# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
CYTOTOXIN – Nuklearth
| 24.08.2020

Çernobil’in çocukları: “Dinine imanına inanan radyasyon var demez.”

Tüm konseptini nükleer facia ve radyasyon üzerine kuran Alman teknik brutal death metal grubu CYTOTOXIN’in 320 milyar metreküp doğalgaz müjdesi aldığımız şu günlere daha bir müjde katan yeni albümü “Nuklearth”le birlikteyiz bugün.

2017’deki “Gammageddon” ile adını daha geniş bir kitleye duyuran CYTOTOXIN bildiğimiz üzere canla başla sweep atan, hayvan gibi blast’lerle müziğini dövüş kulübüne çeviren; bol yardırmalı, bol kazımalı, dayak gibi, kötek gibi bir grup.

Muazzam gitar çalan arkadaşlardan kurulu grubun milyarlarca nota içeren uçsuz bucaksız teknik death metal ortamları içerisinde kendisini belli etmek adına yaptığı şeylerin başında, yukarıda bahsettiğim radyasyon konsepti ve elbette ki müziğindeki amansızlık geliyor. CYTOTOXIN sadece teknik death metal olarak özetlenemeyecek kadar brutal, sadece brutal death metal olarak özetlenemeyecek kadar da teknik bir müzik yapıyor

“Nuklearth”ı ilk dinlediğimde fark ettiğim şey, CYTOTOXIN’in önceki albümdeki sound’u çok daha etli hâle getirmiş ve müziğini dolgunlaştırmış olmasıydı. Önceki albümdeki cerrahi kıvamlı sweep sololar ve yırtıcı rifler yine yerli yerinde, lakin albümde genel olarak daha kükreyen ve ezen bir yapı var.

Bunun oluşmasını sağlayan şey sadece prodüksiyon değil elbet. Grup bu albümde kullandığı rifler ve sweep picking zengini sololar konusunda da önceki albüme göre daha oturaklı bir yaklaşım benimsemiş. “Gammageddon”da çok net bir lead gitar şovu varken bu albümde ritim gitarın daha dominant bir rolü olduğunu görüyoruz.

Rif yapıları ve sweep’lerin temizliğinden, ciciliğinden mütevellit yer yer NECROPHAGIST’çilikler biraz ön plana çıkabiliyor; bu kötü bir şey değil elbet ve CYTOTOXIN’in yardırmalı müziği bu tarz bir şeyi kaldırabiliyor. “Coast of Lies”ın 01.53’ünde başlayan bölümde olduğu gibi grup yer yer nota sayısını azaltarak nükleer yıkımın kederini verme amaçlı olaylara da girişebiliyor.

Elbette bu tür kısımların hemen akabinde yine öküz çocuğu gibi sweep’ler, blast’ler havada uçuşuyor ama CYTOTOXIN albümün tamamını “olm biz de nebçim gitar çalıyoz he”de bırakmayacak kadar işini bilen adamlardan oluştuğundan şarkıların odak noktası kaybolmuyor.

Bu noktadan bakınca albüm enstrüman kullanımı, müzisyenlik, icra ve performans açısından gerçekten de 10 üzerinden 10 kadar iyi, ışıl ışıl parlıyor. Sadece liyülilülülü lüyililülülü sweep’lerle dolu delişmen sololar, parmak kanatan rifler, arkadan destekleyen cozur cozur baslar veya vokalistin kükreyen performansı değil, grup iki farklı tonda trampet kullanmak gibi müziğe karakter katan fikirlerle de karşımıza çıkıyor.

Daha keskin tonlu, daha gergin “çat çat çat” trampetin yanı sıra; davulcu yeri geldiğinde daha cami tuvaleti ekolu, daha sustain’li, “tun tun tun” diye inleyen trampetini de kullanarak olayı daha leş, daha çirkin BDM sularına da taşımaktan geri kalmıyor.

Dolayısıyla grup teknik anlamda her türlü övgüyü sonuna kadar hak ediyor. Bizim burada asıl eğilmemiz gereken konu CYTOTOXIN’in beste kalitesi açısından nerede durduğu. Bana kalırsa “Nuklearth”i “Gammgeddon”dan ayıran başlıca unsur iki albümün atmosferinde ve temasında görülüyor.

“Gammageddon”da daha kaotik, olaylı, sololarla yaratılan bir kıyamet havası varken (armageddon); yani sanki reaktörün patlama anı ve hemen sonrası işlenirken, “Nuklearth”te ise albümün adından da anlaşılacağı üzere artık radyasyonun sızdığı, işin işten geçtiği bir Dünya’yı ele alıyoruz. “Dead Zone Anthem”daki Ukraynaca/İngilizce ses kaydı da vardığım bu sonucu destekliyor:

“Küller, sevdiğin her şeyin üzerini örttü… Sadece mezarlar arasındaki sessizlik kaldı.”

Dolayısıyla “Nuklearth”, öncesindeki albüm kadar apar topar, kaosa ve kıyamete bürünmüş bir yapıda değil. Bir şeyler yaşanmış, tatlar kaçmış ve şimdi “Dünya ebediyen bununla baş etmek zorunda orospu çocukları” gibisinden daha oturaklı bir hava var. “Gammageddon”da bizzat içinde olduğumuz ve şahsen yaşadığımız bu kıyameti, “Nuklearth”te dışarıdan bir gözlemci gibi görüyor ve çizilen işitsel portrenin muazzam keyfine varıyoruz.

Velhasılıkelam CYTOTOXIN konu teknik death metal ile brutal death metalin aynı nükleer santrale atılıp radyasyonun vanasını şöyle hafi açıp azar azar sızdırarak ulaşılabilecek en üst düzey, en tehditkâr, en korkutucu boyutlarda hayvan işlerden birini yapıyor.

“Gammageddon”u çok beğenmiş ve 8/10 vermiştim. “Nuklearth”ü de “Gammageddon”la aynı düzeyde sevdim, ancak oturaklılık ve bestelerdeki bazı olgunlaşmalar gibi farklı nedenlerden ötürü yarım puan daha fazla veriyorum.

Eğer TDM, BDM ve TBDM seviyorsanız ve “Nuklearth”ü henüz dinlemediyseniz, boşa geçirdiğiniz her saniye hata.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.88/10, Toplam oy: 41)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Unique Leader Records
Kadro
Grimo: Vokal
Fonzo: Gitar
Jason: Gitar
V.T.: Bas
Stephan Stockburger: Davul
Şarkılar
1. Atomb
2. Lupus Aurora
3. Uran Breath
4. Dominus
5. Drown in Havoc
6. Soul Harvester
7. Coast of Lies
8. Quarantine Fortress
9. Dead Zone Anthem
10. Nuklearth
11. Mors Temporis
  Yorum alanı

“CYTOTOXIN – Nuklearth” yazısına 31 yorum var

  1. P L A G U E says:

    Albüm haberi altına yazdıgım yorumu buraya da kopyalıyorum:

    Ulcerate’i ayrı kategoride tutarsak kendi türünde senenin en iyisi olabilir, fakat kesinlikle ‘gammageddon’ dan iyi değil.

    Sebebini açıklamam gerekirse; bir önceki albüm yarattığı muazzam hava sayesinde durduk yere oksijen azaltıyordu, kapana kısılmışlık hissini muazsam şekilde veriyordu. Bu albümün tek kusuru gammageddon gibi ‘yoğun’ bir albümden sonra çıkmış olması. Onun dışında müzikal ve teknik olarak yine devasa iyi bir is yapmışlar. Şimdi birisi gelip burada gammageddon dan iyi dese kesinlikle hak veririm. Bu şekilde 2 mükemmel albümü kiyaslarken sadece dinleyicisine özel küçük detaylar sonucu belirler. Sonuç olarak her koşulda kulaklardan boşalma garantisi var.

  2. kaziklubey says:

    “şimdi sizin kafanızda iki tane soru işareti var: bir; dayak nedir? iki; neden atılır?…

    sıradan bir dayakta vücutta iki şey yükselir: bir; korku, iki; ardinal… ardinal bi hormon. dayağa karşı olan arzuyu artırıyor. biz bunu istemiyoruz. biz istiyoruz ki, kabahatinizi hatırlayın.
    sıradan dayağa örnek; sıradan dayak… yaratıcı dayağa örnek; öğretmenlerimizin bize cetvelle böyle vurması…”

  3. Dysplasia says:

    Çift trampet kullanımı beni mest etti. Canavar gibi albüm.

  4. Kaan says:

    1986 haziranın ortasında antalyada, hava kararıp yağmur yağmıştı, ve ben aksi gibi o sırada uzun bir yürüyüşün ortasındaydım. Yağmuru yeyip sırılsıklam olmuştum. Bu olaydan haftalar sonra ağaçların üst kısımları sararmış ve kurumuştu. Yukarıdaki gazete küpürlerini de dün gibi hatırlıyorum. Biraz radyasyon sağlığa yararlıdır demişti halkın bayıldığı turgut özal.
    Bu albümü dinleyip şu halkın yaşanmamış hayatını yad edicem.

  5. deadhouse says:

    Muazzam bir kritik olmuş.

    Çarpıcı.

  6. ismail vilehand says:

    Türünde yılın albümü. Teknik death metali bana yeniden sevdiren grup. Dinlemelere doyamıyorum.

  7. chuck says:

    albüm ismi ”nükleılörth” mü yoksa ”nakıleörth” mi diye okunuyor, birisi açıklasın!

    enemyofgod

    @chuck, nükleörth

  8. HaNNibaL says:

    Kök gibi kazımasyon. Dinlemeyen çok şey kaçırır

  9. Kaan says:

    Sitedeki en vurucu, en dehşet, en ironik kritiklerden biri. Çok başarılı. Üç albümü de bugün dinletti bana.

  10. az bilip çok düşünen says:

    Cytotoxin’i 2 yıl önce keşfetmiştim ve o zamandan bu zamana aktif gruplar arasında tek favorim oldu. Cytotoxin’i böylesine sevmemdeki asıl unsur da şarkıların öküz gibi teknik ve yerinde kullanılan deli dehşet squeallar ile dolu olmasıydı, bunun yanında ise şarkıların akılda kalıcı olması beni benden almıştı. Nuklearth çıkar çıkmaz odaya geçtim ve ışıkları kapatıp kulaklıklarımı taktım, kendimi sadece albüme verdim. Çizgilerinden hiç şaşmadan mükemmel bir albüm yapmışlar yine. Ancak bu sefer squeallar ve şarkıları hayvan gibi sweepler ile doldurup öylece bitirmemişler. Şarkılardaki psikoloji dozunu iyice artırmışlar ve bu durum kritikte çok iyi anlatılmış. Yayınlanan singlelarda bu biraz anlaşılıyordu zaten, o yüzden beklentimi buna göre ayarlamıştım. Albümü çok beğendim fakat Radiophobia ve Gammageddon bana daha çok işlemişti, bunu da açıkça söylemem lazım.

  11. Agrypnie says:

    Harbiden hayvan gibi albüm ya.Yalniz iki farklı tarzda trampet kullanımı albümü bambaşka boyuta taşımış resmen.Resmen bidona vuru gibi ses çıkarması albüm kapağı ve işledikleri konularla çok oturaklı olmuş.Bayildim.

  12. deadhouse says:

    Albümü dinledim. İyi müzik ama benim sevdiğim TDM bu değil. Ben daha direkt, belki daha duygusuz, mekanik TDM seviyorum. Bu albümü dinlerken yer yer heavy metal albümü dinliyormuş hissine kapıldım. Spawn of Possession tarzı TDM daha çok hoşuma gidiyor.

    ismail vilehand

    @deadhouse, evet, benimsedikleri konseptin duygusal ağırlığı diğer TDM grupları kadar mekanik olmalarını engelliyor. Yoksa icra ettikleri müzik safkan hayvanlık ve kudurtma üzerine.

  13. Radyasyonla alakası yok tabii ama yazıdaki çocuk fotoğraflarının üçüncüsü aklıma getirdi, hidrosefali cidden korkunç bir şey. Korkunç bir şey. Geçmişten, günümüzden bazı bebek ve çocuk fotoğrafları var, minicik canlar kim bilir neler yaşıyor.

    chuck

    @Ahmet Saraçoğlu, bu tarz bilgileri paylaşmak yararlı oluyor. hidrosefalinin ne olduğuna dair en ufak bir fikrim yoktu, google’ladım ve okumaya başladım. insanlar nelerle birlikte yaşamak zorunda olduğunu bir kez daha bana hatırlatmış oldu.

    Dysplasia

    @Ahmet Saraçoğlu, Artık anne karnında tanınıp erken ameliyatla sıvıyı boşaltabiliyorlar en azından. Kafadaki suyu karna akıtıyorlar, ya da tıkayıcı bir durum varsa onu alıyorlar falan.

    Dunedain

    @Ahmet Saraçoğlu, hidrosefalinin tedavisi de kendisi kadar korkunç:beyinden karın zarına uzanan bir katater takmak :(

    Ahmet Saraçoğlu

    @Dunedain, @Dysplasia, her türlü fecaat bir şey.

  14. ismail vilehand says:

    Gitar soloları yine Hüsnü Şenlendirici kıvamında. Dinlerken aşka gelen Bülent Ersoy misali yere rakı kadehi fırlatasım geliyor.

    Hexakosioihexekontahexaphobia

    @ismail vilehand, haha raki icerken okudum yorumu püskürttüm :D

  15. hickdead says:

    çift trampet kullanımı aklımdan geçen bir fikirdi, adamlar benden önce davranmışlar. çok da yakışmış bence bu müziğe.

  16. ismail vilehand says:

    Quarantine Fortress ve Nuklearth kapanış soloları yüreğimin tam orta yerine radyoaktif çivi çakıyor. Bitirdiniz ulan beni pezevenkler.

  17. Emre Görür says:

    Uran Breath ve Soul Harvester dışındaki bütün şarkıları çok sevdim. Özellikle Nuklearth enfes.

  18. ali says:

    direkt 10 puan vermeye geldim

  19. Alimdat says:

    Yıllar önce Ankaragücü-Konyaspor maçındaki kavgada eşofmana takılı kemeri çıkaran bir arkadaş vardı. Öyle bir albüm işte.

    Necrobutcher

    @Alimdat, Benekli ayhan?

    Alimdat

    @Necrobutcher, Ayhan Koç ve niceleri…

  20. Marvin Yanbasanyan says:

    Yaramış: https://www.instagram.com/p/B1lh7r6Ciix/?igshid=1iao3erd797b

    Gammageddon çıktığı tarihten bu yana en çok dinlediğim 10 albümden biridir. Tamamıyla sindirince anladım ki muhtemelen bu da öyle olacak.

    HaNNibaL

    @Marvin Yanbasanyan, Fotoğrafı bile heyecanlandırıyor adamın. Elbet bir gün geri dönecek buna inanıyorum.

  21. Marvin Yanbasanyan says:

    Şimdi dinlerken dikkatimi çekti de bakayım dedim: albümün kapanış şarkısında piyanodaki eleman tony bonnevialle’miş. Kendisi youtube’da teknik death parçalarını piyanoya aranje edip çalan ruh hastası olarak da bilinir. Bu albümden coast of lies’ı da coverlamış hemen. Ben özellikle şu cover sebebiyle first fragment’la da bir iş yapmasını isterim kendisinin: https://youtu.be/5kYtr73jEtk mevzuya hakim olmadan dinlediğim müzik üzerine ton ve vokal sebebiyle ön yargılı olan kişilerle tartışırken eserin müzikal yönünü daha iyi anlatabilmek amacıyla açıp gösterdiğim, ara ara açıp dinlediğim bi cover’dır. Lafı geçmişken phil tougas da yeni albümün 2020 içerisinde çıkacağını belirtmişti ama hala ses seda yok, ne bi haber ne bi tekli ne bi teaser… Bizi mi yiyosun aga?

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.