# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DARK TRANQUILLITY – Damage Done
| 13.01.2020

Deri Değişimi: “Damage Done” özelinde 1993’ten günümüze bir DARK TRANQUILLITY analizi.

Hayatımda dinlediğim ikinci melodik death metal şarkısını yapan gruptan (…of Melancholy Burning, 1999), hayatımda canlı izlediğim üçüncü metal grubundan (Sold Out Concet Hall, 6 Ekim 2001), konsere girmek için kapıda beklerken iş yerinden çağrıldığım için konsere yarım saat kala mekândan ayrılıp işe gittiğim ve konserini kaçırdığım gruptan (Unirock 2008, Parkorman), 2000’lerin başında armonik gitarlardan birini ses kayıt cihazına kaydedip sonra onun üstüne armonisini çalarak kendi kendime pek güzel vakitler geçirmemi sağlayan bir gruptan, tam kadrosuyla yüz yüze röportaj yaptığım bir gruptan, kısacası 20 yılı aşkın süredir dinlediğim ve çok fazla anısı olan bir gruptan bahsedeceğim bugün.

Biliyorsunuz çok uzun zamandır sadece yeni çıkan albümleri siteye kazandırmaya çalışıyoruz ve eski albümleri de sitemize konuk olan arkadaşlar sayesinde anmış oluyoruz. 2011’de siteye yazılan “Damage Done” incelemesi, sonradan siteden ayrılan yazarının isteği üzerine Pasifagresif’ten kaldırılmıştı. Bu nedenle albüm 2015’ten bu yana sitede yer almıyordu. Takipçilerimizden birinin isteği üzerine ben de bu albümden bahsetmek; hem siteye kazandırmak hem de kırk yılda bir eski bir albümden bahsedip analiz kusma isteğimi yerine getirmek adına bu albümü yazayım dedim. Aynı şey “Fiction” için de geçerli olduğundan yarın da benzer bir incelemesi “Fiction” için okuyabileceksiniz. Tabii olayın kabasından, grubun geçmişinden bu yazıda bahsettiğim için “Fiction” yazısı daha albüm odaklı olacaktır.

“The Gallery” ile türün standartlarını belirledikten sonra “The Mind’s I” ile vizyonunun ne kadar genişleyebileceği konusunda işaret fişekleri yakan DARK TRANQUILLITY, melodik death metali bu düzlemde devam ettirmenin sürdürülebilir olmayacağını ilk gören gruptu aslında. AT THE GATES’in “Slaughter of the Soul”u çıkardığı yıl onlar da “The Gallery”yi çıkarmış, AT THE GATES’in vedasından sonraysa 1997’de IN FLAMES “Whoracle”ı, onlarsa “The Mind’s I”ı yayınlamışlardı. İşte bu tarih DARK TRANQUILLITY’nin gelecek adına düşünmeye başladığı anı ifade ediyordu. Grup melodik death metale en başından beri daha sanatsal, daha katmanlı yaklaşıyor oluşunun bir sonucu olarak olayın birtakım gotik, elektronik taraflarına daha yakınsak durduğunu 1999’da çıkardığı “Projector” ile göstermişti. DARK TRANQUILLITY bu albümle melodik death metalin sonradan kimilerince “modern metal” diye nitelenecek tarafına ilk kez bulaşıyor ve death metalin amaç değil araç olarak kullanıldığı bir vizyon öne sürüyordu.

Onlar bu cesur adımı atmışken IN FLAMES henüz saf melodik death metal fazını tamamlamamış ve aynı yıl “Colony”yi çıkarmıştı. Sadece bir yıl sonra ise DARK TRANQUILLITY klavye ağırlığının iyice arttığı “Haven” ile tamamen özgün bir tarza kayarken IN FLAMES de yine aynı yıl “Clayman” ile melodik death metale veda ettiği albümü yaparak son kurşununu atmıştı. Bu iki grup 1999 ve 2000’de bunları yaparken, çok çok daha az bilinen bir diğer İsveçli grup GARDENIAN da aynı senelerde “Soulburner” ve “Sindustries”ı çıkararak sessiz sedasız şekilde “melodik death metal nasıl geniş vizyonlu kullanılır” dersi vermekteydi.

“Haven” turnesinde ülkemize gelen DARK TRANQUILLITY’nin Sold Out Concert Hall’da verdiği sold-out konser benim de death metalle canlı olarak tanıştığım ilk konserdi. “Haven” ağırlıklı şarkıların yanı sıra doksanlardan da “Lethe”, “Hedon” ve “Zodijackyl Light” çalan grup, aklımı başımdan almış ve death metalin ete kana bürünmüş hâli olarak türe farklı bir gözle bakmamı sağlamıştı. Şu aşağıdaki videoya bir bakın; o gün salonu dolduran dinleyiciler olarak DARK TRANQUILLITY’yi ülkemizde ilk kez görüyor oluşunun verdiği heyecanla gruba nasıl içten eşlik ettiğimizi bir hissedin… Telefonsuz, paylaşımsız, story’siz bok püsürsüz saf metal konseri.

2002’de çıkan “Damage Done”ın ise DARK TRANQUILLITY’nin kariyeri için farklı bir önemi vardı. “Projector” farklı bir şey deneyen ve başarılı olan, ardından “Haven” ile bunu daha oturaklı bir düzleme taşımaya çalışan grup; “Damage Done” ile birlikte bu oturaklılığı eski alışkanlıklarıyla harmanlama yoluna gitmeyi seçmişti. Bu sayede ortaya daha altı dolu, prodüksiyon tarafı öne çıkan şarkı yapıları çıkmıştı. Doksanlara baktığımızda karşımıza çıkan ve başyapıt olarak değerlendirilen kimi albümlerin, şarkıların sonradan gruplar tarafından çok da tutulmadıklarına tanık olmuşuzdur. Bunun esas sebebi grupların sonradan bu şarkıları prodüksiyon açısından zayıf görmeleridir. “Düz bir rif ve üstüne akıllara kazınan bir unutulmaz bir melodi” her ne kadar düşüncede güzel olsa da pek çok grup için sonradan “geliştirilmeye açık” bir şey olarak değerlendirilebilir. İşte DARK TRANQUILLITY’nin kendi melodik death metali içinde kırdığı ve bambaşka boyuta, katman katman dizilen bir şeye dönüştürdüğü müziği de adımları “Projector” ve “Haven” ile atılan ve “Damage Done”da ilk zirvesini yapan bu anlayışla şekillendirilmişti.

“Damage Done”, tahminimce DARK TRANQUILLITY’nin prodüksiyon ve profesyonellik açısından her şeyiyle memnun olduğu belki de ilk DARK TRANQUILLITY albümüydü.

Grup bu albümde klasik melodik death metalini “Haven”da test ettiği klavye ağırlıklı beste yapılarıyla iç içe geçirmiş ve “Haven”ın hafif kolay dinlenir yapısına ters gidecek bir “AT THE GATES rif karakteri” ekleyerek zirveye taşımıştı. Albüm, her şeyi geçtim, sadece altyapı açısından bile net şekilde grubun o güne kadarki en zengin, usta işi ve profesyonel çalışmasıydı. “Projector”la birlikte geçtikleri Century Media Records ile kariyerinde yeni bir sayfa açan grup, “Damage Done” ile bu yeni -bence üçüncü- evresinin ilk (ustalık) eserini vermişti.

Albüme baktığımızda ilk gördüğümüz şey “Haven”la birlikte bastan gitara geçen Martin Henriksson ve yine “Haven”da gruba dâhil edilen klavyeci Martin Brändström’ün grubun beste karakterine olan etkileri. Bundan sadece bir etki olarak söz etmek zor, zira Niklas Sundin’in sonradan bir röportajda söylediği gibi Martin Henriksson sadece bastan gitara geçmemiş, aynı zamanda grubun müziğini yazan esas eleman da olmuştu. Doksanlardaki albümlerin bestelerinde de yer alan Henriksson “Haven”la birlikte DARK TRANQUILLITY şarkılarının %80’inin altına imza atacak düzeyde bir dominasyon kurmuş ve Brändström’ün artan rolü de eklenince doksanlardaki ilk üç albümden tamamen alakasız bir DARK TRANQUILLITY kimliği ortaya çıkmıştı.

Bunun daha dolgun, zengin, katmanlı besteler bağlamında olumlu bir yanı varken, belli açılarda bazı sıkıntılar da oluşmaya başlıyor gibiydi. Grubun bence “Fiction”ın ardından düşmeye başlayan yaratıcılığının sebebi olarak gördüğüm “benzer yapıda şarkı” olayı DARK TRANQUILLITY’nin içinden çıkmak için çabalaması gereken bir şey olarak öne çıkıyordu. Doksanlardaki albümlerde birbirinden taban tabana zıt şarkılar görürken, “Haven”la birlikte “albümde ortak bir sound olsun” anlayışı çerçevesinde birbirine yakın duran şarkılar görmeye başlamıştık. Adamların yeteneği ve DARK TRANQUILLITY karakterinin gücü sayesinde bu durum başlarda (“Damage Done”, “Character” ve “Fiction”da) sıkıntı yaratmasa da Sundin’in de epey beste katkısı yaptığı “We Are the Void”la birlikte hissedilir bir yaratıcılık ve heyecan eksikliği olduğunu ve bu nedenle de grubun bunu kırmak adına aralara önceden görmediğimiz türde daha karanlık, gergin bir müzikal yaklaşım sokuşturmaya çalıştığını düşünüyorum (“Inside the Particle Storm”, “Dream Oblivion”, “The Science of Noise”, “Uniformity”, “Encircled”, “The Pitiless” vs).

Bu durumun henüz gözlenmediği “Damage Done”da ise çıktığı tarih itibarıyla bir sıkıntı yoktu elbet. Bu yeni, capcanlı DARK TRANQUILLITY bize bu dev prodüksiyonlu yüzünü gerçek anlamda ilk kez gösteriyordu ve bu durum özellikle grubun “Projector” ve “Haven” trendinin aynı şekilde devam edeceğini düşünen dinleyiciler için harika bir haberdi. Evet, albümde klavye etkisi hiç olmadığı kadar çoktu, ancak öncesindeki iki albümün elektronik altyapı arayışları burada müziğe daha belirgin şekilde yedirilmiş ve Brändström neredeyse gitaristler kadar önemli bir parçaya dönüşmüştü.

Şarkılara yakından baktığımızda grubun agresif rif karakterini melodik DNA’sıyla birleştirdiğini ve “aynı anda hem keder hem öfke barındıran melodik rif” olayının dibine vurma yoluna gittiğini görüyoruz. Klavyenin ve elektronik altyapının öne çıkmasını kolaylaştırmak adına seçilen dur kalklı staccato rifler, melodilere yön veren gitar/klavye oyunları ve altyapının güçlenmesiyle şahlanan prodüksiyonun ekmeğini nakaratın suyuna banarak yiyen ve bu sayede daha akılda kalıcı, daha eşlik edilebilir, dolayısıyla daha konsere uygun hâle gelen bir DARK TRANQUILLITY görüyoruz. Albümdeki tüm şarkılar (hadi “Ex Nihilo”yu saymayalım, o enstrümantal) grubun konserlerde çalabileceği türde yapıtlar ve bu sayede DARK TRANQUILLITY’nin daha kurumsal bir yapıya bürünerek turnelerini, pazarlanabilirliğini, prezentabl hüviyetini ve elbette ki gelirlerini artırdığı da su götürmez bir gerçek.

Bu noktada bana ilginç gelen şey, DARK TRANQUILLITY’nin sanki melodik death metalin gireceği dar boğazı önceden görerek “Projector” ve “Haven”ı çıkarmasının ardından bu yola giren IN FLAMES’e feyk atarcasına hemen tekrardan daha death metal bir kimliğe bürünmesiydi. Grup “Haven”la “yumuşuyorlar!” dedirttiği yıl IN FLAMES “Clayman” ile modern de olsa melodik death metal yapmaya devam ediyordu. Oysa DARK TRANQUILLITY “Damage Done”la çatır çatır sertleştiği yıl IN FLAMES’in çıkardığı albüm ortalığı olumsuz anlamda ayağa kaldıran “Reroute to Remain”di. Belli ki IN FLAMES bunu sevdi ve o yoldan devam etti, DARK TRANQUILLITY ise doksanlardaki sanatsal, daha “gönül” odaklı yaklaşımını terk etmeyip işin geleneksel yanını, özbeöz has İsveç melodeath’ini elden bırakmamayı seçti. Yine 2002’de SOILWORK de sonradan “modern metal” olarak anılan bu yaklaşımın başucu kitaplarından olan “Natural Born Chaos”u çıkarmış ve bu işin davayı satmadan da yapılabileceğini göstermişti. DARK TRANQUILLITY zaman içinde clean vokalli şarkılar denediyse de Mikael Stanne’nin kalbinin hönkürmekten, böğürmekten geçtiği başından beri kabak gibi ortadaydı. “ThereIn” de güzeldi elbet, ama “So I starve myself for energy” diye ağlamaktansa “If I had wings, would I be forgiving? If I had horns, would there be flames to shy my smile?” diye haykırmak ona çok daha fazla yakışıyordu.

Kucaklanan tüm bu yeni anlayışlar, son 3-4 yıl edinilen tecrübeler ve hâlihazırdaki eskinin cevherleri bir araya gelince ortaya çok güçlü bir DARK TRANQUILLITY çıkıyordu. Grup bu albümdeki rif yapılarının benzerlerini “The Gallery” ve “The Mind’s I”da zaten kullanmıştı. Albümün sert mizacından dolayı 1997’de çıkan “The Minds’I”dan misal “Dissolution Factor Red”i alıp “Damage Done”a koymak, 1999-2001 arası çıkan “Projector” ve “Haven”daki bir şarkıyı “Damage Done”a koymaktan çok daha kolaydı. Rif yapıları, saldırganlık, atarlı karakter hep eskiyi çağrıştırıyordu. Tabii benzeşik pek çok özellik de yok değildi. Misal “Monochromatic Stains” pek çok açıdan “Dobermann”a yakın bir beste karakterine sahipti. Aynı şekilde “Rundown”ı alıp biraz oynayarak “Damage Done”a koymak da mümkündü. Ama nihayetinde bu albüm adı gibi hasar bırakma amacıyla yapılmıştı ve verilen bu hasar da grubun geleceğe güvenle bakmasını sağladı.

Bu sayede “Damage Done” bir nevi kurtarıcı rolüne büründü; melodik death metal gruplarının yöneldiği trende bakınca “eyvah, koca bir tür elden gidiyor!” diyen kitle için bir ışık oldu ve böylece pek çoklarının gönlünde taht kurdu. Sonradan bahsettiğim benzerleşme, muadilleşme, aynılaşma süreci zaman içinde can sıkar hâle gelecekse de 2002 itibarıyla her şey yolunda, olması gerektiği gibi ve hatta beklentiye zıt şekilde olumlu yöndeydi. İşte “Damage Done”ın nasıl olması gerektiğine yönelik bu karar, elemanlarının mizacı düşünüldüğünde zaten isteseler de IN FLAMES gibi “ortam grubu“ olamayacak, “LINKIN FLAMES” türevi bir biçimde anılamayacak olan DARK TRANQUILLITY’nin kurtarıcısı oldu ve bana kalırsa DARK TRANQUILLITY’yi kurtardı.

Tüm bunların ışığında “Damage Done”ı çak iyi bir albümden daha ziyade yeri ve zamanı açısından grup adına çok önemli bir albüm olarak görüyorum. Albümdeki şarkıların bir bakıma tekdüze bir beste karakteri benimsemesi ve baştan sona benzer çizgide ilerlemesi belli oranda sorun teşkil etse de bu yapıyı tercih etmenin grubun tüm kariyeri açısından mantıklı olduğuna inanıyorum. AT THE GATES’in olmadığı, IN FLAMES’in belli ki başka bir zihniyetle yola devam ettiği o dönemde DARK TRANQUILLITY “Damage Done”ı çıkararak adeta davaya sahip çıkmış, melodik death metalin 2000 sonrasındaki şerefini kurtarmış ve bu sayede metal kitlesi tarafından ekstra bir sevgi ve saygıya mazhar olmuştu. Şahsen “Damage Done” en sevdiğim ilk 4-5 DARK TRANQUILLITY albümünden biri olmasa da tüm bu bahsettiğim nedenlerle albümün hem grup hem de tür adına önemli bir görev üstlendiğini düşünüyorum. Adamlar 1999 ve 2001 albümlerinin ardından daha da elektronik altyapılı bir yola sapsalar nasıl bir şey çıkardı bilemiyorum ama kendi adıma 2007’ye kadar büyük zevk aldığım, sonradan biraz kem küm ettiğim DARK TRANQUILLITY diskografisinin yarattığı toplam değer adına “Damage Done” iyi ki çıkmış diyorum.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.38/10, Toplam oy: 34)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2002
Şirket
Century Media Records
Kadro
Mikael Stanne: Vokal
Niklas Sundin: Gitar
Fredrik Johansson: Gitar
Martin Henriksson: Bas
Martin Brändström: Klavye
Anders Jivarp: Davul
Şarkılar
1. Final Resistance
2. Hours Passed in Exile
3. Monochromatic Stains
4. Single Part of Two
5. The Treason Wall
6. Format C: For Cortex
7. Damage Done
8. Cathode Ray Sunshine
9. The Enemy
10. I, Deception
11. White Noise / Black Silence
12. Ex Nihilo
  Yorum alanı

“DARK TRANQUILLITY – Damage Done” yazısına 22 yorum var

  1. Nox says:

    Benim bu albümde en beğendiğim parça the enemy. parçanın başında giren o soğuk clean gitar belki de DT’nin o günden sonrasının özeti gibi. Daha raw death metal seven arkadaşlar beni kınayacaklar ama Martin Brändström de dt’nin başına gelmiş en güzel şeylerden biri. grubu çok daha karanlık bir noktaya çekiyor synth melodileri.

  2. ozzy says:

    dt’yi tanıdığım şarkı olan finan resistance i içermesi yönüyle özeldir,yazı için teşekkürler

  3. sleepless says:

    yazı (okuyamadım henüz işteyim) albüm ve grup bir kenara da şu 2000′ler başı alacalı bulacalı bol dokulu lekeli photoshop mamülü albüm kapakları ne kadar özensiz ve saçma gözüküyor şu anda görünce ya. prodüksiyona bir ton para yatırıyorsun plak şirketi century media, albüm kapağı vcd’ye girmeye çalışan çocuk portfolyosu. 5-10 yıllık apaçık bir zevksizlik dönemi atlattık resmen.
    acaba bu görsel tarza ilerde dönüp bakıp “çok güzel ya bunun gibi retro kapaklar yapalım” diyenler olcak mı ilerde.

    Ahmet Saraçoğlu

    @sleepless, bu soyut, abstrakt yaklaşım resim de dâhil olmak üzere görsel sanatların hepsinde var aslında. Metale veya müziğe özgü bir şey değil. Kapaktaki leke olarak bahsedilen şeye bakınca ben; ayakta duran, kafasını hafif öne eğerek ellerini ensesinde birleştirmiş, kafasının tam tepesinden kan fışkıran kel birini görüyorum. Siyah olduğu için detaylar seçilemiyor ama benim gördüğüm bu. Hafif yukarıdan çekilmiş, sağdaki çıkıntı adamın sol omzu. O şekilde bir adam var bana göre orada.

    Belki de hiç böyle bir şey yoktur, ama bu abstrakt görsellerin amacı da bunu yapmak ve herkesin başka bir şeye yormasını sağlamak zaten.

    Leke ya da değil, bahsettiğin konuda sana katılıyorum. Pek çok şirket bir dönem bu kapak işini çok ucuza halletme yoluna gitti. O tarz püskürtmeli, rastgele kapaklar çok artmıştı bir ara. Ama ondan da kötüsü, o her detayı layer layer gözüken 2000-2015 arası progresif metal albüm kapakları kadar kötü çok az şey gördüm şu metal ortamında.

    Daha büyük gruplardan bahsedecek olursak, millet zamanında “abi adamlar döl ve kanı karıştırmış Load kapağı yapmış, içine çiş koyup ReLoad kapağı yapmış” diye Metallica övüyordu ama o kapaklar da bence baya tırt.

    Şahsen metal ile ilgili en çok sevdiğim 2-3 şeyden biri albüm kapakları ve iyi bir kapak bana gerçekten çok zevk verirken kötü kapaklar ise ziyadesiyle canımı sıkıyor.

    Nox

    @Ahmet Saraçoğlu, kapaktaki diğer her şeyi geçiyorum. sadece yazıları bile çok vahim durumda. o zamanki teknoloji bundan fazlasına olanak sağlıyor muydu bilmiyorum ama gerçekten felaket.

    az teknoloji kadar varlığı insana azap veren fazla şey yoktur.

    2010 öncesi grafik tasarımı-photoshop, vcd-dvd, tuşlu-telsizli telefonlar, fax, kızılötesi veri aktarımı, ilk plazma televizyonlar…

    hatırladıkça azap duyuyorum gerçekten.

    Rashid

    @sleepless, Şimdiki kafayla böyle düşünmen normal ama o zamanlarda her şey yeniydi. Millet daha yeni-yeni kasetten CD’ye geçiş yapıyordu. Her kes böyle “teknolojik, modern” görünen şeylere merak salmıştı. Diğer yandan internet denilen şey şimdiki gibi değildi. Eliran Kantor gibi adamlar internet ve teknoloji sayesinde bu kadar ireli gidebildiler. Şimdi iyi resim yapabiliyorsan bu işe girmek öyle zor değil ama o zamanlar zibilyon problem vardı karşında. Mesela yaptığın resmi bilgisayara yüklemen için büyük çaplı scanner bulmak bile başlı başına bir olaydı. Bence bu tarz farklılıklar sayesinde insanlar gelişebiliyor.

  4. İlker says:

    Harika albüm, çok iyi kritik. Grubun 2000lerdeki gidişatı hakkında ve albümün grubun gidişatı açısından önemi hakkında yazılmış olan her şeye katılıyorum, gayet güzel özetlenmiş.

    Her tarafı melodic death metal hiti dolu harika bir albüm. Grubun daha sonraki bazı işleriyle kıyaslandığında onlar kadar olgun değil belki, ama bu durum albüme son derece yakışıyor.

    Daha da iyisi için: Character.

    İlker

    Ha bir de unutmadan, Single Part of Two <3

  5. Melkor says:

    DT metali içselleştirmiş çoğu insan için çok özel bir grup bence. Müzikten biraz anlayan bi insanın bu adamların geçirdiği evrimi takdir etmemesinin imkanı yok. Damage done da çıktığı sene itibariyle bu ağacın güzel dallarından bir tanesi. Son üç albümde damage done’a giremeyen static kadar bile doyurucu şarkı yazamamalarını da biliyoruz. Sonuçta bu entropik bi iş, evet dt’de bundan etkileniyor. Bence fazla bile dayandı.

  6. eyemaster says:

    abicim selamlar, kritikler güzel lakin metalin tarihçesine girmeyip direk albüme girip kısa kessek daha temiz olur gibi.1990dan beri metal dinleyen bir kardeşiniz olarak ricam budur.

    killyourselfchuck

    @eyemaster, reis, aramızda 90 lı yıllarda bırak bu müziği dinlemeyi henüz doğmamış benim gibi arkadaşlar için çok bilgilendirici ve teşvik edici oluyor. yararı çok, böyle iyi

    Ahmet Saraçoğlu

    @eyemaster, normalde her yazıyı böyle yazmıyorum ama haftalardır inceleme yazmadığımdan ve bu albüm özelinde bahsedilmesi gereken şeyler olduğunu düşündüğümden bu şekilde yazdım. Zaten her incelemede böyle detaylı yazma fırsatım olmuyor ama birilerinin işine yarar diye ileride de gerekli albümler için böyle şeyler yazmaya devam ederim.

  7. gXnn says:

    projectior ve haven ile girilen değişim rüzgarının 3. ve heh tamam oldu bu dedirten albumu. inanılmaz bir yeri var hayatımda. muhtemelen en çok dinlediğim DT albumu. kötü şarkı neredeyse yok. 9/10

  8. Fogs Kiss says:

    Kritigin yazılmasına önayak olduğum için çok sevindim. Müthiş bir albüm elinize sağlık.

  9. Dün gece rüyamda Niklas Sundin’in bir ayağında terlik vardı, diğerini giymeye çalışırken dengesi bozuldu böyle zıplaya zıplaya diğer tekini de giydi ve “Olm yeni şarkı yaptık lan bi bak” dedi. Rüya bu kadardı.

    killyourselfchuck

    @Ahmet Saraçoğlu, metal müziği çok fazla seviyorsun

    Ahmet Saraçoğlu

    @killyourselfchuck, ahah öyle valla.

  10. Dunedain says:

    Dt ne güzel grup lan her albümü çok iyi. Character ile zirve yaptılar ve sonra daha ortalama albümler yaptılar. Ortalama dediğime bakmayın çoğu melodeath grubunu sollar en vasat albümü bile. Ama benim isteğim character’deki gibi güçlü yoğun manyak bir albümle dönmeleri bir de Messi’nin ucl alması. Evet 2020′den bunları bekliyorum haydi hayırlısı

  11. ytncl says:

    Bence grubun 2000′lerdeki en iyi işi. Neredeyse her şarkı başyapıt. Hours passed in exile tüm zamanlarda en çok dinlediğim şarkı. Hüznün ve öfkenin mükemmel uyumu. 10/10.

  12. OblomoV says:

    DT’nin yeri her zaman ayrı olmuştur bende. İlk dinlediğim metal gruplarından olması ve müzikal kimliği ve duruşları olsun, nadiren olsa da gittiğim konserlerden birinde canlı dinleme şansına erişmem olsun duygusal bağ kurmuş oldum bir şekilde. Ayrıca çok sevdiğim bir dostumdan devasa bir posterini almıştım zamanında, hala saklarım(gereksiz bilgi).

    Çok güzel bir inceleme olmuş. Daha iyi tanımlayamayacağım için katılmakla yetiniyorum albüm özelinde. ”Fiction” sonrası günümüze değin gelinen noktadan çok da memnun olmamakla birlikte yine de severek dinliyorum tabi. Umarım sıradaki albüm kritikte bahsedildiği gibi grubun kariyerinde yeni bir mihenk taşı olabilecek kalitede ve doğrultuda bir iş olur.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.