# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DESTRUCTION – Born to Perish
| 14.08.2019

Thrash metalde seri üretimin sakıncaları.

Alman thrash’inin en büyük dört grubuna baktığımızda DESTRUCTION’ın ABD Big Four karşılığının MEGADETH olduğunu düşünüyorum. Tartışmasız en büyük Alman thrash metal grubu olan KREATOR’la METALLICA’yı, en sert ve çiğ olan SODOM’la SLAYER’ı, her açıdan dördüncü sırada olan TANKARD’la da ANTHRAX’i denkleştirirsek DESTRUCTION’a da MEGADETH düşüyor.

Lakin DESTRUCTION’ın kariyerinde bir “Cryptic Writings”, bir “Risk” olmadığı ortada. Metal tarihinin bu en deli kasabı ilk günden itibaren thrash metalin Avrupa’daki en önemli kalelerinden biri olmak adına uğraş veriyor ve seksenlerde çıkardığı efsane albümlerle bunu zaten 30 yıl önce başarmış, adını thrash metal tarihine kanlı harflerle kazımış durumda.

Grubun 2000’deki dönüş albümü “All Hell Breaks Loose”un çok iyi bir thrash metal geri dönüşü olduğunu düşünüyorum. Seksenlerde çıkardıkları 3 albümle Avrupalı sayısız gruba ilham veren bu adamlar, thrash metal dünyasının %80’i gibi doksanları boş geçirmiş, 1998’de rezil bir albüm çıkarmış ve 2000’lere taze bir başlangıç yaparak son 20 yıl içinde ikisi eski şarkıların yeniden kaydedilmiş versiyonları olmak üzere 11 albüm yayınlayacak düzeyde üretken bir kimliğe bürünmüştü.

Metalin internet sonrasında içine girdiği “albümden değil konserden para kazan” mantalitesi gereği grupların 2 yılda bir albüm çıkardığı ve o albüm için turladıktan sonra yenisi için çalışmaya başladığı düşünüldüğünde, thrash metalin günümüzdeki geçerliliğinin biraz daha sorgulanır olduğu düşüncesindeyim. Tıpkı birbirinin kopyası power metal gruplarının bir yerden sonra ciddi anlamda demode olması ve geçerliliğini yitirmesi gibi, metalin giderek daha fazla dinamikle doldurulduğu ve sivri taraflarının daha da sivrildiği günümüzde thrash metalin tedavülden kalkmaması adına bu seri üretimin biraz zararlı olduğu düşüncesindeyim.

Death metal, black metal ve progresif metal de dâhil pek çok türün kendini bir şekilde güncelleyebildiği bir çağda thrash metalin 2 yıllık dilimlerde sunulması, bana sanki biraz “kullan at şarkı” bolluğunun ortaya çıkması gibi geliyor. 2000 sonrasında KREATOR’ın 5, SODOM’un 6 albüm yayınladığı bir ortamda DESTRUCTION’ın neredeyse bu ikisinin toplamı kadar albüm çıkarması, olayın heyecanını biraz törpülüyor diye düşünüyorum. Bu yüzden de açıkçası “Born to Perish”e pek bir heyecanla yaklaştığımı söyleyemem. 2 yılda bir yeni albüm geleceğini bilince, olay biraz deja vu’ya, biraz memuriyete bağlanıyormuş gibi geliyor.

Lakin sözü edilen grup tarzının standartlarını belirleyen isimlerden biri olduğu için ön yargılara ve şikâyetlere söz hakkı vermeden önce albümü iyi özümsemek elbette ki önemli. “Born to Perish” sadece thrash metalin önemli isimlerinden biri tarafından yapıldığı ve sadece bir thrash metal albümü olduğu için olumlu değerlendirilebilecek bir çalışma. İçinde thrash metal adına güzel işler olan ancak biliyoruz ki iki yıl sonra çıkacak bir sonraki albümle büyük oranda unutulacak; barındırdığı şarkılardan birkaç tanesinin konser setlist’inde yer bulup uzun ömürlü olacağı ve 7-8 tanesinin muhtemelen unutulup gideceği bir diğer “herhangi bir thrash metal albümü”.

Böyle deyince acımasızlık gibi, vefasızlık gibi oluyor, ancak ne yazık ki günümüzün koşulları, dinamikleri bu şekilde. Her ne kadar saygı değer bir grup tarafından üretilmiş olsalar da hepimiz biliyoruz ki ne thrash metalin bu şarkıların büyük kısmına ihtiyacı var ne de DESTRUCTION bu şarkıları kariyeri adına unutulmaz birer mihenk taşı olarak görüyor. Bu açıdan bakınca albümün biraz fazla elenebilir olduğunu düşünüyorum maalesef.

Olumlu tarafa gelirsek, “Born to Perish” DESTRUCTION kimliğini olanca yırtıcılığıyla gösteren bir çalışma. “Inspired by Death”, “Tyrants of the Netherworld”, “We Breed Evil”, “Ratcatcher” gibi seksenlerde yapılmış olsa yeri yerinden oynatacak şarkılar var ve bunlar albümün anlam kazanması adına önemli roller oynuyorlar. Bunların yanı sıra, albümün hem en iyi hem de en kötü anlarını içinde barındıran “Butchered for Life” gibi tuhaf şarkılar da var. Albüme dair olumlu taraflardan bahsederken, gruba yeni katılan iki eleman gitarist Damir Eskić ve davulcu Randy Black’in DESTRUCTION sound’una kesinlikle artı puan kattığını söylemek lazım. Vasat olduğunu düşündüğüm şarkılarda dahi performanslar sayesinde daha dinlenebilir bir hava yakalanıyor.

“DESTRUCTION asla hayal kırıklığına uğratmaz” düsturu sizin için yeterliyse “Born to Perish”i de afiyetle yiyebilirsiniz. Albüm her şeyiyle saf bir thrash metal albümü ve her şey olması gerektiği gibi, 40 yıldır yapıldığı gibi. Ama bu ifade sizin için yeterli değilse ve “DESTRUCTION asla şaşırtmaz, hep aynı şeyi yapar” düsturu ağır basıyorsa, o zaman bazı sorunlar var demektir. Ben “Born to Perish”in ortalama bir thrash metal albümü olduğunu ve bu çağda, bu anlayışta ve bu dinamikler çerçevesinde ortalamanın üstüne çıkmasının da pek mümkün olmadığını düşünüyorum. Thrash metalin uzun solukluluğu adına gruplar biraz daha farklı kafa yapılarına girmeliler gibime geliyor. Bunu ONSLAUGHT “Killing Peace” ile yaptı, OVERKILL “Ironbound” ile yaptı, ARTILLERY “When Death Comes” ile yaptı, HEATHEN “The Evolution of Chaos” ile yaptı…

DESTRUCTION da yapabilir; “haydi hemen bir sonrakine başlıyoruz” demeyip biraz daha odaklansınlar yeter.

6,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.18/10, Toplam oy: 17)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2019
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Schmier: Vokal, bas
Mike: Gitar
Damir Eskić: Lead gitar
Randy Black: Davul
Şarkılar
1. Born to Perish
2. Inspired by Death
3. Betrayal
4. Rotten
5. Filthy Wealth
6. Butchered for Life
7. Tyrants of the Netherworld
8. We Breed Evil
9. Fatal Flight 17
10. Ratcatcher
11. Hellbound (TYGERS OF PAN TANG cover'ı)
  Yorum alanı

“DESTRUCTION – Born to Perish” yazısına 12 yorum var

  1. umarth says:

    Keşke yazıdan önce bir göz atsaydın tarihçeye:

    https://www.metal-archives.com/albums/Destruction/The_Least_Successful_Human_Cannonball/12649

    Ahmet Saraçoğlu

    @umarth, o albüm Destruction adıyla çıktığına göre Destruction albümü demekte bir sakınca yok. Sonuçta Mike Sifringer’la Oliver Kaiser çalıyor albümde, Destruction albümü demek için yeterli.

    1999′dan beri dinlediğim grup, yeterince biliyorum neyin ne olduğunu.

    umarth

    @Ahmet Saraçoğlu, pardon ya uykusuz uykusuz yazınca böyle olmuş. aslında Risk’i yok cümlesine cevap yazmaya çalışmıştım :)

    Ahmet Saraçoğlu

    @umarth, anladım, sıkıntı yok. Sen “Kariyerinde bir Risk olmadığı ortada” kısmını okuyunca yazdın herhalde o yorumu. Az aşağısında “1998’de rezil bir albüm çıkarmış…” diye bahsetmiştim Last Successful…’dan. O albümde grup çok net saçmalıyor, ama “Risk” daha bilinçli bir tercih olduğu için ben Risk’i Last Succesfull…’dan bile daha değersiz görüyorum açıkçası.

  2. ali says:

    Büyük bir Destruction fanı olarak, bu kadar büyük bir grubun her iki senede bir albüm yapmasını – finansal sebepleri bilmeden – son derece anlamsız buluyorum. Thrash Anthems I ne kadar gerekliyse Thrash Anthems II’nin o kadar gereksiz olması gibi, bu albüm de maalesef çok gereksiz. Ben 2000′ler sonrası Destruction’a dair compilationlar yaparak aşırı albüm saçmalığına kendimce bir çözüm buldum ama maalesef bu albümden o compilationa bile bir-iki şarkıdan fazlası giremez. Tıpkı bir önceki albümde olduğu gibi ve tıpkı ondan öncekinde olduğu gibi ve tıpkı ondan da öncekinde olduğu gibi ve tıpkı…

    Ahmet Saraçoğlu

    @ali, bence 2000 yılından bu yana çıkan tüm albümleri içerisinde yaptıkları en iyi şarkı hâlâ “All Hell Breaks Loose”daki “The Butcher Strikes Back”.

    https://www.youtube.com/watch?v=xvNDgyS2tVE

    0.44′teki o Pantera’msı staccato rifi ilk duyduğumda aklımı kaçırmıştım 2000 yılında.

    ali

    @Ahmet Saraçoğlu, O albümü gerçekten çok seviyorum, “The Final Curtain”, “Machinery of Lies” ve “The Butcher Strikes Back” haftalık en az birer doz aldığım şarkılar. Peter Tagtgren’ın bol overdrive’lı prodüksiyonu da bence nefistir. Aslında hemen sonrasındaki The Antichrist ondan da iyi albüm ama maalesef sonrası (belki Devolution hariç) hep hayalkırıklığı oluyor. Keşke albümler arasında biraz daha boşluk verebilseler…

    Ahmet Saraçoğlu

    @ali, büyük thrash metal grupları içinde uzak ara en sık albüm çıkaran grup Destruction. Öyle olunca şarkılar hemen harcanabilir, kullan at gibi oluyor. Grubu çok seviyorum ama dediğin gibi son 10 yıldır herhangi bir Destruction albümü için heyecanlanmışlığım, merak etmişliğim yok.

    1-2 güne Suicidal Angels’ın yeni albümünü yazacağım. Onlar da saf thrash, onlar da 2-3 yılda bir albüm çıkarıyorlar ama onlarda bile daha taze, daha heyecan verici bir şeyler oluyor.

    Schmier’in bundan 15 yıl önce pizzacısı vardı, bir ayran yapsın azıcık soluklansın artık.

    ali

    @Ahmet Saraçoğlu, Haha!:) Kapatmış galiba dükkanı (bir yerde okumuştum ama link bulamadım şimdi); bir soluklansalar iyi gelecek delikanlılara… Yine de yanlış anlaşılmasın, kötü albümler değil bunlar – sadece Destruction ismine yakışmıyor o kadar. SA’a bakacağım, teşekkürler.

  3. Kaan says:

    Yazıya can-ı gönülden katılmakla birlikte son 10 albüme göre sanki daha bir zevk alarak dinledim. İçimden bir his bu son albümleri diyor.
    Konu Sodom ve Destruction olunca zevkle dinleyip torpil geçiyorum 8 puan çalıştı benden. Güzel bir albüm ama yine de Cracked Brain ve öncesine zaman ayırmak çok daha müthiş bence..
    Yazı şimdiki thrash metal hakkındaki düşüncelerimi aynen ifade etmiş, teşekkürler.

  4. Boba Fett says:

    Her Thrash grubu büyüdükçe progresifleşmeli, müziğine bir şeyler katabilmeli

  5. Raddor says:

    Thrash metal daha yaratıcı olabilecekken niye hep belli kalıplara sıkışmış şekilde ilerliyor bilmiyorum. Halbuki bu kalıplardan sıyrılanları kendini daha ilgiyle takip ettiriyor. Örneğin; Kreator. Adamlar 2000′den sonra thrash’i alıp bol bol melodiyle süslediler. Melodeath bir sound’a yaklaşıp müziklerini orijinal bir yere taşıdılar. Müziğin thrash yanını da kısmadılar. O nedenle hep özel oldu Kreator albümleri. Testament: The Gathering’le daha güçlü, modern metal (NWOAHM gruplarına benzer) tarza geçerek türe kendilerine has renk verdiler yine. Metallica: Adamlar köklere dönüyoruz dediler ama 80′lerdeki albümleri birebir kopyalamak yerine thrash’i 90′lardaki heavy metal işleri ile harmanlayarak sundular. Son iki albümde Load/Reload dönemine benzer riff’lerle harmanlanmış heavy/thrash dinledik. Son yıllarda Power Trip gibi crossover grupları var ki onlar da tadından yenmiyor, farklı geliyorlar. Sevmem ama Vektor var yine. Onlar da türe çok farklı yaklaşıp başarılı oldular.

    Bu albümü sevdim ama ne bileyim böyle dümdüz thrash nereye kadar cidden. Black ve death metal kadar yenileyemedi kendini thrash metal. Ama nispeten başaranlar da oldu işte yukarıda saydığım gibi.

    Bir de bunun retro thrash’i var; aman aman zamanında övmüş olabilirim ama sıkıldım artık.

    Inspired By Death parçasına öldüm yalnız, çok manyak olmuş.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.