# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
WITHERFALL – The Curse of Autumn
| 05.04.2021

İşi gücü müzisyenlik olan ve taş gibi metal yapan bu adamların gittiği yolu seçin.

6 Ocak’ta yaşananların ardından Jon Schaffer ve ICED EARTH muhabbetleri devam ederken, olayların ardından gruptan ayrılan üyelerden biri olan gitarist Jake Drayer’ın kendi grubu WITHERFALL yeni albümünü beri yandan yayınlayıverdi. 2017’deki ilk albümleri “Nocturnes and Requiems” ile üstün gitar işçiliği ile akılda kalıcı besteleri bir araya getiren grup, hemen ertesi sene çıkardığı “A Prelude to Sorrow”la da ivmesini sürdürmüştü.

ICED EARTH’le ezelden beridir arası limoni olan bir dinleyici olarak gruba girip çıkan elemanların kendi gruplarını, çaldıkları diğer grupları daima ICED EARTH’ten çok daha fazla sevmişimdir. Richard Christy, Bobby Jarzombek gibi ruh hastalarının yanı sıra misal Stu Block’un önceki grubu INTO ETERNITY’yi de ICED EARTH’ten çok severim. Bu halkanın son temsilcisi de Jake Dreyer ve WITHERFALL oldu. Adamın yaptığı müziği kendime ICED EARTH’ün müzikal anlayışından daha yakın buluyorum ve “The Curse of Autumn”da da bu durum değişmiyor.

WITHERFALL ilk iki albümünde sergilediği iyi performansı bu kez davul setinin başına Marco Minnemann’ı oturtarak yükseltme yoluna gidiyor diyerek başlayalım. Bir grubu upgrade etmek mi istiyorsunuz? Bir anda daha yetkin, daha ilginçli, daha merak uyandıran bir şeye mi dönüştürme niyetindesiniz? Davulcusunu daha iyi bir davulcuyla değiştirin. Bakın nasıl değişecek. GOJIRA’dan Mario’yu çıkaralım, LEPROUS’tan Baard Kolstad’ı çıkaralım, CANNIBAL COR- yok CANNIBAL CORPSE olmaz, neyse işte; bu gruplardan bu davulcuları alalım, bakalım aynı etkileri devam edecek mi… WITHERFALL da bu noktada turnayı gözünden vurmuş ve Marco Minnemann’la boyut atlamış.

Tabii örnek verdiğim diğer grupların aksine, WITHERFALL’da çok daha kalıpları belli ve statik bir müzik var. Her ne kadar WITHERFALL’da türlü gitar oyunları, progresif bir anlayış yer yer göze çarpsa da nihayetinde grup ne GOJIRA ne de LEPROUS gibi kendi sound’unu yaratan bir oluşum. Adamlar heavy metal, ABD power metali ve belli ölçüde progresif bir anlayışla işlerini görüyorlar. Dolayısıyla davul etkisi de bir yere kadar nüfuz ediyor, olayın özü yine gitarın ve vokalin eline bakıyor.

Dreyer ve ekibi ne mutlu ki bu konuda gayet hamarat adamlar. İlk iki albümde zaten ortada olan NEVERMORE etkisi bu albümdeki bazı şarkılarda çok daha bariz biçimde önümüze seriliyor ve yer yer bildiğimiz SANCTUARY veya NEVERMORE, yer yer de NEVERMORE çalmaya niyetlenmiş ICED EARTH kılığında birtakım şarkılar dinliyoruz. Kliplerine baktığımızda WITHERFALL’da da dişilik, çıplaklık kullanan Amerikan krosu metal grubu zihniyetini görüyor olsak da olayın müzikal tarafında WITHERFALL’ın metal ortamlarının en sofistike heavy/power metallerinden birini yaptığı kesin.

Bu power metalden kastım elbette ki Avrupalı ejderha/şövalye/kılıç kalkan power metali değil. Amerikalı power metal dendiğinde ICED EARTH’ü, JAG PANZER’ı anlıyor ve buradaki power metal anlayışı da CONTROL DENIED, CHARRED WALLS OF THE DAMNED, SANCTUARY, COMMUNIC ve hatta MANTICORA gibi isimlere daha yakın duran bir yapıda. İlk iki albümle kıyaslandığında “The Curse of Autumn”un daha değişken yapıda olduğunu söyleyebilirim. Akustik gitar kullanımından tutun da şarkıların duygusal değişimleri ve dramatik iniş çıkışlarına kadar pek çok şey önceki işlere göre daha fazla fazla, daha gözümüze sokularak kullanılmış. Jake Dreyer nasıl rif yazacağını çok iyi biliyor ve akılda kalıcılık konusunda da en ufak bir sıkıntısı yok. Misal “Tempest”. Şarkı başından itibaren roller coaster gibi bir oraya bir oraya sürükleniyor ve gayet akıcı bir düzlemde dinleyiciyi de peşinden sürüklüyor. Dreyer yeri geliyor bir Flamenko’ya kayıp Al DiMeola’ya göz kırpıyor, yer yer Jeff Loomis veya Marty Friedman’ın sık sık başvurduğu çift armonik majör (Bizans gamı, Arap gamı da denen) üzerinden yürüyen çılgın sololar atıyor. Tüm bunlar WITHERFALL müziğinin dopdolu, capcanlı, zepzengin bir hâl almasını sağlıyor.

Şarkı şarkı ele almaya gerek olmayacak düzeyde dolu bir albüm “The Curse of Autumn”. 1 saate yakın süresi boyunca dinleyiciye müzisyenlik ve iyi bestecilikle dolu bir deneyim vadediyor ve bunu da gayet ilgi çekici, çarpıcı şekilde yapıyor. Son yıllarda heavy/power metali gayet çok yönlü şekilde ele alan pek çok albüm çıkıyor ve “The Curse of Autumn” da bunlardan biri. Bana sorarsanız siz Schaffer’ın Kongre Binası muhabbetlerini falan geçin, işi gücü müzisyenlik olan ve taş gibi metal yapan bu adamların gittiği yolu seçin.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.71/10, Toplam oy: 14)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Century Media Records
Kadro
Joseph Michael: Vokal, klavye
Jake Dreyer: Gitar
Anthony Crawford: Bas
Alex Nasla: Klavye, geri vokal
Marco Minnemann: Davul
Şarkılar
1. Deliver Us into the Arms of Eternal Silence
2. The Last Scar
3. As I Lie Awake
4. Another Face
5. Tempest
6. Curse of Autumn
7. The Unyielding Grip of Each Passing Day
8. The Other Side of Fear
9. The River
10. ...And They All Blew Away
11. Long Time (akustik)
  Yorum alanı

“WITHERFALL – The Curse of Autumn” yazısına 17 yorum var

  1. crowkiller says:

    en soldaki herif hariç hepsinde tam klişe metalci tipi var lan, zenci olan da bass çalıyordur kesin

    Salata

    @crowkiller, Harbiden öyleymiş hahahahahaahahah

    crowkiller

    soldan sağa : nu metal , progresif metal , 2000 ler doom metal, death metal(oturan eleman), bay area thrash metal

  2. koca says:

    Marco Minnemann, Dirk Verbeuren ve George Kollias kadar yüksek profile sahip olup içinde yer aldığı müziği bu kadar “boğan” ve “lezzetsiz” hale getiren hiçbir davulcu tanımıyorum. Subjektif bir bakış açısı ama bu adamlar bence olağanüstü birer müzisyen olsalar da çok kötü besteciler. Maalesef buradaki performans da yine aynı.

    Dysplasia

    @koca, Kollias hakkında benimle aynı fikirde birisini gördüğüm için çok mutlu oldum şu an. Nile’ın başına gellmiş ikinci kötü şey.

    koca

    @Dysplasia, bilhassa da Nile için söylemiştim kesinlikle 🙏

    Ahmet Saraçoğlu

    @Dysplasia, @koca, Kollias’ın İstanbul’daki workshop’ına katılmıştım. Soru cevap kısmında “Fotis (ex-Septicflesh, ex-Nightrage) hakkında ne düşünüyorsun?” diye sormuştum, o da “Yunanistan’ın en iyi davulcusu” demişti. Hız konusunda Kollias’ın pek çok kişiden çok üstün olduğu ortada ama dediğiniz gibi yazım konusunda ben de pek bir sıradan buluyorum. Krimh konusunda da fikirlerim aynı doğrultuda.

    koca

    @Ahmet Saraçoğlu, Krimh’in diğer işleri de çok sıradan hakikaten. Bence en iyi Yunan (asıllı) davulcu hala Chris Kontos. Hele ki Konkhra’nın Weed Out the Weak’indeki performansı muhteşemdir!

    Ahmet Saraçoğlu

    @koca, onun performansı ayrı müthiş, bir de o albümde James Murphy’nin Heavensent’te 1.50′de başlayan 1 dakikalık solosu hayatımda duyduğum en iyi sololardan biri. Muazzam bir şey.

    koca

    @Ahmet Saraçoğlu, %100 katılıyorum: Sinergy – “Passage to the Fourth World”, Freak Kitchen – “Everything Is Under Control” ve Deicide – “Homage For Satan” birlikte hayatımda duyduğum en iyi underrated solo odur.

    Ahmet Saraçoğlu

    @koca, “December Flower”, “Passage to the Fourth World” ve “Heavensent” en sevdiğim 5 solodan 3′ü. Diğer ikisi için epey bir aday var.

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu, Hız ve teknik konusunda lafım yok.

    Canoir

    @koca, Minnemann’a bunları söylemek için hiç Raven that refused to sing albümünü ya da herhangi bir The aristocrats albümünü dinlememiş olmak lazım bence

    koca

    @Canoir, inanın bana dinledim – hatta sanırım çaldığı hemen her rock/metal albümü dinledim ama yok olmuyor. Bana hitap etmiyor hiçbir şekilde.

    Canoir

    @koca, zevkler ve renkler diyip yolumuza bakalım o zaman hocam. Ekmek banıp yerim, o derece seviyorum kendisini

    koca

    @Canoir, aynen öyle, iyi dinlemeler!

  3. Rzeczom says:

    sitede ilk kritikleri yayınlandığından beri takip ettiğim bir oluşum. bence en iyi albümleri halen ilk albümleri.

    aralarda EP’de çıkarıyorlar. meraklısına tavsiyem bi’ göz atsınlar. akustik olan parçaları dinlemesi epey keyifli.

    bu arada benim mi bu yıl gözüme çarptı bilmiyorum ama şu sıralar hangi yeni çıkan metal müzik videosuna denk gelsem mutlaka bir kadın oyuncu bulunuyor ve göğüs uçları kapalı bir şekilde oynuyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.