# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PISSGRAVE – Posthumous Humiliation
| 09.03.2019

İlk albümüyle zaten çok aşağılara düşürdüğü çıtayı ve en diplere indirdiği seviyeyi, ikinci albümüyle daha da aşağı çekmeyi başarıyor.

Power metal, thrash metal, death metal, doom metal, black metal, gothic metal, folk metal, niceleri… Metal kavramı birbirinden farklı dinamiklere sahip çok sayıda alt türe ayrılmış durumda. Bugün sitemizde ağırlamaktan şeref duyduğum ABD’li grup PISSGRAVE bu türler arasında death metale yakın dursa da, aslında death metalden daha rahatsız edici bir tanımla ifade edilse daha doğru olacak gibi bir duruşa sahip. Mesela küfürle anılan metal türleri olsaydı, PISSGRAVE bu sınıflandırmaya ilk sıradan dâhil olabilirdi. Orospu çocuğu metal? Belki olabilir.

Bunun başlıca sebebi PISSGRAVE’in içinde olumlu, hoş herhangi bir şey barındıran her şeye savaş açmış bir karaktere sahip olması ve aşırı çirkin, aşırı rahatsız edici olmadıkça hiçbir şeye değer vermediğini hissettiren havası.

2015 yılında çıkan “Suicide Euphoria” gibi manyak bir albümle yola koyulan PISSGRAVE, özellikle son dönemde çirkinlik ve aykırılık dozunu gözle görülür biçimde artıran Profound Lore’dan çıktığına şaşırtmayan bir müzikal duruşa sahip. Son dönemde incelediğimiz INFERNAL COIL, HISSING, OF FEATHER AND BONE gibi grupların yanı sıra, DIOCLETIAN gibi olayı iyice pisleştiren grupları da kadrosunda barındıran Profound Lore, belli ki PISSGRAVE’de gayet leş bir ışık görmüş olacak ki ilk demosunun ardından hemen grup seçkisi içerisine katmış.

“Posthumous Humiliation”a baktığımızda, “Suicide Euphoria”nın üstüne çıkan bir tehditkarlık ve güç görüyoruz. Grubu dinlerken gözümün önüne, hareket eden her şeye saldıran; her tarafı dikenlerle ve şekilsiz kıllarla kaplı; ağzından zehirli salyalar, götünden ishal boklar fışkırtan; pençeleriyle sağı solu yolup yırtan; dişleriyle tüm yumuşak dokuları parçalayan; gözü dönmüş, kuduz, fare benzeri bir yaratık geliyor.

Grubun bu izlenimi vermesini sağlayan esas unsur, tür içinde olabilecek en şirret, en rezil rüsva karakteri barındıran aşırı agresif ve zehirli vokal performansı. Gitarları da üstlenen Demian Fenton ve Tim Mellon ikilisinden çıkan bu vokaller, belli ki sıkıntılı bir çocukluğun, rahatsız bir kafa yapısının ürünü olarak karşımıza çıkıyor. Bunun yanına eklenen aşırı ve özellikle REVENGE ve benzerlerini sevenleri ihya edecek çirkef, haysiyetsiz gitar tonları ve kulak adını verdiğimiz organa en ufak bir olumlu yansıması olmayan rif benzeri garabetlerle şekillenen müzik, arkada panik atak geçiren ve ölürken olabildiğince insanı da yanımda götüreyim zihniyetindeki davul kullanımıyla iyicene şerefsiz bir kimliğe bürünüyor.

Gitar solosu klasmanına giren nota bileşimleri sunan, ancak daha ziyade şarkının orta yerine kusan gitarlar, kalan kısımlarda da bu kusmuğun içinde yuvarlanıp oraya buraya işeyerek olayın çığırından çıkmasına ön ayak oluyorlar. PISSGRAVE’i dinlerken -kapağı hiç görmemiş olsanız bile- aklınıza gelen yegâne şeyler pislik, çirkinlik, rezillik ve yok oluş.

SUMERLANDS ve ETERNAL CHAMPION gibi iki şeker grupta çalmasına rağmen prodüksiyon ve masa başı işlerini üstlendiği albümlerde tür ayrımı yapmayan ve özellikle son dönemde epey çirkin işlere bulaşan yetenekli insan Arthur Rizk’in hünerli ellerinde gerçek bir kötülük, rezillik, iğrençlik topuna dönüşen “Posthumous Humiliation”, 43 dakika gibi bu tür için fazlasıyla yorucu ve boğucu süresiyle de verdiği zararın katlanmasına neden oluyor. Bu tür bir müziği 25-30 dakikada sunsanız zaten yeterince canınızı sıkacağı ortadayken, koca bir 43 dakika bu cezalandırmaya maruz kalmak kimilerinin sabır sınırlarını zorlayabilir. Lakin ortaya konan işin amacı düşünüldüğünde, bu tabii ki de istenen bir şey. PISSGRAVE zaten açık şekilde tahrik etmek, rahatsızlık vermek, zorlamak, sinir bozmak istiyor ve bunu da olabilecek en kanlı, irinli, iltihaplı şekilde yapıyor.

PISSGRAVE ilk albümüyle zaten çok aşağılara çektiği çıtayı ve en diplere düşürdüğü seviyeyi, ikinci albümüyle daha da aşağı çekmeyi başarıyor. “Posthumous Humiliation” gerçekten de manifesto düzeyinde tavizsiz, rahatsız derecede çirkin bir işitsel cezalandırma, işkence yapma, intikam alma şöleni. En sondaki “Rusted Wind”in ikinci yarısı hariç bir anında bile kulağa hoş gelebilecek bir şey sunmayan PISSGRAVE, yılın en çirkin albümü adaylarından birini yaratarak müzik karşıtı savaşını sıfır taviz, sıfır tolerans ve yüzde yüz şerefsizlik düzleminde sürdürüyor.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.50/10, Toplam oy: 22)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
Şirket
Profound Lore Records
Kadro
Demian Fenton: Gitar, vokal
Tim Mellon: Gitar, vokal
Brad D.: Bas
Matt Mellon: Davul
Şarkılar
1. Euthanasia
2. Canticle of Ripping Flesh
3. Funeral Inversion
4. Catacombs of Putrid Chambers
5. Into the Deceased
6. Posthumous Humiliation
7. Emaciated
8. Celebratory Defilement
9. Rusted Wind
Web
  Yorum alanı

“PISSGRAVE – Posthumous Humiliation” yazısına 8 yorum var

  1. riser says:

    kahvaltıdan sonra da bu kapak hiç olmadı yani :)

  2. crowkiller says:

    sitede daha çok böyle iğrençlikler istiyoruz, yalnız aktif bir liveleak kullanıcısı olarak bu elemanların kapakları benim bile midemi bulandırdı,bu ne amk çüş

    https://www.metal-archives.com/images/4/0/9/3/409390.jpg?2234

  3. trivago says:

    midem yolculuğa çıktı

  4. Nox says:

    kapak efsaneymiş

  5. ali says:

    Beş para etmez işlere övgü… In Flames-Battles’ın 8 aldığı bir yerde bu emetik şeye verilen 8 az bile olabilir:)

  6. svihs says:

    Takdirleri hakeden bi albüm..Amacından zerre sapmadan devam eden her şeye sonsuz saygı duyarım..

  7. ismail vilehand says:

    Şimdilik bu sene içerisinde çıkmış en iyi albüm. Suicide Euphoria ile yaptıklarını bir üst seviyeye taşımışlar. Bu albümle birlikte Arthur Rizk dehasına hayranlığım kat kat arttı. Şu sapkınlığa bile kusursuz ayar çekmiş adam. Ayrıca 80′ler Slayer tarzı kısacık gitar soloları leziz ötesi.

    Bir de şöyle bir şey var, Elvis Presley: “If you’re looking for trouble, You came to the right place.” dediğinden beri bu müzik problemli, sert adamların müziği oldu. Kimse sevmek zorunda değil ama Rock ‘n’ Roll kültürü budur. Daha önce muhtemelen burada yazmıştım, Jim Morrison, Elvis Presley gibi adamlar şuan yaşasaydı death/grind yaparlardı.

    Rock ‘n’ Roll ve metal müziğe insancıl şeyler yüklemek komple boş iş. O bakımdan Pissgrave gibi grupları ayıplamamak lazım. Bu adamlar tam anlamıyla gerekeni yapıyorlar.

  8. hickdead says:

    içine girmenin zor olacağını düşündüğümden epey ertelemiştim bu albümü ama geç bile kalmışım meğer. kritiğin dördüncü paragrafındaki betimlemenin azı var, fazlası yok. albüm dibine kadar çiğ, dibine kadar insafsız ve insanlıktan zerre nasibini almamış bir sounda sahip ama bu tavrın “sadece sert olmak için sert olmak” gibi bir anlayışın mahsulü olmadığı da apaçık ortada.

    bu albümün sabah 8 – akşam 6 çalışan beyaz yakalılarla, internette tanıştığı kızın güzel olup olmadığından emin olmak için sürekli anlık isteyen ergenlerle, viskiyi kolayla içen zevksizlerle bir derdi varmış gibi geliyor bana; sanki bu insancıkları kendi kaosunda öğütüp onlara hayatlarının geri kalanını yaşanamaz hâle getirecek bir varoluşçuluk bırakmak istiyormuş gibi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.