# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
EMPEROR – In the Nightside Eclipse
| 10.05.2014

Zamane gençliği.

“İlk senfonik black metal albümü neydi?” diye düşündüğümüzde aklımıza gelen albümden bahsedeceğiz bugün. Ta 1994’te çıkan ve eşsizliğiyle, bir ilk albüm olmasına rağmen barındırdığı tecrübeyle, o zamana dek çıkan hiçbir şeye benzememesiyle, risk alışıyla, özgünlüğüyle, sikerticiliğiyle; kısacası her şeyiyle bir klasiğin, bir devin doğuşuydu “In the Nightside Eclipse”.

Dönemin çirkin müzik yapan ve bundan gurur duyan Norveçli gruplarının aksine, EMPEROR tavrını net şekilde koymuş ve müziğini klavyelerle donatmıştı. Gitarların barındırdığı garip mistik atmofer, esrarengiz okült hava, o şeytani uzaysallık (ne?), EMPEROR’ın çok belirgin ve ayırt edilir bir tınıya kavuşmasını sağlıyordu. Grup çirkin olmaya çalışmıyordu; bildiğin etkileyicilik, epiklik kasıyordu. Ama bunu öyle bir ustalıkla yapıyordu ki, ortada hiçbir samimiyetsizlikten, tribünlere oynamadan bahsedilmiyordu. Kısacası EMPEROR, sadece kendisinin yaptığı bir müziğin gemini almış ve onu yönlendirmeye başlamıştı. Enfes “Anthems to the Welkin at Dusk” öncesinde grubun tavrını koyduğu, genel hatlarını belirlediği albüm olan “In the Nightside Eclipse”, müziğiyle, kapağıyla, içerdiği kadroyla, kısacası her şeyiyle kült bir black metal albümüydü.

EMPEROR’ın yol haritasını çizen mükemmel The Majesty of the Night Sky, black metalin en büyük klasiklerinden biri olan I Am the Black Wizards, konserlerin vazgeçilmezlerinden Inno A Satana, grubun aynı adlı EP’sinden alınan iki şarkıdan biri olan Cosmic Keys to My Creations and Times, her şeyleriyle müthiş parçalar. Zaten tüm şarkılar aynı karanlık, gizemli ve soğuk İskandinav black metali hissine hizmet ediyorlar ve aslında güzeller güzeli bir ortam olan Norveç’i, sanki dünyanın en karanlık, en şeytani, en uğursuz yeriymiş gibi algılamamıza neden olacak düzeyde de mistik bir havaları var.

Biraz gruptan bahsetmek gerekirse, albümün dört adet meşhur isim barındırdığını görüyoruz. Vokal, gitar ve klavyedeki Ihsahn haricinde, grupta Norveç sahnesinin önemli isimlerinden Samoth; EP’de bas çalan, ancak bu albümden önce gruptan ayrılıp sadece şarkı sözleriyla EMPEROR’a katkı veren Mortiis’in yokluğunda görevi devralan -çoğu kişinin sonradan GREEN CARNATION’ı kuran kişi olarak tanıdığı- Tchort; doksanların başındaki Norveç cinayetlerinin en ünlülerinden birinin müsebbibi Faust; “In the Nightside Eclipse”e can veren isimler.

EMPEROR’ı farklı kılan şeylerden biri de, müziğin epik olmasının yanı sıra, dönemin çoğu black metal grubuna oranla çok daha teknik ve icrası zor bir müzik yapıyor olmasıydı. Sonradan bu olayı daha da ileri götürdüler tabii, ama “In the Nightshade Eclipse” de o dönem için gayet tehditkâr, deneyimli bir müzisyenlik içeriyordu. Ihsahn’ın o zamanlar için henüz tam bir karakter barındırmayan vokalleri, yine de büyümüş ve sesi oturmuş Ihsahn vokalinin belirtilerine sahipti. O meşhur çatallı haykırılarının belirtilerini “In the Nightside Eclipse”te de duymak mümkün.

İlk paragraftaki konuya geri dönersek, albümdeki müzikal yapının büyük bir kısmı klavyelere ve senfonik elementlere dayanıyor. EMPEROR’ı duyulduğu anda kendi belli eden bir grup yapan bu özelikler, Ihsahn’ın o sıradaki yaşı (19) da düşünüldüğünde, kendisinin müzik konusunda doğuştan gelen bir yeteneğe sahip olduğunu apaçık belli ediyor. Zaten Ihsahn’dır, Jon Nödtveidt’tir, bunlar daha 16-17 yaşlarındayken karanlığın tadını almış, müzik konusunda cidden başka boyutlarda insanlar. İyi ki İskandinavya’da doğmuşlar, iyi ki oranın iklimiyle, kültürüyle, böyle başyapıtlar sunup hayatımıza etki etmişler.

“In the Nightside Eclipse”teki klavye kullanımı, albümün görkemini, ihtişamını olanca güzlliğiyle beslerken, müziğin black metalden kopmaması konusunda da görevini bilir şekilde hareket ediyor. Belli ki EMPEROR, ne yapması gerektiğini bilerek “hadi biz de klavyeler, atmosferik tatlar, senfonik dokunuşlar katalım” diye değil, baya planlı programlı şekilde eğilmiş albüme ve sonuçta da bu karanlık ve soğuk şölen çıkmış karşımıza.

“In the Nightside Eclipse”, çıktığı dönem, o dönemki ilham kaynakları, çıkaran kişilerin yaşları gibi pek çok faktörün yanı sıra, barındırdığı müthiş yoğunluk ve müzikalite de düşünüldüğünde, gerçek anlamda bir black metal klasiğidir ve türün tüm metal içindeki önemi de düşünüldüğünde, metal tarihinde de yeri olan bir yapıttır.

Bundan 11-12 sene önce Norveç’e gitmişliğim var, inanın bu albümü dinleyince kafanızda uyanacağı türde korkunç bir yer değil, aksine baya güzel, harika bir yer. Ama bu gençler zamanında bize öyle gerçekçi, öyle inanılası bir karanlık sundular ki, “In the Nightside Eclipse”i, “Anthems to the Welkin at Dusk”ı, “Transylvanian Hunger”ı, “De Mysteriis Dom Sathanas”ı, “Hvis Lyset Tar Oss”u falan dinleyince, insan “acaba ben başka bir yere mi gittim?” diye düşünüyor.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.55/10, Toplam oy: 92)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
Candlelight Records
Kadro
Ihsahn: Vokal, gitar, klavye, besteler, sözler
Faust: Davul
Tchort: Bas
Samoth: Gitar, besteler, sözler
Şarkılar
1. Intro
2. Into the Infinity of Thoughts
3. The Burning Shadows of Silence
4. Cosmic Keys to My Creations & Times
5. Beyond the Great Vast Forest
6. Towards the Pantheon
7. The Majesty of the Nightsky
8. I Am the Black Wizards
9. Inno A Satana
  Yorum alanı

“EMPEROR – In the Nightside Eclipse” yazısına 19 yorum var

  1. owlbos says:

    AAAAAAAAAAAAAAAAAAAA!!!! HENÜZ OKUMADIM AMA DELİ MUTLUYUM ŞUAN!

  2. Görkem Şahin says:

    Ihsahn gerçekten müzik yapmak için dogmus, welkin i daha cok sevmekle beraber bu albume de soyliycek soz bulamiyorum, eline saglik

    Bende Saklı Kalsın

    @Görkem Şahin, Kesin senin yazdığını düşünmüştüm bu albümü. Sanırım bazı albümler hakkında söylenecek o kadar çok şey oluyor ki sözcükler düğümleniyor.

  3. Nightwing says:

    Muhteşem bir albüm, tam bir klasik, tam bir Black Metal efsanesi. Eline sağlık. Uzun süredir de Emperor dinlemiyorum anasını satayım.

    Into the Infinity of Thoughts, Cosmic Keys, I Am the Black Wizards, Inno a Satana, o karanlık, soğuk ve ürpertici atmosfer. Başka söze gerek yok. Otur 10.

  4. atilla says:

    kısa ve net yazıyorum “DİNLEYİN! DİNLETİN!”

  5. Cattle Bilmemne says:

    Bende bu albümdeki klavye kullanımına hastayım, tarama melodileri öyle güzel doldurmuş ki, üstüne de bir black metal grubundan beklenmeyecek derecede varyasyonlu nefis davullarla birleşince tadından yenmeyecek bir albüm olmuş.

  6. B U R Z U M says:

    burzum, mayhem, gorgoroth, darkthrone gibi gruplarin ilk albumlerini hatim ettikten sonra emperor a gecis yapmistim…tabiiki baslangic bu albumdu…ilk dinleyislerimde yukarida saydigim gruplarin bana hissettirdikleri gibi seyler hissetmedim…kisa bir donem olsada kenara ittigim bir album olmustu…ama sonradan tekrar dinlemeye baslayinca icindeki hazineyi o zaman kesfettim…gercekten kusursuz bir album…her sarki ayri ayri muazzam ancak ayem di bilek vizirds gercekten baska bir boyut…kvlt

  7. Ugur says:

    Bu albümü ilk kez seneler önce yaz aylarında dinlediğimden bana karanlık hisler vermekten ziyade tatili güneşi deniz’i falan hatırlatıyor heh.

    Müthiş bir albüm.

  8. saw you drown says:

    Bu albüm çok soğuk. Black metal için bile fazla soğuk. İşte bu yüzden muhteşem bir albüm.

  9. Noshophoros says:

    Kritiği okuyunca aklımda iki şey canlandı. Biri, müzik türünün yapısı ile o müziğin çıktığı yer arasındaki tezatlık; Norveç ve black metal gibi. Benzer durum Florida ve death metal için de söz konusu. Florida gibi sahili, güneşi bol bir yerden nasıl böyle bir müziğin genre olarak çıktığına anlam veremedim ben de. İşin daha da tuhaf yanı, ekstrem türlerin babaları olan black ve death metalin ikisinin de bu mekan-müzik zıtlığını barındırması.

    İkinci nokta da, Emperor’un genre içinde klavye kullanımındaki başarısından bahsedilirken, aklıma Nocturnus grubunun gelmesi. Nocturnus’da death metal için, “The Key” albümüyle böyle bir etkiye sahipti. Gerçi diğer albümlerini dinlemediğim için bu noktada Emperor kadar kendi türünde başarılı oldu mu bilmiyorum.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Noshophoros, Norveç ve black metalde nasıl bir tezatlık var sence? Huzur verici doğası üzerinden mi böyle düşünüyorsun?

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Kritiğin son paragrafında dediklerinden yola çıkarak evet. “Bundan 11-12 sene önce Norveç’e gitmişliğim var, inanın bu albümü dinleyince kafanızda uyanacağı türde korkunç bir yer değil, aksine baya güzel, harika bir yer.” Sonrasında gelen cümleyle beraber ortaya bir tezatlık çıkıyor yapılan müzikle. Yanlış mı düşünüyorum ?

    deadhouse

    @Noshophoros, Senin bakış açınla doğası güzel olan yerin insanı, hayata toz pembe bakan, doğa ne kadar güzel, insan sevelim, iyilik yapalım kafasında olması lazım. İnsanlığın tarihi, katliamdan, zulümden, sömürüden ibarettir. İnsanın doğasıyla ilgilidir bu. Doğanın güzel olup olmaması insanın içindeki şiddeti ve kötülüğü örtmez. Aynı zamanda sanat da böyledir. Sanatı ortaya çıkaran medeniyettir. Kötülüğün ortaya çıkışı da medeniyetle ilgilidir. Dünyayı sadece kendi köyünden ibaret sanan insan, ne kötülük yapacak akla sahip olabilir, ne de sanatçı olacak ruha ve bakışa sahip olabilir.

    Noshophoros

    @deadhouse, Yorumunda işin “tarihe” ve “sanata” bakan kısmında söylediklerin için epey bir itirazım var ama söyleyeceğim ana noktayı çok uzatır. O yüzden bir kenarda kalsın şimdilik.

    Söylediklerim tamamen yazının son paragrafından yola çıkarak, bir süredir benim de zihnimi kurcalamış küçük detaylardan ibaret. Tabi ki insanı doğanın direkt taklidi olarak görmüyorum. Aynı şekilde havaların hep “karamsar” olması da insandan her zaman bir satanist, suicide machine ya da cadı yaratmak zorunda değil. Mekan-müzik arasında her zaman doğrudan olmasa da, dolaylı diyebileceğimiz,reddedilemez bir ilişki var ama. Dediğim de tam bu noktada devreye giriyor; o şarkılarda Norveç’in nasıl olup da karanlık ilhamlar için bu kadar zengin bir depo olduğuna şaşırıyordum. Ama ben de bugüne dek Norveç’i o albümlerden kafamda karanlık tahayyül edip, kritikte “aslında hiç öyle bir yer değil” gibi bir ifadeyle karşılaşınca aklım birden Florida örneğine kaydı ve “oha, aynı durum Norveç’tede mi var” dedim. Sonra zincirleme şekilde beynim black ve death metalin oluşum süreçleri arasında paralellikler kurmaya başladı. Hadise bu.

    Ahmet Saraçoğlu

    @Noshophoros, oradan örnek verirsen haklısın. Şimdi bakınca 5 yıl önce yazdığım bu satırları bugün yazmazdım açıkçası. Şu an hiç böyle düşünen biri değilim. :)

    Florida-death metal ilişkisi bence daha net bir zıtlık, onda haklısın ama Norveç-black metal ilişkisinde kendi yazdığıma da katılmıyorum şu an ahah.

    Yanlış hatırlamıyorsam, klasik müzik dünyasının en karanlık bestelerinden bazılarını yazan Wagner bile eserlerini bestelerken Norveç doğasının içinde bir yerlere kapanıp öyle yazarmış.

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Ben de açıkçası Norveç’in yazdığın gibi bir yer olduğuna inanmakta zorlandım baya :) Ama ben Norveç’i gerçekte görmedim neticede, olabilir dedim o yüzden.

    Eğer Norveç’in, zihnimizdeki eski yerine dönüşünde ortak noktaya varmışsak zaten, dediğim zıtlık üzerinden konuşmanın manası kalmamış orası için.

    Ama merak etmedim de değil, oraya gittiğinde karamsar bir yer görmemen, geri döndüğünde ve üzerinden seneler geçtiğinde bahsi geçen albümlerdeki havanın Norveç ile özdeş olduğunu tekrardan düşünmen arasındaki motifler nelerdi ? Belki ilk kez gidip gördüğün bir yerden etkilenmen, sonrasında bunun normalleşmesi ?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Noshophoros, o son paragraf hiç olmamış cidden, şu an bambaşka şeyler düşünüyorum. Orayı referans alarak konuşmayalım bence. Aynı şekilde deadhouse’la yaptığın muhabbette de o paragraf üzerinden konuşmayın, cidden beğenmedim şu an yazdığım o son paragrafı ahah.

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Tamamdır :D

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.