# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IN FLAMES – Battles
| 04.11.2016

Son 10 yılın en iyisi.

1991′den beri aktif şekilde metal dinleyen bir insan olarak, bu dinleyicilik sürecinin en büyük birkaç şokundan birini, hayatımın en önemli gruplarından biri olan IN FLAMES’in 2002′de çıkardığı “Reroute to Remain”i ilk duyduğumda yaşamıştım. 1999′de Food for the Gods’ı duyarak tanıştığım ve aşırı hızlı şekilde en sevdiğim gruba dönüşen IN FLAMES, o yıl çıkan “Colony” ve hemen ertesi sene gelen “Clayman”le aklımı başımdan almıştı. O ana dek en sevdiği gruplar uzak ara METALLICA ve PANTERA olan biri olarak, bu iki grubun yanına IN FLAMES’i de bir çırpıda ekleyivermiştim. METALLICA’yı 1991′de ilk kez duyduğumda büyülenmiş, PANTERA’yı 1995′te ilk duyduğumda aşırı mutlu olmuştum; IN FLAMES’i ilk duyduğumda hissettiğim şeyse aşktı. Grubun death metali melodik bir anlayışla yorumlayan ve kimseye benzemeyen canlılığına resmen aşık olmuştum.

Bu yüzden de “Reroute to Remain”in gitar melodilerini geri çekip vokal melodilerini öne atan, prodüksiyonu bambaşka yerlere taşıyan daha mekanik ve soğuk havası karşısında ciddi şekilde üzülmüş, aşık olduğum kişiden kazık yemiş gibi hissetmiştim.

Melodik death metalin günümüzdeki durumuna bakınca, belki de IN FLAMES’in yapması gereken şey gerçekten de buydu. Grup belli ki bir yerden sonra aynı albümü çıkarıp duracağını hissetmiş ve hem sound’unu hem de kitlesini genişletme yoluna gitmişti. Bunu doğru veya anlamlı bulalım ya da bulmayalım, IN FLAMES bu kararının ardından hem İsveç sound’unu değiştirdi hem de SOILWORK’le birlikte modern metal denen kavramın bayraktarlarından biri hâline geldi. Grup eskiden kalma vokal anlayışını bir ölçüde koruyor, ancak bir yandan da Jonathan Davis’vari yeni vokal karakterleriyle müziğini çok daha şarkı söyleme üzerine kuruyordu. Parçaların büyük kısmı nakarat odaklıydı ve grubun bu yeni yönü konusunda kimseyi dinlemeyip bildiğini okuyacağı da ortadaydı.

İlk demosundan tutun da elemanların eski gruplarına dek, her şeyiyle en iyi bildiğim gruplardan biri olan IN FLAMES, “Reroute to Remain”le başladığı yeni dönemini belli şeylere sadık kalarak ve belli şeyleri de olabildiği ölçüde genişleterek bugüne dek taşıdı. Aradan geçen 15 yıl içerisinde grubun ticari anlamda büyüdüğünü, müzikalite anlamındaysa en azından genele bakıldığında büyük eleştiri aldığını ve bu eleştirilerin dozunun albümden albüme arttığını gördük. Bana göre IN FLAMES’in bu denli olumsuz yorumlanmasındaki başlıca sebeplerden biri, hiçbir şekilde sevilesi olmayan prodüksiyon tercihleriydi. Gitar tonlarının suniliği ve özellikle hiç hoşlanmadığım mekanik davul tonları, grubun eski dönemlerine öykünen şarkıların bile itici hâle gelmesine yol açıyordu. “Come Clarity”de bu durumu nispeten kıran ve bana kalırsa iyi bir albüme imza atan grup, “Sounds of a Playground Fading”de de nispeten başarılı şarkılar sunmayı başarmıştı.

Bu noktada önemli olan ve grubu yorumlama adına takınılması gereken tavır olduğunu düşündüğüm şey, IN FLAMES’i yorumlarken adeta OPETH’i yorumlarkenki gibi bir “şu anı düşünme” gerekliliğiydi. Her ne kadar IN FLAMES, OPETH’inki kadar kökten ve kalıtsal bir değişime gitmemiş ve müziğini tümüyle değiştirmektense farklı bir karaktere büründürmeyi seçmişse de, ortada bariz şekilde yeni bir grup kimliği vardı. Dolayısıyla bu şekilde bir bakış açısına sahip olunmadıkça IN FLAMES ağzıyla aynı anda 50 tane kuş tutsa da kimseye yaranamazdı. “Siren Charms”la adeta “uyuzluğuna mı yapıyorsun?” dedirtircesine yaraya tuz basan, sanki grubu ilk günden beri takip eden sadık dinleyicilerinin sabrını sınıyan grup, o albümle birlikte pek çoklarının gözünde bitmeye yakın bir konuma gelmişti.

İlk 5 albümünü yüzlerce kez dinlediğim, pek çok şarkısını uykumda çalıp söyleyebileceğim IN FLAMES’in günün birinde yeni bir albüm yapacağını ve albümün çıkışından sonra geçen 2 yılda albümü toplam 2 kez dinleyeceğimi söyleseler, la get der tokadı basardım.

“Siren Charms”ı 2 kereden fazla dinlemeye dayanamamış ve bunu albümün kötülüğünden ziyade IN FLAMES’ten böyle bir şey duymayı kendine yedirememiş biri olarak; yeni albüm “Battles”ın nasıl bir şey olacağı konusunda farklı şeyler hissediyordum. Bu durumun en üzücü tarafıysa hissettiklerimden ziyade hissetmediklerimdi. Zira albümü belli oranda merak ediyor olsam da, çıkacak şeyin ne kadar IN FLAMES’ten uzak olacağına dair endişe duymuyordum. Uzun yıllar boyunca hayatımın en önemli gruplarından olan IN FLAMES’in yeni albümünde yapacağı şeyden dolayı kaygılanmıyordum.

Zamanında aşık olduğum kişinin bugün ne yaptığını umursamıyor, adeta kıskançlık duymuyordum.

Nuclear Blast’ten gelen promo mail’i bilgisayarıma inderken kafamda, son aylarda yayınlanan The Truth, The End, Through My Eyes gibi şarkıların ışığında albümün nasıl bir yöne kayabileceğine dair çeşitli fikirler vardı. Grup elbette ki eski hâline dönmeyecekti. Hatta “Reroute to Remain”e bile dönmeyecekti. “Come Clarity”ye dahi dönmeyecekti. Aslında sadece “Siren Charms”ı aşsa, ya da o albüm hiç yokmuş gibi davranıp yoluna “Sounds of a Playgorund Fading” ayarında devam etse bile yeterli olabilirdi. Artık böylesine beklentisiz, elimizdekiyle avunacak, hâlimize şükredecek duruma gelmiştik.

Bu uzun girişin ardından “Battles”a dair anafikirle albüme doğru yol alalım.

“Battles”, “Siren Charms”ı çok çok aşan, IN FLAMES’in hem prodüksiyon hem genel karakter hem de kendini bilirlik anlamında ileri gittiği, 2000′ler IN FLAMES’inin iyi albümlerinden biri. Bana kalırsa “A Sense of Purpose”tan da, “Soundtrack to Your Escape”ten de daha samimi ve iyi bir albüm.

Bunu sağlayan başlıca şey kesinlikle pordüksiyon. “Soundtrack to Your Escape”teki göstermelik sertlik sunan korkunç gitar tonlarına oranla çok daha sıcak gitar tonlarına, son albümlerdeki patlak top kıvamlı berbat davul tonlarına kıyasla çok daha canlı davullu ve genel karakter olarak da IN FLAMES’in son 15 yılının en sofistike diyebileceğim kimi fikirlerine sahip, eli yüzü düzgün bir albüm. Bu yorumu yapabilmek için elbette ki yukarılarda bahsettiğim bakış açısına sahip olmanız ve grubun bugüne neler yaparak, hangi albümleri çıkararak geldiğini iyi bilmeniz gerekiyor. Bu şekilde bakmadığınız sürece ““Clayman”dan sonrası komple çöp” diyen güruha dâhil olmanızdan başka çare gözükmüyor.

Lâkin ortada geçen 15 yıl var grup bir şeyler yapmaya çalışıyor. Genele bakıldığında, “Battles” bu bir şeyler yapma çabalarının iyilerinden biri. Doksanlarda yaptıklarıyla bir şeyler yaratan, devrimler yapan, kendi kategorisinde metal tarihini değiştiren ve kendinden sonra gelecek sayısız gruba ilham veren IN FLAMES, 2000 yılından beri bu kimliğini terk edip “bir şeyler yapmaya çalışan” bir gruba dönüştü. Dolayısıyla albümdeki şarkıları ve müziği yorumlayacağım aşağıdaki kısma, bu bakış açısıyla devam edeceğim.

Öncelikle söylemem gereken; grup iyi ki ilk şarkı Drained’i single olarak yayınlamamış. Bunun sebebi şarkının kötü olması değil, bilakis “Battles”a karşı kaygı duyan kitleyi ilk andan etkilemek adına, albümdeki pek çok en güzel şeye sahip olması. Bir kere tonlar daha bir oturmuş, daha sıcak, vokaller daha bir içten ve hepsinden öte, nakaratı kesinlikle mükemmel. “You ripped the heart out, you ripped the heart out…”larla devam eden ve klavyeyle de süper desteklenen bu nakarat, grubun son 10 yılda yazdığı en güzel vokal melodilerinden birine sahip. Onun haricinde de şarkının pek çok artısı var. Bu açıdan albüm benim için son derece olumlu başlıyor.

Yayınlandığında son derece eh bulduğum The End de albümde dinleyince daha bir güzel geldi. Bunun temel sebebi, öncesindeki Drained’in dinleyicide olumlu bir intiba yaratıp gelecek şeylere ümitle bakmasını sağlaması diye düşünüyorum. “Siren Charms” falan düşünüldüğünde, The End de net şekilde iyi bir şarkı. Kendine has sıcak bir havası olan ancak çok da büyük işler yapmayan Like Sand’in ardından gelen diğer bir single The Turth, “We are, we are”lı vokalleriyle “Battles”a dair endişeleri körükleyen şarkı olmasına rağmen, tıpkı The End gibi albüm içinde kendi yerini bulduğunu düşündüğüm bir çalışma. Tek başına dinleyince “BU NASIL NAKARAT LAN NEREDE DEATH METHAAAAĞĞĞLLL!!!” diye gözü dönen dinleyiciler, albümün genel karakteri içerisinde bu şarkıyı da daha bir oturmuş ve yerin sevmiş bulacaklardır diye düşünüyorum.

Albümün üçte birlik kısmını böylece geride bırakırken, 5. sıradaki In My Room bir hayli bas ağırlıklı ve canlıda daha iyi olacağını hissettiren şekilde karşımıza çıkıyor. Akıl alan bir tarafı olmasa da trafiğiyle, düzenlemesiyle eli yüzü düzgün bir son dönem IN FLAMES şarkısı. Bu şarkıyla birlikte, albümdeki inceden inceye verilen yaşanmışlık havası da daha bir ortaya çıkmaya başlıyor. “Battles” ismiyle de vurgulanan “hayat gailesi” hissi, kedere dönüşmeyen sıcak bir naiflikle birlikte albüme yayılıyor. Bu açıdan bakıldığında tüm şarkıların ortak bir amaca hizmet ettiklerinden söz edilebilir. Grup çeşitli şekillerde albümü kendi içinde tutarlı ve bütünlüklü kılmayı başarmış. Bu durumun oluşmasında etkili olduğunu düşündüğüm Before I Fall ve akabinde gelen enerjik Through My Eyes, albümün tam ortasını gayet iyi bağlıyorlar.

Battles’da Anders’ın güzel vokal fikirlerine, Here Until Forever’da ise yeni davulcu Joe Rickard’ın etkin davul kullanımının izlerine rastlıyoruz. İki şarkının da nakaratı güzel ve bir şekilde içten geliyor. Zaten albümün olumlu yapısını oluşturan temel şey de bu içtenlik. Aynı şekilde Underneath My Skin de Anders’ın çok net parladığı ve daha önce görmediğimiz vokal karakterlerine yer verdiği bir şarkı. Nakaratında nedense “metal yapan “THE CRANBERRIES” tadı alıyorum; belki grubun bir şarkısını anımsattığındandır. Bu şarkının özellikle mısra kısımlarındaki vokaller Anders’tan daha önce duymadığımız bir yorum tarzına sahip. Bu şarkı da gayet temiz, başarılı bir yaşanmışlık hissi veriyor.

Son iki şarkıya geldiğimizde yeni bir paragraf açmak daha iyi olacak, zira 11. sıradaki Wallflower 7 dakikayı aşan süresiyle albümün hem en uzun hem de en sofistike şarkısı. Girişi itibarıyla çok tatlı bir TOOL havası sezilen şarkı, IN FLAMES’in çok sık girişmediği uzun şarkı işini de kotarabileceğini gösteren, trafiği gayet iyi kurulmuş güçlü bir şarkı. Pek çok dinleyici için albümde özel bir yere konacağından emin olduğum Wallflower, ilk 2,5 dakikasında vokal duymadığımız, sonrasında elektronik altyapıyla birlikte DEPECHE MODE, David Bowie (hangi David Bowie?) türevi bir karanlığa ve gotik taraflara kayan son derece farklı bir şarkı. 3,5′uncu dakikada başlayan nakaratının akabindeki duygusal değişimi, sinematografik anlatımı ve deneysel olmayı geçip denediği şeyi direkt olarak başaran karakteriyle, kesinlikle “Battles” içinde özel yeri olan bir şarkı. İnanılmaz duygu yoğunlukları yaratıp yaratmadığı tartışılır, ancak yerinde ve iyi düşünülmüş bir çaba olduğu açık.

Kapanışı yapan Save Me de bir önceki elektronik unsurları baskın şekilde yansıtan ancak bunu yine samimi şekilde yapmayı başaran bir şarkı. Köprü kısmı ve aniden geçtiği nakaratı güzel birleştirilmiş ve tahmin edilebilir nakaratındansa kısacık köprü kısmını daha çok sevdiğim bu şarkı ile “Battles” sona eriyor.

Sadede geldiğimizde “Battles” IN FLAMES’in “Reroute to Remain” sonrası döneminin, “Come Clarity” ile birlikte en iyi albümü diye düşünüyorum. “Sounds of a Playground Fading”le kıyaslayanlar da olabilir, ancak sevilesilik, ısınılırlık, samimiyet ve içtenlik konusunda “Siren Charms”dan fersah fersah önde, eli yüzü düzgün bir IN FLAMES albümü.

IN FLAMES’in külliyatını, tillahını bilen azılı bir IN FLAMES dinleyicisi olarak “Battles”ı beğendim. Üstelik de “yeni dönem IN FLAMES anca bu kadar olur” ve “elimizdekiyle yetinelim” bakış açısıyla değil, diğer her şeyden bağımsız olarak, gayet iyi düşünülmüş ve bütünlük sağlanmış bir albüm olarak beğendim.

Promo mail’indeki dosya inerken rahat değildim, şu anda hâlimden gayet memnunum.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (5.16/10, Toplam oy: 143)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2016
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Anders Friden: Vokal
Björn Gelotte: Gitar
Niklas Engelin: Gitar
Peter Iwers: Bas
Joe Rickard: Davul
Şarkılar
1. Drained
2. The End
3. Like Sand
4. The Truth
5. In My Room
6. Before I Fall
7. Through My Eyes
8. Battles
9. Here Until Forever
10. Underneath My Skin
11. Wallflower
12. Save Me
  Yorum alanı

“IN FLAMES – Battles” yazısına 34 yorum var

  1. deadhouse says:

    Samimiyet ve içtenlik… Bunları düşüneceğim en son grup In Flames :)

  2. günhan says:

    There is still hope :)

  3. NewWorld says:

    Vaysss. Kıyak.
    Güzel tespit oldu şimdi daha da çok merak ettim şarkıları, dinledikten sonra bende düşüncemi paylaşırım.

  4. Stand Ablaze says:

    İnanılmaz bir merakla bekliyorum. Kritik pek bir güzel olmuş, albüme olan merakımı daha da arttı. Kritik içerisinde bahsi geçtiği için söylemeliyim ki, Soundtrack to Your Escape’in gitar tonuna hastayım

  5. Vinewood says:

    Itunes’ta 14 şarkı gösteriliyor ama Nuclear Blast 12 göndermiş size, ilginç. Bugün 12.ci şarkı olan Save me’de yayınlandı ön sipariş verenler için güzel şarkı, şimdilik 3/4 gidiyor Albüm benim için, The Truth dışında beğenmediğim parça yok. Tam olarak çıksın tekrardan yazarım

    Ahmet Saraçoğlu

    @Vinewood, 2 de bonus vardır, gelen promo 12 şarkı, m-a’da da bonuslarla ilgili bilgi yok.

  6. Oğul says:

    Pardon da bu 34 kişi albümü dinlemeden nasıl oy kullandı da 5.03 gibi bir ortalama tutturdu? Singledan albüm değerlendirmişlerse vay dinleyicimizin haline diyorum. Ortamlarda varsa da bilgilendirin biz de edinip biz de oylayalım.

    furkan_sensoy

    @Oğul, O 34 kişi (44 olmuş) daha albüm yazılmadan notlarını çoktan vermişti bile

    CoB-HC

    @Oğul, Aynı şeyi yazmaya gelmiştim ben de. 52 olmuş bu arada.

    Wildchild

    @Oğul, In flames, Cob gibi grupların albümleri dinlenmeden oylanır öğrenin artık :D

  7. Proofhead says:

    Yorum beni daha da meraklandırdı. Yayımlanan şarkıları beğendim yalan yok. Şu anda Save Me’yi dinleyerek yazıyorum hatta. Umarım albüm yalnızca bu dört şarkıdan ibaret olarak kalmaz. Yazar ile tespitimiz aşağı yukarı örtüşüyor. Ben de şarkıları dinlerken müthiş bir Come Clarity tadı almıştım. Emeğiniz için teşekkürler.

  8. Melkor says:

    in flames’ı mezarında bile rahat bırakmamak lazım. dinlemeden nassı oy veriyosunuz diye bik bik ötenlere aldırmadan 1′i bas geçin. tatava yapmayın.

    Beorn

    @Melkor, ne yaşadın bu kadar

    Melkor

    @Beorn, ciddi değilim yahu. 1 bastım ama haha

  9. Swedish says:

    Albümün 2 single parçasını dinledim ve ne yalan söyleyim pek ısınamadım yeni albüme.Bende uyandırdığı his,Amerikanvari efektler ile süslenmiş bir pop albümüydü. Müzikal bilgisine,ilgisine inandığım Ahmet’in yazdığı kritik sonrası tüm ön yargılarımı bırakıp albüm elime geçtiğinde başka hiçbirşey ile ilgilenmeyerek dinleyeceğim.

    Gerçekten merak ettim,özellikle samimiyet kelimesi defalarca kullanılmış.Sebebi ne olabilir?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Swedish, Sebebi kritikte ne dediysem o işte. :) Duyunca sen de hissedersin gibime geliyor.

    Swedish

    @Ahmet Saraçoğlu, bekleyelim bakalım ::)

  10. Here Until Forever’dan Gardenian – Small Electric Space tadı alanlar söylesin.

    Ugur

    @Ahmet Saraçoğlu, Yes, fakat o şarkının yeri ayrı benim için.Çok başka birşey.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Ugur, aynen. Tarif edemeyeceğim kadar çok manevi değeri var benim için de.

  11. Wildchild says:

    Come Clarity sonrasındaki SoaPF’le beraber en iyi In Flames albümü..

    In my room, Battles, Wallflower ve Here Until Forever favorilerim oldu. Buradan In Flames’in albümdeki esas olaylarını single’larda göstermediğini çıkarabiliriz. Eğer yayınlanan şarkıları sevdiyseniz albüme bayılacağınız kesin ama sevmediyseniz de albümü sevebilirsiniz. Anders şerefsiz gibi mükemmel vokal melodileri bulmuş yine. Özellikle title şarkıda ve Wallflower’da baya baya ”hıı o da ne??!” oldum ve bu özlenen bi’şeydi.

  12. den4x says:

    Albüm çok güzel kere çok güzel ya ben bunu yıl sonu kesin birinci yaparım. Siren charms’da bile sevecek bi dolu şey bulan biri olarak In Flames albümünü sevdiğime şaşırmıyorum ama bu gerçekten iyi bir albüm kritikte söylendiği gibi,sırf nasıl olsa severim In Flames işte diyerek değil de harbiden etkilenerek falan dinledim ve bu inanılmaz rahat bir his. Bahar rüzgarı gibi gökyüzünde süzülür gibi albüm.
    Drained çok iyi gerçekten. Ve katılıyorum benim de singlelar hakkında düşündüğüm şey albüm içinde daha iyi durdukları,Save Me’ye bayağı dudak bükmüştüm ama sonda güzel duruyor. Bu arada iki bonus şarkı var bir yorumda da belirtildiği gibi.
    Joe’ya da bir parantez açmak gerekiyor,güzel bir sinerji yakalamışlar.
    Wallflower çok değişik şarkı ya,7 dakikalık görünce heyecanlanmıştım ama pek beklediğim gibi çıkmadı,ama öyle bir şarkı ki sen yanlış şeyler bekliyormuşsun dedirtti ahah
    Çok da uzun yazmak istemiyorum gerçi ama ASOP ve SoaPF gayet iyi albümler,özellikle hız ve agresiflik açısından daha farklı, ben Battles’ı ne onlarla ne de Come Clarity ile karşılaştıramıyorum,en az onlar kadar sevdim ve bazı açılardan onlardan iyi olduğu kesin. Son olarak tekrar tebrik edelim prodüktör değiştirme kararlarını.I love you hocam.

    den4x

    @den4x, bu arada hazır bi akım olmuşken umarım birisi In Flames şarkılarını da eski soundla coverlar Metallicanın yeni şarkılarına yapıldığı gibi gerçekten merak ediyorum

    Vinewood

    @den4x, Peavey 5150 alacak para olsa yaparım ben ama yok işte para :(

    den4x

    @Vinewood, ahah ufaktan youtubeda videolara başla akmasa da damlar :)

  13. NewWorld says:

    Beklentilerin üzerinde bir albüm olduğu kesin. Son zamanlardaki İn Flames kıyaslama ( eski/Yeni) olayına hiç girmeyeceğim. Albümde sırıtan şarkı yok, Özellikle Battles , Drained, In my Room ve ilginçtir bonus şarkıları olan Us Against the World vokallerine taptım ( Siren Charms’ta da Bonus şarkıları çok daha başarılı bulmuştum )..
    Kriterdeki Samimiyet yazısı ”CUK” oturmuş. Björn ‘ün Fransız kanalına verdiği röportaj da Drained, The end ve Underneath my skin rifflerini duyduğumda heyecanlanmıştım 1 hafta önce üstüne bu yazı gelince daha da bi tav oldum. Bence önyargısı olanlar ters köşeye uzansın. 10 üzerinden net 9 puan alacak bi albüm yapmışlar..
    2012 den bu yaza ziyaret etmiyorlar artık zamanı gelin bi zahmet :)..

  14. furkan_sensoy says:

    Eskisi iyidir veya yenisi kötüdür sevilir sevilmez orası tartışılır zaten bu tartışma için de sanırım artık çok geç. Benim genel izlenimim albümün kolay dinlenilebilir, içine çabuk girilebilir iki çay içlip “hadi eyvallah sonra görüşürüz” diyip çıkılabilir olduğu yönünde. Albümü dinlerken hakan şükürün en iyi 100 golü toplamasının müzik videosuna fon olacak müzik yapmışlar gibi hissettim. Şarkıları click baitlerde sık sık duyacağımı tahmin ediyorum. Herkese aynı hisleri yaşatmak zorunda değil tabi ki

  15. Stand Ablaze says:

    Şu modaya bende katılayım bariii. Anders saçını kestirdiğinden beri en iyi albüm :)

    A Sense Of Purpose’dan daha iyi bir albüm diye hemen ilan etmek kendimce saçmadır, daha çok dinlemem lazım ama ilk dinlememde Siren Charms ve SOAPF ‘den daha hoşuma gitti havası ve sound olarak. Anders bu sefer gerçekten dahada iyi bir performans sergilemiş. Ben zaten onu hep beğeniyordum da bu sefer gerçekten alkışladım. Jesper bir güzel içtikten sonra onu eleştirmeye çalışmıştı bunada cevap olsun bu güzel performansı.

    2017′ ye girmemize az kalmış şu günlerde In Flames’den melodic death beklemediğim için albüm oldukça hoşuma gitti.

    Kabul etmem gereken bir gerçek ise: In Flames ne yaparsa yaparsın The Jester Race kadar kaliteli ve akıl alan bir albüm yapamayacaktır ama hâlâ en kaliteli metal grubu ,bu halide çok güzel

  16. Vinewood says:

    Clayman’den beri çıkan en sağlam IF albümü olmuş bence, ayrıca Anders’ın en iyi vokalleri bulunuyor albümde. İlk yayınlandığı zaman içimden “ah işte şimdi sıçtılar” dememi sağlayan The Truth bile albüm içinde kulağıma o kadar iyi geldiki bağıra çağıra Anders’a eşlik eder bir şekilde buldum kendimi. Like Sand direk playlistimde Jotun’un hemen yanında kendine yer buldu, çok çok beğendim parçayı,her ne kadar kritikte çok büyük işler başaramış denilsede şu parçayı Clayman’e veya Colony’e koysak hiç sırıtmayacağını düşünüyorum (Tabi o zamanlar anders’ın sesi böyle değildi onu değiştirip koyalım) .
    Benden temizinden bi 9/10 aldı albüm, Tek beğenmediğim şarkı through my eyes oldu o da mixing çok kötü geldi kulağıma, flac olarak 3-5 kere daha dönerim belki değişir fikirlerim ama şimdilik bu kadar.

  17. ÖNCÜL says:

    Bu sefer rif konusunda çok daha cömert davranmışlar. Şimdilik favorilerim The End ve In My Room oldu. Bu sene köklü gruplar sıkı dönüşler yapıyor. IF de nispeten işi kotarmış gözüküyor.

  18. Swedish says:

    Albümü evde plaktan,işte Spotify dan arabada mp3 ten,yani sürekli dinliyorum.Tek cümle ile benim beklentimi karşılamış.Dikkat edilecek kelime beklenti…

    Artık In Flames ten hiçbirimiz MDM yapmasını beklemediği için yeni hallerine göre ben albümü gayet beğendim.Bikere sololar kendini acayip dinlettiriyor.Özellikle Greatest Greet parçasındaki soloya bayıldım.

    Metal albümlerinin akılda kalıcı parçalarla dolu olması,albümün ileriki yıllarda da diskoğrafya içinde unutulmaması için önemli diye düşünüyorum

    Özetle yaZının başlığına katılıyorum.Son 10 yılın en iyisi

  19. Eren says:

    Puanım 7 fena bir albüm değil.Sadece elektronik etkileşimler ve vokal efektleri hoşuma gitmedi. Onun harici güzel bir albüm gayet. Björn reyiz yardırmış yine

  20. BlackWaltz says:

    Gelecek albümde david guetta ile düet bekliyoruz

  21. Kaan says:

    I, the mask’ı in flames’e başlangıç albümü yaptım bugün. Kritikteki eleştirileri okudum, bakalım ne olacak dedim. Gerçekten albümü bitirene kadar göğsüm daraldı ,bitirdikten sonra da saatler süren bir bulantı hissettim. Ve bir önceki albüm olan Battles’e atlayayım dedim meraktan. Tür olarak tamamen aynı ama bu albümde boş parça yok. Alternatif metal de olsa besteler çok güzel, baştan sona zevkle dinledim. Fıstık gibi müzik yapmışlar Battles ile.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.