# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
MERCENARY – Through Our Darkest Days
| 09.10.2013

İşinin ehli.

Melodik death metal ve Amerikan usulü power metali büyük bir ihtişamla sunan Danimarkalı grup MERCENARY, dev kadro değişiklikleri sonrasında “Metamorphosis” adlı albümü çıkarmış ve hayranlarını ikiye bölmüştü. Bir kesim, grubun eski havasından uzak, modern bir tarza kaydığını düşünürken, benim de içinde bulunduğum, hatta bizzat bayraktarlığını yaptıgım bir kesim ise MERCENARY’nin bu hareketinden ziyadesiyle mutlu olmuş, grubu eskisiyle yenisiyle, her türlü kabul etmişti.

Geçmişi çok eşelemeden günümüze gelelim.

“Metamorphosis”e manevi bazda önemli anlamlar yükleyen ve çıktığı dönemde yaşadığım, kötü olmayan ancak hayatımda yer eden birtakım şeyler dolayısıyla albümü herhangi bir albümden daha fazlası olarak gören şahsım, MERCENARY’den yine dev bir albüm bekliyordu. “Metamorphosis”e yüklediğim anlam sebebiyle, ne çıkarsa çıksın “Metamorphosis” kadar sevmeyeceğimi tahmin etsem de, albümü deli gibi merak ediyordum.

“Through Our Darkest Days”, MERCENARY’nin doğru yolda attığı diğer bir adım diyerek albümün içine doğru yönelelim. Şurası çok net ki, René Pedersen’in MERCENARY’ye olan katkıları muazzam boyutlarda. Mikkel Sandager’in devasa sesi ve yorum gücü her zaman baki kalacak olsa da, onun gibi dev bir sesin arkasından gelip her türlü vokali böyle domine ederek yapabilen Pedersen’i, MERCENARY’nin kariyerindeki en büyük şansı olarak görüyorum. En başından beri grupta olan ve Sandager’le birlikte MERCENARY’nin vokal gücünü oluşturan Kral’ın yükünü de buna ekleyince, Pedersen’in hem clean, hem de brutali üstlenmiş olması cidden grubun gidişatını değiştiren bir olay. Böylesi önemli eleman kayıplarından sonra Pedersen bulunamasaydı, şu anda MERCENARY diye bir grup olur muydu, bence o bile şüpheli.

Albüm, ismine inat, o kadar da karanlık bir yapı barındırmıyor. Hatta her şeyiyle yeni bir sayfa olan “Metamorphosis”e göre bir hayli olumlu bir atmosfere sahip. Bu haliyle bana son albümden ziyade “Architect of Lies“a daha yakın duruyormuş gibi geliyor. Grup “Metamorphosis” sonrasında gelen eleştirilere kulak mı astı, yoksa bu albümdeki besteler doğal olarak bu şekilde mi gelişti elbet bilemiyorum, ama ortada yine hiç kastırmasız, su gibi akan, temiz bir albüm var.

Albüme dair söyleyebileceğim en önemli şeylerden biri, “Through Our Darkest Days”in ilk dinlemelerde etegindeki tüm tasları dökmediği ve bir nebze “lan?” hissiyatı uyandırdığı. Ben bunu bir başarı olarak görüyorum, zira bu durumu sağlayan şey bestelerin çok belli etmeden sahip oldukları sofistike yapı. Basta bazı şarkılar birbirlerine yakın trafiklere, yapılara sahiplermiş gibi gelse de, sonradan görüyorsunuz ki grup her şarkıya kattığı irili ufaklı ögelerle her şarkıya farklı bir kimlik katmayı, her şarkıyı bir başkasının favorisi haline getirebilecek unsurları ustaca yerleştirmeyi bilmiş.

Biraz daha derine inersek, albümdeki müzisyenliklerin yine üst düzey olduğunu söyleyebiliriz. Bir önceki albüme göre geri planda olan tek şey davullar, ki önceki albümde Morten Løwe Sørensen’in çaldığı düşünüldüğünde bu gayet normal. yine de bu albümde de davul namına hiçbir sorun yok, sadece “Metamorphosis”tekiler kadar yaratıcı değiller o kadar. René dediğim gibi vokalleriyle albümü komple domine ediyor, gitarlar da her zamanki MERCENARY cayır cayırlığında albümü götürüyorlar.

Nakaratlara yüklenen bir grup olan MERCENARY’nin şarkı yapılarını ikinci plana atmaması ve nakaratlara abanan diğer kimi gruplarda gördüğümüz türde bir “zamanını sürekli o büyük nakarata hazırlanmakla” geçirmemesi, şarkıların daha uzun dinlenebilir ve zevk alınır hale gelmelerine sebep oluyor. Zaten MERCENARY’yi MERCENARY yapan olaylardan biri de bu; komple şarkılar yapıyor olmaları. Bunu en güzel, Forever the Unknown’un 03:29′da başlayan nakaratın sonrasında gelen mükemmel melodik bölüme, oradan tatlı bir soloya, oradan da 04:18′de başlayan manyak damar kısma bağlamalarını ve 04:38′de de nakarata devam edecekmiş gibi yapıp, nakaratın arka planına sahip farklı bir bölüme geçip oradan da tekrar nakarata bağlamaları ve devam etmeleriyle örneklendirebilirim. Böyle yazınca bile takip etmesi zor oluyor, ama grup bunu öylesine akıcı ve doğal yapıyor ki, müziğin içinde kaybolmadan edemiyorsunuz. En azından ben edemiyorum.

MERCENARY yaptığı işi her zaman için iyi ya da çok iyi yapan bir grup ve “Through Our Darkest Days”de de bu durum değişmiyor. Grubun bugüne dek yaptığı en hüzünlü, en gaz, en eşlik edilesi şarkılardan bazılarını barındıran “Through Our Darkest Days”, yukarıda belirttiğim nedenlerden dolayı “Metamorphosis” kadar hayatımda yer etmese de -zaten böyle bir beklentim yoktu- kesinlikle çok sevdiğim, çıkışından bu yana en az 100 kez dinlediğim bir albüm olarak 2013 yazı dendiğinde aklıma gelecek albümler arasındaki yerini aldı. MERCENARY şu dünyada en sevdiğim gruplardan biri ve nerede ne ters gitti bilmiyorum ama, şimdiye çoktan büyük festivallerin aranan gruplarından biri olmalıydılar, her yerde konser vermeliydiler. Net.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.52/10, Toplam oy: 27)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2013
Şirket
NoiseArt Records
Kadro
Jakob Mølbjerg: Gitar
Martin Buus Pedersen: Gitar, klavye
René Pedersen: Vokal, bas
Peter Michael Mathiesen: Davul
Şarkılar
1. A New Dawn
2. Welcome the Sickness
3. Through Our Darkest Days
4. Dreamstate Machine
5. A Moment of Clarity
6. Beyond This Night
7. Starving Eyes
8. Generation Hate
9. Forever the Unknown
10. Holding On to Serenity (Bonus)
  Yorum alanı

“MERCENARY – Through Our Darkest Days” yazısına 6 yorum var

  1. Baybora says:

    Grubun dinlediğim ilk albümü oldu,baya da beğendim. Generation Hate’in baya hastası oldum hatta,kesinlikle dalacağım diğer işlerine.

  2. Umut says:

    İlginç. metamorphosis’in aksine bu albüme ilk çevirmede ısındım ama uzun vadede bıraktığı etki Metamorphosis kadar güçlü olmadı tabii.

    Mercenary’nin çok iyi bir yönü var. Tek bir şarkıda dinleyiciye birden fazla duyguyu yaşatabilme yetisi. Bugüne kadar bunu hakkıyla becerebilen grup da az görmüşümdür hani. Generation Hate’i örnek verebilirim mesela. Blast beatlerle falan başlayıp ağız yüz kıran death metal izlenimi bırakıyor ama şarkının Wintersun kalibresinde epikliği de var. Kısa solosu ise her türlü thrash şarkısına gidecek cinsten. Janra, kalıp falan dinlemeyip istediği müziği yapması ne güzeldir insanın.

    Son olarak, A Moment of Clarity grubun bugüne kadar yaptığı en iyi 3-5 şarkıdan biri olabilir.

  3. Ugur says:

    Askerdeyken en çok dinlediğim albüm oldu bu.Bundan dolayı da ne zaman dinlesem askerlik anılarım ve Malatya gözümde canlanıyor sürekli.

    deniz

    @Ugur, hoca bende askere gitmeden önce senin bu yorumu okuyup mp3′e attım bu albümü..nöbetlerde pek bi makbule geçti valla eyvallah :)

    Ugur

    @deniz, Ben de en çok gece nöbetlerinde dinlerdim.Zaten başka türlü fırsatım olmuyordu.Bol yıldızlı Malatya geceleri, elimde g3, kulağında A Moment of Clarity.Klip olsa olur yani ahah.

  4. Rashid says:

    İlk dinlediğimde vokali nedense pek fazla beğenmesem de albümü ikinci defa dinlediğim de baya bi ısındım albüme. Grubun dinlediğim ilk albümüydü bu. En yakın zamanda eski albümleri dinlemek farz oldu.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.