# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MY DYING BRIDE – The Angel and the Dark River
| 16.10.2013

3′te 3, çıkarması çok imkânsız.

northern

1995 yılı, Büyük Britanya Adası için bir takım paranormal olayların yaşandığı bir yıldı. Arıza eleman Cantona kırmızı kart gördükten sonra bir taraftar üzerinde uçan tekme denemeye karar veriyor, Formula 1′in gelmiş geçmiş en karizma isimli şöferi Damon Hill (Deymın Hiyıl) otoyolda 260 bastığı için ceza yiyor, Lady Diana BBC ekranlarına çıkıp evliliğinden, aldatılmasından, depresyonundan bahsederek yaklaşık 23 milyon kişiyi televizyon karşısında kilitliyordu.

O hengâmede kimsenin dikkat etmediği fakat tüm bu garip gelişmelerin kaynağı olabilecek bir ayrıntıya ise yıllar sonra Amerikalı ünlü psikolog mimar Art Vandelay dikkat çekecekti: İngiltere’de 1995 senesinde toplum düzenini bozmakla kalmayıp adeta ana bacı düz giden 3 doom albümü çıkmıştı. Liverpool ülkü ocaklarının reisi Anathema’nın “The Silent Enigma“sı, Mackintosh çikolatası yemekten bıkarak Halifax’a ikinci ihracat ürününü eklemeye kararlı Paradise Lost’un “Draconian Times“ı ve “metropol çocuğuyuz desek de posh değiliz, her yerde (d)üzeriz” şiarıyla Bradford’dan dünyaya seslenen My Dying Bride’ın, kritiğimizin de konusu olan “The Angel and the Dark River”ı.

1993′te “Turn Loose the Swans” albümünü yayınlayan ve bu büyüklükte bir eseri hemoroidsiz çıkarabilmekten mütevellit artık bir süre rahatlayıp, sakin durması beklenen grup, 2 sene içinde en karanlık göklerden yağarak geri dönmüştü. Doom severler hem sevinçten, hem de biraz sonra yiyecekleri müzikal dayağın etkisinden göz yaşları içerisindeydi. Ama biz işin hikaye kısmını burada kesip, artık albüme geçelim isterseniz.

“The Angel and the Dark River”, My Dying Bride’ın hepsi kendine has atmosfere sahip ilk 6 stüdyo albümünün üçüncüsü ve uyandırdığı imge bakımından kişisel olarak da en “zifiri” olanı. Bunun sebeplerine gelirsek…

Grubun ilk albümünde yer yer hissedilen fakat ikinci albümle beraber etkisi olabildiğince kaybolan “death” etkisi, artık geri dönmemecesine bitmiş durumda. Bunun yerine ara ara klavye destekli, bir önceki albüme göre şarkılara çok daha iyi yedirilmiş keman bölümlerine sahip olan ve albüm boyunca alabildiğine ağırlaştırılmış tempolu bir bütün var karşımızda. Fakat o zamanki grup üyelerinin kimyası durağan ve kutulanmış bir yapıyı çok sevmediğinden dolayı, bu bütünün içine görece hızlı kısımlar eser miktarda da olsa hiç korkmadan ekleniyor (yani illa örnek istiyorsanız açın From Darkest Skies’ı ve 5:04′te birden giren rife ağzınızı yüzünüzü şekilden şekilde sokarak air guitar ile eşlik ettikten sonra gelin yazıya devam edin). İşte böyle bir müzisyenlik sonucunda kendi içinde devinip duran, arada şimşekler çakan kasvetli bir gökyüzü kıvamında akıp giden ama ne hikmetse biter bitmez bir tur daha döndürülmek istenen bir albüm meydana geliyor.

Bu “bir tur daha!” isteğini, melankolik tat hissini veren önemli noktalardan birisi ise, grubun dinleyeni anında avucuna alan melodi yazmadaki başarısı. Hayatında metal müzikle ilgili tek kesişme noktası “ametal ehe!” olan tek hücrelinin bile duyar duymaz kamyon çarpmışa dönerek hipnoza girdiği The Cry of Mankind’dan tutun, 10 sene sonra çıkan albümlerinden I Cannot Be Loved’a kadar, en ortalama gözüken işlerinde bile insanın ciğerinde bir yerlere dokunan ezgiler yazmada hep doğal bir yeteneği oldu My Dying Bride’ın. Bu albüm de bu yeteneğin en rafine anlarını barındırmakta. Ayrıca önceki iki albüme kıyasla melodilerin daha yüzeyde ve parça yapıları içinde doğrudan olması, şarkılara bir dinamizm eklemesi ve solist Aaron’ın neredeyse albümün genelinde temiz vokal kullanması sebebiyle, brutal vokal sevmeyen ve tekrarlarla ağırlaşan işlere gelemeyen bir müziksever için de dinlenebilir My Dying Bride albümlerinin başında geliyor “The Angel and the Dark River”.

Grubun müzikal anlamda 1992-1995 arasındaki 3 sene içinde nereden nereye geldiğini de, ilk albümdeki The Bitterness and the Bereavement’a devam olarak “Turn Loose the Swans” albümü için kaydedilen fakat nihayetinde eklenmeyerek daha sonra ayrı bir EP olarak yayınlanan ve “The Angel and the Dark River”ın da digipack versiyonunda son sıraya konan The Sexuality of Bereavement göstermekte aslında. Kendisinden önce gelen 6 parçaya kıyasla olabildiğine çiğ, brutal ve “başıbozuk” olan bu şarkıyı dinleyince hem albüm içindeki farklılığını, hem de bu farklılık dolayısıyla albümün kaydedilirkenki kendine has o ağıtımsı havasının dokusunu daha iyi görebiliyorsunuz.

“Turn Loose the Swans” albümüyle 90′ların en orijinal ve yön verici doom işlerinden birine imza atan My Dying Bride’ın kendisini üçüncü sefer yeniden başarıyla tanımladığı, dinleyeni içinde acı çekeceği bir denize ağır ağır çeken bu albümü, bu sefer biraz daha ulaşılabilir tınlasa da, nüfuz etmesi biraz daha kolay olsa da, bir kere bulaşıldı mı -hele de serde tutunamama varsa- zihne kendini bir daha silinmemecesine kazıtan ve kritik yazmak için yıllar sonra ilk defa açıldığında dahi gece 2′lere kadar 6-7 defa baştan tekrar ettiren, zaman testini bileğinin hakkıyla vermiş bir klasik. (Bilek kelimesi geçmeyen bir doom metal yazısı mı? Eminim şaka yapıyorsunuz Mr. Feynman.)

Son olarak, sanat eserlerine not vermeyi alabildiğine plastik bir iş olarak gördüğümden mütevellit, bu müzik eserinden ben bir insan olarak beklediğim tüm zihinsel tatmini aldığımı ve eğer kendinizi verirseniz sizi de bazı yerlere taşıyacağına inandığımı belirtmekle yetiniyorum.

İnsanlığın, insan olmanın gereği olan bu en içten yakarışlarının hiç bitmemesi ve bastırılmaması dileğiyle.

Albümün okur notu: 12345678910 (8.73/10, Toplam oy: 56)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1995
Şirket
Peaceville Records
Kadro
Aaron Stainthorpe: Vokal
Andrew Craighan: Gitar
Calvin Robertshaw: Gitar
Adrian "Ade" Jackson: Bas
Martin Powell: Keman, klavye
Rick Miah: Davul
Şarkılar
1. The Cry of Mankind
2. From Darkest Skies
3. Black Voyage
4. A Sea to Suffer In
5. Two Winters Only
6. Your Shameful Heaven
  Yorum alanı

“MY DYING BRIDE – The Angel and the Dark River” yazısına 9 yorum var

  1. Korhan Tok says:

    Nefis albüm, ellere sağlık.

  2. Bert Har-bin-son
    .
    .
    .
    Art Corr….. Velay…
    .
    .
    .
    Vandelay!

  3. atoutlemonde says:

    95 ne çılgın bir yılmış yalnız. Britanya’da doom, İsveç’te melodik death metal. Avrupa’nın kuzeyi kafayı yemiş olmalı.

  4. Two winters only der susarım abi, süper albümdür. Eline sağlık abi.

  5. Macun says:

    Pasifagresif’teki bu tur yazilar klasikleri seneler sonra, kasetten ziyade yuksek kaliteli versiyonlarini, dinlememe sebep ola ola, seneler once sattigim davaya geri donmeme vesile oldu..Tesekkur ederim!
    Ask var mi lan hayatta diye sorguladigim universite yillarima geri dondum lanet yagdira yagdira, Cry of Manking, two winters only..Ellerinize saglik yazi icin.
    Sorunun cevabi mi ha dostlar? Parasi olana ask var.

  6. swedish says:

    Şu albümün önünde saygıyla eğilinir arkadaş.Koskoca diskografyada bu albümü tek geçerim,kenara ayırırım.Diskografyayı komple satın alacak olsam abi gözünü seveyim Angel and the dark River i ayrı sar derim :)

    2-3 ay önce yeniden basılan Plak versiyonunu da arşivime kattım.Bir güzel dönüyor,hele ki sonbaharda insanın hüznüne hüzün katıyor.Keman metal müziğe yakışır mı? sorusunun cevaplarından biri bu albümdür bence.

    Bu arada kritik te şahane olmuş.İlgili dönemde çıkan albümler neymiş öyle.Hiç dikkat etmemiştim o 3 albümün aynı yıl çıktığına

  7. baha says:

    elektriğin kesilmesiyle albüm anında sustu ama ben duramadım taktım cd’yi player’a az kalan pillerle öyle dinlemeye devam ettim. böyle bir my dying bride albümü yok benim için. her notası ayrı ayrı değerlidir. cry of mankind’ın ilk piyano notalarını duyduğumda gözlerim dolmuştu. o nasıl bir andı öyle! :(

  8. Kemal says:

    Of inanilmaz bi album bu ya.. Istanbulda okurken evim Anadolu yakasinda okulum ise Avrupa yakasindaydi, o yuzden her gun sabahin korunde kalkar otobuse binerdim. Boyle yari uykulu bir sekilde tiklim tiklim dolu otobuste kulakliktan bu albumu dinlemek sabah rituellerimden biriydi. MDB daha sonra cok guzel “sert” ve “avant-garde” albumler yapti ama bu albumdeki kadar naif ve melankolik bi calisma ortaya koyamadi bence.

    Bir de Rick Miah buyuk olasilikla en iyi doom metal davulcusu. Davulun arkaplanda olmasina bu kadar musait bir muzikte nasil bu kadar karakteristik davullar yazmis adam aklim almiyor.

    nepenthe

    @Kemal, Rick Miah konusunda kesinlikle katılıyorum. TLTS gibi doom klasiği bir albümü sırf davullarına dikkat kesilerek dinletecek kadar karakteristik davullar yazıyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.