# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SHADOW GALLERY – Digital Ghosts
| 31.10.2009

Günümüz toplumlarını dijital hayaletlere benzetmek.

Shadow Gallery müzisyenleriyle ve oluşturduğu besteleriyle Progresif Metal ve dolayısıyla müzik dünyasında hatırı sayılır bir yere sahip. Her daim geleneksel tavrını sürdüren grup klasik müziğin ciddiyetini ve Progresif Rock gruplarının elitist yaklaşımını da hep üzerinde taşıdı.

Bu ciddiyet ve elitist düşünce yüzünden çok fazla dinleyici kazanamadı hep ikinci planda kaldı ama birbirinden kaliteli altı albüm piyasaya sürdüler ve yaşadıkları onca olumsuz durumdan sonra ise hâlâ ayakta olmayı başarıyorlar. Bazı topluluklar gibi “bir albümü iyi, diğer albümü vasat” gibi düşünceleri de hiç üzerlerinde taşımadılar ve hep iyi çalışmalarla dinleyiciler karşısına çıktılar.

2005 yılında piyasaya çıkan “Room V” albümünden sonra toplulukta bazı çatlaklar meydana geldi. Bunların üstesinden de kolaylıkla gelen topluluğun son albümüne geçmeden önce birkaç önemli ayrıntıya değinmek sanırım yararlı olacaktır.

“Room V” albümü sonrası kendilerini her zamanki gibi özel hayatlarına veren Shadow Gallery elemanları 2008 yılında vokalist Mike Baker’ı da kalp krizinden yitirdikten sonra “tamam mı, devam mı?” psikolojisine girdiler. Davulcu Joe Nevolo (artık dışarıdan destek veriyor) ve piyanist Chris Ingles gruptan ayrıldıktan sonra iyice çıkmaza sürüklenen grubun, gitarist ve prodüktör Gary Wehrkamp’ın “Shadow Gallery devam edecek…” açıklamasından sonra bütün hayranları rahat bir nefes aldı.

Aylar süren çalışmalardan sonra yeni vokalist açıklanmış ve albüm ismi bile hazır hale gelmişti. İlk önce albümde tek şarkıda yer alacak olan isim D.C. Cooper olarak açıklandı ama daha fazla bir bilgi verilmedi. Daha sonra ise Brian Ashland isminde kimsenin hakkında fikir bile yürütemeyeceği bir vokalist zikredildi ve ardından yeni albüm aniden piyasaya çıktı.

“Digital Ghosts” muhteviyatında birçok müzisyenin ve vokalistin yer aldığı kozmopolit bir çalışma niteliği taşıyor. Yapısal olarak Ayreon çalışmalarını hatırlatan ama daha kapalı, daha gizemli bir portre çiziyor. Bu albümle grup yeniden konsept albümlere geri dönüyor ve daha önce birçok albümde bahsettikleri gibi yeni dünya düzeninden, medyanın beyin yıkayıcı tavrından, savaşlardan, kötü insan doğasından, kapitalizmin nasıl ve ne şekilde sömürdüğünden ve ahlâkın yerle bir edilmesinden bahsediyor ve bahsedecek. “Digital Ghosts” bu konsept albümlerin yeni bir başlangıcı gibi… “Tyranny” albümünde bahsedilen bu protest yaklaşım yeni albümde de sürüyor ve aynı “Legacy” albümünde işlenen toplumsal konular gibi “Digital Ghosts”ta da aynı bileşim devam ediyor. Toplumlarda teknolojiyle birlikte gelişen duygusuzluk ortamını, insanın mekanikleşmesini ve dolayısıyla ahlâkın insan duygusundan yok oluşunu anlatan “Digital Ghosts” şimdiye kadar ortaya çıkarılan en arıza, en çılgın Shadow Gallery konseptini üzerinde taşıyor. Müzikâl olarak etkileşimlerine geçmeden önce bu albümde işlenen konuların diğer çalışmalarda işlenen konularla eklektik bir yapı taşıdığını da belirtelim. Genel olarak “Tyranny”, “Legacy” ve “Room V”daki konsept yapı kısmen alınmış ve yeni fikirlerle birlikte bu albümün iskeleti ortaya çıkarılmış.

Müzikal olarak “Digital Ghosts”un diğer Shadow Gallery albümleriyle benzerliği yine konsept yapıda benzerlikleri gibi eklektik bir yapı taşıyor. Öncelikle bu albümdeki klavye soundunun “Carved In Stone” albümüyle benzerlik taşıması, gerek solo gerekse ritim gitar tonlarının “Legacy” ve “Room V” albümleri soundunda olması, vokal melodilerinin ise “Tyranny” albümüyle benzerlik taşıması elbette bir tesadüf değil, çünkü bu bir Shadow Gallery albümü ve Shadow Gallery soundu! Yenilikleri bir gözden geçirecek olursak en açık örneği klavye tonlarında hissedilen hammond org tınıları. Bunun dışında ise klasik müziğin baskın olmasının yanında caz melodilerinin de bazı bestelerde yer alışı grubun müzikal yönde daha da geliştiğini gösteriyor. Klasik müzikte özellikle koro kemanların kesik kesik yaptığı ritimler ise Shadow Gallery müziğinde başarıyla yer almış. Ritim gitarların daha önceki albümlerden daha teknik çalınması da diğer artı noktalardan birisi. Vokal melodilerinin kusursuzluğu Shadow Gallery’i Symphony X ve Blind Guardian gibi vokal melodileri konusunda söz sahibi gruplardan bir plan daha öne geçiriyor. Yalnız albümde handikap olan tek konu davul tonlarının çok mekanik olması ve bunu Gary Wehrkamp’ın sanki davul programında yazmışçasına bir his vermesi. Alto ve kros tonlarının hep aynı tonlarda gidişi bunu çok açık ele veriyor ama albümü defalarca dinlediğinizde bu olumsuz noktayı pek ciddiye almamaya başlıyorsunuz, çünkü alışıyorsunuz.

“Digital Ghosts”un konukları epey fazla. Öncelikle Primal Fear’dan Ralf Scheepers, Progresif Metal grubu Suspyre’dan Clay Barton vokalleriyle albüme destek verenlerden. Gitarist olarak Expedition Delta’dan Srdjan Brankoviç, klavyede Shadrane adlı gruptan Vivien Valu ve davulda ise sadece iki şarkıda (“Gold Dust” ve “Venom”) grubun eski davulcusu Joe Nevolo’nun yer aldığını da belirtelim. Yeni vokalist Brian Ashland ise Mike Baker’ı aratmayacak bir niteliğe sahip ama ne var ki Shadow Gallery Mike Baker ile bütünleşmiştir ve Ashland hiçbir zaman Shadow Gallery’nin vokal konusunda onun tahtına oturamayacaktır.

Brian Ashland’in vokal performansı ise en üst düzeyde. Karakteristik bir sesi var kendisinin ve sesinin tınıları ve söyleyiş tarzı öncelikle Geoff Tate’in “Operation:Mindcrime” zamanlarına benziyor. Eminim bu sesi Tate duysa vokal yapmayı bırakacaktır. Diğer isimler ise tabii ki Mike Baker ve Crimson Glory’nin geçtiğimiz günlerden ölen vokalisti Midnight. Bu saydıklarım Brian Ashland’in vokali üzerinde en etkileyici olan isimlerdir.

Daha önce Dream Theater etkileri fazlaca yer alan grupta son zamanlarda bu etkinin yerini daha farklı gruplar almıştır. Öncelikle Symphony X ve Ayreon etkileri “Digital Ghosts” albümünde yeni yeni ortaya çıkan etkilerden. Bunlardan farklı olarak zaten var olan YES, Rush, Pink Floyd, Iron Maiden ve özellikle de Queen etkileri ise grubun yıllardan beri beslendiği yegâne unsurlardan birisi.

Bir ayin sırasında bekliyormuş izlenimini yaratan “With Honor” ile başlayan albüm teknik ritim gitarları ve Brian Ashland’in ustaca vokalleriyle doruğa çıkan bir şarkı. Fikri Queen’den alınan koro vokaller sayesinde değişik bir kimliğe bürünen bu şarkı sonlarda yer alan piyano melodileriyle de cazibesini gösteriyor. Ardından gelen “Venom” ise Suspyre’dan Clay Barton’un ve Carl Cadden-James’in birlikte söyledikleri bir şarkı. Barton’un burada daha etkin bir rol üstlendiğini belirtelim ve zaten ritmik olan şarkıyı iki kat daha etkileyici kıldığını da söyleyelim. Burada kullanılan eski tarz klavye oyunları çok etkileyici ve sanki ritim gitarlarda da “Room V” albümünden çıkmışçasına bir his mevcut. “Pain” ise daha önceki albümlerinden “Carved In Stone”daki yavaş şarkıları çokça anımsatıyor. Brian Ashland’in albümdeki en iyi performansı bile denilebilir ve sanki sadece kendisi için yazılmış gibi duruyor.

Nakaratlarda yer alan vokallerin güzelliğini tarif etmek ise imkânsız. Geoff Tate bu şarkıyı dinlese keşke diye içimden geçiriveriyorum aniden. “Gold Dust” ise klasik bir Shadow Gallery çalışmasıyken ardından gelen “Strong”da vokallerde Primal Fear’dan Ralf Scheepers yer alıyor. Klasik heavy metal şarkısı gibi duran bu çalışmada her şey gitar ve klavyenin ellerinde gidiyor. Aniden şarkı bambaşka kimliğe bürünüyor ve progresifleşiyor. Scheepers’ın vokalleri çok ustaca ve o yırtık-kirli vokalleriyle verdiği nüanslarla şarkıyı daha da etkileyici kılmış. Albümle aynı adı taşıyan “Digital Ghosts” ise diğer bütün bestelerden farklı tınılar taşıyor. Öncelikle Yes etkileri had safhada bir beste ve koral vokal melodileri yüzünden bu etkiyi taşımakta… Ayreon ve Pink Floyd çalışmalarıyla da akrabalık bağları yüksek olan bir beste. Sonlara doğru piyano melodilerinin barok müzik ve dolayısıyla klasik müziği temel alan yapısı dolayısıyla beste iyice farklılaşıp caza doğru inanılmaz bir şekilde yol alıyor. Son çalışma ise “Haunted” adını taşımakta… “Christmas Day” ve “Alaska” gibi Shadow Gallery nimetlerinden sadece bir tanesi ve Ashland’in tertemiz vokalleri sayesinde de unutulmaz bir hal alıyor. Bunun tek sebebi de tabii ki Mike Baker etkileri.

“Digital Ghosts” artık esamesi bile okunmayan geleneksel Progresif Metal müziğinin son yıllardaki en iyi albümü konumunda. Hem cinsleri Vanden Plas, Zero Hour ve Redemption gibi tertemiz albümler ortaya çıkaran Shadow Gallery anlamsız bir şekilde bambaşka müzikâl yönlere giden bir Threshold ve Dream Theater karşısında da dimdik ayakta duruyor, gururla… “Digital Ghosts” 2009’un en iyi Progresif Metal albümlerinden de birisi. Dream Theater “Black Clouds & Silver Linings” dediğinizi duyar gibiyim. Güldürmeyin beni.

Baha ÖZER

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.05/10, Toplam oy: 38)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2009
Şirket
Inside Out
Kadro
Brian Ashland - Vokal
Gary Wehrkamp - Gitar
Brendt Allman - Gitar
Carl Cadden - James – Bas
Joe Nevolo - Davul
Şarkılar
1- With Honor
2- Venom
3- Pain
4- Gold Dust
5- Strong
6- Digital Ghosts
7- Haunted
  Yorum alanı

“SHADOW GALLERY – Digital Ghosts” yazısına 9 yorum var

  1. sinik says:

    çok sevmedim hep aynı olmuş bunlarda. ha iron miden gibiler, bunlar biraz daha farklı tabi ama. ilk vokalistleri bence daha çok yakışıyordu bence hata etmişler.

  2. thethirst says:

    Dream Theater gibi uzun yıllardır, ilk albümlerinden bu yana her zaman zevkle tekrar tekrar dinlediğim bir gruptur Shadow Gallery. Çıkarttıkları altı albümün altısı da birbirinden güzeldir. Özellikle konsept albüm olarak bakıldığında Queensryche’dan sonra gelen en iyi progresif metal gruplarından biridir. Doğaları itibarı ile her zaman Dream Theater’la kıyaslanmıştır bu grup. Ancak Shadow Gallery zaman içinde duruşunu hiç bozmayan bir grup olmayı başarmıştır. Hem bu yönüyle hem de virtüözite, müzikal derinlik ve felsefe gibi daha pek çok sebepten dolayı bana göre Dream Theater’ın önüne geçen bir gruptur. Dönemlerinin müzik trendlerine çok fazla takılmamışlardır. Bundan dolayı Shadow Gallery müziği bozulmadan kalabilmiştir.

    Albüme gelirsek beklediğimden çok çok iyi bir albüm olmuş. Müzikal yoğunluk bakımından Legacy ve Room V albümlerinin üzerine çıkabilecekler mi diye beklerken bu albümleri fazlasıyla geçtiklerini gördüm ki bu, bundan sonra gelecek albümlerinin de bana göre habercisidir. Genel olarak bakarsak Shadow Gallery bence etkilendikleri Queen, Pink Floyd, Rush ve Yes gibi dinozor progresif gruplarına saygı duruşu niteliğinde bir albüm yapmış. Albümdeki her parça üzerinde uzun uzun çalışılmış daha önceki besteleri gibi estetik duyguları yüksek, sofistike çalışmalar. Belirttiğim grupların dışında özellikle trash metal etkileri taşıyan Venom parçasının ortalarında hem riffleriyle hem de vokalleriyle Megadeth’e göndermeler var. Bir de Haunted parçasında atılan ilk soloda da yine Queen grubunun efsane gitaristi Brian May’e bir göndermeyle karşılaşıyoruz. Bunun gibi parçalar içerisine yedirilmiş göndermelere kulak verdiğinizde albümün dinleme zevki kat be kat artıyor. Shadow Gallery albümleri böyle dinlenmek zorundadır. Parça derinliğine kulak kabartılmalıdır. Aksi halde yukarıdaki sinik arkadaşın yazdığı gibi yüzeysel yorumlarla karşılaşırız.

    Albüm soundu için de bir iki şey söylemek istiyorum. Klavye sololarında inanılmaz ölçüde bir zenginleşme söz konusu. Ayrıca albümün bas gitar kayıtları enfes olmuş. Yer yer Geddy Lee ve Steve Haris tarzı baslar duymak çok güzel. Bütünlüğü bozmadan altyapıları çok iyi desteklemiş bas gitar soundu.

    Yeni vokalist içinse söylenecek çok şey var. Zaten yazarımız bunların birçoğunu söylemiş. Sesinin Geoff Tate’e olan benzerliğine katılıyorum. Bunu özellikle Digital Ghost parçasında görebiliriz. Bu parçayı bir Queensyrche parçası gibi çok büyük bir keyifle dinlemekteyim. Sonuç olarak Shadow Gallery müzikal anlamda bu sefer çıtayı çok yükseklere taşımış ve durgunluk dönemine giren progresif metal müziğine yeni bir soluk getirmiştir. Kısaca üzerine uzun uzun konuşulacak bir albüm.

    Son olarak yukarıdaki sinik kardeşimizin yazdığı gibi sığ yorumlar yapmadan önce burada ele alınan albüm kritiklerinin büyük bir dikkatle okunması gerektiğini söylemek istiyorum. Tabi ki bundan önce kritiği yapılan albümün en az 3-4 kez dinlenmesi gerekiyor. Sinik kardeşim eski vokalistin yani Mike Baker’ın gruba daha çok yakıştığını söylemişsin. Bence de öyle ama yapacak bir şey yok dostum. Adam kalp krizinden hayatını kaybetmiş ne yapılabilir ki artık?! Ayrıca yeni ve süper vokalistleri Brian Ashland’ın progresif metal tarihinin gelmiş geçmiş en iyi vokalistlerinden biriyle yani Geoff Tate’le kıyaslandığının farkında mısın? Biraz bunlar üzerinde düşün bence, şahane olur:) Burada albümlerle ilgili çok daha güzel fikir alışverişleri yapabiliriz böylece…

    Neyse albümü iyi bir ses sistemiyle dinlemeniz tavsiye edilir ve yoruma son verilir:)

    Mike Baker’ı saygıyla anıyoruz…

  3. Edwin Odesseiron says:

    Öncelikle Shadow Gallery tarihinin en iyi soundu bu albümdedir derim. Tek eksisi, kritiği yapan Baha’nın da demiş olduğu gibi, davullardaki mekanik durum. Aslında tonlar iyi, bas ve gitarın arkasında davullar iyi tınlıyor. Ama sanırım triggerlanmış bir kitle çalınmış olduğu için, benim arzuladığım tuşe derinliği hissedilmiyor parçalarda. Ekstrem metalde veya power metal gibi durmadan twinlerle ilerleyen müziklerde trigger bazen gereklilik oluyor, ama Shadow Gallery’nin albümünde ben daha akustik bir davul dinlemeyi tercih ederdim. Ama demiş olduğum gibi davul soundunda bi problem yok.

    Albüm genel olarak canavar gibi. En dikkat çeken şeyler yine yukarıda bahsedildiği gibi ritm gitarlarda. Biraz Symphony X etkisi var. Tabi hala klasik Shadow Gallery’e özgü gitarlar da var. Zaten solo bazında, her albümde olduğu gibi Digital Ghosts’da da çok dikkat çekiyor grup. Bir de bu albümde doğaçlama hissi, belli bölümler dışında hiç yok. Tyranny’e benzetebiliriz bu yönden. Mükemmel kurgulanmış herşey ve saat gibi çalınmış. Her zamanki gibi klasik müzik etkisi üst düzeyde, ama bu albümde biraz daha gotik ve ürpertici melodiler de kullanmışlar Venom’un sonunda mesela. Albüm bence ağırlıklı olarak soğuk ve görkemli bir albüm. Soğuk derken negatif anlaşılmasın, klasik müzik ve güçlü, dolgun soundlu bir metal müziğin aynı potada eritildiği çok yer var. Ama bir Legacy veya Room V’a bakınca, klasik müziğin daha majör gamlarından faydalanılmıştı. Sonuçta işlediği konulara da bakarsak, Shadow Gallery bir Dream Theater veya Symphony X gibi uçuk konseptlerden çok, dünyevi, politik konulardan besleniyor. O bakımdan ürpertici/minör gamda melodileri diğer iki grup kadar kullanmazdı. Ama bu albümde biraz artmış bu elementler. Kötü mü olmuş, asla. Bence harika olmuş. Bir Room V daha istemezdim açıkçası.

    Kanımca yeni vokalist Brian’ın da çok içe dokunandan ziyade, teatral, dramatik bir sesi var. Mike Baker gibi bireysel duygularınızı uyandırmaktan ziyade, evrensel bir duygusal tonlamayla söylüyor kendisi. Klasik müzikle blues arasındaki fark gibi bakabiliriz bu duruma. Klasik müzik genellikle görkemlidir, bizim seviyemizde değildir daha evrensel boyutta hisler doğurur bireyde. Ne kadar hüzünlü bir armonik yapıda olursa olsun, klasik müzik gözyaşlarımızı harekete geçiremez genellikle. Ama blues daha bireyseldir, size özeldir. bir diğer örnek arabesk-türk sanat müziği arasındaki fark şeklinde de somutlaştırılabilir belki. Özetle, Baker sanki içimizdeki sesken, yeni vokal Ashland daha klasik müziğe özgü mesafeli ama dramatik bir tonda söylüyor. Tate benzetmesi çok doğru, yanına Tobias Sammet’i de koyabiliriz. Koral vokaller yine harika düzenlenmiş. tabi ne desek boş. yüzeysel bakan biri için Queen etkisi denebilir, ama neticede farklılığı olan bir boyutta sürekli geliştirmiştir grup kendini bu yönden.

    Özetle, gönlüm Room V der, ama en renkli ve en gaz albümlerinin bu albüm olduğunu söylemeliyim. Grubun ne kadar ruhlu olabileceğini Haunted parçasının ilk kısımlarında hemen görebilirsiniz, ne kadar teknik ve kompleks olduğunu anlamak içinse Digital Ghost parçası sağlam bir dayanak noktası olabilir.

    9.5 – 10

  4. sinik says:

    öncelikle benim sığ yorum yaptığımı düşünüp burada yazman senin ne kadar sığ bir insan olduğunu gösteriyor. ikinci olaraktan yeni vokalist dünyanın bir no lu progresiv bilmemne vokalisti olabilir. kimse teknikte ölçüde bilmemnede yanına yaklaşamıyo olabilir. ama ya müziğe kattığı o ruh. shadow galerynin duygu yüklü nağmelerini dünyanın 1 nolu, gaeff tateyle yarışan vokalistimi tamamlıyor, yoksa daha önceki vokalistin yeri geldiğinde ağlayarak söylediğini düşündüğüm vokalistimi. son albümü açar açmaz evet shadow gallery müziği, ama vokal girince o müzikle uyumsuz tezat bir vokal. 100 adet progresif vokalistini al, brian ashlanddan ne farkı var.birde o 100 vokalistin arasına çaktırmadan mike barkerı koy. bunca vokalist arasında mike ı mı hemen farkedersin brianımı?

  5. b says:

    biraz sakin olmak lazım.:) şimdi bu yeni vokalin gruba gelmesine kim karar vermiştir, grup elemanları öyle değil mi? peki, onlar bilmiyor mu kendi müziklerine en uygun sesi en uygun vokali. kendi müziklerine tezat olacak bir vokalisti neden seçsinler öyle değil mi? biz onlar kadar biliyor muyuz? bu çok ciddi bir konudur. bir şarkı hazırlanıyor ve birçok evreden geçiyor şarkıya en uygun vokal tarzını birçok vokalisti deneyerek ulaşıyorlar yoksa öbür türlü olsa dediğin gibi tezat oluşturur. burada şöyle bir durum var. grubun patronu carl cadden-james vokal konusunda uzman bir müzisyendir ve şimdiye kadar da kullandığı-seçtiği vokalistler hep üst düzeyde oldu. d.c. cooper, james labrie, laura jaeger v.b. gibi.
    e bu kadar müzik konusunda vokaller konusunda uzman bir müzisyen tabii ki bunu çok iyi bilir. brian ashland’in 100 vokalist arasına koy zaten verdiği nüanslardan ses renginden dramatik etkilerinden dolayı hemen seçersin daha önce çok dinlemişsen. mike baker’ı da hemen seçersin. james labrie’ı d.c. cooper’ı john west’i de aynı şekilde ayırdedersin. çünkü sana hissettirdiği duygular ve o ses rengi onu sana hatırlatır. zaten ciddi müzik dinleyen bir insan bunu hemen ayırdeder. yani shadow gallery gibi vokal tabanlı bir grubun müziğe tezat bir vokal kullanması mümkün değil.:) aksi çok ciddi bir hatadır. ki dış yorumlarda onu gösteriyor. en iyi progresif metal sitelerinden 5/5 almak kolay değil, birde nitelikli müzik yazarları bunu yazıyorsa…
    istediğin kadar yaz tezat olmuş diye zaten en iyi progressive metal yazarları üzerinde hemfikir olmuş bu değişmez. ancak senin düşüncen olarak kalır.
    gel sen albümü biraz daha döndür, kararın belki değişir veya değişmez ama değişmeyen bir şey olur o da bu albümün başarısı.:)

  6. sinik says:

    ben CİDDİ DİNLEMEYENLER kesiminin anladığı müziklen hoşllaştığım için mike baker lı albümleri dinlerim sizde bunu olurr biterrr.

  7. thethirst says:

    İki vokalisti de 100lercesinin arasından her dinlediğimde rahatlıkla ayırt ederim.:) Bütün Shadow Gallery albümleri de benim için bir numaradır.:) Hiçbirini ayırt etmem. Mike Baker da olağanüstü bir sestir, Brian Ashland da harika bir sestir, D.C. Cooper da duygu yüklü enfes bir sestir vs. Biz burada birey birey müzisyenleri ya da vokalistleri ele almıyoruz o çok ayrı bir iş. Grup olarak ortaya konan işi mümkün olduğunca çok yönlü bir şekilde değerlendirmeye çalışıyoruz. Olay bundan ibarettir sinik kardeşim.

  8. sinik says:

    saol canım kardeşim.

  9. thethirst says:

    Albümün dış kaynaklı yorumları çok olumlu. Puanlamalar hep 5 üzerinden 4-4.5 tadında. Shadow Gallery fanları çok güzel yorumlar yazmışlar. En ilginci ise Dream Theater forumlarında bile Digital Ghosts’un incelenmesi/tartışılması.

    Bu arada konuk vokalistler albüme enfes tatlar katmışlar. Ralph Scheepers’ın “Strong” parçasındaki vokali harika. Ayrıca Clay Barton’ın neler yaptığını rahatsız edici grubu Suspyre’de görebilirsiniz. Sürekli yeni şeyler denemeyi seven bir vokalist olduğu anlaşılıyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.