# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PARADISE LOST – Draconian Times
| 15.04.2012

Mutsuzluk.

Baha ÖZER

Karlı soğuk bir günün sabahıydı. Dünün yorgunluğunu üzerimden atmış güne hazırlanırken dün vermiş olduğum siparişi bugün alacaktım. Ne siparişi olacak tabi ki çekme kaset dönemlerinden geçtiğimiz için heyecanlı heyecanlı sipariş verdiğim çok merak ettiğim bir albümü dinleme şerefine erişecektim. Etraf yürünecek halde değildi botlarıma bakıyor ve beni o çamur ve kar çirkefinden nasıl taşıdığına hayret ediyordum. Çevremdekileri izleye izleye yürürken aklıma Steinbeck’in o ”Dünyanın her yerinde herkesin yenileceği bir yer vardır. Kimilerini yenilgi yıkar, kimileri ise zaferle küçülür, bayağılaşır. Büyüklük, hem yenilgiyi, hem de zaferi kabullenebilen kişilerde yaşar.” sözü aklıma gelmiş hayatı anlamlandırmaya çalışıyordum. Yüzlere baktıkça insanların insanlığın ne kadar da mutsuz ve bir yerlere yetişmeye çalıştığını anımsıyorum, belki amaçsız belki amaçlarına doğru hızla yürüyerek gidiyorlardı.

Ben Steinbeck kadar tasvir yapamam ancak sokağın sonuna gelip birisinin kafasını bacakları arasına ümitsiz ümitsiz ağladığını görünce kafamda onca şeyler dolaştı durdu. Belki herkesi onun gibi gördüm. Kim bilir neden ağlıyordu? Neden yanı başından geçtimde gözlerime bakmadı? İnsan bir yabancının gözlerine bakmaktan korkarmış. Çünkü o bakışının ardına yatanı bilmekten çekinirmiş. Evet, insanlık mutsuzdu, zaten My Dying Bride boşuna yapmamıştı “The Cry of Mankind”ı, Savatage’in “The Wake of Magellan’ındaki yaşlı adam gibi yalnız olmuştuk yalnızdık bu hayatta. O, denizin kenarında yapayalnız dolaşırdı biz ise şehrin keşmekeşinde kaybolur giderdik. Kimimiz nefret ediyordu kimimiz ise bir çıkış yolu arıyordu. Hayatın zorluklarıyla yüzleşme, inanç problemleri, felsefi tartışmalar sonucu cevabı zor sorular gibi cevaba çok uzaktık, kimimiz yenildi daha fazla ileri gidemedi kimimizse bir deryada küçük bir kum tanesi oldu kaybolmamaya çalıştı ve debelenip durdu. İşte o karlı günün sabahı sadece bunlar değildi beni düşündüren belki de biraz Draconian Times’ı hayal ediyordum belki o düşündürüyordu böylesine gaddar zamanları…

Enchantment’ın ilk 50 saniyesi beni hayata daha çok bağlamıştı. İnanın, o zamanlar çok farklıydı her şey, daha bir hissizdi yüzler, donuktu. Dinleyin bu şarkıyı, soğukta yoğun bir şekilde kar yağarken dinleyin, yüzünüze karlar çarparken, dışarıda bin bir insan koşuşurken, otomobiller çevreye dumanlarıyla zarar verip gürültü kirliliği yaratıp zamanımızdan ve ruhumuzdan çalarken bir dinleyin, emin olun çok daha anlamlı olacaktır. Nick Holmes’u hiç bu kadar kararlı ve sinirli bir vokal yaparken dinlememiştim. Grubun ilk dönem eserleri daha bir sertti ve daha kargaşa yaratmaya yönelikti ama bu deyim yerindeyse huzur kaçıran bir melankoliye sahipti. Nick Holmes bizim gibi mutsuzdu anlattıklarına bakılırsa. İşte bu yüzden ortak yönlerimiz vardı. Ruh neydi? O ruhun tarifi Paradise Lost’da gizliydi sanki. Grubun “Icon” ile girdiği melankoli deryası “Draconian Times” ile devam ediyordu ama bir farkla. Paradise Lost o zamana kadar hiç yapmadığı bir şekilde hüzün taşıyordu. Holmes ve tayfası kafasını bacaklarını arasına almış bu hayatta bitmiş insanların acılarını anlatıyordu. “Hallowed Land” girdiğinde ise istemsiz bir şekilde gözlerimden yaşlar dökülüvermişti bu nasıl bir etkiydi hala inanamam yazıya dökemem. Bazen kendimle kaldığımda bu albümü dinlediğimde ancak anlatabilirim sözler birden dökülüverir.

Bazı dinleyiciler bu albümdeki Nick Holmes vokallerinin James Hetfield’ı çok anımsattığını söyler. Doğrudur, Holmes hayata karşı mutsuzluğunu haykırırken öylesine detaylı verir ki her şeyi hayatı düşüncelerinizde tasvir ettirir size. Karanlıktır, depresiftir bu albüm. Zira sizi çekti mi içine çeker. Tıpkı “Forever Failure” gibi. “Draconian Times’ın belki de en önemli nadide bestelerinden birisidir bu. İlk başladığında Charles Manson’un mahkeme kayıtlarından birazını dinleriz ve bize der ki “Understand procedure, understand war understand rules, regulations. I don’t understand sorry.” Şarkının 3:09 saniyesinde giren o gitar melodisi insana ne düşündürür neyi anımsattırır hala anlayamam. Bir şarkı hayatınızda böyle anlam taşıyorsa ona sıkı sıkı bağlanırsınız. İşte bu da böyle bir şeydi.

“Shadow Kings”i ise defalarca başa sarıp dinlediğimi hatırlıyorum. Ritim gitarda yaratılan o tarif edilemez hisler şarkıları çok melankolik yapıyor. Büyük üstat Mackintosh ise kaybetmiş insanların hikâyelerini anlatır cinsten öyle melodiler yaratmış ki seneler sonra dinlediğimde bile aynı etkiyi yaratıyor. Ya “Elusive Cure”un başlangıcındaki o sersemletici melodiler nasıldı? İnsan kendisini büyük bir boşlukta hissediyordu. Holmes’un “Regret, refrain, i can no longer bear it” sözleri kendisinin kırılgan sesiyle insanı derinden yaralıyor. “Yearn for Change”in ardından gelen “Shades of God” ise bir başka tarif edilemez Paradise Lost şarkısı. Belki Black Sabbath etkisi, belki o ritim gitarların yarattığı karanlık, umutsuz dünya tasviri. İnanılmaz!

“Draconian Times” Paradise Lost’un en başarılı olduğu ve bir dünya insanı melankolisiyle peşinden koşturduğu bir albüm. Katatonia’sından Moonspell’ine her grup biraz etkilenmiştir.

Ah Holmes, ah 1990’lar! Her şeyin daha yavşamadığı, dünyanın daha bir sersemletici zamanlarına denk geldiği, havaların daha soğuk olduğu, küresel iklim dengesizliklerinin bu kadar hayatımıza etki etmediği, trafik sorunlarının neredeyse başlangıçlarını yaşadığımız, çevre katliamlarının yaşandığı, fokların öldürülüp derisinin kullanıldığı, AIDS’in çoğaldığı, evsiz insanların daha çoğaldığı, gelir-gider dengesinin arasında uçurumların yaşandığı, sağlık sisteminin zaten çöktüğü, teknolojinin insanları daha esir almadığı, bir sevgilinin karşısındaki sevgilisine daha içten sarıldığı ve daha mutlu olduğu yıllar ve belki de çoğumuzun mutlu olamadığı o gaddar, zalim yıllar!

“I don’t really know what sorry means, i’ve been sorry all my life
I’m sorry i was born, that’s what my mother told me
I don’t really know what sorry means
I’ve been sorry all my life
I don’t really know what sorry means”

Charles Manson (Paradise Lost – “Forever Failure”) 3.00 dk.

Albümün okur notu: 12345678910 (8.66/10, Toplam oy: 121)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1995
Şirket
Music for Nations
Kadro
Nick Holmes: Vokal
Lee Morris: Davul
Stephen Edmondson: Bas
Aaron Aedy: Ritim gitar
Gregor Mackintosh: Solo gitar
Şarkılar
1. Enchantment
2. Hallowed Land
3. The Last Time
4. Forever Failure
5. Once Solemn
6. Shadowkings
7. Elusive Cure
8. Yearn for Change
9. Shades of God
10. Hands of Reason
11. I See Your Face
12. Jaded
  Yorum alanı

“PARADISE LOST – Draconian Times” yazısına 15 yorum var

  1. caksu says:

    Konuk Yazar sonunda sitenin kadrolu yazarı. :)

  2. onurtoptas says:

    hey gidi.. hallowed land’in etkisi unutulmaz tabi. albume de kritige de on..

  3. havitetty says:

    Yorum yapmaya gerek bile yok, mükemmel.

  4. Ugur says:

    Çok da konuşmaya gerek yok aslında: 10/10

  5. barış says:

    soğuk kış günlerinin engellenemez melodisi. mükemmel abüm..

  6. Baran Şahin says:

    Çıkmış çıkacak en iyi albümlerden biri. Kritiklemeyi bırak övmek bile biz fanileri aşar

  7. Eski bi grupla The Last Time’ın davullarını az çalmadım 2004 civarlarında. :) Teeey tey…

  8. aeron says:

    Doom/gothic sevmiyor olmamama rağmen, kritikten dolayı feci dinleyesim geldi. Yazarın ellerine sağlık.

  9. lopp says:

    Berbat ötesi bir albümdür bana göre.

  10. Osman says:

    Melankoliden farkli olarak, bende Ingiltere’nin (olmadi Karadenizin) ruzgarli daglarina cikip Mel Gibson misali FREEDOM!!! seklinde bagirma istegi uyandiran albumdur. James Hetfieldinkinden daha iyi yapilan bir James Hetfield vokali, muthis melodiler, pufur pufur esen riffler, Draconian Times tam bir basyapit.

  11. Berca B. says:

    Paradise Lost’un tek sevdiğim albümü. Türün diğer örneklerinden farklı olarak ağlamayan bir albüm bu, aksine baya bir nefret kusuyor bana göre. Bu yüzden çok seviyorum. Net 10.

    Bu arada bu yazıyı kim yazmış ya?

  12. baha says:

    alla alla bu yazıyı kim yazmış acaba?:/ :)

    Ahmet Saraçoğlu

    @baha, atlanmış, kusura bakma. Düzelttim şimdi.

  13. baha says:

    problem değil.:)
    bu arada my dying bride “angel and the dark river” albümüyle draconian times’ın aynı dönem albümleri olması o dönem her iki çalışmayıda beraberinde dinleyen insanların nasıl bir ruh durumu ile karşı karşıya kaldıklarını çok iyi anlayabiliyorum. ikisini de yıllar sonra arka arkaya dinledim ama o dönem gerçekten çok farklıymış. sonbahar bunlarla çok güzel.

  14. Ajda says:

    Harika ötesi bir albüm. Bu dünyaya kesinlikle ait değil. Bir insan 7 senedir her gün illa bir şarkısını dinler mi? Takıntılıyım.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.