# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IMPERIAL TRIUMPHANT – Alphaville
| 06.08.2020

Retrofütürizm, New York referanslı görkemli bir distopya tasviri ve nefes kesici güzellikte modern bir başyapıt.

İnsanın kendi tarzının başyapıtlarından birini dinliyor olduğunu fark etmesi benzersiz bir his. Sonsuz denize attığınız oltalardan birine, karşılaştığınız en büyük ve görkemli balıklardan birinin yakalandığını anladığınız andaki heyecan gibi; gruplar ve albümler sonsuzluğunda dinlediğiniz yeni bir albümün sizi muadillerinin çok ötesinde heyecanlandırması gibisi yok.

2018’de çıkan “Vile Luxury”ye 10 üzerinden 9 vermiş ve albümü öve öve bitirememiştim. Bugün IMPERIAL TRIUMPHANT’ı bilen çok daha fazla insan olduğunu görmek gerçekten güzel. ABD’li grup tür olarak alışması kolay olmayabilecek bir yapı sunuyor, lakin müzik dinlemenin değerini bilen insanlar için günümüzün en heyecan verici, sıra dışı oluşumlarından biri olduğunu da bir kez daha gösteriyor.

“Retrofütürizm” üzerine kurduğu sinematografik müziğiyle New York, Metropolis filmi gibi çeşitli referanslar doğrultusunda çok eklektik ve distopya çizen IMPERIAL TRIUMPHANT, 10 üzerinden 10 vereceğimi en baştan söyleyeceğim yeni albümü “Alphaville” ile 2020’nin en iyi işlerinden birine imza atıyor.

Genel olarak avangart olarak nitelense de IMPERIAL TRIUMPHANT’ı sadece bu şekilde özetlemek haksızlık olur diye düşünüyorum. Avangart sıfatıyla dinlediğimiz pek çok grup göz önüne alındığında, IMPERIAL TRIUMPHANT’ın çok yönlülüğü ve zenginliği gerçekten göz yaşartıcı düzeyde. Sadece müziğinde pek çok farklı türe yer vermesi anlamında değil, atmosfer ve yaratılan üslup anlamında da IMPERIAL TRIUMPHANT’ın çok farklı çalışan bir kafası var.

Öncelikle albümde black metalden death metale, cazdan endüstriyel tatlara kadar iç içe geçen sayısız müzikal anlayış var. “Alphaville”i dinlerken aklıma GORGUTS’ın “Obscura”sı da geliyor, ilk şarkıda görüldüğü üzere VED BUENS ENDE / VIRUS havası da var, PORTAL ve MAYHEM’in karambol birlikteliği de var. Albümde bir de cover’ına yer verilen VOIVOD’un net şekilde hissedildiğini, bu anlayışın death metalle birleşmesi sonucunda ortaya MARTYR benzeri olayların çıktığını net şekilde görebiliyoruz. Şimdi biraz detaylara girelim.

“Alphaville”e tam puan vermemi ve yılın en iyi albümlerinden biri olarak görmemi sağlayan başlıca şey, IMPERIAL TRIUMPHANT’ın yaratmak istediği atmosferi müthiş etkili biçimde yaratmayı başarması. Filmlerden ve yönetmenlerden ilham alan; Kubrick’in Eyes Wide Shut’ından ilham alan maskeler takan grup, bunun yanına bir de tamamıyla New Yorklu olmak gibi bir de yan kalem ekliyor. Şarkıların tümünde hissedilen 20’ler 30′lar retrosu ve kapkara, kuvvetle muhtemel totaliter, toplumun ve bireyin giderek ezileceği bir gelecek öngörüsü tamamıyla iç içe geçmiş durumda ve bu sayede dün, bugün ve yarın; içi katran ve hurda dolu aynı potada eritiliyor. Bir barbershop quartet ile başlayan “Atomic Age”den, Tomas Haake destekli Japon taiko davullarının kullanıldığı “City Swine”a albümdeki her şarkı bir başka yakın gelecek kıyametinin soundtrack’i konumunda. Bu karanlık distopyanın yerine göre aşırı yıpratıcı ve sarsıcı, yerine göreyse son derece narin ve minimal yaklaşımlarla sunuluyor oluşu, “Alphaville”deki baş döndürücü kontrastların çok daha fazla öne çıkmasını ve insanın kendisini bir roller coaster’da hissetmesini sağlıyor.

Yaptıkları müziğin yazım sürecini “sınırsız” değil ama “sınırlandırılmamış” şeklinde özetleyen grup üyeleri, IMPERIAL TRIUMPHANT’ın özündeki bir numaralı şey olan “New York”u albüme aşılamak için her türlü numarayı denemişler. Vokallerden, gitarlardan ve orkestrasyondan sorumlu Zachary Ezrin, New York’u New York yapan türlü türlü şeyi öyle ya da böyle “Alphaville”e soktuklarını ifade ediyor. Misal, New York’un hareketli, gürültülü ve kaotik yapısını yansıtmak için albümdeki muhtelif yerlere Doppler etkisinden yararlanılmış. Benzer şekilde, “Excelsior”un son 1 dakikasında gördüğümüz türde mekanik sesler, uzaydan geliyor izlenimi veren sinyal benzeri bozulmalar gibi sayısız katmanla albüm karardıkça kararıyor, zenginleştikçe zenginleşiyor.

Yazı yazma konusundaki yeteneğinizden bağımsız olarak bir albümü tam olarak kavrayabilmek için elbette ki o albümü dinlemeniz gerekir. Lakin bazı albümleri, genel yapıları itibarıyla, iyi şekilde tarif ederek karşınızdakinin dinlemesine dahi gerek olmadan anlamasını sağlayabilirsiniz. “Alphaville” özelindeyse bu durum tamamen zıt bir kutupta yer alıyor. Bir dolu edebiyatçı bir araya gelip bu albümü kelimelerle tarif etmek için sabaha kadar uğraşsalar da albümün atmosferini tam olarak yansıtmaları muhtemelen mümkün olmaz. Albümdeki müziği, sözleri ve havayı betimleyen 20 sayfalık akademik bir inceleme dahi okusanız, albümü dinlemeye başladığınızda bu incelemenin epey havada kaldığını hissedersiniz. “Alphaville” öylesine üzerinde uğraşılmış ve benim gözümde “modern başyapıt” mertebesine aday olabilecek kalibrede bir albüm. Grup bu atmosfer ve karakteri öylesine içselleştirmiş ki, albümün sonundaki iki şarkıyı da “Alphaville” içine yedirmeyi başarmış ve en çok öne çıkarılan, el üstünde tutulan müzik yorumcularının dahi bu şarkıların birer cover olduğunu anlamadan geçmesini sağlayacak düzeyde kendine benzetmiş, IMPERIAL TRIUMPHANT’larştırmış.

Bu yıl son birkaç yıla kıyasla daha fazla albüme 10/10 verdiğimin farkındayım. Esasında normal bir trendde bunun tersinin olması lazım; üretim artar, zaman geçer, biz alışırız, kanıksarız ve etkilenme düzeyimiz düşer. Ancak ne mutlu ki metal dünyası bunca zaman sonra bile bizleri şaşırtmayı, kendine hayran bırakmayı başarıyor. IMPERIAL TRIUMPHANT “Alphaville” ile -şimdilik- kendi magnum opus’unu yaptı ve bundan sonra da hep üstüne koyarak devam edecektir. Gerek imaj, gerek müzik, gerekse tavır olarak dünyanın en yakışıklı, en zeki, en klas gruplarından birine müzikal dağarcığınız içinde yer açın. Madem geleceği kaybediyoruz, o zaman bugün elimizdeki değerlerin kıymetini bilelim.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.14/10, Toplam oy: 42)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Century Media Records
Kadro
Zachary Ezrin: Vokal, gitar, orkestrasyon
Steve Blanco: Bas, klavye, piyano, vokal
Kenny Grohowski: Davul

Konuk:
Tomas Haake: Taiko
R.K. Halvørson: Barbershop quartet
Yoshiko Ohara: Koro vokal
Sarai Chrzanowski: Koro vokal
Andromeda Anarchia: Koro vokal
Colin Marston: Gitar (ek)
J. Walter Hawkes: Trombon
Phlegeton: Vokal (8)
Şarkılar
1. Rotted Futures
2. Excelsior
3. City Swine
4. Atomic Age
5. Transmission to Mercury
6. Alphaville
7. The Greater Good
8. Experiment (VOIVOD cover'ı)
9. Happy Home (THE RESIDENTS cover'ı)
  Yorum alanı

“IMPERIAL TRIUMPHANT – Alphaville” yazısına 13 yorum var

  1. deadhouse says:

    City Swine olağanüstü bir parça. Yaratıcı avangart tadından yenmiyor. Tabii biraz da zevk meselesi. Misal Igorr nefret düzeyinde beğenmediğim bir grup. Imperial Triumphant’i ise sevdim.

    Horrendous

    @deadhouse, Gorguts – Deathspell Omega – Portal toplaşıp kooperatiften albüm yaptırmışlar da kurada hepsine City Swine düşmüş gibi. Benim favorim Alphaville ve geriye kalan tüm şarkılar.

    necrobutcher

    @deadhouse, bu albümün ıgorrr müziği ile uzaktan yakından ilgisi yok. ıgorrr albmünde bu albümdeki çeşitliliğin 5 katı falan bir çeşitlilik var. bu bildiğin fusion jazz marka yumuşatıcıya metal marka sabun bantlanmış gibi bir şey.

  2. TanSolo says:

    Benim için senenin en iyi albümü. Birkaç gündür günde 1-2 defa dinliyorum. Ama nedense cover parçaları pek dinleyesim gelmiyor, grubun kaotik tarzından ve albümün atmosferinden uzak tat veriyorlar. Mühim değil bonus parça oldukları için de albümün mükemmelliğinden bir şey eksiltemiyorlar.

    Bir de abi nedir bu albüme gareziniz? Not yerlerde, ayıp değil mi ya?

  3. Horrendous says:

    Kulaklarım ile film izlemek müthiş bir deneyim. Bazı işleri betimlemek için kelimeler kifayetsiz kalıyor. Sıfatların ötesine geçen duyular ve hisler devreye giriyor. Albüm hakkında söyleyecek çok şeyim olmasına rağmen sözcükler ile ifade edebileceğimi sanmıyorum. Bas gitar partisyonlarını ve tonunu ayrı bir parantezde övüp, albümün önünde saygıyla eğiliyorum.

    Metropolis’e ek olarak bu atmosferin bende uyandırdığı hislerin muadilleri;

    -Dark City
    -The Zero Theorem
    -City Of Lost Children
    -12 Monkeys
    -Naked
    -Blade Runner
    -Things To Come
    -1984
    -Brazil
    -Enemy
    -Sin City
    -Hellraiser

    TanSolo

    @Horrendous, The Zero Theorem, City of Lost Children ve Thing to Come haricine hem atmosfer hem de kalite anlamında ben de kefil olurum. Zaten Blade Runner ve Brazil en sevdiğim 2 bilim kurgu filmi sanırım

  4. 9yearsago says:

    Bu kadar talepkar bir albümü çıktığından bu yana sanki Katty Perry dinliyormuşum gibi çeviriyorum, gerçekten müthiş bir albüm. Albümde o kadar çok şey var ki son iki gündür grubun albüm öncesinde verdiği röportajları bulup okudum/dinledim. İlginç bulduğum birkaç şeyi sıralayayım.

    -Zachary Ilya Ezrin bir Minsk göçmeni.

    -Steve Blanco inanılmaz bir adam. Piyano, bas ve davuul çalabiliyor. Müzik öğretmenliği yapıyor ve gitar modifikasyon atölyesi var. Albümdeki bas yazımından ne kadar zevk sahibi ve ufku geniş bir arkadaş olduğu anlaşılabiliyor. Müzikal kökeni de aslında metal değil, caz.

    -Davulcu Kenny de çeşitli caz gruplarında sahne alıyor.

    -Zachary, albümün yapım aşamasında sıklıkla Rammstein ve Runemagick dinlemiş.

    -Albüm kapağının çizimi için sanatçıyı New York’a davet etmişler lakin kısıtlamalardan dolayı bu gerçekleşememiş. Bunun yerine Zachary, şehirdeki favori bölgelerinin fotoğraflarını göndermiş. Buna rağmen gördüğüm en iyi kapaklardan biri olmuş.

    -Gelecekte sahne şovunu çok üst noktalara taşımak istiyorlarmış.

    -Zachary, grubu yalnızca bir müzik topluluğu olarak değil işin görsel şölen kısmı ve oluşturduğu kimliğiyle beraber bir marka gibi sunmak istiyormuş. Bu sebeple albümün çıkışından önce New York’da beğendikleri bir kahvecinin kahvesini de paketleyip sattılar. Yok sattı.

    -Aidiyet ve esinlenme kaynağı olarak sana çok uzakta bulunan şeyler hakkında müzik yapmayı saçma buldukları için New York’u tema olarak belirlemişler. Güney Avrupa’da oturup Vikingler hakkında müzik yapmanın saçma olduğunu düşünüyorlar.

    -Maskelerin tasarımı üzerinde Skyrim’deki ejder rahiplerinin de etkisi var.

    -Maske ve cüppeler henüz tamamlanmış değil. Yakın gelecekte eklemeler yapmayı planlıyorlar.

    25 yaşımda, distörşınlı müziği yeni keşfetmiş ergen heyecanını yaşatıp bana internetin altını üstüne getirttiler.

    chuck

    @9yearsago, Müzikal kökeni de aslında metal değil, caz.

    bunu duyduğum zaman hep çok mutlu oluyorum. Rex Brown olsun falan bunlar çok güzel ayrıntılar. teşekkürler paylaştığın için.

  5. Emre says:

    Imperial Triumphant’ın beni en çok şaşırtan özelliği alabildiğine ekstrem ve komplike bir müzik üretmesine rağmen sergilediği ciddi popülerleşme potansiyeli. Grup çok fazla şeyi doğru yapıyor. Albüm çıktığında internetteki her önemli metal sitesi onun kritiğini yayınlamış durumdaydı. Ben hayatımda böyle bir şeyi çok nadir gördüm. Hadi bir şekilde ilgi çektiler, tamam, ama 9/10′dan düşük not almamak nedir? Century Media para mı yağdırdı, ne oluyor? Aklıma DsO’nun son albümü geliyor mesela. Hiçbir önemli site albüme dair bir şey yazmamıştı. Aradaki fark devasa. Black’in metalin anaakımına dönüşmesine alıştık, ama bu fazla acayip bir durum. Bu açıdan metalin gittiği yer çok ilginç ve heyecan verici gözüküyor. Imperial Triumphant da tarihsel olarak DsO’nun gölgesinden çıkıyor ve iki albümdür kendi başına devasa bir şeye dönüşüyor. Avangart kelimesinin hakkını gerçek anlamda veren müzikleriyle bu tarzın zirvesine yerleşiyorlar. Daha ne kadar ilerleyebileceklerini izlemek çok keyifli olacak.

  6. dice says:

    metropolis ve new york başlı başına çok sevdiğim iki kavram. metal için bişey dememe gerek yok. mükemmel bir birleşim. mükemmel bir albüm.

  7. HaNNibaL says:

    Bu tarz işlere ısınamıyorum bir türlü ama en azından 1 ya da iki kez albümü dinleyeceğim

  8. ismail vilehand says:

    Grup elemanlarının maskeleri tasarlarken Umut Sarıkaya’dan etkilendikleri çok belli.

    All2

    @ismail vilehand, “Ne alaka yav” dedikten 5 saniye sonra gelen kahkaha :D

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.