# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MĀNBRYNE – Heilsweg: O udręce ciała i tułaczce duszy
| 15.04.2021

İçlerinde yanan ateşi söndürmek değil, onu dışarı çıkarıp herkesi yakmak istiyorlar.

Bulunan en eski mağara resmi bundan 64.000 yıl öncesine dayanıyor. Neandertal bireyler tarafından bırakılan birtakım el izleri, daha sonra çeşitli amaçlarla daha kompleks şekillere bürünerek hayvan ve insan/Neandertal figürleri, av sahneleri gibi çeşitli şeylere doğru genişlemişti. Bilim adamları, ilk mağara resimlerini yapan Neandertallerin bunu beslenme, barınma ve korunma gibi temel ihtiyaçlarını giderdikten sonra, sanat yapmaya vakitlerinin kalması ve buna vakit ayırma lüksünü bulabilmeleri sayesinde ortaya çıktığını ifade ediyorlar. Dolayısıyla insanoğlunun sanat yapabilmesi, soyut ya da somut bir şeyler yaratabilmesi için temel ihtiyaçlarını aradan çıkarmış olması gerekiyor.

Rönesans ve reformlardan feyz alarak ortaya çıkan Aydınlanma Çağı’ndan günümüze doğru geldiğimizde sanat kavramına yön veren ülkelerin genelde hayatta kalmaya çalışmak gibi dertlerinin olmadığını, belli şeyleri çözmüş olduklarını görüyoruz. Çok dallanıp budaklanmadan kendi konumuza gelirsek, metal tarihinde çığır açan veya türler yaratan ülkelerin neredeyse hep refah ülkeleri olduğunu görüyoruz. İskandinavya, ABD, İngiltere, Almanya, Fransa gibi ülkeler geçtiğimiz 50 yılda metalin gelişmesinde rol oynayan başlıca ülkeler arasında. Özellikle 1990 sonrasına baktığımızda Avrupa’nın gerçek anlamda şahlanışına ve Avrupa’daki pek çok büyük ülkenin kendi yükseliş dönemini yaşadığına tanık oluyoruz. Bunlar arasından en etkileyicilerinden biri, doksanların ilk yarısında ortaya çıkan ve bir türün kanatları altında kendi akımını başlatan Yunanistan ve Hellenic black metaldi. Yunanistan, ilk bakışta DNA’sında metal olduğu tahmin edilmeyen bir ülke olmasına rağmen ülkedeki tutucu, muhafazakâr ve dindar yapıdan ötürü gün yüzüne çıkan bir isyan karanlığının fitilini yakmıştı.

Aradan geçen zamanda yine parayla pulla derdi olmayan ülkelerde hareketlenmeler, türlü türlü üretkenlikler gördük. Son 15 yıla baktığımızda ise, 90’ların başındaki Hellenic black metal gibi başka bir coğrafi yükselişe, Polonya’nın yükselişine tanık oluyoruz. Seksenlerde ve doksanların başlarında Avrupa’nın sefil denebilecek ülkelerinden biri olan Polonya, Yunanistan’dakinin de üstüne çıkan tutucu, baskıcı ve muhafazakâr devlet anlayışı neticesinde birtakım yaratıcı zihinlerin isyan etmesine vesile olmuş ve bu isyanın düzeyi giderek daha da aşırı bir hâl alarak sanatın en aykırı tarzlarından biri olan black metal, death metal özelinde vücut bulmuştu.

Bu açından bakıldığında Polonya, Avrupa’nın yine ekstrem sularda yüzen refah ülkelerinden daha farklı, daha gerçek, daha içselleştirilmiş bir ruh sunan bir yapıya büründü. İskandinavya’nın derdi tasası az sarışın oğlanları dert yanacak konu azlığından Şeytan’a, cehenneme, dağa bayıra bel bağlarken Polonya sıkıntıları daha bire bir yaşayan bir ülke olarak daha gerçek bir ruh hâli sunuyordu sanki. Dolayısıyla da Polonya’dan yükselen ve günümüzde Avrupa’nın liderliğine soyunma cüreti gösteren black, death veya black/death metalde daha farklı, daha organik bir hava görüyoruz. Polonya’nın çıkardığı grupların bu denli içe işlemesinin ve gerçek gelmesinin sebebinin, belli oranda, topluma sinmiş bu sıkışmışlığın ve çözümlenemeyen isyanların bir göstergesi olduğunu düşünüyorum.

Polonya’da yanlış giden bir şeyler olduğu kesin. Olmasaydı bugün Avrupa’nın göbeğinde Nergal’e hapis isteminden falan bahsediyor olmazdık. Bu yanlış giden şeylerden beslenen yeni oluşumlardan biri de şu anda bahsetmekte olduğum albümü ne zaman çıkardığı konusunda tam bir mutabakat sağlanamıyormuş gibi gözüken MĀNBRYNE.

2017 yılında kurulan grup, bestelerden sorumlu olan ve görünüşe göre ortamlara yeni giren Renz adlı esas oğlan ile bu oğlanı tanıyan ve onun vizyonuna güvenen birtakım deneyimli gencolardan oluşuyor. Bunların başında albümdeki vokallerden sorumlu olan S., yani BLAZE OF PERDITION vokalisti Sonneillon geliyor. Onun yanında ODRAZA, MASSEMORD, VOIDHANGER, MEDICO PESTE gibi gruplarda çalan ya da çalmışlığı olan davulcu Priest karşımıza çıkıyor. BLAZE OF PERDITION’a destek atan basçı Wyrd de gelince kadro tamamlanmış oluyor ve MĀNBRYNE ortaya çıkıyor.

Eski İngilizcede “yıkıcı ateş” anlamına gelen MĀNBRYNE’nin “Heilsweg: O udręce ciała i tułaczce duszy”de yaptığı müziğe baktığımızda grubun doğal olarak vatandaşlarından ilham aldığını ve bu sayede o Polonya sound’unu yaratmayı başardığını görüyoruz. MĀNBRYNE’in müziğinde, atmosferinde veya ruhunda BLAZE OF PERDITION’ı da MGŁA’yı da AZARATH’ı da belli noktalarda görmek mümkün. MĀNBRYNE bu grupların genelinde görülen vahşet ile acıyı, kederi bir arada sunmayı başarıyor. Dahası, “O udręce ciała i tułaczce duszy”deki müzikte BYTHOS’un veya SARGEIST’ın yansıttığı türde bir acıya da tanık oluyoruz.

İşte bu acı noktasında, yazının başlarında bahsettiğim o Polonya tadı en belirgin şekilde ortaya çıkıyor. Bunu ODRAZA’nın “Rzeczom”daki haykırışlarında da gördük, GRUZJA’da, BIESY’de, hatta Nergal’in “O Father O Satan O Sun”daki bağırışlarında dahi duyduk. Bu adamlar black metale şeytani bir üsluptan ve cehennem zebanisi kimliğinden ziyade gerçek hayattaki acıların zaten yeterince can yaktığını gösteren bağırışlarla, haykırışlarla katkıda bulunuyorlar. Doksanların başından itibaren Norveç ormanlarından duyulan shriek vokaller yerine; gecenin karanlığında Krakow’un, Varşova’nın, Łódź’un, Gdansk’ın ara sokaklarındaki perişanlığı yansıtan gerçek insan bağırışlarını yansıtıyorlar. Sanki, black metalin alışılmış standardı olduğu üzere birileri Şeytan’a en çok benzemeye ve en korkutucu sesi çıkarmaya çalışmak yerine can havliyle, gerçekten ölme korkusuyla veya daha büyük, daha gerçek bir acıyla bağırıyorlar. Bu gibi detaylarla Polonya black metali kitleleri etkiliyor, insanlara çarpıcı geliyor, dinleyicinin dinlediği şeyle bağ kurmasını sağlıyor.

MĀNBRYNE de bu noktada üzerine düşeni yapıyor. Şarkıların bütününde dizginleri elinden hiç bırakmayan baskın bir anlayış var ve yavaşlayarak, hızlanarak, sakinleşerek, dellenerek her şekilde o bütüncül hissiyatı yaratıyorlar. Bu açıdan bakınca “O udręce ciała i tułaczce duszy”deki atmosferi belli oranda BYTHOS’un “The Womb of Zero”suna benzettim. Her ne kadar BYTHOS çok daha tane tane ve vahşeti kararında bir müzik yapsa da iki grubun yansıttığı keder/öfke/acı/ruhani duygular genel olarak yakın seviyelerde. MĀNBRYNE ile ilgili diğer bir konu da adamların yansıttıkları müziğe ve ortaya koydukları değerlere çok inanıyorlarmış gibi hissettiren şevki, açlığı. Albümü dinlerken diğer pek çok Polonyalı grupta olduğu gibi net bir adanmışlık ve dışavurum görüyoruz. İçlerinde yanan ateşi söndürmek değil, onu dışarı çıkarıp herkesi yakmak istiyor gibiler.

Ben MĀNBRYNE’yi gerçekten çok beğendim. PA sayesinde (P L A G U E sağ olsun) keşfettiğime çok mutlu oldum ve günlerdir de dinliyorum. Ha, misal bir ODRAZA veya BYTHOS kadar en derinlerime dokundu mu diye sorarsanız, hayır o denli aklımı başımdan almadı, ama gerçekten yoğun ve yürekten gelen bir black metal yaptıkları kesin ve bunun ikinci albümlerinde daha da yukarılara çıkacağını düşünüyorum. “O udręce ciała i tułaczce duszy” şüphesiz ki yılın en iyi black metal albümlerinden biri ve kendisini bağrına basmaya hazır kitleyi de mutlaka bulacaktır. Black metal seviyorsanız, bu yıl dinlemeniz gereken albümlerden biri olduğunu tartışmaya gerek yok.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.72/10, Toplam oy: 39)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
El Emeği Göz Nûru Plakçılık
Kadro
Renz: Gitar, besteler
S.: Vokal, sözler
Wyrd: Gitar, bas
Priest: Davul
Şarkılar
1. Pustka, którą znam
2. W pogoni za wiarą
3. Ostatni splot
4. Majestat upadku
5. Na trupa trup
  Yorum alanı

“MĀNBRYNE – Heilsweg: O udręce ciała i tułaczce duszy” yazısına 36 yorum var

  1. Bu grupta bir şeyler dönüyor ama hayırlısı bakalım. Dün m-a sayfasında 4 kişilik grup fotoğrafı vardı, bugün sadece besteleri yapan Renz’in fotosu var. Ama kadro duruyor.

    HaNNibaL

    @Ahmet Saraçoğlu, Gitaristin Manbrynesi = Batushka 2.0

    Ahmet Saraçoğlu

    @HaNNibaL, ahah МAНБРИНE

    HaNNibaL

    @Ahmet Saraçoğlu, hahha isim de böyle olacak

  2. Yiğit says:

    İskandinav black metalinde ne kadar efsaneler olsa da bana hep biraz samimiyetsiz gelir. Taptığım albümler var ama kritikte de bahsedildiği gibi Polonya sahnesi bana daha gerçekçi bir müzik hissiyatı veriyor. Dinlediğim şeye daha çok anlam katmamı sağlıyor bu yüzden içselleştirebiliyorum.

    Ben de burada paylaşıldığından beri dinliyorum. Gerçekten enfes bir iş var ortada. 9′u yapıştırdım gitti.

  3. Dysplasia says:

    ‘Bu adamlar black metale şeytani bir üsluptan ve cehennem zebanisi kimliğinden ziyade gerçek hayattaki acıların zaten yeterince can yaktığını gösteren bağırışlarla, haykırışlarla katkıda bulunuyorlar.’ Bu cümleye ve de paragrafa aşırı katılıyorum.
    Bu Lehler metaldeki vokal olayını bir üst düzeye taşıdılar bence de. Belki dilleriyle alakalı bir vurgulama/tonlama durumudur diyeceğim ama sadece o da değil, 2. şarkının 5. dakikalarında giren kısım gibi; Odraza’da da gördüğümüz ciğer boşaltan kısımlar beni benden alıyor. Bir şeye kızmışlar kesin.

  4. P L A G U E says:

    Uzun zaman dinleyeceğim ve içinde barındığı acı ve keder ile beni kendine hapseden bir albüm oldu. Benim için senenin en iyi black metal albümü olabilmesi ihtimalini düşünüyorum dinlerken ama mayıs ortasında djevel albüm çıkarıcak. Bu gece de spectral wound albümü çıkacak ve sonraki günlerde daha bilmediğimiz kim bilir neler gelecek. Her koşulda üst sıralarda yeri çok sağlam.

  5. deadhouse says:

    Beğendim ama aşırı değil. 7.1

    Ne bileyim arkadaşlar. Malum Mgla albümünü, Kriegsmaschine albümünü düşündüğümde bol kepçeden veremiyorum. İlki standartları belirledi, diğeri Davulu her şeyin önüne koydu. Bunda ekstra bir özellik göremedim. İyi kotarılmış sağlam bir Black metal albümü diyebilirim.

  6. enemyofgod says:

    Yorum yazmışım ama albümü dinlemeye dalıp yorumu yollamamışım. Öyle bir albüm. Bythos kadar narin değil, Odraza kadar saldırgan değil, ama yine de kendi içindeki güzellikleri yakalamış mükemmel bir albüm.

    Gaza gelip 10 basmıştım ama sanırsam notum 9/10 olacak. Çünkü ilk albümünden böyle bir hayvanlık yapan grubun ikinci albümü elbet senenin en iyilerinden olacak.

    Unutmadan, niech żyje polska!

  7. Erhan says:

    Şu ana kadar bu yıl en çok beğendiğim ikinci albüm oldu. Prodüksiyonundan albüm kapağına kadar her şeyini çok beğendim. Bythos’un geçen yıl çıkan The Womb of Zero albümüyle benzer vurucu nitelikte.

    Belki 10′u haketmiyordur ama ben çok beğendim o yüzden bastım 10′u.

    Helal lan Manbryne!

  8. Noumena says:

    Fazla söze gerek yok, bu sene daha iyisi gelmediği sürece benim için yılın black albümü. Yoo gaza falan da gelmedim, tam olarak duymak istediğim şeyi üretmiş adamlar. Bythos, Mgla, Blaze of Perdition’ın yaptığı eserlerden aşağı kalır yanı yok. Ayrıca BoP’a son albümden kalan küskünlüğüm de bu albümle sona erdi, gönlümü aldılar ahah

    9/10 verdim o da sırf daha sonra yapacakları hayvanlıkları düşünerekten yoksa bence kusursuz bir iş.

  9. Haminne says:

    Arkada gezen bass o kadar olmuş ki bazen sadece bass linelar duyguyu aktarıyor. Mükemmel.

  10. bahadır says:

    İskandinav ülkeleri bu tarzda klasikler yaratmış olsa da Polonya benim için çok daha önde. Bu albüm gerçekten de bir sanat eseri. 9/10

  11. çaksu says:

    Açılışta Oliver Reed’in Father Grandier’sini duyunca dumur oldum. Sahne Ken Russell’ın efsane filmi The Devils’dan.

    https://www.imdb.com/title/tt0066993/

  12. Rzeczom says:

    Priest var kadroda, nasıl kötü olsun.

  13. Emre Görür says:

    Albümle ilgili henüz bir şey söylemeyeceğim, ama yazının giriş kısımlarındaki tartışma konuları çok ilgi çekici.
    Sanatı boş zamanla ilişkilendirmek açıkçası bana naif geliyor. İnsanın bitlerini kıracak, keyif yapacak boş vaktinin olmadığı bir dönem tahayyül etmek bana göre mümkün değil. Duvar resimleri ve sanatın başlangıcı ile ilgili bir belgesel izlemiştim. Orada bu net şekilde uyuşturucu kullanımıyla ilişkilendiriliyordu. Afrika’daki duvar resimleri tam da kabilelerinin ayin sırasında gördükleri şeyler. Uyuşturucu gerçeklik algısını kırarak sanatsal üretimin ortaya çıkmasını sağlıyor. Uyuşturucu ve müzik tarzı arasında da büyük bağlantı var. ’60 sonları ve ’70 başlarının rock müziği LSD’den bağımsız düşünülemez, thrash metal büyük oranda alkol ile ilişkili, vs. vs.
    Heavy metal 1970-1982 döneminde bir İngiliz icadı idi. Sonrasında, ’90′lara kadar türü ABD domine etti. Zaten rock’ın genelinde de durum bu. Tarihsel olarak bu iki ülkede olup bitiyor neredeyse her şey. Ama ben buradan yola çıkıp metali refah düzeyinin yüksekliğiyle ilişkilendirmem. ’90′lara kadar metalciler toplumun diplerinden gelen tiplerdi. Zaten punk ve metal kültürlerinin ortaya çıkmasını sağlayan şey İngiltere’nin ’70′lerde yaşadığı ekonomik ve sosyal çöküş. Metalin küreselleşmesi ve sınıfsal olarak genişlemesi esas olarak ’90′larda, metal anaakımdan düştükten sonra gerçekleşti.

    deadhouse

    @Emre Görür, Zengin sanatçı bence sanatın doğasına aykırı bir şey zaten. Müzik açısından değerlendirdiğimizde, Caz ve Blues Afrikalı kölelerin var ettiği müzik türleridir. Klasik müzik sanatçılarına baktığımızda meteliğe kurşun atan tiplerden oluştuklarını görürüz. Rock, metal zaten öyle. Rap en diplerden çıkan bir müzik türüdür. Etnik, halk, yerel müzikler de öyle. Zengin kişi sanat yapamaz, sanata destek verir. Sonradan zenginleşen sanatçıların eserlerine baktığımızda ilk dönem eserlerin, son dönem eserlerin önünde olduğunu görürüz. Tuzu kuru, götü rahat kişi sanat yapamaz, felsefe yapar.

    Dysplasia

    @deadhouse, yooo..

    Emre Görür

    @deadhouse, ayrım sanat müziği-halk müziği şeklinde ortaya konuyor herkesin bildiği üzere. Halk müziği veya popüler müzik alanına zengin kesimlerden katılım olması zaten pek beklenmez, fakat sanat müziği ve klasik müziğin “saray kültürüyle”, onun sosyal çevresiyle bağlantısı yok mu? Bu alandaki müzisyenlerin ekseriyetinin dediğin şekilde meteliğe kurşun atması pek mantıklı görünmüyor açıkçası.
    Şunu da ekleyeyim: ABD, İngiltere gibi dünyadaki ekonomik yapının merkezinde bulunmuş ülkeler bilindiği üzere gayet eşitsiz toplumsal yapılanmalara sahip. Tuzu kuru müzisyen algısı özellikle İskandinavya için geçerli, ama orada bile genellemelerden kaçınmak lazım bence. İskandinavya ve refah denince akla gelen ilk ülke Norveç olsa gerek. Norveç denince akla gelen ilk metal grubu hangisi? Bana göre Mayhem ve elemanları hiç de tuzu kuru tipler değiller. Hatta orijinal Mayhem kadrosu kadar açlık çeken metal grubu çok azdır. Norveç sahnesinin en önemli figürlerinden biri olan Fenriz’in postane çalışanı olduğu da bilinir. Zaten Darkthrone’un I Am the Working Class diye bir şarkısı dahi var…

    deadhouse

    @Emre Görür, Saray kültürüyle bağlantısı olması, devlet koruması altında olmaları veya burjuvazi tarafından desteklenmeleri onları zengin yapmaz. İyi bir gelire sahip olsalar da sürekli bir yoksulluk korkusu altında yaşamışlardır. Biraz araştırınca görülebilir bu. Desteklenmediği için müziğe küsen besteciler mevcut. Edebiyatta da böyle değil miydi? Baki, Kanuni tarafından korunuyordu, destekleniyordu, iyi bir geliri vardı. Ancak bu gelir, bu yaşam tarzı her an kesilebilirdi, hep bu korkuyla yaşadı.

    deadhouse

    @Emre Görür, Ressamlara baktığımızda bile bu yeterince anlaşılır zaten. Çok büyük çoğunluğu resimlerini satarak geçimlerini sağlıyordu. Kiliseye sipariş usulü dini resimler yapıyorlardı. Burjuvalar resimleri satın alarak onları desteklediler.

  14. P L A G U E says:

    ‘Majestat upadku’ yüzünden helak oldum, overpower bölüm sonu canavarı gibi şerefsiz. Albüm bitti, parça bitmedi. Sürekli araya bunu sıkıştırıyorum. Viski içerken araya köpek öldüren sokmak gibi. Orospu çocukları…

  15. bahadır says:

    Bu yıl çıkan Polonyalı grup Sznur’un “Dom Człowieka” albümü de çok iyiymiş. Kritiklenebilir. Albüm kapağı da efsane olmuş.
    https://www.youtube.com/watch?v=DL9H3VtoJFM

  16. P L A G U E says:

    Playlist paylaşımlarımda albüm aralarına parçalar sıkıştıyorum, daha keyifli oluyor. Bu gece de Djevel’in son yayınladığı parça ile bu şerefsizliğin 4. parçasına gitti aklım. Keyif almak, tat(lar) alarak viski içmeyi seviyorum ama böyle orospu çocuklukları olunca fondip yapıyorum. Özel olan viskileri fondip yapınca üzücü oluyor:) Buna şöyle bir önlem aldım, standart kalitede viski dolduruyorum yarım kadeh, fondipliyorum. Stok durumuma baktım, jameson black barrel el sallıyor diğerlerinin arasından, kurban olarak onu seçtim. Üzgünüm jameson kardeş:(

  17. TAAKE says:

    bu nasıl albüm lan
    kaç yıldır black metal dinlerim acının,ıstırabın hiç bu kadar damarlarımda gezdiği olmamıştı.her şarkı bıçak gibi kesiyor,ben böyle bir şey görmedim,mgla nın exercise in futility de çok dehşetti ama bu manyaklığın mgla nın tatlı hüznüyle falan işi yok direkt bıçağı sokup kanırttırıyor,belki abartıyorum ama bunu geçip senenin albümü olacak albümü yapmak için deathspell omega,mgla,kriegsmachine,ulcerate falan toplanıp bütün güçlerini birleştirmeleri lazım

    P L A G U E

    @TAAKE, “mgla nın exercise in futility de çok dehşetti ama bu manyaklığın mgla nın tatlı hüznüyle falan işi yok direkt bıçağı sokup kanırttırıyor”

    Harika tespit.

  18. TAAKE says:

    o kadar sık dinliyorum ki otobüste dinlerken uyuyup kalmışım(geceden uykusuz ve 19 saattir ayaktaydım) sondaki Na trupa trup ın son kısmı uyandırmış derin uykumdan,o kadar dehşet bir riff ki 9 yeşil elma yiyip 10 bardak kahve içsem bu kadar uyanamam,cinayete şahit olmuş gibi gözlerim açıldı,eve gidip albümü bir daha dinledim

  19. TAAKE says:

    bu albüm yılın enleri listesinde kendisine hiç yer bulamazsa Thích Quang Duc gibi kendimi taksim meydanında yakarım

    Erhan Yiğit

    @TAAKE, Benim öngörüm ilk 10′a mutlaka gireceği yönünde.

    TAAKE

    @Erhan Yiğit, benim de :)
    geçen sene odraza bu sene bu
    bastırın polonyalılar

  20. P L A G U E says:

    🙂

  21. Gökay says:

    İlk parçada 1:02 sularında ritim gitarlarla arkaplanda başlayan ve tekrar tekrar çevrilen Daggers of Black Haze silüeti

    enemyofgod

    @Gökay, Tespit gibi tespit. Fark etmemiştim daha önce.

  22. Erhan says:

    Ne Trupa Trup 4:30′dan sonra giren boru üfleme sesi ve 6:38′de giren rif…

    Melankolinin bir ateş olup yürekleri yaktığı anlar.

  23. enemyofgod says:

    Ruhumu bu albüme teslim ediyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.