

    bu senenin en sevdiğim işlerinden ve şu ana kadar en çok dinlediğim albüm. kesinlikle her anıyla insanda çok şey uyandırıyor. kapak ve brendekilde ile ilgili bir şey söylemeye gerek yok, muhteşem.

  3. Nox says:

    odraza’nın albümünden bana daha çok hitap eden bir albüm bu. daha fazla kendini tekrar eden gitarlar var. atmosfer anlamında daha başarılı buldum.

    kapak zaten ilk bakışta tavlıyor insanı.

    necrobutcher

    @Nox, +1

  4. çaksu says:

    Tabloyu daha önce de görmüştüm ama ressamını tanımıyordum. 5 gün ailemle kaldıktan sonra bugün dönüp eve girdim. Salona girer girmez bu Dostoyevski portesi karşıladı, büyükçe bir boy alıp koymuş arkadaş. İlk onunla selamlaştık. Ben de valizimde Budala ile dönmüştüm ailemin evinden. Evren bişeyler söylüyor.

  5. şeyh hulud says:

    Belus seven bunu da sever sanki. Black metalin hipnotik yönünü başarıyla yansıtıyor. Böyle albümleri dinleyince pamuk gibi oluyorum, terapi yerine kullanılabilir.

  6. Rashid says:

    Açıkcası ben de kapak sayesinde gruba şans verenlerden biriyim. Bayılıyorum böyle tablo’ları filan kapak olarak kullanan grupları. Albüme farklı bir hava katıyor ve kapak sayesinde dinleyici sayısında ciddi oradan artış da oluyor. Gayet doyurucu bir çalışma olmuş. Black Metal’ın her alt türünden bir şeyler var albümün içinde.

  7. Alondate says:

    Bazi insanlar icin abarti gelebilir fakat black metal benim bu hayatta gercek oldugunu dusundugum nadir seylerden biri. Hem de insan tarafindan uretilmis yapay bir sey olmasina ragmen. His uyandirma konusunda bu kadar basarili baska bir sey daha olamaz.

    Albume gelirsek anlatilmak istenen ve kapak uyumunun bu kadar zirve yaptigi bir calismayi uzun suredir dinlememistim. Simdilerde hep sunu soyleriz, “Allaha emanet yasiyoruz. Canimizin bir kiymeti yok”. Aslinda eskilerde insanlar trajikomik sekilde vebadan, fakirlikten, sacma sapan islerden sinek gibi oluyormus. Cok uzun sure sonra global capta bir korona dalgasina denk gelince nasil da kafayi yedik. Eski insanlar yuz yillarca bu tarz hastaliklarla bogusmus. Modern dunya bizi inanilmaz kirilgan, zayif yaratiklar haline getirdi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.