# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MAKALE: Doksanlarda Okulun Metal Dinleyen Üç Kişisinden Biri Olmak
| 04.03.2019

Bölüm II – 1995-1997: “Sana bir grup dinleteceğim ama METALLICA’dan daha çok sevmeyeceğine söz ver.”

Neredeyse bir yıl aranın ardından, yazı dizisinin ikinci bölümüyle birlikteyiz. İlk bölümde metalle nasıl tanıştığımdan, ortaokulda metal adına olan bitenden bahsetmiş ve METALLICA odaklı metal dağarcığımın patlamaya hazır bir bomba gibi beklediğinden, Serdar Ortaç sayesinde pop müzikten soğuduğumdan ve metale dört elle sarılmaya karar verdiğimden söz etmiştim.

Bu bölümde ise orta 3-lise 2 dönemini ele alacak; METALLICA’nın tahtının sallanır gibi oluşundan ve metal dağarcığıma kattığım yeni gruplarla kendimi nasıl şaşırdığımdan bahsedeceğim.

Şöyle bir bakınca, orta okulun ilk iki senesinde metalciden ziyade METALLICA’cı olduğumu söyleyebilirim. Odamda sadece METALLICA posterleri vardı, sadece “Siyah Albüm”ü dinliyordum ve bir şekilde adı geçen diğer metal gruplarını ve hatta “Siyah Albüm” dışındaki METALLICA albümlerini fazla umursamıyor, dinleme ihtiyacı dahi duymuyordum. Yazının ilk bölümünde bahsettiğim gibi sonradan MANOWAR, IRON MAIDEN ve METALLICA’nın diğer taraflarıyla tanışarak bu zinciri kırmış ve ergenliğe yaklaşmanın verdiği gazla “farklı bir şeyler yapıyor olmaktan” memnun olmaya başlamıştım. Daha bir sene önce arabada kardeşimle “Gül döktüm yollarınaaaaağağağağa” diye nameli nameli Tarkan söylerken, bir anda metalin aşırı havalı ve farklı karakterine kapılmış, sınıfta kimi arkadaşlarıma “Haha sen Tarkan mı dinliyorsun, bak ben bu şarkının (“The Struggle Within”) solosunu ağzımla ezbere söyleyebiliyorum” gibi barzo ötesi kelamlar ediyordum.

Takvimler 1996’yı gösterdiğinde hâlâ sadece METALLICA, MANOWAR ve IRON MAIDEN’ın bazı şarkılarını dinleyen bir lise talebesiydim. “Siyah Albüm” dışında diğer iki gruptan da çok sevdiğim bazı şarkılar vardı. Okulda hiçbir arkadaşımın benim kadar metalci olmamasına üzülürken, en yakın arkadaşım Umut’un NIRVANA’ya sarması ve IRON MAIDEN’dan hoşlanmaya başlamasıyla her şey değişti. Umut, aramızda hatırı sayılır bir müzik muhabbeti olacak düzeyde müzikle ilgili değildi, ancak bir şekilde bu iki grubu seviyordu. 1996 yazı boyunca sadece onun bana çektiği bir çekme kaseti dinledim. Kasette NIRVANA “Unplugged” albümünün tamamı ve sonunda da “Fear of the Dark”ın “A Real Live One” performansı vardı.

1996 yazı yazlıktayken her gece walkman’imi takar, evden çıkar ve gecenin karanlığında o “Fear of the Dark” performansını dinlerdim. O seyirci sesleri, tüm melodilere eşlik eden on binlerce insan… İnanılmaz bir duyguydu. Bruce şarkının girişinde “I am a man who walks alone and when I’m walking a dark road at night or strolling through the park” derken, ben gerçekten de gecenin karanlığında tek başıma parkta dolaşırdım ve bundan inanılmaz bir keyif alırdım.

Metal gerçekten de kanıma işlemişti ve artık geri dönüşü yoktu.

1997’de lise 2’ye başladığımda okula bazı yeni öğrenciler gelmişti. Tam nasıl oldu hatırlamıyorum; belki sıraya METALLICA logosu kazıyordum, belki de kulaklığımdan duymuştu, ancak sınıfa yeni gelen Levent adlı çocuğun en az benim kadar METALLICA sevdalısı olduğunu öğrenmemle her şey bir anda değişti. Sınıfta METALLICA’yı benim kadar seven biri daha vardı ve artık sonsuza dek METALLICA’dan bahsedebilecektik! Dahası bu çocuk gitar da çalıyordu. Hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı…

Dünyalar benim olmuştu; James Hetfield’a tanrı gözüyle bakan bu çocukla sürekli METALLICA’dan bahsediyor, o şarkı benim bu şarkı senin muhabbetini yapıyorduk. “Load” bir süre önce piyasaya çıkmıştı ve her ne kadar inanılmaz metal birikimimiz bu albümün bir hayal kırıklığı olduğunu söylese de konu METALLICA olduğu için toz konduramıyor, hatasıyla sevabıyla sevmeye çalışıyorduk.

Günler geçiyor, biz hiç bitmeyen METALLICA odaklı sohbetlerimize devam ediyorduk. Nihayet günün birinde, gözümün açılmasını sağlayan tarihî anlardan biri daha yaşandı.

Levent bir öğle tatilinde yanıma geldi. Arkasında bir şey gizlediği belliydi.

“Noluyo?” dedim.

“Sana bir grup dinleteceğim ama METALLICA’dan daha çok sevmeyeceğine söz ver” dedi.

“Hah” diye güldüm. Sanki öyle bir şey olabilirmiş gibi… “Üff saçmalama, tabii ki öyle bir şey olamaz. Hangi grup?” dedim. Gri bir kapağı olan bir CD koydu masaya. Üst kısmında MEGADETH, alt kısmında “Cryptic Writings” yazıyordu.

“Çok iyi” dedi. “Gerçekten çok iyi.”

METALLICA’nın üstüne gül koklamayacağımdan çok emin olduğumdan bu davetsiz misafire mesafeli ve şüpheyle yaklaştım. O dönem ne internet vardı, ne METALLICA’ya dair bir kitabımız vardı, ne TV’de ne de radyoda metal çalınıyordu; çalınıyorsa da biz bilmiyorduk. Dolayısıyla 1997 yılında olmamıza rağmen METALLICA’yla ayrılmaz bir bütün olan Dave Mustaine’den ve MEGADETH’ten bihaberdim. İnanılmaz evet. Ama o dönemler böyleydi; nasıl olduysa denk gelmemiştim. O sıralarda bir şekilde göklerden bir vahiy gelmedikçe metale dair her şeyi tesadüfen öğreniyordunuz ve benim MEGADETH adlı bu grupla tanışmam da o güne kısmetti.

“Ver bakalım” dedim ve CD’yi CD player’a taktım, play tuşuna bastım.

Önce METALLICA’ya hiç benzemeyen bir davul girdi. Güzeldi. Sonra bas gitar dokunuşlarıyla şarkı yükselmeye başladı. İlk kez METALLICA dinlediğimde duyduğum heyecanla kıyaslanamazdı belki, ancak metal dinleyen, metali bildiğini düşünen biri olarak duyduğum şeyden aşırı derecede heyecanlanmıştım. “Bi saniye bi saniye… Bu çok iyi bir şey. Üstelik de bildiğim hiçbir şeye benzemiyor” diye düşünmüştüm. Levent dibimde dikilip o sırada yaşadığım tecrübeyi keyifle izliyordu.

Şarkı sinsi sinsi akıyordu. Bas partisyonu ve baştaki yaylılar yükseldi, yükseldi ve 01.00 itibarıyla giren rifi duymamla delirmem bir oldu. İnanılmaz bir şeydi. Çok heyecanlanmıştım. Sonra Dave’in sesini ilk kez duydum: “Lost in a dream, nothing’s what is seems…”

“AAAAAAAAAA ÇOK SÜPER LAN BU!!”

Ve hoca sınıfa girdi, CD player’ı kapatıp sıranın altına koydum. Sanırım Edebiyat dersiydi. Sanırım diyorum çünkü o sırada benim için hayatta önemli olan tek bir şey vardı:

“Dünyada METALLICA kadar çok sevebileceğim bir grup daha mı var?”

Aşırı güzel bir şeydi. Muhteşemdi. O davul, o yaylılarla artan tansiyon, METALLICA’DA HİÇ DUYAMADIĞIM O BASLAR???? PEKİ YA O RİF!?

Gerçekten de METALLICA’yı başka bir grupla aldatmak üzere olduğumu hissetmiştim. MEGADETH denen bu şey tek kelimeyle akıl almaz bir ilk intiba bırakmıştı üzerimde.

Levent’ten CD’yi alıp eve götürdüm. O akşamüstü evde “Cryptic Writings”i dinlemeye başladığımda gerçek anlamda bir aydınlanma yaşadığımı söyleyebilirim. MEGADETH MUHTEŞEM BİR GRUPTU! “Trust”, “Almost Honest”, “Use the Man” üçlüsü bittiğinde resmen kendimi sorgulamaya, METALLICA kadar çok seveceğim bir başka grupla karşı karşıya olduğumu düşünmeye başlamıştım. METALLICA’ya bu kadar yakın duran ama bir yandan da bu kadar alakasız bir şey daha olamazdı. Sanki kardeş gibiydiler; rifler, besteler, her şey taptazeydi. Mustaine’in sesi bile aşırı derecede karizmatik ve benzersiz gelmişti.

Sonra şarkılar ilerledi. “A Secret Place”… İnanılmaz bir şeydi. Nasıl bu kadar akılda kalıcı ve kusursuz olabilirdi? Peki ya “She-Wolf”??? OHA ARTIK. Delirmek üzereydim. O nasıl bir groove’du, onlar nasıl melodilerdi… Girişteki çıplak gitar ve vokalin ardından 0.31’de davulun girmesiyle dolu dizgin yardırdıkları an kendimden geçiyordum. “She-Wolf”un ilk 40 saniyesini arka arkaya belki de 20 kez dinlemiştim. Zevkten aklımı kaçırıyordum.

O günden sonra hiçbir şey eskisi gibi olmadı. Levent diye sarı bir oğlan çıkıp gelmiş ve aklımı başımdan almıştı. Levent’le güçlerimizi birleştirmiş, yine birkaç senedir aynı sınıfta olduğum Sarp’la birlikte gerçek birer metal neferine dönüşmüştük. Okuldaki muhabbetler yetmiyormuş gibi akşam eve dönünce Levent’le telefondan konuşuyor, bazen 1 saate varan metal muhabbetleri ediyorduk. METALLICA’nın o zamana kadarki tüm diskografisi CD olarak müzik setimin yanı başındaydı ve yanına yeni grupların eklenmesi için her şey hazırdı.

Artık yola girmiştik; “stüdyoya gidelim mi?”, “Akmar’ı biliyor musun?”, “pantolonun yanına asılan zincirler nerede satılıyor?” gibi soruların yer aldığı muhabbetler türemeye, tüm hayat metal odaklı olmaya başlamıştı.

MEGADETH’in devreye girmesiyle birlikte olay başka boyutlara taşınmış, Sarp’ın çok sevdiği IRON MAIDEN ve BLIND GUARDIAN da olaya dâhil olmaya başlamış, metalin kapıları ardı ardına açılmıştı.

Sonra bir gün Levent ikinci şok dalgasıyla geldi. Takvimler Eylül 1998’i gösteriyordu. Hani şu metal konusunda tartışmasız en çok yol aldığım, en çok grupla tanıştığım, internet sayesinde her gün muazzam sayıda grupla tanıştığım 1998…

Okulun bahçesindeydik. Levent’in elinde kırmızı kapaklı bir kaset vardı.

“Bak bu grubun adı DEATH. Yeni albüm çıkardılar. Chuck Schuldiner diye bir adam var, inanılmaz bir şey. Tek bir şarkıda 27 farklı rif var.”

Kasedi aldım, grup fotoğrafına baktım. DEATH ile ilk kez tanışıyordum. Fotoğrafta önde duran adamın tipi ilginç geldi: “Tipi fareye benziyo ya adamın” diyerek güldüm.

Tam o sırada metale, müziğe ve belli oranda hayata dair bakış açımın değişmek üzere olduğunun farkında değildim.

Üçüncü bölümde görüşmek üzere.

Albümün okur notu: 12345678910 (8.04/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1981
Şirket
Şarkılar
Web
  Yorum alanı

“MAKALE: Doksanlarda Okulun Metal Dinleyen Üç Kişisinden Biri Olmak” yazısına 19 yorum var

  1. Raddor says:

    Metallica’yı uzun yıllar bilip de Dave Mustaine’in ve Megadeth’in adını sanını yıllarca duymayanlardan biri de benim. Ben Metallica’yı sevmezdim. Hocam zorla cd’sini verdi sevemedim. 80′ler Metallica’sını One ve Fade to Black hariç hiç duymamıştım çünkü. Duysam hastası olacaktım. Çevremde Metallica dinleyen de çoktu fakat onlar hep 90′lar parçalarını dinledikleri için sadece Bob Rock’lı şarkıları duyuyor ve sevemiyordum. “Nerede agresiflik, gürültü? Bu mu metal? Rock’dan hiçbir farkı yok.” diyor ve hayvan gibi Korn dinleyip, bağırıp, headbang yapıyordum(ergenlik). O Metallica dinleyen arkadaşlarım dahi duymamıştı Megadeth’i.

    Bir gün MTV Türkiye açıktı televizyonda. Baktım sarı saçlı, V gitarlı bir adam. “Oha ne kadar karizmatik ve yakışıklı bir abimiz bu böyle.” dedim. Şimdi hiç öyle gelmiyor niyeyse ahah. Televizyonda gördüğüm şey A Tout Le Monde’un Cristina Scabbia’lı kıytırık halinin klibiydi aslında. MTV, Megadeth ile ilgili özel bir bölüm yayınlıyordu ve grubun geçmişinden günümüze gelişini anlatıyordu. Fakat sonunu yakalamıştım programın. Hay aksi dedim. Bayağı etkilenmiştim Megadeth’ten. Müthiş etkileyici gelmişti bana da. En sevdiğim grup olabilir bu diye hemen gaza gelmiştim. Sonra öğrenince Metallica’yla olan husumetlerini, “Anaaeeea olaylara bak lan, neler dönmüş Serhat ya?” demiştim.

    Megadeth’in böyle hemen etkileme gibi bir olayı var. Hiç metal dinlememiş kişilere Iron Maiden falan dinlettim, beğenmediler. Biraz zaman vermek gerekiyor Maiden’a. Fakat ne zaman bir Holy Wars.. The Punishment Due açsam, ‘DİCİDUVV DİCİUUUUVVVV!!’ diye giren riff’e kaptırıyorlar hemen. Symphony of Destruction mesela..

    Makale’nin birinci bölümünü çarşı izninde okumuştum. Üçüncü geldiğinde aranızdan biri askere gidip gelmiş olur büyük ihtimalle:) Uzun süre PA’yı takip edenler Ahmet Abi’nin metal serüvenini parça parça dinlemişlerdir zaten. Üçüncü bölümü anlatan devasa uzunlukta bir entry var mesela. Şimdi böyle daha detaylı ve bütün halde okumak hem keyifli hem de insanın kendi geçmişini hatırlatır şekilde olmuş. Abi eline sağlık.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Raddor, sağ ol. Üçüncü bölüm haftaya gelecek, her hafta bir bölüm yazıp bitireceğim bu diziyi. Sonra başka bir şeylere başlarım.

    3. bölüm 2. bölümden çok daha renkli olur muhtemelen, çünkü 1998′de belki de 100 tane grupla birkaç gün içinde tanıştım. :)

  2. ihsanoird says:

    Yazının bazı kısımlarındaki anlatımdan nedense Mehmet Ali Birand – Darbe Belgeselleri tadı aldım :d

    Hiç böyle metal ortamlı lise anılarım yok ne yazık ki. Ne öğrendiysem ordan burdan takip ede ede kendim öğrendim. Tırnaklarımla kazıyarak metalci oldum.

  3. ozzy says:

    küçük ahmet’in yumurcak metal hikayesi etkisi yaratmadı ama olsun :)

  4. hf says:

    90′lar metalcilerinin hepsi aynı hayat döngüsüne sahip galiba; M.Ö ve M.S :D

    Bende yıllarca Metallica’ya tapıp bir ara Slayer fln dinletilince niye bağırıyor la bu adam dediğimi hatırlarım.

    Sonrasında 99′da Testament’in ilk albümü ile tanışıp açılmıştım denize. Tam o aralar The Gathering’in çıkması ise daha sert albümlere geçişimi kolaylaştırmıştı. İnternette ilk denk gelip dinlediğim parçası down for lifedı. Yaşadığım şoku hala hatırlarım, böyle riflerden dolayı sevmekle vokalden dolayı iğrenmek arasında bocalamıştım :)

    Yazıyı okurken lise yıllarıma ışınlandım. Güzel ama tadı damağımda kaldı, kısa yazmışsın :)

    Ahmet Saraçoğlu

    @hf, çok uzun tutmadan daha fazla bölümlü olarak yayınlamak istedim. O yüzden kısa. En az 2 bölüm daha olur muhtemelen.

  5. Evil Chuck says:

    Yeni bölüm 2020′de mi gelecek ?

  6. atila çankırılı says:

    günde ortalama 1 saat müzik dinlerim o yüzden sizin benden çok daha iyi bir dinleyici olduğunuz açık. sözkonusu grupların dinlediğim ilk albümleri and jus…, Rust in Peace, seventh…,individual olmuştu. sizce bunlar daha iyi albümler değil mi?

  7. Ouz says:

    Bu kadar heyecanlı yerde bırakmak oldu mu şimdi Ahmet? :) Ellerine sağlık.

  8. Bu makale dizisi vesilesiyle dikkatleri 2012′de açmış olduğumuz tartışma başlığına çekmek isterim. Herkesi metale başlama serüvenini paylaşmaya davet ediyorum.

    http://www.pasifagresif.com/2012/12/metal-dinlemeye-nasil-basladik/

  9. Ant Sermet says:

    Bahsedilen senelerde henüz doğmamış olmamak…

  10. FardaT says:

    41 yasında bir birey olarak ayni yıllarda benimde metal ile alakam bu şekildeydi senin yazdıklarıni okurken bir yandan spotifyda in flames in yeni albümünü dinliyor ve o yıllarda bir albüm için sefakoyden akmara gidişimi,akmarda metallica’nin live shit VHS kastlerinden bir kopya kendime Çektirdiğim zaman yaşadigim inanılmaz sevinci,ve o zamanlara karşı duyduğum özlemi gözlerim dolarak okudum.90 lar metal müzik dinleyen biri için en güzel zamanlardı,yazı çok güzeldi helal olsun devamini bekliyoruz.

  11. LifeHunter says:

    En heyecanlı yerinde bitti ya la…

    O değilde Chuck’ın tipi sahiden fareye benziyor yav, keşke bunu hiç yazmasaydın Ahmet hocam. Çarpılacakmış gibi hissediyorum…

  12. Resen says:

    Hocam güzel de biraz kısa olmuş devamını bekliyoruz

  13. Umut says:

    Bana da nostalji yaptırdın Ahmet, eline sağlık. Açayım bir Nirvana Unplugged dinleyeyim hemen o günlerin anısına :-)

  14. denizathan says:

    Sürükleyici bir yazıydı.

    90 doğumlu ve kulağı Metallica / Megadeth eski sounduna alerjik olan bir bebeyim, ancak ortaokuldaki sarı saçlı ve müzik dünyasının kapılarını aralayan arkadaş (duraklar: Nefret, Limp Bizkit, Opeth) detayına kadar bire bir aynı süreçlerden geçtim. Beni geçmişe götürdü ve nefessiz okudum.

  15. Kaan says:

    Megadeth le ilk tanışmam 1989 yılı So Far, So Good… So What ile oldu ve özellikle Mary Jane i duyduktan sonra kafayı yedim. Sonraları Rust in Peace in dünyanın en iyi metal albümü olduğunu çok iddia ettim. Hala biraz öyle düşünüyorum.
    Countdown To Extinction çıkınca grubun düşüşünün başladığını düşündüm ve bir daha Megadeth dinlemedim.Bahsettiğim albümleri çıktığı zaman müzik galerisinden kaset olarak aldım. Kasetlerin dış naylonunu yırttıktan sonra içini açarken kaset kapaklarını koklardım.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.