# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MAYHEM – De Mysteriis Dom Sathanas
Levent Mukan | 03.09.2009

Kvlt.

Mayhem’in (daha doğrusu o sırada tek kalan üyesi Hellhammer’ın) 1994’te çıkardığı “De Mysteriis Dom Sathanas” (DMDS), Norveç black metaline yön vermiş “kvlt” albümler içinde şüphesiz ki en önemlilerinden biri. Her ne kadar Mayhem’in daha ziyade grup içi cinayetler, intiharlar, kilise yakmalar vb. müzik ile alakasız, bizim magazinsel olayların biraz (!) daha serti olarak kabul edebileceğimiz olaylar ile sesini bu kadar duyurduğunu söyleyebilecek olsak da, DMDS’nin altyapısı da yadsınacak gibi değil. Bilindiği gibi bu olaylar aynı zamanda Varg’ın Burzum’unun daha da ünlü oluvermesine neden olmuştu.

Grup üyeleri “DMDS” çıkmadan önce gitarda Euronymous, basta Varg Vikernes, vokalde Dead ve davulda Hellhammer’dan oluşuyordu. Dead’in intiharı beraberinde vokal eksikliğini ve Euronymous’un Dead’in cesedine yaptıkları ile ilgili efsaneleri getirdi (kafatası kemiklerinden kolye yapmış, gibi). “DMDS”de vokalleri bu nedenle Attila Csihar yaptı.

Albümdeki daha büyük sıkıntı ise, çıkışına yakın Varg’ın Euronymous’u öldürmesiydi ki bu hem grubu Hellhammer’dan ibaret bıraktı, hem de Varg’ın işlemiş olduğu cinayet dolayısıyla Euronymous’un yakınları albümde Varg’ın bas kayıtlarının kullanılmamasını istediler.

Hellhammer’ın önce basları kendisinin kaydetmeyi denediği orda burda yazar. Kendisi biraz baterist olduğundan dolayı haliyle bas ile ilgili detaylı bir bilgiye sahip değildi. Bu nedenle Varg’ın kayıtları sesleri kısılarak (ve albümün erişebileceği efsaneliğin biraz daha altında bir efsanelik kazanmasına neden olarak) kullanıldı. Kısacası “DMDS”’de basları Hellhammer’ın çaldığı efsanesi doğru değildir. Zaten albümü dinleyecek olursanız doğru dürüst bir bas da duymanız mümkün değil bu nedenle.

demysteriisdomsathanas_dead_euronymous

“DMDS” pek çokları için Mayhem’den çıkmış en iyi albümdür. Daha sonrasında bazı nispeten daha açık görüşlü fanlar bir, iki albüm daha sayabilir belki, ama çoğu için “Mayhem = DMDS” olarak kalmıştır. Ayrıca yeterince black metal albümü dinlemiş biri olarak naçizane görüşüm de rahatlıkla ilk 5’e gireceği yönündedir bu albümün (1.’nin incelemesi de gelecek tabii). Albüm Freezing Moon, Buried By Time and Dust gibi oldukça sağlam black metal eserleri içeriyor. Pek boş şarkı içerdiğini de söyleyemeyeceğim.

demysteriisdomsathanas_band

Gitarlara bakacak olursak, öncelikle Mayhem’in fanı olmasam da gitar tonunun fanı olduğumu belirtmem gerekiyor. Sonradan zilyon tane black metal grubunun benzerini kullandığı ton gerçekten çok kvlt. Sert bir ton değil, ama karanlık olmayı beceren bir ton. Tabii riflere ve kayda da bakar ama güzel ton işte. Gitar kullanımına tam puan yani, rahmetli iyi çalarmış.

demysteriisdomsathanas_euronymous2

Baslar dediğim gibi, sesi çok kısık olduğundan gömülmüş kalmış gitarın arkasında, ki albümün bana göre Attila’dan sonraki en büyük eksisi.

demysteriisdomsathanas_varg1

Davullar Hellhammer henüz çıtırken kaydedilmiş olduğundan, benim gibi takıntılıysanız, blast beat’lerdeki ufak ritim kaçırmaları fark edebiliyorsunuz. Tabii bu Hellhammer’ın hayvan olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Bu albümde Hellhammer’ın henüz gençken bile ne kadar fazla gelecek vaad ediyor olduğunu görebiliyoruz.

demysteriisdomsathanas_hellhammer

Dendiği gibi Dead ölmüş olduğundan vokalleri devralan Attila vokal tarzı olarak atar yapmayı seçmiş. Attila şarkının sözlerini atarlı bir şekilde söylüyor, biz de dinliyoruz. Kiminin hoşuna gidebilir, tamamen zevk meselesidir ama kişisel olarak “spoken word” tarzında vokali sevmiyorum. Artı olarak old school bir black metal albümünde bulunması aklıma atların cinsel organlarını ve kelebekleri getiriyor niyeyse. Bu nedenle “eksi” olarak kabul ediyorum bunu. En azından albümün genelinde çok fazla irite etmediği söylenebilir.

demysteriisdomsathanas_attila

Albümün nispeten temiz kaydedilmiş olması garipsemeye yol açıyor (bende açtı). Ancak tabii ki artı bir puan bu da.

demysteriisdomsathanas_demysteriisdomsathanas

Toparlarsak, genel olarak bakıldığında dediğim gibi kvlt mertebesine erişmiş ender albümlerden “DMDS”. Gerek bizzat kendisi, gerekse çıkışı sürecinde yaşananlar ile black metalin gelişimini önemli ölçüde etkilemiş bir albüm. Ayrıca black metal nedir ne değildir diyenler için ideal başlangıç albümlerinden biri olarak kabul edilebilir.

demysteriisdomsathanas_bilet

Bilet fotoğrafı için Kür Unezer’e teşekkürler.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.96/10, Toplam oy: 95)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1994
Şirket
Deathlike Silence Productions
Kadro
Euronymous (Oystein Aarseth) : Gitar
Hellhammer (Jan Axel Blomberg) : Davul
Attila Csihar : Vokal
Count Grishnackh (Varg Vikernes) : Bas
Blackthorn (Snorre Ruch): Gitar
Şarkılar
01. Funeral Fog
02. Freezing Moon
03. Cursed In Eternity
04. Pagan Fears
05. Life Eternal
06. From The Dark Past
07. Buried By Time And Dust
08. De Mysteriis Dom Sathanas
  Yorum alanı

“MAYHEM – De Mysteriis Dom Sathanas” yazısına 23 yorum var

  1. Ahmet Saraçoğlu

    Genelde yazmaz ama, kapakta da görüldüğü üzere albümün asıl adı “De Mysteriis Dom. Sathanas”. Dom’dan sonra nokta olunca Domini anlamına geliyormuş, bu da düşünülenden farklı bir anlam ifade ediyormuş falan, filan.

    Chuck Reis

    @Ahmet Saraçoğlu, benim bildiğim kadarıyla dominus anlamına geliyor. dominus sathanas hesabı :D

  2. hysteresis

    Genel olarak bakınca vokellere ben de ısınamasam da bunun gibi bazı kült albümlerde devede kulak etkisi yapan şeyler oluyor bunlar tabii. Bu sıcak yaz gecesinde Freezing Moon açtıracak derecede klas bir albümdür. “It’s night again” diyip İzmir konserini de anmadan geçmeyelim…

  3. unberly

    black metalin bugünkü duruma gelmesine neden olan gruptur bence Mayhem. grup etrafında gelişen olaylar bu müziğin bugünkü halini şekillendirmiştir. grubun De Mysteriis Dom Sathanas dışında önemli birşey yapmadığı konusunda hemfikir olunsa da, bu albümün karanlığı ve lanetli havasına ulaşabilen grup sayısı da bir elin parmaklarını geçmez. attila nın vokalleri ise müziğin karanlığıyla uyumlu ve bazı bölümlerde kan dondurucu. ama Mayhem nasıl bu albümden sonra bir daha ilk albümdeki görkemine yaklaşamadıysa, attila da yine aynı şekilde hiçb,r zaman bu kadar hasta vokal yapamamıştır.

  4. Ahmet Saraçoğlu

    İzmir konseri denince, bilet fotoğrafı da eklendi.

  5. hysteresis

    Elemanların gevrek, boyoz yerken çekilmiş fotoğrafları da birilerinde mutlaka vardır. Bulunursa onları da koyalım, iyice kvlt olsun.

  6. hysteresis

    Afişini de ben ekliyim:

  7. unberly

    biletteki yağmur yağarsa akasyalar olayına aklımıza geldikçe güleriz:)

  8. Oha. 1990 yılında hem de. İyiymiş.

  9. janslore

    bilet, afiş, millet aşmış yae. gittiniz mi lan yoksa. maksimde bülent ersoy un alt grubu muydular yoksa headliner mı ehuhe

  10. Cünyır.

    O konserden sonra bir daha siksen gelmez adamlar türkiye’ye.

  11. janslore

    belli olmaz bi denemek lazım, belki hep gelirler.

  12. ben mayhem in hastasıyım 16 yaşınada bi metalci olarak onların Türkiye ye gelmesini isterim ve gelse giderim :)

    Anders Nyström

    @cihan, 17 olsan şaşardım.

  13. taake

    en iyi black albümleri arasında sayılır kendileri

  14. Kıvanç

    Freezing Moon nasıl bir şarkıdır öyle!

  15. TAAKE

    bir burzumcu olarak saygım sonsuz mayhem e ama bence artık bittiler halk arasındaki ölüden göt istemek deyimi geliyor aklıma artık mayhem den iyi bi albüm bekleyenlere nargarot un dediği gibi day that burzum killed mayhem varg o gün yalnız eno. u değil mayhemi de öldürdü bide dead tabiii
    ccc üşüyoruz dead reis ccc

  16. Chuck Reis

    gördüğüm en iyi albüm kapağı:

    http://galeri.uludagsozluk.com/r/dead-20643/

  17. 8 bayağı az olmuş. hatta sitede 8 alan başka kült albüm yok. 9 verdim.

  18. Chuck Reis

    kritikte hata var. dead gruptayken basta varg faşosu değil necrobutcher vardı. dead intihar edince euronymous’u suçladı gruptan ayrıldı. ondan sonra varg baslara geçti.

  19. Merhaba pasifagresif sitesi çalışanları ve okurları.Eğer birazdan sizlerle paylaşacağım anım olmasaydı,Pure Black Metal dinleyicisi olmadığımdan sebep,MAYHEM ile ilgili bilgim dönemin dergilerinde okuduğum,’93′teki malum olaylar üzerine ” black metal dünyasının üzerindeki kara bulutlar ” başlıklı bir yazıyla haberdar olduğum ve dönemin bir başka önemli dergisi ROCK KAZANI’ndaki black metal tanıtım yazısının içeriğindekilerden ibaret olurdu sanırım.Fakat enteresandır,MAYHEM bu güzel anımın baş aktörü.
    Neyse efendim uzatmayayım, sene 2005 idi. Eskişehir’deki son metal sığınağımız olan, kulakları çınlasın Tolga kardeşimin işlettiği ve ne yazık ki şimdilerde faaliyette bulunmayan Barkod Müzik isimli mekan, olayın geçtiği yerdi. Barkod keşfettiğim andan itibaren,Eskişehir’e gidiş sebebim haline gelmişti. Tolga’nın makinede demleyip plastik bardaklarda ikram ettiği çay ve tüttürülen sigara eşliğinde ne de güzel müzik muhabbetleri döndürürdük, anlatılacak cinsten değil. Güzel bir Cumartesi öğleden sonrasında yanımda bir arkadaşım ile mekana girdiğimizde, bizi tek karşılayan dükkanın her zamanki müdavimlerinin tanıdık yüzleri ile Tolga’nın sıcakkanlı tavırları olmamıştı bu sefer. Dükkana adım atar atmaz, Tolga’nın masasının yanındaki sandalyede bacak bacak üstüne çelmiş kısa boylu bir kişi dikkatimi çekmişti anında. Daha önce hiç görmediğim bu kişi,bir yandan sigarasından nefesler çekiyor öte yandan Tolga’nın çayocağından ısmarladığı çayı içiyordu. Demek ki hatırlı birisiydi,yoksa Tolga çayocağından kolay kolay çay ısmarlamazdı. Tolga her zamanki insanı rahatlatan güleryüzüyle bizi de buyur ettiğinde, bir kenara çöküverdik. Tolga hemen mekandaki makineden çayımızı ikram etti ve başladık bir müzik muhabbetine daha… Muhabbetin başlamasının üzerinden on dakika ya geçmişti ya da geçmemişti hatırlamıyorum,o köşedeki şahıs bir anda muhabbetin odak noktası haline gelivermişti Muhabbete İsveçli SIEBENBÜRGEN’den ‘ vampir metal ‘ diye bahsederek girizgah yapmıştı. Artık o andan itibaren mekanda bulunan herkes,adamın ağzından çıkan sözleri havada kapar hale gelmiştik. – Bir zamanlar TRT’de metin yazarlığı yaptığını anlatmıştı. Anlayacağınız adamımız hiç de boş biri değildi -Ben o grubu duyduğumu fakat dinlemediğimi,ancak Drakula okurken Cradle Of Filth dinlemenin çok zevkli olduğunu belirttim arada. Sonrasında adam neler neler anlatmadı ki… Eskişehir’de çivili bilekliklerin ilk kez kendisi ve birkaç arkadaşı tarafından takıldığından bahsetti. Bunun için bir kaynakçı ustasına gitmişler. Adam onlara bunları ne yapacaklarını sorduğunda ” dayı sen ne yapacaksın,bak işine al paranı ” tarzı bir cevabı yapıştırmaktan geri durmamış bizimkisi. Bir seferindeyse,hiç tanımadığı uluslararası çalışan bir tır şoförüne IRON MAIDEN’ın Powerslave albümünü ısmarlamış. Aradan 2-3 ay geçmiş,tam verdiği paranın üstüne bir bardak soğuk su içmeye hazırlanırken,şoförün elinde Powerslave plağıyla çıkıp gelmesini öyle bir anlatmıştı ki olay sanki yanıbaşımızda yaşanmıştı adeta. Bu sıkıntılı bekleyişin ardından,albümden aldığı zevkin oldukça katmerli olduğunu eklemişti.
    Tamam iyi güzel hoştu da,devamında MAYHEM’in demoları da dahil bütün çıkan ürünlerini dinlediğini hatta en çok dinlediği Black Metal grubunun o olduğunu belirttiğinde,hayretler içinde kalmıştım. Müzikal beğenisi melodik tarzlara yönelik, yetkin bir metal müzik dinleyicisi olduğu apaçık belli olan bu adamın,MAYHEM gibi anti-melodik ve son derece kaotik bir grupla ne işi olabilirdi acaba? Kafamın içinde beliren bu sorunun cevabını,daha ben sormadan kendisi verecekti.
    Malumunuz;ülkemizde verilen ilk Black Metal konseri 9 Aralık 1990′da İzmir’de verilen MAYHEM konseridir. Bu konseri efsane yapan yanı ise, EURONYMOUS ( gitar / Varg VIKERNES tarafından bıçaklanarak öldürüldü ), DEAD ( vokalist / Kafasını av tüfeği ile dağıtıp intihar eden,grubun en dengesiz elemanı ) , HELLHAMMER ( davul ) ve NECROBUTCHER ( bass ) kadrosuyla Norveç dışında verilen az sayıdaki MAYHEM canlı performansından biri olmasıydı. İşte bizim bu abimiz İzmir’de ikamet ettiği o yıllarda, bu efsane performansa tanık olmakla kalmayıp,grup elemanlarını evinde misafir ettiğini söyleyince ” hadi canım oradan ” gibisinden bir tepki oluşmuştu bende. Elemanlar eve gelip yerleştikten sonra, kendisine ayin yapıp yapamayacaklarını sorduklarında ” tabii ki ” cevabını almışlar. Onlar da abimizin deyimiyle ” iki mum yakıp ” oturmuşlar. Artık biz ” oha artık daha neler ” diye aklımızdan geçirip inanmaz gözlerle kendisine bakarken,birden elini ceketinin iç cebine atıp bir fotoğraf çıkardı. Bunun İzmir’de bir otobüs durağında çekilmiş MAYHEM’e ait bir fotoğraf olduğunu söyleyince,o an orada bulunan herkes abinin başına üşüştük. Orada bulunan hiç kimse MAYHEM’e ayılıp bayılmıyordu ama insan her Allah’ın günü dünya çapındaki bir Black Metal grubunun ülkemizdeki bir otobüs durağında çekilmiş – üstelik makyajsız – fotosuna denk gelmiyordu. Kim Euronymous, kim DEAD , kim HELLHAMMER soru yağmuruna tutmuştuk. Aslında o ana kadar tavırları çok ukala gelmişti bana,biraz da söylediklerini inandırıcı bulmamıştım lakin bu fotoğraf hadisesi ile bütün önyargılarım yerle bir olmuş hatta adama saygı duymaya başlamıştım. O gece oturup bayağı muhabbet etmişler. Ertesi gün ayrılırken karşılıklı adresler alınıp verilmiş,bağlantı kopmamış. MAYHEM elemanları o andan itibaren çıkardıkları her üründen bir tane bizim abiye yollamış. Dolayısıyla MAYHEM müziğini çok yakından takip etme şansını elde etmiş. Böylece neden en çok dinlediği Black Metal grubunun MAYHEM olduğunu anlamıştık.
    Sırf bununla kalsa iyi, bir gün gruptan mektup gelmiş. Mektupta abiden Ortaçağ’da Osmanlı’nın kullandığı işkence aletlerine dair resim,fotoğraf ve bilgi ne bulabilirse istemiş MAYHEM elemanları. Hatta mümkünse bulabildiği her işkence aletini satın almak istediklerini de özellikle belirtmişler. Fakat Topkapı Sarayı’ndaki büyük arşivde küçük bir bilgi dışında hiçbir şey bulamamış abimiz. Ezile büzüle bu küçük bilgi kırıntısını yollarken, Türk milletinin arşivci bir zihniyete sahip olmayışından dolayı ne kadar çok utandığının altını özellikle çizmişti. Grubun bizim o bildiğimiz imajının dışında, simya ile ilgilendiklerini hatta bir simya laboratuarlarının olduğunu bu zat-ı muhteremden öğrenmiştik. Muhabbet buradan Ortaçağ’a ve tarihe uzayınca,oldukça değişik bir boyuta taşınmıştı. Konuyla ilgilendiğimi gören abi bana ” vampirizm,ortaçağ ve tarihle ilgilisin. Sana bir kitap önerebilir miyim? ” sorusunu yöneltince ” tabii ki memnuniyetle ” cevabını vermiştim. Elizabeth KOSTOVA isimli yazarın THE HISTORIAN yani TARİHÇİ romanını mutlaka okumam gerektiğini söylemişti. O günlerde hangi kitapçıya gidersem rahatlıkla bulacağımı,kitabı beğenmediğim takdirde parasını vereceğini eklemişti. Müthiş muhabbetin etkisiyle mekandan ayrıldıktan sonra yanımdaki arkadaşla beraber hemen bir kitapçıya girdik. Kitabı bulmuştum bulmasına ama diğer iki kitabın arasında kalan kitabın arka kapağı kıvrılmıştı. İnadım tutmuştu bir kere,o kadar para verecektim hiç olmazsa düzgün bir şey olsundu. Hemen başka kitapçılara yönelmiştik ama bulamayınca ilk girdiğimiz kitapçıya kös kös geri dönüp kitabı satın almak istemiştim. Kitapçı romanı biz ayrıldıktan hemen sonra sattığını ve elinde başka olmadığını söyleyince yıkılmıştım adeta. Halbuki o muhteşem günün sonunda kitap ellerimin arasında olmalıydı. O sıralar başka bir kitabı okuduğumu ve prensibim üzere bir kitabı bitirmeden diğer kitaba başlamayacağımı hatırlayarak kendimi zorla teselli etmiştim. Tabii diğer kitap bitmeden TARİHÇİ çoktan arşivimdeki yerini almıştı. 2006 yılının Kurban Bayramı tatilinin 2. günü Cuma öğleden sonra nihayet TARİHÇİ’yi okumaya hazırdım. Gökyüzü gri bulutlarla kaplıydı,hava karanlıktı. Kitaba başlamak için bundan daha uygun bir ortam düşünemezdim. Fona attığım KING DIAMOND’ın ” The Eye ” albümü eşliğinde kendimi kitabın sayfaları arasına bırakıvermiştim. İşte o zaman, abinin o muazzam sohbetin anısına, bana ne kadar değerli bir armağan verdiğini anlamıştım.
    Biraz da TARİHÇİ’den bahsederek yazımı sonlandırayım. Genç bir kız babasının kütüphanesinde eski sararmış mektuplar ve gizemli bir kitap bulur,akabinde babasının, babasının hocasının ve hiç tanımadığı annesinin kem talihleriyle yüz yüze gelir. Kötülük onlara pençelerini taa Ortaçağın karanlıklarından uzatmıştır.Bram STOKER’ın gotik edebiyat şaheseri DRACULA’nın gerçeküstü vampiri Kont Dracula ile gerçekten yaşamış tarihi bir şahsiyet, bizlerin KAZIKLI BEY lakabıyla tanıdığı,zalim bir derebeyi olan Eflak-Boğdan Prensi Voyvoda III. Vlad ‘ Tepeş ‘ Drakul – Tepeş Romence’de kazıkkakan anlamına geliyor – , Kostova tarafından aynı bedende birleştirilmiş.Arka plan tarihi manzaralarla desteklenerek,gizemli bir atmosfer oluşturulmuş. İşlenen iki büyük aşk hikayesi de, romana dokunaklı bir zerafet kazandırmış. Görkemli modern şehir kütüphanelerinden,Doğu Avrupa’nın küf kokan tozlu manastır arşivlerine kadar uzanan,bir ucu da İstanbul’a varan ölüm-kalım kovalamacası,finaldeki gerçekten yaşanmış tarihi olaya kadar insanı nefes nefese bırakan bir tempoyla işlenmiş.. Bu yüksek tempo,çok katmanlı yazım tekniğiyle ve heyecanını bir an bile kaybetmeyen akıcılıkla kaleme alınmış. Tarihi roman meraklıları için biçilmiş bir kaftan. Önümüzün sonbahar olduğu günlerde okunabilecek çok ideal bir roman. Tavsiye ederim.

    TAAKE

    @Murat ‘historian’ KARAN,
    güzel bir anı.paylaşımın için teşekkürler.metal dünyasında bir ara böyle anılar çok anlatılıyordu.hele,hele o metal efsaneleri.en meşhuru şuydu:şimdi bu epica solisti simone simons türkiye ye konsere geldiğinde iddiaya göre Ankara da bir genç metalciyle tanışmış.sonra sohbet muhabbet ilerlemiş,bunlar arasında bir elektriklenme olmuş.genç te yakışıklıymış hani.neyse bu genç bunu evine davet etmiş konser sonrası.sonrası nasıl desem bunlar yatmışlar,beraber olmuşlar(iddiaya göre)hatta simone o gençten yanına gelmesini,türkiye den ayrılmasını filan istemiş.fakat genç kabul etmemiş.sonra simone ülkesine dönmüş ama genci uzun süre unutamamış.o günden beri bu mit metalcilerin ağzında anlatılır durur.o gencin kim olduğuysa bulunamadı.(bakın bu sitedeyse adam gibi çıkıp açıklasın).şaka bir yana en meşhur metal efsanesi budur.doğrumu uydurmamı bilmiyorum açıkçası ilgilenmiyorum da.mayhemle ilgili bir metal efsanesi anlatayım.bir gün EURONYMOUS bir falcıya gider ve fal baktırır.o sırada yanına aldığı varg ile araları limonidir.falcı ona falında yılan gördüğünü bunun en yakını tarafından yok edileceği anlamına geldiğine söyler.EURONYMOUS inanmaz ama içinden de ulan acaba diye geçirir.işte o olayın gecesi evinde otururken gece yarısı kapı çalınır.bir açar varg vikernes.direkt aklına falcının dedikleri gelir.işte bu yüzden EURONYMOUS un gereğinden fazla panikleyip agresif davrandığını ve bunun kavgaya dönüşüp ölümüne sebep olduğu söylenir.bir de mayhemin konser verdiği işletmenin sahibin polis tarafından gözaltına alındığı söylenir.adam o günden beri kayıpmış diyorlar.en meşhur metal metal olayı ise(maalesef bu olay gerçek ve tabiiki black metal dünyasından)les legions noires üyesi abazzzatrakth grubu üyesi Anaarth tepes in sesini daha gaddar yapmak için çamaşır suyu içmeseydi.adam öldü mü bilmiyorum ama bu olay medyaya yansıdıktan sonra bu grup kayboldu gitti.mit e bile danışsanız haklarında en ufak bilgi yoktur.zaten bu oluşum başlı başına bir gizem.diğer en ilginç olayda gene bu oluşuma ait Mogoutre grubunun farenin kıçına mikrofon sokarak kayıt yapmasaydı.evet bu doğru.internette de bulabilirsiniz.bende dinledim zaten.benim yorumlamam bu gadar,hadi hayırlı işler

  20. toleys

    harika bi anı, zevkle okudum. he bi de o gün yağmur yağdı mı acaba. :)) merak ediyorum.

Yorum Yazın

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.