# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MORBID ANGEL – Kingdoms Disdained
| 06.12.2017

Dağ fare doğurdu.

Oğuz Sel

Çoğu konuda kendimi şanssız hissetsem de, “Butchered at Birth”, “Tomb of the Mutilated”, “Cause of Death”, “Formulas Fatal to the Flesh” gibi albümlere, öyle süper mega metal ortamlarının olmadığı bir yerde, hem de 1990’ların sonunda, birkaç ay arayla denk gelip dinlememi, kesinlikle ama kesinlikle büyük bir şans, büyük bir lütuf olarak görüyorum. Diğer gruplarla ilgili maceralarımı bilâhare anlatırım ama bu dönemden mütevellit Morbid Angel’a olan muhabbetim, çok ama çok ayrı bir noktada.

Şarkı şarkı kritik hazırlamanın pek de iyi bir fikir olmadığını, Ahmet’in karaladığı bir yazı neticesinde öğrenmemden bir süre önce yazdığım “Formulas Fatal to the Flesh” kritiğinde belirttiğim gibi grupla 1999’da tanıştım. Böyle söyleyince normal gibi duruyor ama aradan şaka maka 18 sene geçmiş. Grubu, lise hayatının sonlarında ve üniversite hazırlık dönemlerinde dinleyen bir genç olarak, yapılabilecek birçok abukluğu gerçekleştirdim tabii. Sınıf tahtasına o zamanlar bir hayli meşhur olan Kurban grubunun “Yalan” şarkısının sözlerini yazıp bırakan öğlencilere, ertesi günün sabahında “Invocation of the Continual One”ın Sümerce kısımlarını üşenmeyip yazardım. Niyeyse o zamanlar bu yaptığım bana çok karizmatik ve entel bir hareket gibi gelirdi. Eve gidince, odama geçip müzik setinin yettiği güçte “Altars of Madness” ya da “Domination” dinlerdim, gerçi “Domination”ın bas seviyesi biraz yüksek olduğu için sonuna kadar açmam dinleme deneyimi açısından çok da hayırlı sonuçlar doğurmuyordu. Yaz aylarında ise 2000 yılında keşfettiğim “Blessed are the Sick” ve “Covenant”ı çalardım müzik setinde. Her yerden dup tıs dup tıs pop müzik sesleri gelirken, bizim evden loop’a alınmış “Day of Suffering”ler, “World Of Shit”ler yükselirdi.

Morbid Angel’a hayran olmamın birkaç nedeni vardı. Bugün anlatmaya çalıştığım yığınla black metal grubunda denk geldiğimde ağzımın suları aka aka yazdığım şu; ilginçli, ayinli, ritüelli, okült mevzular, Morbid Angel’ın default özelliğiydi bir kere. Grup; korku filmlerinin falsolu durumlarından biri olan korkutucu ögeyi, filmin başından gösterme gafletine de düşmez, ruhanî/şeytanî/kötücül özneyi ele alırken farklı bir yol izlerdi. Kimi zaman İsa’nın İncil’deki sözlerini çarpıtıp “Let the children come to me…” diyerek tarafını belli ediyordu, kimi zamansa Sümerceye başvurarak anlattıklarına apayrı okült boyutlar kazandırıyordu. Liriklerdeki, şarkı isimlerindeki ve müziklerdeki detayları yakalandığındaysa, dinleyicilerine koca bir “Oha” çektiriyordu. “Formulas…” kritiğinde ucundan bahsedip devamını getirmediğim 666 meselesinin yansımalarından biri de, bahse konu albümün 1998 yılında çıkmasıydı meselâ; 666×3 gibi… İşin felsefi tarafını boş verin; yalnızca müzikle ilgileniyorduysanız bile Morbid Angel sizin için bitip tükenmeyecek bir deryaydı, işin esasında hâlâ da öyle.

Trey Azagthoth denen enteresan kişiliğin hangi boyut değişimleri neticesinde yarattığını anlayamayacağım acayip zengin bir müzik vardı ortada. O yıllarda girişini -özellikle- geceleri dinlemekten çekindiğim “Maze of Torment”a hayat veren adam, her dinlediğimde bir yerlere dalıp gitmemi sağlayan “In Remembrance” parçasını da yapabiliyordu. Aynı kişi “God of Emptiness” gibi bir manyaklığı sadece Morbid Angel’a değil, tüm metal dünyasına bir anıt olarak inşa edip bırakırken “Inquisition (Burn with Me)” parçasının ortasında giren soloyla gözlerimden yaş akıtmayı da başarıyordu. Bilim ve sanat dünyasındaki çok kişi için dile getirilen, elde edilen başarılara karşılık şeytanla anlaşma yapan kişilerden biriydi belki de Trey, kim bilir?

Morbid Angel’ın geçmişinden bahsederken, sözü Sandoval Reis’e getirmemem; sabah kalktığımda dalgınlıkla buzdolabına işemem kadar kötü, otobüste giderken para uzatmamı rica eden yolcuya şoförün uzattığı para üstünü yanlışlıkla cebime koymam kadar nefret edilesi, vızır vızır arabaların geçtiği ve üst geçidin olduğu yolda sağıma soluma bakmadan karşıya geçmeye çalışmam kadar aptalca bir davranış olur. Grubun Trey’le birlikte en has elemanı olan Pete Sandoval, duvara sertçe fırlattığınızda nereye doğru gideceğini kestiremeyeceğiniz oyuncak lastik top gibi, havası sönerken sağa sola hızla ve belirsiz şekilde giden uçan balon gibi, kısacası; hangi şarkıda nasıl ataklar yapacağını her zaman kestiremeyeceğiniz, bulduğu ritim kalıplarıyla şaşırtmayı her defasında başaran, başka grupta duysam dalga geçeceğim tencere tava etkili davul tonlarını şarkıların baş ürkütücü unsuru olarak kullanabilen ilginç bir kişilikti. Bazı albümler için yaptığı besteler ve davul soloları ise oturup uzun uzun konuşacağım meselelerden; herif yetenek havuzunda ölümüne kulaç atanlardan.

Her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi yukarıda sıraladığım ikili bir süre sonra ayrı düştüler. Önceleri sağlık sıhhat mevzuları, sonralarıysa din diyanet mevzularından ötürü Sandoval Reis; sevenlerime selam, Morbid Angel’a tamam, Terrorizer’a devam deyince “Heretic” sonrası Morbid Angel’ın neye benzeyeceği, benim de içinde bulunduğum birçok kişi tarafından merakla bekleniyordu. Eh, aradan zaman geçmesine rağmen, sinelerimizde açılan yaraları, acı gelişmeleri artık biliyorsunuz. Milletin ana avrat sövdüğü, benimse sevdiğim “Heretic” albümüne rahmet okutup, hayrına çikolata şeker dağıttıracak derece kepazelikteki “Illud Divinum Insanus” çıktı. Benim canımı sıkan ise “Formulas Fatal to the Flesh”, “Gateways to Annihilation” ve “Heretic”in güçlü ve belki de mümkün olmasını sağlayan Steve Tucker’ın, bu süreç içerisinde kıymetinin bilinmemesiydi. Gruptan ayrılışının ardından Nader Sadek’te ve Warfather’da yardıran Tucker’ın, Morbid Angel’daki vokallerini, basçılığını filan geçim, grubun saygınlığını ve ciddiyetini korumaya katkısı bile onu gözümde değerli kılıyordu. David Vincent da Sandoval’ın seçtiği yolla/dinle/hayat görüşüyle ilgili eleştiri üstüne eleştiri yapıp, grubun sıçışını belki de kamufle etmek istiyordu. Grubun saygınlığı ve ciddiyeti demişken, country müziğin aranılan isimlerinden saygıdeğer David Vincent’ın Chicken Ranch Records’tan çıkan “Drinkin’ With the Devil” parçasına ve tabii klibine bakmanızı öneririm.

Death metal dünyasının biriciği olan Morbid Angel’ın itibarının artık geri getirilmesi gerekiyordu. Gün oldu, devran döndü ve Steve Tucker yeniden kadroya dâhil oldu. Metal müziği 6 yaşından beri dinlemese de ailesinin desteğiyle 7-8 yaşlarından beri rock müzikle ve sonrasında heavy metalle içli dışlı olan ve standartların epeyce üzerinde bir IQ’ya sahip olan Tucker’ın gruba dönmesiyle sevinç katsayım, bayağıdır olmayan düzeye ulaştı. O da yetmedi, önceki albümde baget sallayan Tim Yeung, üç hayırla yarışma dışı kaldı; onun yerine de yiğidin harman olduğu yerde yetişen ve hayatının henüz baharında olan Scott Fuller geldi. Yenilikçilik yapayım derken baltayı fena hâlde taşa kayaya vuran Trey Azagthoth da titreyip kendine geldi ve Morbid Angel’ın yeni albümü için kolları sıvadı. Bu defa her şey eski günlerdeki gibi olacaktı, çok ekstrem olmayan şarkılar “Too Extreme!” şeklinde isimlendirilmeyecekti, 1990’lar havası yakalanmaya çalışılacak, o da olmazsa 1990’lar sonu 2000’ler başı havasıyla idare edilecekti. Bunlar önemli mevzulardı, söz konusu olan Morbid Angel’dı, şakaya gelmezdi, tersi çok pisti.

Sadece kafama estiği için hazırladığım “Formulas Fatal to the Flesh” kritiğinin bir buçuk yıl sonrasında grubun yeni albümünü yazmaktan kıvanç duyduğumdan dolayı ve heyecanımı bastırmak amacıyla girişi bu kadar uzattım. 6 Ekim 2017 sabahı Ahmet’le buluşmadan önce, uzun zamandır yapmadığım şekilde “Heretic” albümünü telefonda dinledim, yolda gelirken Morbid Angel’ın yeni şarkı yayınladığı haberini PA’dan öğrendim ve Ahmetler’deyken şarkıyı ilk kez dinleyip, “Formulas ayarında bir şeyler geliyor, helelöy!” diye tepki verdim. “Helelöy” kısmını tam hatırlamıyorum ama böyle bir ifade kullanmış olabilirim. Neyse, mesele o değildi. Mesele, grubun harbiden death metal olan, Steve Tucker’ın takır takır (öeh) çalıp söylediği bir şeylerin geliyor oluşuydu. Yayınlanan kapağı ilk gördüğümde tepkim çok süper olmasa da sonuçta kapağı alıp koynuma yatmayacaktım ama yattığım yerde albümü pek âlâ defalarca hatmedebilirdim.

Albümlerini uzun zamandır alfabetik sırayla isimlendirerek çıkaran Morbid Angel’ın “Illud…” haricindeki albümlerin açılış şarkıları süperdir, biliyorsunuz. Süperden kastım, harikulâde sanat eserleri olmalarının yanında, dile dolanan, eşlik etmeden duramadığınız, bir biçimde kafa sallattıran, sözleri kısa sürede ezberlenebilecek yapıtlardır. “Formulas ayarında bir şeyler geliyor, helelöy!”şeklinde düşünmeme neden olan etkenlerden biri, kesinlikle buydu. Zira “Piles of Little Arms” üzerine azıcık çalışılsa “Formulas…”ın içinde bile kendine yer bulabilecek düzeyde bir iş. “Kingdoms Disdained” için aynı şeyleri söylemem ne kadar mümkün, “Illud…”dan bu yana geçen 6 senede Trey’in zihninden neler geçti, Steve’in kafasında kaç tilki dolaştı da kuyrukları birbirine değmedi, grubun yenisi Fuller kardeş böyle güzel davul çalmayı nereden öğrendi? Yanıtlanamayan sorular, sorular…

Söze “Baba yorgun,” şeklinde başlasam olur sanırım. 30 seneyi geçkin süredir müzik sektöründe yer alan ve Morbid Angel’ın demirbaşı olan Trey Azagthoth’un fikir açısından biraz çıkmaza girdiği, albümün ilk şarkısının hemen ardından kendini belli ediyor. Grubun imzası sayılabilecek rifleri, mini mini melodileri, albüm boyunca değil mumla, Stranger Things temalı fenerle bile arasanız bulamıyorsunuz. Tek nota üzerinden giden taramalar, yine birkaç nota üzerinden oluşturulan basit groove’lar, albümün sonlarına doğru karabasan olup dinleyicinin üzerine çöken ve bitmek bilmeyen, aşırı tekdüze şarkılar, inanması güç ama gerçekten de Trey Paşa’nın zihninden çıkmış. Zaman içerisinde yaratıcılığını mı kaybetti, gerçekten yapmak istediği bu muydu, “Illud…”dan sonra gelmesi gereken şarkılar böyle mi olmalıydı bilemiyorum, ancak Trey’in beni çok üzdüğünü peşinen belirtmem gerekiyor. Gitar konusuna az sonra tekrar döneceğim, şimdi Steve Tucker’a bakalım; albümün neresinde, hangi konumda, bu defa neler yapmış, etmiş…

Mikrofon arkasına geçtiğinde efendi kişiliği gidip yarı şeytan yarı canavar bir forma dönüşen Tucker, kendine düşen görevi albüm boyunca lâyıkıyla yerine getiriyor. Vokal konusunda aman aman bir çeşitlilik göstermese de dinlerken “Olmuş bu vokaller!” diyorsunuz. Beri yandan bas tarafında aynı iyimserliği sergilemem mümkün değil. Muhtemelen Trey’in gitarlarına eşlik etmesi gerektiğinden sıra dışı bir performans göstermeyen Tucker’ın bas bölümleri biraz sönük ama bunda suç Tucker’ın değil, bence Trey’in. “Paradigms Warped” gibi şarkılarda kendi hâlinde yürümeleri rahatça işitilebiliyor fakat bu ne şarkıyı kurtarıyor, ne de albümün geri kalanını güçlendirmeye yetiyor. Şarkı sözlerinde de imzası olan Tucker, Morbid Angel’ın kendine özgü haşmetini, yine “Ben” vurgulu lirikleriyle gösteriyor. Liriklerde bu defa tek satır Sümerce yok, okültlük iddiasında olan şarkılar olmamasından kaynaklıdır kuvvetle muhtemel.

Gelelim taze kan Fuller’a. Balık burcundan kaynaklı duygusallığı ne derece yaşıyor veya hissediyor bir fikrim yok ama bu çocuk davul konusunda baya sağlam ve güçlü. Albümün başından sonuna kadar bir süre sonra “Yeter ulan!” dedirten twin pedallar, gayet hızlı kazımalar hep bu çocuğun ellerinin ayaklarının yaptığı işler. Her ne kadar “D.E.A.D.” parçasında gravity blast duymayı beklemiyorduysam da, Fuller kişisinin yapıp ettikleri, “Kingdoms Disdained” albümünün güçlenmesine hizmet ediyor. Asıl merak edileninse Fuller’in, Hz. Sandoval’ın yerini doldurup dolduramayacağı olduğunu hissediyorum. Sandoval baya ayrı bir dünya; kurguladığı ritimlerle, snare-snare, snare-tom arası ataklarıyla, çıldırmasıyla vs. yok yok, böyle bir ümit yok. “The Righteous Voice” gibi parçalarda Sandoval tarzı atak taklitleri var ama sadece taklit ve bildiğiniz üzere aslını yaşatmaktan öteye geçmiyor.

İşin prodüksiyon kısmına ufak ufak geçmekte fayda var çünkü yapımın elini güçsüzleştiren birinci etmen bestelerin zayıflığı, ikinci etmen ise ya acemice ya da bilinçli şekilde yapılan prodüksiyon hataları/eksiklikleri. “Sen kimsin ulan, Erik Rutan ve Trey Paşa’dan daha iyi mi bileceksin?” diyecekler için kanıtlarla konuşacağım; kâğıt kalemlerinizi hazırlayın, başlayalım.

Rahatça işitilebilir gitar tonlarına sahip olmayan tek bir Morbid Angel albümü yokken, bir ilk daha “Kingdoms Disdained” ile gerçekleşiyor. Trey’in gitar tonu seçimine eyvallah. Morbid Angel için odur üstat, odur “Oldest One”, odur “Creator of All” amma lâkin bu gitarlar harbiden olmamış saygıdeğer ağabeyim. Az önce belirttiğim üzere prodüktör koltuğunda Erik Rutan var, gitarların basını tizini ayarlamış tamam ama mid tonlar nerede babacım? İnsan dinleyecek bunu, gitarları duyabilmek için neden midleri benim arttırmam gerekiyor? Öte yandan gitarların ön planda olmadığını da söyleyebilirim. İki farklı ses kartı kullanarak, iki kulaklık ve bir hoparlörle (2.1) albümü dinledim, gitarlar kulaklıkla daha iyi duyulsa da önceki albümlerle kesinlikle kıyaslanamayacak bir ses düzey düşüklüğü var. Bahse konu ses düzey düşüklüğünden oluşan açığın nereden ve nasıl kapatıldığına geçmeden önce bunun olası nedenlerine bir bakalım:

A) Rutan acemilik edip miks tarafında elini korkak alıştırmış,
B) Rutan, çıkış zamanı öne çekilen albüm için yeterli zaman bulamamış,
C) Rutan’a, Trey Paşa’dan talimat gitmiş.

Ben, senelerin deneyiminin, A şıkkını kesinlikle yapmayacağını, yapamayacağını tahmin ediyorum. B şıkkının gerçekleşme ihtimali yok değil ama alabildiğine deneyimli bir prodüktörün, kısa zamanda da canavar gibi bir sound oluşturması mümkündür sanırım. Bana daha mantıklı gelen seçenek, içinde önemli bir çeldirici bulunan C şıkkı. Ortada kıyamet gibi rifler ve melodiler olmadığı için ve senelerdir merakla beklenen bir albümün dağın fare doğurması olayına dönüşeceğini bir biçimde saklamak için, Trey bence hem gitar tonlarını anlaşılmaz kıldı hem de Rutan’dan gitarları prodüksiyon ile perdelemek için destek istedi. Yazdıklarımın saçma sapan, anlamsız senaryolar olduğunu düşünebilirsiniz ancak benim diskografi içerisindeki en zayıf gitarlar için yapabileceğim daha mantıklı bir yorum, geliştirebileceğim anlamlı bir argüman yok. Rifine güvenen adam gitarlarının geri planda kalmasını ister mi, tabii ki istemez. Hemen yazıp diğer paragrafa geçeyim; zira gitarlarda olduğu gibi Steve Tucker’ın da sesi azaltılmış durumda.

Kaldığım yerden devam edeyim ve gitarlardaki ses düzey düşüklüğünden oluşan açığın nereden ve nasıl kapatıldığına geleyim. Albümün patlayıcı tek özelliği davullar. Normalde hoparlörleri ya da ekolayzırı öyle yüksek baslı filan ayarlamam ancak albüm için basları özellikle kıstığımı belirtmem lâzım; fena olmayan bir ses sisteminde davulların kick’lerinden çıkan hayvani bas dalgası, kapıları pencereleri zangırdatıyor. Bunu bir hoparlör incelemesinde ya da elektronik müzik albümü kritiğinde yazsam “Vay be negzel,” denilip geçilebilir ama ortada bir death metal albümü olduğu için bu hiç de güzel bir şey değil. “Domination”ın bas seviyesinden bahsetmiştim yukarılarda, bu albümdeki kick’lerin basları yüksek seviyede değil, saçma düzeyde. Fuller kişisinin ayağının ayarı olmadığı için davullara abanıyor da abanıyor, hoparlörden çıkan ses safi gürültü ve uğultuya dönüşüyor. Duyulan ses; bası bol, cızırtı düzeyinde bir gitar, biraz da Tucker vokali oluveriyor. Buradaki saçmalığı mazur görmem şöyle dursun, koskoca Morbid Angel’ın böylesine bir hataya nasıl düştüğüne veya bu kararı hangi gerekçelerle aldığına, bendeki kelimeler hakikaten kifayetsiz kalıyor. Tamam, ziller şunlar bunlar yerli yerinde ama o kick’ler yok mu o kick’ler. Hakikaten olmamış, yakışmamış.

Yapımda “The Righteous Voice”, “Piles of Little Arms” ve “The Fall of Idols” gibi görece sağlam eserler var, ancak bu parçalar “Kingdoms Disdained”in zayıflığını ve kusurlarını kapatmayı başaramıyor. Prodüksiyon tarafını yaralı sinenize çekseniz bile, arz ettiğim üzere kurgusal ve yapısal açıdan zayıf eserler, albümün diskografideki güçsüz halkalardan biri olmasını engelleyemiyor. Ben de farkındayım, “Blessed are the Sick”ler geri gelmeyecek, ben de biliyorum “Formulas Fatal to the Flesh”ler başka zamanların eserleriydi, ama “Illud Divinum Insanus” gibi bir faciadan sonra bunun yetersiz olduğu da açık.

1999 yılında grupla tanıştığımda “Acaba Morbid Angel 2000’li yıllarda hangi harflerle albüm yapacak ve albümlerinin isimleri ne olacak?” diye merak ederdim. Günün birinde bu sözleri söyleyeceğimi hiç düşünmezdim ancak umarım alfabenin geri kalanını temsil eden albümler, bu kaliteyle devam etmez. Böyle devam edecekse grubu, alfabenin ilk birkaç harfiyle anımsamak ve aramızdaki bu bağın yaşattığı hayâl kırıklığının bendeki yansımasının hiç de hoş olmadığını ifade etmek istiyorum. Şu soktuğumun dünyasında kaç sene daha yaşayacağız ve kaç Morbid Angel albümü daha görebileceğiz? Eli yüzü düzgün son Morbid Angel albümü 2003’te çıkmış ve üzerinden az daha beklersek, 15 sene geçecek. Hangimizin iyi bir albüm için birkaç 5-6 sene daha bekleme imkânı var? Trey’in ve diğerlerinin ömürleri buna yetecek mi? Kızgınlığım, önce 8, sonra 6 sene bekledikten sonra doğru düzgün bir Morbid Angel albümü dinleyemememe; olayı kişiselleştirmiş gibi görünebilirim uzaktan ama bu konuda yalnız olmadığımı biliyorum. Olmadı Trey Paşa, yine üzdün, yine beklentilerimi boşa çıkardın. Her şeye rağmen, alfabenin ilk harfleriyle yarattığın albümler için teşekkürler. Bir sonraki albümü hevesle beklemeyeceğime emin olabilirsin.

5,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.54/10, Toplam oy: 28)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2017
Şirket
Silver Lining Music
Kadro
Steve Tucker: Vokal, bas
Trey Azagthoth: Gitar, klavye
Vadim: Lead gitar (9)
Scott Fuller: Davul
Şarkılar
1. Piles of Little Arms
2. D.E.A.D.
3. Garden of Disdain
4. The Righteous Voice
5. Architect and Iconoclast
6. Paradigms Warped
7. The Pillars Crumbling
8. For No Master
9. Declaring New Law (Secret Hell)
10. From the Hand of Kings
11. The Fall of Idols
  Yorum alanı

“MORBID ANGEL – Kingdoms Disdained” yazısına 11 yorum var

  1. kujeste says:

    preorder etmesem hangi sikko grubun albümünü morbid diye bize yutturuyorlar e-mule’daki hergelelerr diyeceğim “illud…” albümünden sonra bana baya morbid tadı verdi. Hele hele, tim yeoueung ergeni yollanmış, pete geri dönmüş sanırım diye düşündürtecek davulcuyu kadar beğendim. Tucker da hala küfür kafir saydırıyor vokalde.

    Lakin kritikte oğuz beyin dediği gibi formulas dinlerken aklımızı kaybettiğimiz yıllar geride kaldı sanırım. Aradaki 15-20 yılda bir sürü ruh hastası şey dinledik, üstüne çok koydular ekstrem metalin. Şimdi mesela Kringshu açtım, olacak iş değil. Formulas’ı bugün yeni bir grubun yeni albümü diye dinlesem ne kadar etkilenirim bilmiyorum.
    Yine de güzel haber, morbid death metale geri döndü en azından :)

  2. Nordiclord says:

    Morbid hayarnı olarka şunu diyebilirim aslında olayın özü basit. David saçmaladı Treyde ruhen bence ezik kalıyordu Davidin yanında baktılar gidişat kötü kavga gürültü. belki yeni materyaller yazıldı David gönderilince davulcuda dahil ortada yeinde n bir parça yazma durumuna girildei Tabi Tucker geri gelince her şey yeni ve MA ı kantılama güdüsüne dönüşmüş bence önceki albümdeki yedikleri haltı biliyorlar (aslında illud divinum insanus sevdim genel itibariyle bunda da ayrı bir atmosfer var.) sert ve gürültülü bir şey çıkmış bunun en büyük sebebi de kısıtlı zamanda hemen ortaya bir şey çıkarmak olunca ortada atmosfer ve parçaları nakış gibi işleme yerine yalap şap bir şeyler olmuş. Amma kuvvetle muhtemelen bundan sonra ki albüm düzgün ve herkesin istediği ayarda olacak. Yeni albümde ben riffi geçiyorum solo namına o amtosferik şeyleri duyamadım duyguda yok…

  3. CupOfHeresy says:

    Öncelikle kritik için eline sağlık, çok emek harcamışsın burada kritik yazan herkesin emeğine zamanına büyük saygı duyuyorum sadece ben bu kritik hakkında küçük bi eleştiri yapmak istiyorum, yazı gereğinden çok fazla betimlemeler ve konu dışı olaylarla süslenip çok uzamış açıkçası ben yazıyı okurken çok yoruldum, her kritiğini çok beğenerek okuyorum, black metal yazdığın içinde senin kritiklerini görünce ayrı heyecanlanıyorum zaten. Albüme gelince Morbid Angel’ın bu albüm de hedeflediği return to roots olayı ama bunu David Vincent, Steve Tucker, Pete Sandavol gibi Morbid Angel’ı markalaştırmış isimler yok iken hayli zor görünüyor ama yine de ben ortaya konulan işten yeterince keyif aldığımı söyleyebilirim. Büyük bi Hate Eternal fanı da olaraktan bu albümün atmosferini fazlasıyla Hate Eternal vari buldum ve bu benim için kesinlikle sorun değil. Albüm de açık ara en çok beğendiğim parça ise The Pillars Crumbling oldu.

    CupOfHeresy

    @CupOfHeresy, Steve Tucker yazmışım yanlışlık olmuş kafalar karışık :)

  4. Godless Killing Machine says:

    Çok güzel kritik, derdini tane tane anlatmış. Belirli bazı bölümler hariç uğursuz Morbid Angel atmosferi yok ortada, şarkı yazımı kötü, albümü 10 kere falan dinledim, aklımda hiçbir şarkı özellikle yer etmedi. Yine de o kadar az albüm çıkartıyorlar ki MA’dan yeni bir şeyler dinleyebilmek güzel.

  5. Firat Tale says:

    hic okumadan once direkt puana baktim 5.5 u gorunce hislerime tercuman olmussun diyerek okumaya basladim, guzel yazi gercekten. morbid angel yavastan rip moduna gecti gibi sanki bilmiyorum canli performanslari nasil.

  6. den4x says:

    iyi mi kötü mü o konuda bir şey diyemeyeceğim de dinlerken kaç kere ulan player tekli modda mı dedirtti. aynı şarkı çalıyor sandım tekrarda. dinledikçe hepsi ayrılır tabi birbirinden ama.

  7. Swedish says:

    Arkadaş kritik yazılacaksa eğer,böyle yazılmalı.Grubu yatak odasına kadar bildiği o kadar bariz ki Oğuz Sel’in.Emeğine sağlık hocam.Albüm seni üzmüş,bunun için ben de epey üzüldüm.Hayatının önemli bir noktasına koyduğun bir grubun seni hayal kırıklığın uğrtmasını,zamanında kendi çok sevdikleri gruplarda yaşamış olanlar gayet net anlamışlardır.

    Açıkçası son albümden ziyade ben senin kritiğini okuyunnca Morbid diakoğrafisinde bahsettiğin albümleri dinleme ihtiyacı hissettim.Nedense bazı kült grupları gözardı etme huyum var.Ama böyle kritikler ile bu kötü huylarımı yenerim bence

  8. Greenlandic says:

    Death metal yorgunluğu…

    Melkor

    @Greenlandic, sen uzunun metal coverı mısın canım

  9. Shameless says:

    Scott Fuller kendi jenerasyonunun en iyi davulcusu.. net!

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.