# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
THE RUINS OF BEVERAST – The Thule Grimoires
| 27.02.2021

Tek arkadaşı rutubet olan çocuk.

Şimdi size geçenlerde kendi kendime uydurduğum ve ilk andan “ulan bu dünyanın en üzücü şeyi resmen” diye düşündüğüm kısa bir çocuk hikâyesi anlatacağım.

Hikâyemizin adı: “Tek Arkadaşı Rutubet Olan Çocuk”.

Eser 10 yaşında, yalnız bir çocuktu. Hiç arkadaşı yoktu. Eser’in ailesi çok fakirdi. Gecekonduda oturuyorlardı. Evlerinde televizyon, internet yoktu. Vakit geçirebileceği, kendini eğleyebileceği hiçbir şeyi yoktu. Eser’in hayatına renk katan tek şey odasının tavanındaki, duvarlarındaki rutubetti. Kabaran rutubet izlerine ve dökülen sıvalara bakıyor, o şekilleri bir şeylere benzetip hayaller kuruyordu. Sıvalar yavaş yavaş döküldüğünden, her gün yeni bir görüntüyle uyanıyor ve o rutubet desenlerinden kendi kafasında senaryolar uyduruyordu.

Eser yine bir gün okuldan eve gelmiş, yatağına uzanıp rutubet izlerine ve dökülen sıvalara bakarak hayaller kuracağı anı iple çekiyordu. Ancak odasına girer girmez, babasının gelip odasındaki rutubeti temizlediğini ve sıva çekip boya yaparak tüm duvarları pırıl pırıl yaptığını gördü.

“Bak Eser, odanın duvarları artık tertemiz!” dedi babası, oğlunun memnun olacağını düşünerek.

Eser ağlamaklı oldu.
Tek arkadaşı artık yoktu.
Hayal gücünü kullanabildiği tek şey de gitmişti.
Yapayalnızdı.

“Baba senin yapacağın işi sikeyim oç” diye bağırarak kapıya koştu, kapıyı sertçe kapatarak dışarı çıktı.

Babası şaşkındı…
Oğlundan böyle bir tepki beklemiyordu.
Ama yeni sürülmüş boya kokusunu da sevmişti.
Boyaları koklamaya devam etti.
Gülümsüyordu.

Hikâyemiz burada sona erdi.

Ulan yazıklar olsun böyle hayata be. Rutubetle arkadaş olmak nedir artık…

Bir anda kafamda beliren bu “tek arkadaşı rutubet olan çocuk” temasının bir benzerini gördüğüm bir albümden bahsedeceğim bugün. Alexander von Meilenwald adlı arkadaşımız son 17-18 yıldır THE RUINS OF BEVERAST ile adeta penceresiz zihnindeki kara imgelerden, zifiri karanlıkta gördüğü gölgelerden yararlanarak müzik yapıyor. Baktığımızda atmosferik black metal, doom metal gibi çeşitli şekillerde nitelenebilen bu müzik, özünde bir zihnin içindeki karanlığın dışa vurumcu bir tasvirinden ibaret.

“The Thule Grimoires”a baktığımızda THE RUINS OF BEVERAST’in önceki albüm “Exuvia”ya nazaran daha melodik bir yaklaşım benimsediğini; clean vokaller konusunda daha cömert olduğunu; bu sayede albümü yine son derece kişisel ama bir o kadar da varyasyonlu kıldığını görüyoruz. Karşımızdaki adamın zamanında “Blood Vaults – The Blazing Gospel of Heinrich Kramer“da clean vokalleri tamamen rafa kaldırmışlığı da olduğu düşünüldüğünde, THE RUINS OF BEVERAST’in sürprizli yapısı daha bir net ortaya çıkıyor.

Şarkılara baktığımızda aralarda adeta Warrel Dane’i anımsatan vokal yorumları da görüyoruz, ENSLAVED’e kayan fikirlerle de karşılaşıyoruz. Meinenwald yeri geliyor pedallarına minik minik basıp atmosfer doyuran gitarları öne çıkarıyor yeri geliyor 2006’daki “Rain Upon the Impure”u anımsatan vahşetlere başvuruyor. Burada esas nokta, alışık olduğumuz ve THE RUINS OF BEVERAST’in bu albümde biraz daha açık şekilde gösterdiği üzere, Meinenwald’in “The Thule Grimoires”ı çok sabırlı ve demlendire demlendire bestelemiş olması. Albümün herhangi bir anında bir hiperaktiflik, bir acele etme hissi görmek mümkün değil. THE RUINS OF BEVERAST, istediği atmosferi oluşturmak için beklemeyi ve dinleyicinin belirli bir ruh hâline kavuşmasını sağlamak adına gerekli noktaları sündürmeyi iyi beceriyor.

“Kromlec’h Knell” bu açıdan numunelik bir şarkı. Sekiz buçuk dakikalık bu şarkı resmen baştan sona bir build-up’tan oluşuyor. Yavaş başlıyor, azar azar katmanlanıyor, nokta atışları ve ufak dokunuşlar eşliğinde bu sekiz buçuk dakikanın tamamlandığını görüyorsunuz. Bunu yapmak beceri ister. “Ne zaman bir şey olacak?” hissiyatını oluşturmadan dinleyiciye 8-9 dakika geçirtmek her müzisyenin harcı değildir. THE RUINS OF BEVERAST 17-18 yıla uzanan deneyimiyle bunu başarabiliyor. Her bir şarkıda kullanılan küçük dokunuşlar, farklı ruh hâllerini yansıtan motifler, işlemeler “The Thule Grimoires”ı belki başta biraz sabır isteyen ancak kısa sürede dinleyiciyi mükâfatlandıran bir şeye dönüştürüyor.

THE RUINS OF BEVERAST özel bir oluşum. Çok kişisel, çok karanlık ama bir o kadar da çekici. Sunduğu karanlık zifiri bir black metal noktasında değil, öleyim de kurtulayım dedirtecek bir funeral doom noktasında değil. Gotik fikirler de var içinde, böğür böğür bağıran agresiflikler de. Sonuçta bu projenin bütünü gibi “The Thule Grimoires” da başta dediğim gibi bir “iç karanlığı dökümü”nden oluşuyor ve sizi bu döküme tanık olmaya çağırıyor. İcra olarak değilse bile besteleme açısından zor olduğunu ve üstüne epey kafa yorulduğunu düşündüğüm bir müzik yapan THE RUINS OF BEVERAST’i henüz keşfetmediyseniz, bu albüm melodik ve ne çok soğuk ne çok sıcak yapısı ile buna uygun bir seçim olur. Grubu zaten biliyorsanız, Meinenwald’ın zaten çok takdir edilesi bir şey sunduğunu zaten fark edeceksiniz.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.95/10, Toplam oy: 22)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Ván Records
Kadro
Alexander von Meilenwald: Her şey
Şarkılar
1. Ropes into Eden
2. The Tundra Shines
3. Kromlec'h Knell
4. Mammothpolis
5. Anchoress in Furs
6. Polar Hiss Hysteria
7. Deserts to Bind and Defeat
  Yorum alanı

“THE RUINS OF BEVERAST – The Thule Grimoires” yazısına 5 yorum var

  1. Noumena says:

    Benim için bu yılın en iyilerinden birisi, bir ihtimal ilk 5’ime bile oynayabilir. Klas albüm.

  2. Twat says:

    Girişteki kısa hikayeyi çok sevdiğim için kesin şans vereceğim. Almanya ve doom metal olunca da iyice ilgimi çekti.

    Hikayede tam Sulhi Dölek’in kısa hikayeleri(yoksul mahalle, çocuk, yalnızlık, gecekondu vb.) havası var. Kestane Şekeri adlı öykü kitabında böyle süper üzücü ve kısa/vurucu hikayeler vardı 90larda çocuk halimle epey üzülür yine de okumayı bırakamazdım hahah. Bu arada rahmetli aynı zamanda bence Türkiye’nin en iyi dram dizileri Süper baba ve İkinci Bahar’ın da senaristiydi. Hey gidi.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Twat, ahah sağ ol. Kendisini hiç okumadım, bahsettiğin kitabı bulursam bakarım mutlaka. Açıkçası çocuğun babasına çok ağır sövmesi ve babanın sayko gibi boya koklayıp gülümsemesinden dolayı hikâyenin sonu absürt komedi gibi bitiyor ama tema olarak “tek arkadaşının rutubet olması” düşüncesi bana ilk andan süper üzücü gelmişti.

    Süper Baba da eşsiz bir diziydi gerçekten.

  3. Horrendous says:

    Peter Steele – Thomas Gabriel Fischer – VINDSVAL (Blut Aus Nord, 777 – Cosmosophy) – Ivar Bjornson.

    Saydığım 4 ismi stüdyoya kapatsak ortaya bu albümün çıkacağanı yemin edebilirim.

    Tek kelimeyle muazzam.

  4. Horrendous says:

    Kromlec’h Knell parçası enfes gerçekten, daha güzel özetlenemezdi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.