# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MARE COGNITUM – Solar Paroxysm
| 04.04.2021

Mistik, kozmik, karanlık, dopdolu.

Oğuz Sel

Hepinizin ezbere olmasa da bir yerlerden bir biçimde edindiğiniz kulak dolgunluğuyla bildiğiniz eserlerdendir “Flight of the Bumble Bee”. Hatta belki denk gelmişsinizdir, Manowar konserlerinde Joey DeMaio, bu parçayı bas gitarıyla ele alır, milleti coşturur. İşte bu deli işi şarkının ve daha nice eserin bestecisi Nikolai Rimsky-Korsakov’un “Orkestrasyonun İlkeleri” adlı kitabında, dikkat çektiği bir nokta var, o da dinleyicinin, aynı anda en fazla üç sesi takip edebilmesi. Bu üç ses haricindeki işitsel unsurların bahse konu üç sesle nasıl harmanlanması gerektiğine dair ayrıntılar ise kitapta yer alıyor. Kulağa, eş zamanlı üç ses duyabilme meselesi başta biraz garip gelse de dinlediğiniz şarkılara şöyle enikonu odaklandığınızda bunun hakikaten böyle olduğunu kendiniz de deneyimleyebilirsiniz. Keza Korsakov bu fikrinde yalnız değil. Günümüzün ünlü ses mühendisleri, miks ve mastering uzmanları da çeşitli vesilelerle bundan bahsediyor. Ben de tüm bunları ve daha fazlasını, Doruk Somunkıran sayesinde keşfettim, öğrendim.

Muhtemeldir ki bizim Jacob Buczarski de yaptığı müziklerin ses tasarımı konusunda kafa yorarken birtakım kaynaklara başvuruyor ve işinin ehli insanların belirlediği temellere sırtını dayayarak yarattığı şarkıları mükemmele biraz daha yaklaştırıyor. Çok uzattım, ben de biliyorum fakat bunlardan söz etmeseydim, “Solar Paroxysm” yazısı biraz eksik kalacaktı.

Kozmik mistisizmin dibine vuran, uzayla yatıp karanlıkla kalkan Jacob Buczarski, kolay kolay bitmeyecek gibi görünen atmosferik black metal seyahatinin onuncu yılında beşinci stüdyo albümüyle yeniden karşımızda. Kendisinin eserlerinin de bulunduğu split albüm “Wanderers: Astrology of the Nine”da yaptığı şovları henüz unutmamışken herifin çok değil, bir yıl altı gün sonra çıkardığı “Solar Paroxysm” müzisyenin yaratıcılığının, tükenmek şöyle dursun, şarkılarında çeşitlilik oluşturacak kadar diri ve tükenmez olduğunu gösteriyor.

Dinleyicilerini, çok kısa bir intro efektinin ardından zımba gibi karşılayan albüm, herkesi, tekdüze sayılabilecek blast beat üzerine kurulu gibi görünen ama merhale merhale değişen “Antaresian”ın işitsel katmanları arasında kaybolmaya davet ediyor. Girişte bahsettiğim üç ses meselesini iyiden iyiye irdelediğini düşündüğüm müzisyenin hangi unsurları öne çıkarıp hangilerini dolgu olarak kullanacağını hesap kitap sonucunda karara bağladığı, daha açılıştan itibaren anlaşılıyor. Parçaya yön veren taramaların arasına ansızın giren melodik bölümler, davulun durağanlaştığı anlarda müzikte atmosfer denilen şeyin nasıl yapılabileceği konusunda örnek gösterilebilecek lead gitarlar, şarkıya damgasını vuran muazzam gitar solosu ve tabii ki Jacob’ın içli haykırışları, nasıl bir albümle karşı karşıya olduğumuza dair ciddi fikirler veriyor. Sonlara bırakmadan söylemem lazım ilk parça da yapımdaki diğer şarkılar da 10 dakikanın üzerinde eserler ve inanın, dakikaların nasıl geçtiği, “Antaresian”dan itibaren hiç ama hiç anlaşılmıyor.

“Solar Paroxysm”in ilk parçadan kendini tüketmeyeceği zaten belliyken sıkı şekilde başlayıp yer yer 1990’lar sonu Marduk’u andıran tatlar barındıran “Frozen Star Divinization” ve ilk dinlemelerde sıkıcı olarak işaretleyebileceğiniz -ki bana göre de öyle- “Terra Requiem” albümün belirli bir kalitenin üzerinde olduğunu gösteriyor. Lakin benim asıl dikkatimi çeken ve dönüp dönüp dinlediğim parça “Luminous Accretion” oldu. Serseri underground black metalcilerin yapacağı türden bir açılışla yürek hoplatan eser, epey tahmin edilebilir lead’le devam edip sahneyi, 1 dakika civarlarında, normalde genco teknik death metal gruplarında görebileceğimiz hareketlere bırakan parçanın beni şaşırttığını söyleyebilirim. Albümün tamamında olduğu gibi müzisyenin gitar işçiliği konusunda harika iş çıkardığı ve bizi yine katmanlara boğduğu ama hep asıl duyurmak istediği şeyleri duyurduğu “Ataraxia Tunnels” yapıtın en uzun şarkısı olmakla birlikte devasa bir kapanış da yapan bölümü oluyor.

Albüm hakkında bir şeyler yazan yabancı yayınlarda özellikle vurgulanan bir durum var, o da şarkılarda çok fazla tekrar bulunması. Kendi adıma zaten döngü hâlindeki şarkılardan ekstra keyif aldığım için bunun farkına bile varmadım desem yeridir. Zaten daha önce bir kritikte dile getirmiştim, müzik eserlerindeki tekrarlar, aslında öylesine yapılan “şişirme” bölümler değil çoğu zaman bir amaca hizmet ediyorlar. Bunun haricinde eserde olumsuz gördüğüm tek nokta, durağanlıkta bayağı bir ısrar eden “Terra Requiem”in albümün o dinamik havasını hafiften olumsuz etkilemesi. Ama neyse ki diğer işler onu perdeleyecek kalibrede. Yapımın ses tasarımı, katman kullanımı ve genel sound’u zaten harika ve albümdeki A’dan Z’ye her şeyin tek kişinin elinden çıkmış olması, hakikaten takdire şayan. Tabii kapağın arkasındaki isim farklı albüm kapak çalışmalarından da tanıdığımız Adam Burke.

Emin olamamakla birlikte başında Jacob Buczarski’nin bulunduğunu düşündüğüm Extraconscious Records etiketiyle çıkan ilk Mare Cognitum albümü “Solar Paroxysm” bu yıl mutlaka dinlemeniz gereken albümlerden. Albümün süresinin uzunluğuna takılmayın, dediğim gibi başladığı gibi bitiyor ve bu, her yapımda görmediğimiz bir durum.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.24/10, Toplam oy: 21)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Extraconscious Records
Kadro
Jacob Buczarski: Her şey
Şarkılar
1. Antaresian
2. Frozen Star Divinization
3. Terra Requiem
4. Luminous Accretion
5. Ataraxia Tunnels
  Yorum alanı

“MARE COGNITUM – Solar Paroxysm” yazısına 7 yorum var

  1. AyıYorgo says:

    Albümde çok yoğun The Great Old Ones tadı aldım. EOD: A Tale of Dark Legacy’e melodik olarak oldukça benziyor. aralarındaki en bariz fark EOD zaman zaman monotonlaşsa da Solar Paroxysm’de tempo hiç düşmüyor. Bence 8 üstünde bir albüm. Tarzı seven herkesin dinlemesi gerek.

    narsistdestroyer

    @AyıYorgo, Katılıyorum. Kesinlikle 8′in üstünde bir albüm, ki tek kişilik grup olmasını hesaba dahi katmıyorum. Buczarski’nin “Wanderers: Astrology of the Nine” spliti ve “Luminiferous Aether” albümünden bambaşka bir tona gitmesi gruba fazlasıyla yaramış diye düşünüyorum. Dinlerken aşırı derecede keyif aldım.

    Yaklaşık iki hafta sonra da Spectral Lore’un yeni albümü çıkıyor. Bu sene ABM sevenler için tam bir orgazm senesi, kaçırmayın.

    çaksu

    @AyıYorgo, İlgimi nasıl çekeceğini biliyorsun dostum!

  2. Zeitgeist says:

    Müzikteki repetetif kavramından daha önce başka bi kritikte bahsetmiştin hatta ek olarak bunla ilgili bir yazı da tavsiye etmiştin. Bu zamana kadar hiç dikkat etmediğim bir detaydı tavsiyenle birlikte yazıyı okuduktan sonra müziklere bakış açım biraz değişti özellikle atmosferik/ambiance müziklere. Hiç dikkat etmediğim bi detayın müziği böyle derinleştirmesi baya şaşırtmıştı beni. Eş zamanlı üç ses duyabilme meselesi de oldukça ilginç geldi en yakın zamanda araştıracağım.

    Kritik harika gine her zaman ki gibi eline sağlık Oğuz abi.

  3. Ece says:

    Şahane albüm. Geçen sene Spectral Lore ile çıkardığı split’le (Oğuz Sel’e teşekkürler) tanıdım bu projeyi. O split beni derinden etkilemişti, şimdi ise bu albüm de bendeki yerini sağlama aldı Jacob’ın.

    Yırtıcılığın melankoli ile harmanlanması, lead gitar işçiliği; black metalde büyük zaafım. Ve bu kombinasyon fevkalade icra edilmiş albümde.

    9/10.

  4. Dysplasia says:

    Ne kadar tatlı sololar atmış allahsız ya.

  5. Erhan says:

    Bu albüm 20 oy ve 6 yorumdan fazlasını hakediyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.