# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MORBID ANGEL – Heretic
| 24.01.2012

Seri No: 2 – Sıradanlığa koşar adımla.

Morbid Angel diskografisinin kritiğini yazmadan önce rahat edemeyeceğim ve gözüm açık gideceğimden dolayı birden Heretic’i yazma gereği duydum. “Blessed Are The Sick” veya “Formulas Fatal to the Flesh” de yazılabilirdi tabii ki ama “Heretic”in çok hakkı yendiğini düşündüğümden dolayı ve “Illud Divinum Insanus” albümü sonrası hemen hemen çoğu Morbid Angel dinleyicisinin “Heretic: Revisiting” modunda olduğunu fark ettim. Tabii ki her dinleyicinin düşüncesinin bir kritik ile tamamen değişeceğini sanmasam da birkaç tanesininki değişse yeter diye düşünüyorum.

9 yıl öncesine, Morbid Angel için ardından gelecek olan koca bir boşlukla dolu zamana gidiyoruz. “Gateways to Annihilation” ile her zamanki gibi iyi yorumlar alan ve iyi sayılacak bir satış rakamı yakalayan grup, sancılı diyebileceğim bir döneme yakalandı. Kadro hafiften dağılıp, bozulmuştu. Önce Erik Rutan kendi grubunu önceliğe almak için ayrıldı, ardından David Vincent ayrıldı. Yerine Jared Anderson gelmişti geçici bir süreliğine ama o da ayrılıp yerine tekrar Steve Tucker geldi.

Tabii grup farklı bir hale geldi. Önceleri grup imajı olarak bir adet görev adamı, bir adet konuşmaktansa gitarını konuşturmayı tercih eden adam ve grubun maskülen frontman’inden oluşuyorken David’in ayrılmasıyla görsellikten ziyade müzik yapan adamlar haline geldiler. Gruptaki frontman eksikliği canlı performansta artı yaratırken, grup imajı açısından eksi puan oldu. Sonuçta grup içinde öne çıkan bir “frontman” olması her zaman avantajlı bir durumdur. Maalesef Steve’in bu şekilde öne çıkan lider kişiliğe sahip olmaması veya “sonradan gelen eleman” durumunda olması buna izin vermedi.

Morbid Angel, tüm albümleri boyunca kalite açısından çıtayı her zaman yüksekte tutmayı başaran ve hiçbir zaman birbirine benzer veya tekrar eden albümler yapmayan bir grup. Gerçi “keşke “Illud Divinum Insanus”, x albümün aynısı olsa” dediğim/dediğimiz olmuştur. David Vincent da “Blessed are the Sick” için “İlk çıktığında kimse anlamadı, beğenmedi. Çok kötü yorumlar aldı, ama değeri yıllar sonra anlaşıldı. “Illud Divinum Insanus” da aynı şekilde olacak” demişti. “Heretic” için de bir nevi aynı şey geçerli sayılabilir. İlk çıktığında mecralar ve dinleyiciler tarafından “Tam bir felaket. En berbat albümleri!” tarzı yorumlar aldı ve hâlâ da alıyor. Fakat “Illud Divinum Insanus” geldi ve düşüncelerin birçoğu 180 derece değişti. “Hâlbuki ne şahane albümmüş, yıllarca hor görmüşüz” demeye başlayanlar çok oldu. Yine de “Illud Divinum Insanus”un üzerinden bir 10 yıl geçse de -daha kötüsünü yapmadıkları sürece- albüm hakkında düşüncelerin bu denli değişeceğini hiç sanmıyorum. Açıkçası, en azından kimsenin dinleyip “Şimdi dinleyince Radicult’a, Too Extreme’e hayran kaldım” diyeceğini sanmam.

“Heretic” için tam bir günah keçisi albümü diyebilirim. Pek fark edilmeyen, yeterince dinlemeden ortaya çıkmayan cevherlerle dolu. Diğer albümleriyle karşılaştırmak doğru olmaz ama karşılaştırılınca daha baştan savma, az uğraşılmış olduğu aşikâr. Neden bu şekilde olduğunu bilmiyorum. Belki de Trey Azagthoth’un death metale karşı ilgisinin git gide azalması ve bir an önce yapalım bitsin, konserde çalacak şarkı olur düşüncesi olabilir. Bu düşünceye rağmen David Vincent’in gruba döndükten sonra F-G-H albümlerinden hiçbir parçayı konserde söylemiyor olması ve neredeyse “Domination” zamanından kalan aynı setlisti kullanmasının nedenini hâlâ anlamış değilim.

David Vincent ayrıldıktan sonra grup Trey’e kaldığından dolayı müzik çok farklı şekilde evrildi. Bu nedenle dinleyicilerin “Heretic”e yabancı kalmasının birçok nedeni var. İlk olarak David’in daha eski kafalı olması, Steve’in vokal açısından çok daha kullanışlı bir sese sahip olması, Trey’in “Formulas Fatal to the Flesh”, “Gateways to Annihilation” albümlerinde olduğu gibi çok farklı ve deneysel sound’lar yakalamasına neden oldu. “Heretic” sound’unun arkasında yatan şeyin de bu olduğunu söylemek gerekir.

Bir diğeri ise prodüksiyon. Morbid Angel’ın her albüm için farklı prodüktör/ses mühendisi kullanma gibi değişik bir huyu var. “Heretic” için Punchy’nin küçük ve teknolojik –o zamana göre- olarak çok çok üstün olmayan stüdyosu tercih edilmiş. Bu tercih sonucunda da çok çiğ, tuhaf bir prodüksiyonlu albüm çıkmış. Aslında ilk olarak “Gateways to Annihilation” prodüksiyonunun aynısı kullanılmış, ama “Heretic”in çok daha hızlı ve değişken sound’una uymayınca farklı bir yol kullanmak zorunda kalmışlar. Açıkçası, albümün prodüksiyonunu çok beğeniyor olduğumu söyleyemem. Gitar tonu çok kalın ve çiğ, davulların bası çok az, bas desen hiç duyulmuyor. Sanki master/mix işlemlerinden geçmemiş gibi duruyor. Alışması uzun sürse de, dinlemesi imkânsız denilemez.

“Heretic”, sürekli değişken rifleri ve hızı itibarıyla “Altar of Madness” – “Formulas Fatal to the Flesh” arası bir yerde bulunuyor. Parçalardan birkaç enstrümantal olanı Sandoval, geri kalanların hepsi Trey tarafından yazılmış. Ve bu albümde birçok farklı gitar, solo tekniği kullanmış. Mikrofona akvaryum takmak, hoparlörün önüne 7 farklı mikrofon koyarak kayıt etmek, hoparlör ile mikrofon arasına fan koymak gibi fantastik işlere kalkışmış. Hatta bu albümde Trey sadece gitarları değil, davulların da %70′ini kendi yazmış. Sandoval’a sadece düzenleyip, davul üzerinde çalmak kalmış.

Bazı şarkılar albümün karakterini yansıtsa da bazıları eski dönemlerden alıntılar yapıyor gibi duruyor sanki. Kısaca ele alacak olursak; Cleansed in Pestilence solosuyla, rifiyle biraz “Formulas Fatal to the Flesh”in hızlı parçalarını hatırlatıyor, “sağlam” diyebileceğim parça. Enshrined by Grace çok acayip bir solo barındırsa da fazlaca hit, sanki sadece klip çekmek için yazılmış gibi. Beneath The Hollow nakaratıyla olsun, yavaştan giden rifiyle albümde öne çıkanlardan. 01:53′te başlayan 2 dakikalık rif Trey’in yazdığı en tuhaf/ilginç riflerden birisi. “Curse the Flesh” diğer bir en “underrated” parçalardan. Sözleri ve 00:45′de Steve’in “high pitch” vokalden kökleyerek low pitch’e böğürerek aniden geçmesi en sevdiğim bölümlerden birisi.

“Take this blade of Elohim
Drain the life from within these fools
Release the soul, within the flesh”

Praise the Strength pek öne çıkmayan parça derdim fakat 02:12′de giren ikinci rif Beneath the Hallow’un belirttiğim rifine benzeyen bir rif girmesiyle coşup gidiyor. Stricken Arise Steve için söylediğim “kullanışlı vokal” tanımını yerine getirircesine “high pitch” kullanıyor. Onun haricinde bence Morbid Angel’a göre “sıradan” bir parça. Place Of Many Deaths’in insanı yerinden zıplatmak için yapılmış olduğunu düşünüyorum. Şu ana kadar duyduğum en korkutucu müziklerden birisi. Yüksek seste dinlenildiğinde arkadan gelen bağırış ve çığırışların olduğunu fark edebilirsiniz. Yanlış hatırlamıyorsam sesler bir anime bölümünden alınmış. Üzerine gitar ekleyerek böyle bir şeye dönüştürülmüş. God of Our Own Divinity ise Morbid Angel’ın diğer bir epik parçası. Invocation of the Continual One, Covenant Of Death’e oldukça benziyor. Ayrıca konuk olarak Karl Sanders’ın solosu var. Ve ardından bir sürü enstrümantal parçalar… Abyssous, Memories of the Past, Victorious March of Reign the Conqueror parçaları sanatsal amaçla yapılmış. Trey bunları “sanatçının albümdeki eğlence bölümü” olarak tanımlasa da maalesef katılamıyorum. Zaten onca parçanın arasından elesen 8 parça anca çıkıyor bir de zilyon tane enstrümantal eklemenin gereği yok.

“Being has overwhelmed the space between the silence of eternity
Vision has intruded upon the light that pours through me, my energy
Substance has veiled, the pleasures long lost, the beauty of emptiness
This very flesh confines, and spoils this demon’s seed”

Bitirmeden evvel lirikal konsepte değinmek gerekir. “Heretic”, konsept olarak sözlerde bahsedildiği gibi düşünceleri dile getirmek yerine sessizliğin tercih edilmesini konu alıyor. Bu nedenle yıllar boyunca kutunun dışında düşünenlerin gördüğü zulümler, haksızlıklardan bahsediliyor. Sözler Steve Tucker tarafından yazılsa da, Trey’in albümde “Heretic” kelimesinin kullanıldığı anlamla ilgili olarak birkaç sayfalık Deepak Chopra, Antony Robbins’ın düşüncelerini benimseyen spiritüelizm, paradigma kaymaları, doktrin gibi şeyleri kapsayan protesto-vari yazısı var.

Sonuç olarak “kötü” sayılabilecek bir albüm değil. Ama Morbid Angel standartlarına göre kalitesi oldukça düşük. Albüm ne kendini içine çekip dinletiyor ne de birkaç yeri hariç “Vay be neler yapmış adamlar!” dedirtebiliyor. Dinlerken sadece sıradan bir death metal albümü gibi geliyor. Diğer birçok grup bile Morbid Angel riflerini taklit ederek, tarzını uygulayarak çok iyi işler yapabiliyorken, Morbid Angel’ın kendini taklit edememesi üzücü bir durum. Tahminimce bir süre sonrasında David gruba dönmeseydi Morbid Angel’ın yaptığı son albüm olarak kalabilirdi. Belki de geçen yıllar biz dinleyicilere “keşke” dedirtecek.

Exorsexist

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.56/10, Toplam oy: 59)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2003
Şirket
Earache
Kadro
Steve Tucker: Bas, vokal
Trey Azagthoth: Gitar, synth, klavye
Pete Sandoval: Davul, piyano, klavye
Şarkılar
1. Cleansed in Pestilence (Blade of Elohim)
2. Enshrined by Grace
3. Beneath the Hollow
4. Curse the Flesh
5. Praise the Strength
6. Stricken Arise
7. Place of Many Deaths
8. Abyssous
9. God of Our Own Divinity
10. Within thy Enemy
11. Memories of the Past
12. Victorious March of Reign the Conqueror
13. Drum Check
14. Born Again
  Yorum alanı

“MORBID ANGEL – Heretic” yazısına 24 yorum var

  1. Junkie Ghoul says:

    berbat bir albüm. 1-2 şarkı dışında katlanamıyorum. IDI daha iyi bence.

    Cronus

    Benimde en sevdiğim Morbid Angel albümü. Bu albümü anlayabilmek çok iyi dinlemek gerekiyor. Ayaküstü dinlenecek bir albüm değil. Öyle dinleyenler sevmiyor zaten.

  2. @Exorsexist, “Seri No: 3″ için kafanda bir albüm var mı merak ettim.

    Bir de G mi daha iyi F mi, ne düşünüyorsun merak ediyorum.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, 1 ve 2 kafamdan planlıydı ama 3 için düşünmem gerekiyor.
    Sorduğun soru; pancake mi daha güzel waffle mı? sorusuna benziyor. Tarz olarak F daha klasik MA tarzı bi çalışma, G yenilikçi – orjinal. “Şu daha iyi” diyemem ama benim şahsi favorim Formulas.

    Exorsexist

    @Ahmet Saraçoğlu, Bir gitarist ve dinleyici olarak senin fikrin nedir?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Exorsexist, ben de Formulas’ı daha çok seviyorum. Önceki bi MA yazısındaki yorumumda da dediğim gibi MA’nın öncelerini sonralarına göre daha iyi biliyorum, o yüzden senin kadar detaylı analiz edemem ama düşününce Formulas’ı ilk dinleyişimde Gateways’e göre daha çok etkilenmiştim. Daha karanlık geliyor Formulas.

  3. Milky FLames says:

    enshrined by grace iyidir, onun dışında at çöpe gitsin.
    morbid angel 2001′de dağılsaydı keşke.

  4. hüdai says:

    Morbid Angel ve sıradanlık… üstelik aynı cümlede..psah

    http://www.youtube.com/watch?v=xXmXqVYI7Z4

  5. necati says:

    yazıya tamamen katılıyorum, biraz underrated kalmış bi albüm.
    önceki iki albümden bir eksiği yok bence.

    Rotten Angel

    Bence de önceki 2 albümden eksiği yok.

    Underrated kalmasının sebebi, diğer albümlere göre ”daha zor” ısınılan bir albüm olması. Hele Morbid Angel’ı yeni dinleyen birinin 1km uzak durması gereken bir çalışma. Hazım etmesi zor olsa da, sonrası nefis.

    Heretic kapağının, Morbid Angel’ın en iyi albüm kapağı olduğunu düşünüyorum.

    Birde Pete Sandoval’ın en iyi/en azman performansının Heretic’de olduğu kanısındayım.

    Falan da filan…

    Seyfullah

    @Rotten Angel, Bir Formulas ve Gateways olmamakla birlikte bence de gayet taş gibi bir albüm özellikle başta Curse The Flesh olmak üzere Beneath the Hollow ve God of Our Own Divinity baya sağlam parçalar.

    Nahilath

    @Seyfullah, Heretic’in kendine özel kirli pis bir soundı ve havası var. Bu durumda bu albümü benim için çok özel yapan bir husus.

    Seyfullah

    @Nahilath, Albümü önceki yorumumda da belirttiğim gibi zaten baya seviyodum yinede öncesindeki iki albümü daha başarılı bulduğumu da belirtmiştim.Son zamanlarda Morbid Angel diskografisini tekrar baştan sona baya bir dinliyorum da bu albümün cidden de öncesindeki iki albümden bir eksiği olmadığını farkettim hatta belki biraz abartıya kaçacaktır ama şahsi görüşüm bu albümün Formulas’ın bir tık üstünde olduğu yönünde.Özellikle bahsettiğin sebepler cidden bu albümün en büyük artılarından biri bence de.

    Nahilath

    @Seyfullah, Benim olayım şu:

    Heretic’i dinliyorum, o an diyorum ki ”Yaa bu üçlemede en iyisi bu”

    Formulas’ı dinliyorum, o an diyorum ki ”Yaa bu üçlemede en iyisi bu”

    Gateways’i dinliyorum, o an diyorum ki ”Yaa bu üçlemede en iyisi bu”

    Yani aslında hepsi eşit benim için :) Hangisini dinlersen, o an o daha güzel geliyor. Böylede müthiş albümler bunlar

    Seyfullah

    @Nahilath, Bende de baya oluyor o durum Steve Tucker dönemindeki üç albümde :) İlk dönemde ise Altars ve Covenant için geçerli aynı durum,gerçi Morbid Angel’ın Illud Divinum Insanus haricindeki tüm albümleri muhteşem olduğundan normal bir şey aslında.

    Nahilath

    @Seyfullah, Illud Divinum Insanus’ın değeri 20 sene sonra anlaşılacak :)

  6. kakafoni says:

    ”Invocation of the Continual One, Covenant Of Death’e oldukça benziyor.” Bu şarkıların bahsi neden heretic albümü kritiğinde geçiyor onu anlayamadım?!

    Exorsexist

    @kakafoni, cümlemde biraz anlatım bozukluğu olmuş. orda bahsettiğim şey God of Our Own Divinity’nin o şarkılara olan benzerliği. virgül yerine “ve” kullansaydım bir sorun olmayacaktı (: sabaha karşı saatlerde yazmanın sakıncaları.

  7. Milky FLames says:

    @necati, önceki 2 albümden eksiği yok mu :) F albümü ile arasında dağlar kadar kalite farkı var bence. hatta abartıp F için ilk 3 albüm kadar güzel diyebilirim. ama heretic sıkıcı olduğu kadar baştan sağma yapılmış bir çalışma.

  8. Rotten Angel says:

    Karl Sanders isimli dana hayvanı, bu albümde God of Our Own Divinity şarkısının outro solosu çalmıştı. O beş saniyelik mini solo bile, buram buram Mısır Medeniyeti kokuyor; direkt anlıyorsun o solonun Karl’ın gitarından çıktığını

    http://www.youtube.com/watch?v=g9-D3iacXK0&t=6m0s

  9. Korhan Tok says:

    Enshined By Grace’in ilk notalarını duyduğum an elim ayağım oynamaya başlıyor direk. Dinlediğim ilk MA albümüydü Heretic. Çıktığı yıl grupla tanışmama vesile olmuştu. Sonrasında birçok albümünü bundan çok daha sever hale geldim tabii(haliyle) ama Enshined By Grace de çok başka bir şey ya. Gece gündüz demeden akıyor. Groove’una daldığım ne kadar güzel.

    Nahilath

    @Korhan Tok, Bu yorumu görmek sevindirdi. Bu albümü hala unutmayanlar var :)

    Curse the Flesh, Enshined by Grace, God of Our Own Divinity. Bu 3 ismi verir susarım.

  10. Blaster says:

    En çok sevdiğim ve bence en iyi albümleridir…

  11. Noshophoros says:

    Kesinlikle hakkı yenmiş, yenmeye devam edilen Morbid Angel albümü. Morbid Angel metal dünyasına adım attığından bu yana belli başlı konuları parçalarında işledi; bunlar satanizm, lovecraft ve Sümer miti gibi başlıklar altında toplanabilir ve bu albümden önceki diğer albümlerinde bunların bir karması mevcuttu.Ancak ben bu albüme baktığımda özellikle rifflerinde muazzam bir kötülük ve şeytani bir atmosfer hissediyorum diğer albümlerinden ayrılan bir biçimde.Bu noktada Covenant’daki o evil havayı dahi geçiyor bana göre, dikkat edin albüm başarısı ya da müzikalite olarak demiyorum. Bana kalırsa Trey bu albümde içindeki okült havayı muazzam bir açıklıkla dışa vurmuş.Gerçekten bugüne dek dinlediğim hiçbir şarkıda “Places of Many Death” de yaşadığım korku ve tedirginliği yaşamadım.Bana resmen Kıyamet Günün’de Mahşer alanında toplanan günahkarların bir alegorisini veriyor sanki. Beneath The Hallow ve Curse The Flesh ise albümde birbirlerinin peşisıra gelmelerinin neden olduğu karanlık havadan ötürü ve rifflerindeki hissedilir satanik atmosferden ötürü albümün başyapıtları.Albümün enstrumantal parçaları her ne kadar genel konsept içinde bağımsız gibi duruyorlarsa da kendi başlarına değerlendirildiklerinde gayet başarılı.Özellikle Memories of the Past, hüzün ve ağıt dolu. Trey Azagthoth’un gitaristlikteki dehası bende en net bu albümde ortaya çıktı.Çünkü bu sefer, önceki albümlerine nazaran ilk kez cehennemi bir havanın yansımasını hissettirdi.

    Pete Sandoval Hristiyan olup Morbid Angel’dan ayrıldıktan sonra verdiği bir röportajda,gruptan ayrılmasına yönelik şöyle bir açıklama yapmıştı:

    On whether he would have stayed in MORBID ANGEL after he “fell in love with God”:

    “No, those two paths do not connect, because MORBID ANGEL… There is only two paths — the one with God, and the other one without God. And MORBID ANGEL is definitely a Satanic band. I would never wanna be back or playing in a Satanic band now that I found Jesus Christ… ”

    Kaynak : Read more at http://www.blabbermouth.net/news/former-morbid-angel-drummer-pete-sandoval-how-i-fell-in-love-with-god.html#l1Hj31grA1abZolc.99

    İşte Pete Sandoval’a bu açıklamayı yaptıran husus da,tüm Morbid Angel diskografisi bir yana tabi, bana göre Heretic albümüdür.Albümün başarısı, konseptini müzikalite yönüyle muazzam bir başarıyla hissettirebilmesidir.Bunun dışında elbette grubun diskografisinde neden geri plana atıldığının sebepleri çeşitli.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.