# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
ARCHSPIRE – Bleed the Future
| 03.11.2021

Mekânı taramalılarla bastılar.

Erhan Yiğit

Şüphesiz ki ARCHSPIRE sadece teknik death metalin değil, direkt metal müziğin de en popüler gruplarından birisi haline gelmeye başladı. 2007 senesinde kurulmasına rağmen ilk albümünü 2011 senesinde çıkaran ama asıl vurgununu 2017 çıkışlı muazzam “Relentless Mutation” albümüyle yapan grup kendi kulvarında müzik yapan bir çok gruptan daha çok bilinen, daha ayırt edilebilir, daha aykırı ve en önemlisi de teknik death metale yepyeni bir soluk getiren bir sound’a sahip. Ortamlarda yeni sayılabilecek bir grup için “kendi sound’una sahip” demek biraz iddialı biliyorum ama ARCHSPIRE için durum gerçekten böyle.

Ya sev ya terk et tarzı bir teknik death metal stilini benimseyen, bu uğurda perküsyon ihtiyacını davul setiyle değil de makineli tüfekler ile karşılayan ARCHSPIRE biz beğensek de beğenmesek de bu müziğin takipçilerine üst seviyede eşsiz bir deneyim yaşatmaya ve bu sayede gerek Spotify’da gerekse YouTube’da reyting rekorları kırmaya devam ediyor. Diğer teknik metal gruplarıyla karşılaştırıldığında dinlenme ve izlenme sayılarının bir hayli yüksek olduğunu, bundan hareketle de ARCHSPIRE’ın geleceğe güvenle baktığını rahatlıkla görebiliyoruz. Ayrıca grubun, işin promo ve reklam kısmına da çok özenli yaklaştığını, hatta ”StayTech” dedikleri bir motto ile kendilerini tanımlandıklarını da söylersem ARCHSPIRE’ın başarıya ulaşırken neyi doğru yaptığını da anlamış oluruz.

Hem sindirmesi ve dinlemesi zor hem de insanları resmen ikiye ayıran bir teknik death metal stiline ev sahipliği yapıyorsunuz ama insanların merakını cezbetme konusunda kimsenin elinize su dökmesine izin vermiyorsunuz. Daha açık olmak gerekirse ARCHSPIRE eşi benzeri bulunmayan son derece riskli bir metal anlayışı ile liriksel bakımdan adeta destanlar yazarken, enstrümantal bakımdan da muadiline ender rastlanır bir performans sergiliyor.

Tüm bunları “Relentless Mutation”da kafamıza vura vura gösteren, makineli tüfekleri kuşanıp hıza ve melodiye dair ne varsa üzerimize yağdıran ARCHSPIRE’ın bir sonraki albümünde kendini tekrar edeceği, yaptığı şeyin üzerine çıkamayacağı iddia ediliyordu. “Relentless Mutation”da bütün tuşlara basarak, sahip olduğu tüm yeteneği son damlasına kadar kullanarak teknik death metale adeta seviye atlattıracak bir yapıt yaratan ARCHSPIRE’ın arkasında durduğu müzik o kadar nevi şahsına münhasırdı ki “Bleed the Future”u bunun dışında bırakmak imkansızdı. Grup illaki belirli kalıpları kullanmaya devam edecek, kendisini belli bir oranda tekrar edecek ve yapılan şey “Relentless Mutation”dan daha iyi olmayacaktı. Yazdıklarımdan da anlaşılacağı üzere ben grubun yine aynı ayarda bir şeyler ile geleceğinden emindim ama daha iyisini yapabileceğine de asla imkan vermiyordum ama…

Albümü defalarca dinledikten sonra şu karara vardım: “Bleed the Future”, “Relentless Mutation”dan çok daha iyi bir albüm. ”Bleed the Future” o kadar iyi bir albüm ki grubun büyümesinde ve kimliğinin oluşmasında başrol oynayan o meşhur “Relentless Mutation” bu albümün yanında resmen çıraklık eseri haline dönüşüyor. Kendi sound’unu mekanik, hızlı ve şok edici gibi kavramlar arasında belirleyen ve bu tanımın gerekliliklerini karşılayabilmek için yer yer sentetik müdahaleler yapmaktan da kaçınmayan ARCHSPIRE bu sefer bizleri duygu miktarı önceki albüme kıyasla çok daha yüksek, mekanikliği daha doğal bir biçimde yapılmış, suni tınıları azaltılmış, insan eliyle yaratıldığı daha belli olan, daha tok ve ne sunduğunun daha çok farkında olan bir eserle karşımıza çıkmış.

Bu yılın net en iyi kapaklarından birine (Eliran Kantor) sahip olan ”Bleed the Future”da boşa geçirilmiş, baştan savma yapılmış tek bir an dahi bulunmuyor. Üzerine oturtulduğu gümbür gümbür prodüksiyonu sayesinde çalan her enstrümanın kalkıp üzerinize yürüdüğünü, yerinde ayarlanmış sonik patlamaların (Örnek: Acrid Canon 1:21) kulaklarınızda kısa süreli orgazmlar yarattığını, teknik olma işinin adeta bir Rönesans müzisyeni gibi dolu mu dolu, nefis mi nefis, seçkin melodilerle ve sololarla halledildiğini hissediyorsunuz. Örnek vermek gerekirse basit bir sweep tekniğinin bile sadece sweep olsun diye orada olmadığını anlamak için o kısmı sadece bir kere dinlemeniz yetiyor ve sonrasında kendinizi o saliselik kısma onlarca kez dönmüş halde buluyorsunuz ve albümü dinlerken resmen doyduğunuzu ve enstrümanların kafanızın etrafını tıpkı bir battaniye gibi sardığını hissediyorsunuz. Buna ek olarak kaliteli ve yaratıcı müzisyen olabilmenin getirdiği krallara layık çeşitliliği de çok kısa bir zaman içerisinde beyninize kazıtabiliyorsunuz. Albümün her şarkısı, her dakikası, her saniyesi birbirinden özel melodiler ve riflerle donatılmış şekilde dipdiri karşınızda dururken sıradaki şarkıya geçtiğiniz esnada kafanız o kadar rahat oluyor ve dinlemek üzere olduğunuz şeyden o kadar emin oluyorsunuz ki kısacık 31 dakika sanki 11 dakikaymış gibi geçip gidiveriyor.

”Bleed the Future”un özenle ve hararetle işlenmişliğini somut bir şekilde ifade edecek olursam albümün içerisinde bir bütün halinde yazılmış ve aralarda tekrarlı olacak şekilde çalınmış (tekrarları sayılmadan) irili ufaklı (clean’ler dahil) tam 84 solo bulunuyor. Bunların kimisi ritim gitarın arkasında kendine yer bulurken kimisi de riflerle bütünleşik şekilde ilerliyor. Albümü tekrar dinleyip rifleri ayrıca saymadım ama dikkat ettiğim kadarı ile birbirinden farklı en az 100 rif örgüsü var ve ARCHSPIRE tüm bunları sadece 31 dakikada gerçekleştiriyor. Bana ise ”Bu gaddarlık, bu insanlık suçu” demekten başka bir şey kalmıyor.

Kapatmadan şu meşhur bilgisayar müdahalesi olayına da bir açıklık getirmek boynumun borcu olsun; Tartışılagelen bu yapay zeka muhabbeti benim dinlediğim kadarıyla sadece davulların ritim arasında ”trrakk trrakk” şeklinde insan ayağıyla yapılması pek de mümkün olmayan kısımlarından ibaret. Bunun haricinde Dean Lamb ve Tobi Morelli ikilisi hayvanlar gibi, köpekler gibi kendi parmaklarıyla atıyorlar sololarını. İçiniz rahat olsun.

Yılın en iyi teknik death metal albümlerinden biri, 2021, –TRRAAKK TRRAAKK–, Archspire.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.19/10, Toplam oy: 48)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Season of Mist
Kadro
Oliver Rae Aleron: Vokal
Dean Lamb: Gitar
Tobi Morelli: Gitar
Jared Smith: Bas
Spencer Prewett: Davul
Şarkılar
1. Drone Corpse Aviator
2. Golden Mouth of Ruin
3. Abandon the Linear
4. Bleed the Future
5. Drain of Incarnation
6. Acrid Canon
7. Reverie on the Onyx
8. A.U.M.
  Yorum alanı

“ARCHSPIRE – Bleed the Future” yazısına 20 yorum var

  1. de mysteriis dom sathanas says:

    “31dk.boyunca dayak yemek istiyorum” demenin müzikal bir şekilde dile getirilişi.

  2. Yiğit says:

    First Fragment’a göre daha sikişken ama biraz mekanik buldum. Tabii bu kıyas özelinde söylüyorum. İki albüm yakın zamanlarda çıkıp bizi tech death metale boğduğundan istemsizce bir kıyas gütmeden edemiyor insan.

    Süper albüm, 31 dakikada 31′i çektirip bırakıyor. Ancak First Fragment’ın daha natural ve entel havasından sonra yeterince ısınamadım bu albüme. Yine de 8 verdim geçtim.

  3. Godless Killing Machine says:

    yilin albumu bence. first fragment albumunu fazla neo-klasik ve neseli bulmustum. relentless mutation’un ustune cikabilmek buyuk muzisyenlik ister. kayitlarda teknolojiden yardim aliyorlar mi bilmiyorum ama canlida da hic bozmadan makine gibi caliyorlar.

  4. ayı_yorgo says:

    Yılın albümü kesinlikle bleed the futuredir. albüm duyrulduğunda relentless mutation’ın üstüne ne koyabilirler diye düşünüp kendimi olmamışlığa ve hayal kırıklığına hazırlıyordum. İyi ki yanılmışım, iyi ki archspire’yi hayatıma sokmuşum. 10/10

  5. deadhouse says:

    Hayvani teknik death metal. Bunu da beğendim. Soundları tavizsiz, balyoz gibi. Eline sağlık Erhan. Güzel kritik olmuş.

    Erhan

    @deadhouse, Sağ ol reis.

  6. Dysplasia says:

    Bu adamların enstrüman icra videolarını sevsem de müzik ve beste anlayışlarına ısınamadım bir türlü. Vokalini sevmiyorum, dur kalklı kısımlarını sevmiyorum, hem vokal hem dur kalklarını hiç sevmiyorum, davulunda çıkan sesleri de şarkı içinde sevmiyorum.
    Bu albümle de olduramadık Archspire, kib bye.

  7. enemyofgod says:

    Daha olgun, daha profesyonel, melodikliği arttırılmış ama hayvanilikten taviz verilmemiş. Drone Corpse Aviator gibi nakaratında herkesin eşlik edebileceği hit şarkılar var. Bu albüm olmuş. Severek dinlemeye devam edeceğim.

    9/10

    –TRRAAKK TRRAAKK–

  8. “Hem sindirmesi hem dinlemesi zor … teknik death metal stili” ifadesi biraz talihsiz olmuş. Zira dünyanın en rahat sindirilebilir teknik death metalini yapıyor bu adamlar. Riff yazımında groove ve catchy olmaya ve besteyi çok karmaşık hale getirmemeye çok büyük özen gösteriyolar. Leadlerde bile fazlasıyla var bu özen, işi bulandırmamak adına 16′lık ve 32′lik notaları asla x bir teknik death grubu kadar yoğun kullanmıyolar. Teknik fazlasıyla ileri seviyede ama şarkılar çok kompleks değil. Zaten bu sayede -biraz da iyi marketingle- türün günümüzde en çok dinlenen ve bilinen grubu haline geldiler. Türün takipçileri dışında da epeyce dinleyeni var grubun. Hatta çoğunlukta olduklarını düşünüyorum ben. Türde her grup albüm çıktıktan sonra instagram storylerinde grubu paylaşan insanların postlarını repostluyo artık. Normalde bi tdm albümünü paylaşanların profiline baktığınızda %90′ı bedroom gitaristi veya başka enstrüman çalan death metal dinleyicileri, kalan azınlık da sıradan vatandaş oluyo. Archspire’ı paylaşanlarda bu oran epey değişiyo. Türle alakası olmayan insanları türe çekmeyi başarıyolar. Vaktinde Akeldama ve Planetary Duality’le The Faceless yapıyodu bunu. Bugün bu adamlar yapıyo. Bir yandan da merak ediyorum işin ticari boyutundan ve dinleyicinin talebinden bağımsız müzik yapsalar ne çıkardı acaba diye.

    Bir de “rönesans müzisyeni gibi..” benzetmesi biraz hatalı. Mozart’ı ve beethoven gibi sonraki dönem bestecilerini refere eden epey bölüm olsa da esasında baya baya neo-barok olarak nitelendirilebilir müzikleri. Rönesans müziğiyse bambaşka bir şey, buralarla pek alakası yok.

    Daha önce de demiştim; kapanış şarkısının başında “gerçek death metal bu değil” tayfasıyla taşak geçmek için koydukları hint aksanı içeren skit gerçekten çok kötü bir fikir. Bu dinozor kafayı ciddiye alan kalmadı zaten baba, bırak yani. Sen niye müziğine salça ediyosun ki, gül gibi parçanın ilk 15 saniyesini niye baltalıyosun? Tabii albümün azametinden bir şey eksiltmiyo bu, sadece tat kaçırıyo. Bu kısım haricinde bestesiyle de prodüksiyonuyla da müthiş bi albüm. Relentless’a kıyasla en büyük gelişme sound anlamında olmuş, besteler relentless volume 2 ayarında. Onu da ayıla bayıla dinliyodum, bunu da aynı şekilde dinliyorum. İyi bir teknik death albümünü sadece türe ilgi duyanlara veya duyma ihtimali gördüklerime tavsiye ederim ama bu albümü gönül rahatlığıyla her metal dinleyicisine edebilirim. Bu müziği o niş kitlenin ötesine taşıyabildikleri için gerçekten büyük saygı hakediyolar benim nezdimde.

    Yiğit

    @Marvin Yanbasanyan, her cümlesine katıldığım bir yazı

    Erhan

    @Marvin Yanbasanyan, Marvin sen çok sevdiğim takipçilerdensin ama “Rönesans müziğiyse bambaşka bir şey, buralarla pek alakası yok.” deme bana.

    Ben de biliyorum olmadığını herhalde. Bir zahmet alakası olmasın zaten, Rönesans döneminde death metal mi vardı Marvin? Ahhh

    Marvin Yanbasanyan

    @Erhan, teşekkürler Erhan, bilmukabele. Tenkit amaçlı söylemedim, modern bi grup için rönesans müziği yakıştırması yapılınca insanların akıllarına late ritchie blackmore işleri veya haggard vari işler gelebilir, o bağlamdan ayırmak için dedim. Esasında death metal tabii, barokmuş erken romantikmiş çok kurcalamaya gerek yok.

  9. Rashid says:

    Relentless Mutation’ın o zamanki kritiğinde de albüme karşı olan baya nefretimi açık açık belirtmiştim. Yeni albümleri çıkınca direk daldım albüme. Açıkcası merak ediyordum 4 yılın ardından hala aynı düşüncede olup olmayacağıma. Sonuç olarak bu albümü fazlasıyla beğendiğimi söyleyebilirim. Hatta neden o zamanlar gruba bu kadar antipatik yaklaşmışım diye kendi kendimi sorgulamadım değil. Evet baya mekanik bir soundları var ama bunu dinlenilebilecek hale getirmeyi başarıyorlar bir şekilde. İlk bakıştan “Taktik maktik yok bam bam” tarzı bir albüm olduğu düşüncesine kapılabilir her kes ama kendi içinde gayet eli yüzü düzgün, ne yapılmak istenildiğini bariz bir çalışma var ortada. Önceki albümü de bir kez daha dinlemeliyim. Bakalım yalnızca bu albümü mü sevdim yoksa geçen 4 yıl içinde mekanik müziğe karşı olan bakış açım mı değişti :D

  10. M says:

    Ölüydüm,dirildim. Öyle bir albüm.

  11. Ağzımla fütursuzca TRRRK TRRRK yaparak geziyorum evde.

  12. ismail vilehand says:

    Önceki albüme göre çok daha dinlenebilir olmuş ama yine de benlik değil. Bu tarz teknik death metal dinlerken Mehmet Ali Erbil gibi karşıma tikli birisini alıp eziyet edesim geliyor.

  13. Erhan says:

    Altın gibi bir albüm. Umarım sene sonunda yüksek bir yerlerde görürüz.

    Her dakikasından mükemmellik akıyor.

  14. Noumena says:

    Son parçanın başındaki ‘saçmalığın’ amacının; ‘Bakın biz teknik death yapıyoruz ama hitap ettiğimiz kesim sadece üst düzey niş tayfa değil, aslında biz çok kafa da bir grubuz!’ olduğuna yemin edebilirim ama kanıtlayamam.

    Bunun dışında saf mükemmellik

  15. Tarsuslu_89 says:

    Güzel mi değil mi karar vermek için bi 8-10 kere dinlemek lazım ama kesinlikle iyiler. Puan:9

  16. Necrobutcher says:

    gitar egzersizi mi yapıyor arkadaşlar? vokal de daha çok rep yapıyormuş gibi geldi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.