# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
TRIVIUM – The Sin and the Sentence
| 25.10.2017

“Shogun”dan beri en iyisi.

Yazdığım kritiklere yıllar sonra baktığımda, çok seyrek de olsa “Hmm, buna biraz daha yüksek puan verebilirmişim” dediğim albümler oluyor. Çok seyrek de olsa oluyor. Bunun sebebi genelde kritiği yazdığım sırada albümün gerçek değerini veremeyişim değil, grubun sonradan çıkan işleriyle birlikte, mevzubahis albümü kıyasladığımda o albümün grubun diğer işlerinin çok önünde durduğunu görmemle birlikte albümün değerinin nazarımda yükselmesinden kaynaklanıyor.

“Shogun” bu albümlerden biri. Albümü inceleyeli 8 yıl olmuş ve bugün baktığımda, sonrasında çıkan TRIVIUM albümlerine baktığımda, bugün olsa “Shogun”a 8 değil 9 verirdim. Bunun başlıca sebebi, TRIVIUM’un o albümdeki gibi hit şarkıları bir daha yazamamış olduğunu ve sanırım bir daha da yazmayacağını düşünmem. Bu da grubun zirvesini -benim gözümde- “Shogun” yapıyor ve TRIVIUM zirve albümü 8 alacak bir grup değil; dolayısıyla da “Shogun”un 9’u hak ettiğini düşünüyorum.

“In Waves”le bence geriye doğru bir adım atan grup, kimlik arayışını sürdürdüğü kariyeri içindeki en “genel” albümlerinden biri olan “Vengeance Falls” ile olumlu bir yöne kaymış, ancak ne “Ascendancy” ne de “Shogun”daki kadar güçlü net bir karakter sergileyebilmişti. Aynı şey 2 yıl önceki “Silence in the Snow” için de geçerliydi; aynı bu albüm gibi 11 şarkı barındırmasına rağmen “The Sin and the Sentence”tan 15 dakika kısa olan albümde, en düz ifadeyle “metal” vardı, ancak karakteristik bir TRIVIUM’dan -bence- söz edilemiyordu. TRIVIUM; metalcore, melodeath, METALLICA worship gibi çeşitli akımlardan etkilenen müziğini, hatta kariyerini, “Shogun”daki vahşi açlıkla zirveye çıkarmış, sonrasında ise “TRIVIUM sound’u” olarak nitelenecek bir şey yaratamadan, ilhamlarla ve belirli şarkı yapılarıyla örülü bir müzikal kimlik ile yoluna devam etme yolunu seçmişti. “İİİİİİNNNNN VAAAAAAAAYYYYVVZZZZ!!!” gibi bence içi epey boş hit’lere bakınca, Down From the Sky, Torn Between Scylla and Charybdis, Throes Of Perdition, Like Callisto to a Star in Heaven gibi şarkılar müthiş fikirlerle dolu metal başyapıtları gibi geliyor, en azından çok net, taş gibi karakterler ortaya koyuyordu.

Üretkenlik ve çalışkanlık namına asla laf edemeyeceğimiz TRIVIUM, bir anda yeni albüm çıkarma geleneği kapsamında, durup dururken yeni bir albüm kapağı ve yeni bir single’la çıkageldi ve herkese “Aaa yeni TRIVIUM albümü zamanı gelmiş bile” dedirtti.

“The Sin and the Sentence”a baktığımızda ilk dikkatimizi çeken şey, grubun yine belirli dönemlik ilhamlara kapılsa da ortaya daha net ve kişilikli bir TRIVIUM sound’u koymayı başarmış olması. Arada The Wretchedness Inside gibi “bir tane de djent tınılı şarkı koyalım” denemeleri ve genel sound’dan sapma durumları olsa da, albümü dinlerken konsantrasyonumuzu koruyabileceğimiz ölçüde tutarlı denebilecek bir hissiyat alabiliyoruz.

“The Sin and the Sentence”ta fark edilen durumlardan biri, Matt Heafy’nin vokali konusunda daha güvenli olma yolculuğunu başarıyla sürdürmesi. Clean ve harsh vokalleri dönüşümlü olarak kullandıkları albümde, bir önceki “Silence in the Snow”dan daha metal bir his olduğu ortada. Albüm kapağı olarak BEHEMOTH’un “The Satanist”te kullandığı türde bir sembolizm seçen grup, müzikal anlamdaysa cayır cayır bir metal tercih ediyor. Yeni davulcu Alex Bent’in iyi bir performans sunduğu albümde, TRIVIUM tarihine geçecek kaç şarkı var şimdiden söylemek zor olsa da, albüme adını veren açılış parçası (son 1 dakikasını şarkıya katma kararı bence değerli; şarkı bitti derken asıl coşkusunu ta kapanışta veriyor) ve özellikle de Sever the Hand gerçekten ilgi çekici şarkılar.

Sever the Hand genel olarak bence grubun son 4 albümdür yazdığı en iyi ve en kişilikli şarkılardan biri. Gerginliği, atarlı tavrı ve ortasındaki yardırmalı thrash bölümü TRIVIUM adına görmek istediğimiz hareketler. Benzer şekilde; The Heart from Your Hate, Betrayer, Thrown into the Fire ve 7 dakikayı aşan süresiyle Shogun ve The Crusade’in ardından grubun kariyerindeki 3. en uzun şarkısı olan -ve gayet güzel şeyler sunan- RÖVANŞÇI da güzel yapıtlar.

Sadede geldiğimizde, bence “The Sin and the Sentence” grubun “Shogun”dan bu yana yaptığı en iyi albüm. Eksikleri, tekrarları, aynılıkları yok mu, var. Ama bunlar bile daha taze ve heyecan verici şekilde sunulmuş ve ortaya tertemiz, güzel bir iş çıkmış. Yılın en iyilerinden falan değil, uzun vadede başta sona dinlenebilirliği de süper düzeyde değil, ancak ali yüzü düzgün, üzerinde uğraşılmış, iyi bir albüm.

“Shogun”u 9 varsayın, bu da anlamlı olsun.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.67/10, Toplam oy: 52)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
Şirket
Roadrunner Records
Kadro
Matt Heafy: Gitar, vokal
Corey Beaulieu: Gitar, geri vokal
Paolo Gregoletto: Bas, geri vokal
Alex Bent: Davul
Şarkılar
1. The Sin And The Sentence
2. Beyond Oblivion
3. Other Worlds
4. The Heart From Your Hate
5. Betrayer
6. The Wretchedness Inside
7. Endless Night
8. Sever The Hand
9. Beauty In The Sorrow
10. The Revanchist
11. Thrown Into The Fire
  Yorum alanı

“TRIVIUM – The Sin and the Sentence” yazısına 12 yorum var

  1. deadhouse says:

    Yine mi patlama yapamamışlar.

  2. Ugur says:

    Bence yılın en iyilerinden.Hatta -bence- Trivium’un en iyi albümü.Shogun’la başabaş giderler son düzlükte “The Revanchist” ile alır bu albüm.

  3. deadhouse says:

    Küçümsemek için söylemiyorum sevdiğim albümleri var. Metale başlamak için şu an en ideal gruplardan biri hatta bence en ideali. Albümü dinledim harbiden daha metal olmuş bir önceki albümden. Matt Heafy iyi bir müzik adamı ama iyi işte hepsi o kadar. Bir başyapıt, bir imza albümü hiçbir zaman çıkaramayacaklar.

  4. Raddor says:

    In Waves’ten beri tek bir şarkısını bile dinlememiştim bu grubun. Biraz da sıkılmıştım Trivium, BFMV gibi ‘Gelinime ateş ettim’, ‘Kollarında ölen benim’, ya da ‘Sen bana bakma ben senin baktığın yönde olurum’ tarzı temaları işleyen metal gruplarından. İnceleme sayesinde yıllar sonra dinlemiş oldum. Kendini dinlettiren, gayet güzel bir albüm olmuş bu.

    Ayrıca o kısım ne hoşuma giderdi zamanında: “İİİİİİNNNNN VAAAAAAAAYYYYVVZZZZ!!!” :)

  5. run run run says:

    Koca grup, Insomnium’dan melodi çalmış arkadaş..

    Trivium-Betrayer (00:31den itibaren)
    https://youtu.be/g__N_RQH6CQ?t=31

    Insomnium-While We Sleep (00:42den itibaren)
    https://youtu.be/okbaVJMHNyo?t=42

    İşin saçma tarafı enerjik bir şarkı olan Betrayer’ı dinlerken her o melodiye denk geldiğimde Insomnium şarkısı aklıma gelip yersiz bir melankoli ile duygu karmaşası yaşıyorum :/

    hickdead

    @run run run, çaldıklarını sanmıyorum. akla gelmesi, bulması zor bir melodi değil çünkü. insomnium’dan önce de onlarca şarkıda kullanılmıştır

  6. mozuynuk says:

    Albumle ilgili düşüncelerim aşağı yukarı aynı gerçekten shogun’dan beri en iyisi diyebilirim. Yeni davulcu fena olmuş ve black metal esintili riffleri sezen tek ben olamam herhalde :d 7/10 iyi gider. Favorilerim betrayer ve the sin and the sentence

  7. den4x says:

    sadece kritiğe eleştiri olarak değil de genel anlamda bir grup eleştirilirken ya da tanıtılırken belirli bir döneme kimlik bunalımı/arayışı denmesi çok canımı sıkıyor. Eğer böyle bir şeyden bahsedilecekse de trivium o dönemi ascendancy’den sonraki albümlerinde yaşadı. bence trivium soundu mevcut ve son iki albüm bunun en oturmuş halini temsil ediyor. vengence falls david draiman yüzünden daha farklı duruyor, shogun ise her ne kadar çok tersini okusam da bence kendi kimliklerini oluşturmaya başladıkları ilk albüm. eskiden shogun’a laf edilip ascendancy övülürdü lol
    bu arada in wavesteki birçok şarkı down from the sky’dan baya iyi ya :(

    bir de kimse başyapıt üretmek zorunda değil, kaldı ki birçok insan gruba o şekilde değer veriyor. yıllar önce metal hammer başta müzik basınının çıkardığı bunlar çok potansiyelli ama asla ascendancy’i aşamayacaklar geyiğini 2017de sürdürmek garip oluyor. ben bu yüzden silence in the snow’u seviyorum. hiç sert olma vs kastırmadan istediklerini yapmışlar, şimdi de devam ettiriyorlar.
    8,5 şu an.

  8. Haydo Baba says:

    Albüm güzel de bu kadar mixi soft olmamalıydı ya kekremsi bir tat kalıyo şarkıları dinlerken gaza gelemiosun

  9. junkman afatsum says:

    Bende farklı bir açıdan bakarak polemik yaratacak bir iki kelam edeyim diyorum.

    Genelde bir çok grupta şu gitti o grup bitti falan filan vs. şeyler denir bildiğiniz gibi. İşte tam da burada ana fikrim geliyor ”Travis Smith ayrıldı grup bitti” tabi ki demeyeceğim ama o gitti gideli durumları ortada. Bence grupta ki true metalci ruhun temsil eden iki elemandan biriydi ve gidince de bazı Trivium değerleri de peşinden gitti. Besteler katkısı ne kadardır bilemem ama grupta bence yaşının da getirdiği olgunlukla bir ağabey vazifesi gördüğü aşikardı.

    Albüme gelirsek henüz ilk turu döndürüyorum bakalım ne olacak?

    junkman afatsum

    @junkman afatsum, Obaaa hakikatten ”Sever the Hand” mükemmel bir parçaymış yardırmışlar resmen!

  10. Serkan says:

    Shogun’dan beri çıkan en iyi Trivium albümü! Albümü kısaca ”Ascendancy + In Waves” olarak nitelendirebiliriz. Bu arada yazıda In Waves’e biraz sallamış arkadaş; ama bence o da nefis bir albümdü! Tek sıkıntısı; Trivium’un karakteristik sound’unu terk etmesiydi. O günden beri de yeni şeyler deniyorlar. 1-2 albüme köklerine tamamen dönerler diye düşünüyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.