# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IRON MAIDEN – No Prayer for the Dying
| 14.08.2011

Yahu bir Wrathchild vardı o noldu?

Hep efsane albümler yorumlanmaz değil mi? Bu kritikte de Maiden’ın genel kanı itibarıyle en az başarılı albümlerinden birini yorumlayalım.

Iron Maiden, 1988’de ‘buzdağlı’ albümünün turnesine çıkmış; ilk defa bir festivalde headliner olarak sahne almıştı. Donington Park’ı dolduran 107.000 şanslı dinleyici, grubun efsanevi kadrosunu gencecik halleriyle canlı dinleme şansına erişmişti. Son derece başarılı bir turnenin ardından sıra yeni albüme gelmişti. Steve, grubun son iki albümünde uyguladığı klavye ve synth ögeleriyle süslenmiş sound’unun artık yeterli olduğunu düşünerek Killers gibi ilkel ve vahşi bir albüm yapıp köklere dönmeyi teklif etmişti. Bu duruma, grubun modern müzik anlayışlı elemanı Adrian Smith karşı çıktı. Müzikal anlamda “Seventh Son of a Seventh Son”dan da ileri yöne gidebileceklerini düşünüyordu. Bu durum East End’li hemşerimi kızdırdı ve Smith’e şöyle dedi: “Maiden’a kendini yüzde yüz vermiyorsan hiç vermiyorsun demektir. Ayrılmayı düşünüyorsan hiç düşünme”. Sonuçta usta besteci Adrian Smith gruptan ayrıldı ve solo projeler üretmeye başladı. Grupta Maiden dışında solo takılan başka bir eleman daha vardı: Bruce Dickinson. Yeni gitarist olaraksa Bruce’un solo albümü “Dövmeli Milyoner”de üstün bir performans sergileyen Janick Gers alındı. Ian Gillan ile çalışmış bir gitaristti kendisi. Janick’in yeni albümde besteci olarak ismi geçmeyecekti. (Bir Talisman çok keleş olurdu bu albüme ama neyse.)

Bruce Dickinson, “Elm Sokağı’nda Kabus 5” filminin soundtrack’i için Bring Your Doughter… To the Slaughter isimli bir parça bestelemişti. Steve, parçayı duyunca çok beğendi ve “Bunu mutlaka Maiden’a saklamalıyız’’ dedi. Sonuçta söz konusu şarkı, albümün hiti olarak grubun İngiltere listelerine 1 numaradan giren ilk ve tek single parçası olacaktı. Çok sevdiğim bir parçadır. (Ama yani niye Aces High veya The Clairvoyant değil de bu parça 1 numara oldu, onu da sorgulamak lazım.) Evet. Sonuçta Maiden’ın 90’lara giriş albümü “No Prayer For the Dying”, 1 Ekim 1990’da piyasaya çıktı. Bilen bilir. Bu, bir Maiden sonbahar albümüydü.

Bu kritikte şarkıları uzun uzun incelemeye gerek görmedim. Kısaca görüşlerimi belirtirsem açılış parçası Tailgunner herhalde kimsenin itiraz etmeyeceği çok güzel bir beste. Holy Smoke, çocuksu klibiyle tepki çekse de en azından ele aldığı konu itibarıyle (din tüccarlarını eleştiriyor) bence hoş bir şarkı. Albümle aynı adı taşıyan parçanın sözleri çok beğeniliyor ama beste anlamında bir Children of the Damned değil. Sonraki iki parça Public Enema ve Fates Warning ise bence “Maiden kötü beste yapmaz lannn!” diyen tezi çürüten parçalar. Hatta Fates Warning, bence Angel and Gambler’dan bile kötü! The Assassin ve Run Silent ise benim beğendiğim ama genel itibarıyla çok tutulmayan parçalar. Hooks in You ise eser sahibi olarak Adrian’ın isminin yer aldığı bir beste. Charlotte the Harlot ve 22 Acacia Avenue şarkılarının devamı niteliğinde sözleri var. Ama beste anlamında ikisinin yanında da Mustafa Topaloğlu bestesi gibi kalıyor. “Kızını getir” şarkısını ise anlatmıştım. Son olarak Mother Russia genel kanı itibarıyle -ki ben de öyle düşünüyorum- single parçalarından sonra albümün en sevilen parçası. Ama 80’lerde çıkan albümlerin epik parçalarıyla bir kıyaslamak lazım gene de…

Albüm turnesinde konserlerin izleyici kapasiteleri azaltıldı, dekorlar küçültüldü. Fanlar bu durumu olumsuz karşıladı. Ayrıca belki inanmayacaksınız ama 500.000’i aşan satışıyla platin plak kazanan bir albümdür bu.

“No Prayer for The Dying” albümü, “buzdağlı” ve “zaman makinalı” albümlerin modern ve kulağa hoş gelen sound’larının ardından bir eskiye dönüş çabası. Ama ne yazık ki albüm kaydı, benim “orman soundu” diye nitelediğim şekilde yapılmış. Bruce, 90’larda çok moda olacak gırtlaktan, kirli vokal tarzında söylemiş tüm şarkıları. Sanırım bu durum, albümü ilk çıktığı günlerde dinleyen ağabeylerimizi şaşırtmıştır çünkü önceki albümlerde Bruce’un vokalleri çok pürüzsüz ve temiz idi. Bence bu tarz Bruce’a çok yakışmış. Hele bir sonraki albümde Bruce’un benzer tarz vokalleri tadından yenmez bir hal alacaktı. Bruce demişken… O zamana kadar “sinekkaydı” bir imajla görmeye alıştığımız vokalist, albüm fotolarında kirli sakallı görünüyor bu sefer.

Bruce, Maiden’dan ayrıldıktan sonra albümü çok ağır eleştirdi. Şu sözler onun:

“Dream Theater’ın demo kayıtları bile bundan iyi.”

“…No Prayer albümü içinde birkaç mükemmel şarkı bulundurmasına karşın bir bok çuvalından farksızdı. The Number of The Beast ve Piece of Mind’da serbest bir fikir akımı vardı. Daha sonraki yıllarda Steve bana ‘elimde şöyle çalışmalar var der oldu. Ben de o elindeki şeylere söz yazıp duruyordum. Bahsettiğim albümlerde parçalar hakkında Steve ile günlerce tartışıp duruyorduk hatta Number of The Beast turnesinde yumruk yumruğa kavga edecektik. Steve, bundan bir hafta sonra beni kovmak istedi ama Rod ‘onunla yaşamaya alışmalısın’ deyince bundan vazgeçti. Bugün baktığımızda o tartışmalı dönemlerden klasikleşmiş birçok parça çıktı değil mi?”

Ben bu albümün beste anlamında kötü bir albüm olduğunu düşünmüyorum. Belki de ortaokulda çok dinlediğim ilk göz ağrılarımdan biri olduğundandır, kim bilir?

En iyisi ben albüm yorumunu daha çok size bırakayım. Sizce kapak resmindeki zavallı mezarlık görevlisi boşuna mı öldü? Ya da daha açık sormam gerekirse, “arkadaşlar, sizce Bruce haklı mı?”

Emre ÇİFTÇİ

6,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.20/10, Toplam oy: 86)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1990
Şirket
EMI
Kadro
Bruce Dickinson: Vokal
Dave Murray: Gitar
Janick Gers: Gitar
Steve Harris: Bas
Nicko McBrain: Davul
Şarkılar
1. Tailgunner
2. Holy Smoke
3. No Prayer for the Dying
4. Public Enema Number One
5. Fates Warning
6. The Assassin
7. Run Silent Run Deep
8. Hooks in You
9. Bring Your Daughter... To the Slaughter
10. Mother Russia
  Yorum alanı

“IRON MAIDEN – No Prayer for the Dying” yazısına 8 yorum var

  1. Yine güzel bir yazı eline sağlık. Iron Maiden’ın bugüne dek hiç dinlemediğim birkaç şarkısı var ve hepsi de bu albümde. Nedense baştan sona hiç dinlemedim bu albümü.

  2. hen says:

    -Öncelikle Public Enema sözlerinden tut da gitarına kadar felan çok güzel bir parçadır, Fear is the Key, 2. A.M., Como Estais Amigos gibi ilgi görmemiş bir hazinedir, candır, canandır.

    -Holy Smoke’un klibine laf atan insan da gelsin çayımı içsin önce.

    -Bring Your Daughter, Dickinson bir arkadaşının evinde oturup sohbet ederken ve de ara ara klasik gitarla bir şeyler tıngırdatırken, elemanın tuvalete gittiği arada elindeki gitarla temelini attığı bir parçadır yanılmıyorsam (eleman baya kalmış demek tuvalette, yıh yıh. kötü espri). Sözlerinden ötürü çok eleştirilir (ki ben severim, edepsiz olmak iyidir bazen). Hatta o yılın en kötü soundtrack ödülünü almıştır (Golden Raspberry -89′). Akademiye “Hadi len ordan” diyorum.

    -Bruce’un bu albümde belirgin şekilde kirli vokal yapmasında albümün eski albümler gibi daha serseri bir albüm olacak (olamamış ayrı konu) olmasının yanında, kendi sesinin de yıllar içerisinde çok fazla zorlanması ve yorulmuş olması da vardır. Özellikle 7th Son turnesinde (albüm kayıtlarında da) bu yorgunluk görülebilir. Her sene dünya turnesine çıkarsan o yaşta öyle olur tabi. Zaten bu süreç World Slavery Tour’da başlamıştır (4 gece arka arkaya aynı yerde konser vermek). Neyse o başka yazının konusu.

    -Saraçoğlu gibi ben de bu albümdeki bir kaç şarkıyı çok sonraları dinledim ve albümü çok uzun süre hiç baştan sona dinlemedim.

    -Albümün bekleneni elde edememesinde bir çok sebep var tabii. Dickinson’nın sesindeki yorgunluk, kendisindeki bıkmışlık, bu bıkmışlığı besteleriyle kapatabilecek ve Dickinson’ı oyuna döndürebilecek Adrian Smith’in gruptan ayrılması, Janick Gers’in gruba çok yeni girmesi ve daha gruba beste anlamında yardımcı olacak havanın oluşmamış olması (Bring your Daughter’a solo falan yazmış yani o kadar), Steve Harris’in kafasındaki fikirlerin de çok güzel hayata geçirilememesi (kendisinin “suçu” tabi öncelikle), kimsenin de ona dur diyememesi (Martin Birch’e falan da selam çakıyoruz).

    -Demek ki neymiş, Steve Harris de olsa insan insandır. İyi albüm yapmak için Steve Harris olmak yetmiyor. Ayı gibi üretkenlikten, bir sürü melodi/riff falan bulmaktan başka şeyler de lazım: kompozisyon, samimiyet, uygun oda sıcaklığı ve basınç gibi başka etkenler de var yani. Bunu çok güzel görüyoruz bu albümle.

    -Kısacası Dickinson dediklerinde (bir yerden sonra otomatiğe bağlamak, yeni fikirlerin güme gitmesi, tartışma olmaması) haklı. Ama bu demek değil ki Steve Harris olaydaki kötü adam. Grubun lideri ve beyni olarak “şu yöne gitmeliyiz” diye (kötü) bir karar vermiş, ama bir çok sebeple bunu gerçekleştirememiş. Olur öyle.

    -Ben gene Holy Smoke açıp gülüyor, Public Enema’da sinirleniyor, geceleri “Running Silent Runnig Deep!” diye koşuyor muyum? Koşuyorum. Albümün de üzerine fazla gitmiyorum.

    5.9 (a.k.a “6 Değil”)

    nordson

    @hen, oh yeah!

    caksu

    @hen, Ben de böyle şeyler bilmek istiyorum lan.

  3. Puberthe says:

    Bi Maiden fanı olarak ilk 4 albümüme girer bu albüm benim. Hakkı yeniyo bence, Mother Russia, Run Silent, Bring your Daughter, Holy Smoke, Hooks in You çok güzel şarkılar. A Matter of Life and Death gibi baştan sona sindire sindire dinlenmesi gereken albümlerden biri ancak o zaman kıymeti anlaşılıyo, hem Janick Gers’in geldiği albüm olması falan, ne bileyim.

    Ayrıca Seventh Son sonrası geriye dönüş niteliği taşır, tadından yenmezdir yani.

  4. bab-ı esrar says:

    benim de bir Maiden fanı olarak, bu albüme karşı ayrı bir sevgim var aynı Virtual XI olan ayrı sevgim gibi onun için bu albüme tarafsız gözlerle bakanlar gibi objektif bakamıyorum bu da bizim kusurumuz ne yapalım :)

    Maiden bu albüme gelene kadar efsane 7 albüm yaptı kalite skalası devamlı yukarı doğru genişledi ama @hen nin dediği gibi bu müzikte üretkenlikte bir yere kadar geliyor bir yerden sonra geometrideki tepe noktası gibi üretkenlikteki kalite yavaş yavaş aşağıya doğru ivme kazanıyor ve artık müzisyen olarak tükenmenin dadından da yenmiyor. Müzik dünyasında hangi grup kariyeri boyunca zirve albümler yaptı ki zaten, onun için her grup gibi Maiden nında inişli çıkışlı müzik serüveninde bu albüm iniş basamağı oldu. Ama işte aması var! Mesela devamlı kaymak gibi duyduğumuz sesin bakın birde böyle kirli si de var dedirtti onun yanında Maiden sounduna cuk oturan bir gitaris var dedirtti velhasılı kelam Maiden kalitesi içinde o kadar da kötü albüm değildir. Bi hakkın 7 alır!

  5. Aeonian_Lich says:

    Mother Russia’nın ana melodisi de Afraid To Shoot Strangers misali yıllarca dilime dolanmıştı, mırıldanıp dururdum.

  6. Maiden’ın türkiye’de fanları var sa bunların başlarında ben gelirim.Yurt dışında hollanda ve paris (parc des princes)konserlerine gittim.Hayatım iron maiden dinleyerek geçiyor.En sevdiğim parça ise “The Evil That Men Do “

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.