# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MINOR THREAT – Minor Threat EP
| 28.11.2022

9 dakikalık punk devrimi.

Cemil Okumuş

1970’li ve 80’li yıllar, ABD müzik piyasasında yeni tarz ve üslupların ortaya çıkmaya başlaması ve özellikle rock müziğin kendisini o zamanlara kadar hem kültür hem piyasa açısından müzik dünyasını domine eden jazz ve blues’dan görünürlük açısından belirgin şekilde daha çok öne çıkarması açısından çok önemli yıllardı. Jazz ve blues üzerinden yükselen rock müzik, bu türlerden aldığı temelin üzerine daha canlı, daha haşin ve daha da marjinal bir tavır koymuştu. Elektro gitar, ritim duygusu daha yüksek, daha güçlü davullar ve daha canlı vokaller türün ayırt edici unsurları olarak ortaya çıkıyorlardı. Bununla birlikte gerek müziğin altyapısı, gerekse kullanılan akorlar ve sololar, bu müziğin kökenlerinin belirgin şekilde jazz ve blues’da olduğunu net bir şekilde gösteriyordu. Hâlâ sofistike, melodiye de yaslanan, belli ölçüde karmaşık şarkı yapılarına denk gelinebilen bir müzik söz konusuydu. Aynı yıllar yine heavy metalin de yavaş yavaş kendini göstermeye ve rock müziğin daha da ekstrem bir alt türevi olarak ortaya çıkmaya başladığı yıllardı. Black Sabbath hâlihazırda kendi müziğini karakteristik olarak blues’dan ayırmış ve heavy metalin tohumlarını atmıştı.

Yine aynı yıllarda sert müziğin başka bir önemli temsilcisi olan punk müzik de yine rock’tan aldığı alt yapıyla kendi karakteristiğini ortaya koymuştu. Punk müzik bir bakıma müziğin teknik ve akademik kalıplarına bir isyanı, onun yerine saf insan öfkesinin yansıtılmasına yönelik bir özlemi ifade etmekteydi. Buna bağlı olarak punk, gelişim süreci içerisinde hem bestecilik hem şarkı kompozisyonları hem de şarkı sözlerinin gittikçe daha sade, agresif, öfke dolu ve doğrudan olması sonucunu beraberinde getiriyor, adeta bir yıkım manifestosu olarak karşımıza çıkıyordu. İlk punk grupları kabul edilen Ramones ve Sex Pistols, punk’ın hırçın karakterini ilk kez ortaya koyan gruplar olmakla birlikte bu müziğin tarihsel gelişim süreci içerisinde durdukları yer itibariyle rock ve blues’u en azından müzikal olarak çağrıştırmaları kaçınılmazdı. Müzik daha haşin hale gelse de bestecilik ve kompozisyon hâlâ kaçınılmaz olarak bir ölçüde geçmişle olan bağı korumaktaydı. İşte bu bağı bütünüyle koparan ve punk müziğin özündeki saf öfke, enerji, isyan ve hırçınlığı tüm çıplaklığıyla ortaya koyan “hardcore punk” 80’li yılların başlarında filizlenmeye başlamıştı. Bu yıllarda ABD’de Washington DC’nin sokaklarından çıkıp gelen bir grup olan Minor Threat, kısacık bir kariyere sahip olup hiçbir büyük şirketle anlaşma yapmamış olmasına rağmen bu türün karakteristiğini en belirgin şekilde ortaya koyan gruplardan biri olmuştu. Minor Threat küçük ve amatör düzeyde denebilecek bir grubun yaptığı müzikte hem müzikal anlamda hem düşünce anlamında devrim niteliğinde bir rol oynayıp kendisinden sonraki tüm jenerasyonları etkileyebilmesi açısından belki de dünyanın en nadide gruplarından biri.

Minor Threat’in müziğine baktığımızda o ana kadar müzikte var olagelmiş tüm profesyonel ve kuralcı yaklaşımların saflık, içtenlik ve samimiyet adına kesin bir reddini içerdiğini görüyoruz. Minor Threat geleneksel olarak müziği albenili hale getirmeye yönelik tüm melodik, armonik ve girift rifler ve şarkı yapılarını kesin bir şekilde kenara iterek enstrümanların en ekstrem düzeyde düz, seri, agresif ve bodoslama bir şekilde kullanılmasıyla sadece özel olarak punk müzik için değil, genel olarak tüm sert müzik için marjinal bir değişimin imkanına işaret etmişti.

Minor Threat’i efsane yapan ise gelenekten bu denli keskin bir kopuşun temelde asla sırf farklı görünmek adına beceriksizce yapılmış bir karşı çıkış olmamasında yatıyor. O zamana kadar gelmiş bir geleneği bütünüyle bir kenara bırakmayı göze alıyorsanız bunun yerini anlamlı bir şekilde doldurmalı, insanlara boş olmadığınızı, böylesine radikal bir değişimin gerçekten yapılmaya değer olduğunu gösterebilmelisiniz. Minor Threat sadece 9 dakikada işte tam olarak bunu yapıyor. Müziği oldukça minimalist bir noktaya çeken grup, gösterişli ve süslü bir bestecilik ya da yetenek sergilemeye dayalı bir müzik anlayışına hiçbir şekilde yer vermeyip bütünüyle tekdüze, saf, amatör ruhla dolu, öfkeyi tüm içtenliğiyle yansıtan bir müzik anlayışı ortaya koyuyor. Albümün başarısı ise müzik adına tüm estetik anlayışlar bir kenara bırakılmış gibi göründüğü halde bu bütünüyle düz müziğin kendi yapısı içerisinde estetik kavramına yepyeni bir boyut kazandırmasından kaynaklanıyor.

Şarkıların yapısına baktığımızda neredeyse tamamen beşli akorlara indirgenmiş, melodinin tamamen dışlandığı, alabildiğine seri, hızlı, sert ve agresif parçalar görüyoruz. Gitarlar sürekli olarak distorsiyonun içerisinde erimiş olarak tabir edebileceğimiz seri ve tekdüze rifler çalarken davul da karmaşık ve teknik bir kullanımdan uzak bir şekilde standart hızlı ve agresif blast beatler ve ataklarla karşımıza çıkıyor. Zaman zaman şarkıları tekdüzeliğin boğucu olabilecek yapısından kurtarıp akışkanlığı sağlamak için çok kısa süreli geçişlerle ve parçanın geri kalanına kıyasla daha yavaş bölümlerle karşılaşıyoruz. Bu basit hamleler albümün genelindeki hız ve agresif yapıyı sıkıcı bir şekilde tekdüze olmaktan kurtaran ve dinleyiciyi hep müziğin içinde tutan çok yerinde hamleler. Elektro gitar oldukça baskın olsa da albümde bas gitarın da hissedilir bir rolü var. Bas gitar yer yer bizi bir anda şarkının içine sokan giriş bölümleriyle yer yer de akıcılığı sağlayan geçişlerle karşımıza çıkıyor. Vokaller konuşma sesinin bağırma haline gelecek kadar yükseltilmesi şeklinde tanımlayabileceğimiz bir yapıda ve albümün agresif, hızlı ve akıcı karakterinin ana unsurlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Müzik her ne kadar tek düze olup teknikten, melodiden ve girift olmaktan uzak olsa da bu tek düze ve bodoslama yapı tüm canlılığı, içtenliği, samimiyeti ve sürükleyiciliğiyle kendi yapısı içerisinde kendine has bir estetik oluşturan, saf hız, saf sertlik ve saf öfkeyi her saniyesinde dinleyiciyle bütünleştiren bir müzik ortaya koyuyor. Minor Threat’i hem punk hem de genel olarak sert müzik için çok önemli yapan şey de bu. Her ne kadar pek çok kişi ya da grup tarafından fark edilmemiş olsa da Minor Threat kendi müzik anlayışı içerisinde, ilerleyen yıllarda ortaya çıkacak olan tüm ekstrem metal alttürleri için bir temel teşkil ediyor. Venom, Slayer, Darkthrone gibi nice efsane grupta karşılaştığımız punk etkisini ve temel ekstrem metal alttürleri olan thrash, death ve black metalde pek çok yerde açıkça görülen punk etkileşimini göz önünde bulundurursak Minor Threat müziğinin önemini çok daha net bir şekilde kavrayabiliriz.

Minor Threat sadece müzik açısından değil, düşünce ve yaşam tarzı açısından da punk kültürü içerisinde devrim yaratması, müziğinde ileri sürdüğü fikirlerle Amerikan toplumunun geleneksel yaşam biçimine ciddi bir alternatif sunması açısından da çok marjinal bir yerde duruyordu. Albümdeki 4. Şarkı olan “Straight Edge” parçası, hem ana akım punk kültürünün hem de Amerikan toplumunun geleneksel unsurları olan alkol, tütün ve uyuşturucu kullanımına karşı çıkan bir yaşam biçiminin ismi haline gelecek ve hem punk camiası hem de Amerikan toplumsal yapısı içerisinde radikal bir başkaldırıyı ifade edecekti. (Bu akımın iyi ya da doğru olduğunu iddia etmiyor, sadece marjinal ve radikal karakterini vurguluyorum.)

Minor Threat’in bu 9 dakikalık EP’si, sert müziğin köklerinin nerelere dayandığını anlamak ve aynı zamanda hardcore punk’ın en belirgin halini görmek isteyen dinleyiciler için en önde gelmesi gereken eserlerden biri.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.85/10, Toplam oy: 27)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1981
Şirket
Dischord Records
Kadro
Ian MacKaye: Vokal
Lyle Preslar: Gitar, geri vokal
Brian Baker: Bas, geri vokal
Jeff Nelson: Davul
Şarkılar
1. Filler
2. I Don’t Wanna Hear It
3. Seeing Red
4. Straight Edge
5. Small Man, Big Mouth
6. Screaming at a Wall
7. Bottled Violence
8. Minor Threat
Web
  Yorum alanı

“MINOR THREAT – Minor Threat EP” yazısına 21 yorum var

  1. Koray says:

    Çok çok önemli bir albüm, bastım 10’u!

  2. Raddor says:

    Burada birkaç kez Straight Edge’im demiştim. Tabi bu geyiğine söylenmiş bir şeydi. Çünkü Straight Edge’in de ne olduğu tam belli değil gibi. “Ayık Avantajı” gibi bir anlama geliyor. Bunu savunabilirim. Ancak özel günlerde alkol tüketen biri olarak Straight Edge’in dışında kalıyorum. Bir de bunların bazıları evlilik dışı sekse de karşı. Orada dur arkadaşım.

    Sitede Punk kritiği görmek güzel.

    deadhouse

    @Raddor, Ben evliyken yapılan sekse karşıyım. O ne öyle barzo gibi. Seks evlenmeden yapılır kardeşim. Zaten evlenince 2 sene sonra “yine mi sen” moduna giriyor çiftler doğal olarak. En iyisi istediğin zaman istediğin kişiyle yapılan seks.

    Raddor

    @deadhouse, evlilerin hiç cinsel birliktelik yaşamadığına yemin edebilim ama kanıtlayamam. Malum otelciyim ve duvarlar ince. Şu an bunu yazarken bile orgazm sesleri eşlik ediyor ancak son 5 yılda bir kere bile evlilerden ses geldiğine şahit olmadım.

    Bizim giriş resepsiyonun dibinde bir oda var. O odadan çıt çıksa resepsiyondan duyulur. Haliyle kimse orayı istemiyor ama kimler hariç? Evliler. En çok o odayı istiyorlar çünkü sevişmiyorlar ses gidecek diye dertleri yok.

    deadhouse

    @Raddor, Evlilik, yalnız kalmamak ve hukuki, garantili arkadaşlık edinmek için üretilmiş bir toplumsal aygıttır. Çocuk yapan ebeveynler ise devlet aygıtının ve otoritenin bekası için çocuklarına devlet destekli şiddet uygulayan sorunlu kimselerdir. Aileler ve devletler teröristtir. :)

    deadhouse

    @Raddor, Evlilik, yalnız kalmamak ve hukuki, garantili arkadaşlık edinmek için üretilmiş toplumsal bir aygıttır. Çocuklu evliler ise devlet destekli, toplumun bekası için üretilmiş ve bu amaçla şiddeti de kullanarak, geleneğin ve devletin (şiddetin) ideolojisini kolektif biçimde yaymak üzere oluşturulmuş problemli gruplardır.

    Anlaşılabilir bir durum. :)

    Cinsellik bunun herhangi bir tarafında yok. Medeni insanlar (ben değilim) ne düşünür bilmem ama tek bir kişiyle cinsel sözleşme imzalayamam. Benim gibi ilkel, yabani, içgüdüsel, kişiler evliliğe asla bulaşmamalı. Açık ilişki veya sadakat saygı duyduğum şeyler. Nihayetinde cinsellik her şey değil, öncelik de olmamalı. Lakin bence “aldatma” zihinde başlar. Karşımdakine senden başkasını düşünmüyorum gibi bir yalan söyleyemem. Tehlikeli konular bunlar. Sende tam hanımcı bir tip var. Mükemmel bir koca olursun. Benim gibi mallara bakma. Evlen sen.

    Raddor

    @deadhouse, yok ya o dediğin çok uzun ve zor bir yol. “Hanımcı” olup karşı cinsin sadece yüzde 3′ü olan en aseksüel kesimine hitap edeceksin ya da ömrün çalışarak çok para kazanıp tüm kaynağını yedirmekle geçecek, ona rağmen akşam “bugün olmaz başım ağrıyor” naralarıyla geçiştirileceksin. :D

    Onun yerine kolay yoldan hayın olmak, zındık olmak varken. Hem hepimizin içinde keşfedilmemiş bir “şeytan tüyü” yok mu, onu bulup açığa çıkardın mı gerisi rock ‘n’ roll, hu huuu :D

    https://youtu.be/vMH9mcGhjN0

    ismail vilehand

    @Raddor, şu hayata ayık katlananlara madalya verilmeli. Sıçtığım bok kafa yapsa onu bile kullanırım.

    Yiğit

    @ismail vilehand, aynı insan olmamızı kaldıramıyorum bazen.

    Yiğit

    @Raddor, kafanız güzel olmadan bu hayatı nasıl çekebiliyorsunuz, imreniyorum.

    deadhouse

    @Yiğit, Nereye kadar? Sonu yok ki. Sonunu söyleyeyim sana. Boktanlık hissi. Başka bir şey değil. Raddorcuğum en iyisini yapıyor. Adamın ahlakını bozmayın. Ne güzel sadece özel günlerde içiyormuş. :D

    ismail vilehand

    @deadhouse, “özel günlerde içiyorum.”,”sosyal içiciyim.” falan nedir ya. Şişenin dibini görmeyen bizden değildir. Her türlü kötü alışkanlık kalp ben.

    Raddor

    @deadhouse, ne yalan diyeyim ahlaktan değil de ahlaksızlıktan muhtemelen. :D Sırf daha iyi “çalışsın” diye.

    Boba Fett

    @Raddor, Evlilik dışı ilişki X
    Esrar, uyuşturucu vs. X
    Alkol X

    Bunlara ek olarak kafein almayanlar var, vejeteryanlık veya veganlık yazmama gerek yok. Evlilik dışı ilişkinin kapsamına bağlı olarak bir şey diyemiyorum ama diğer şeyler hayat kalitesini aşağı çeken şeyler çok açık, Ozzy için 80′ler yok mesela, hayat her şeyi yapabildiğin zaman değil bir şeyleri yapmadığın zaman daha haz dolu oluyor. Yapamamak değil yapmamak aman dikkat.

    Raddor

    @Boba Fett, böyle bir akımın Punk’tan çıkmış olması kadar az enteresan şey var dünyada.

    Metal camiasındaki en meşhur Straight Edge ise Alissa White-Gluz. ismail vilehand’in en nefret ettiği insan olabilir. Sevmediği ne varsa kadında toplanmış.

    Biri Minor Threat kritiği yazsa da Straight Edge konuşsak diye bekliyordum, oldu. Vay be.

    Boba Fett

    @Raddor, Punk eğer isyansa, topluma, genel geçere isyansa belki o gün değil ama bugün bence Punk olmak budur.

    Alissa’ya çok şaşırdım, demek ki ön yargı kötü bir şey.

    ismail vilehand

    @Raddor, bu arada koyu GG Allin fanıyım. Benim kafamdaki “punk” figürü ta kendisidir. Ha bir de Seth Putnam.

    https://bit.ly/3gJq8Rj

    İdolüm olan bütün adamlar öldü. Darısı başıma.

    Raddor

    @ismail vilehand, bu adamlardan ilham alarak şöyle bir Punk dizisi yapsalardı da izleseydik yav ne müthiş olurdu.

    Neyse Californication’a devam. Bu sefer Türkçe dublaj başladım farklılık olsun diye. Böyle daha komikmiş, Türkçe küfürler yarıyor.

  3. Bora says:

    Şarkıları dinler dinlemez gözümün önünde Kurt Cobain belirdi. İlhamın babasını aldığı ve büyük hayranı olduğu kesin.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.