# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
PANOPTICON – …and Again into the Light
| 29.05.2021

TRT muhabirinin kolunu dişleyen 180 yaşındaki teyze.

Köyün, ağılın, yalağın, gübrenin şiddetle, kin ve öfkeyle bir araya geldiği o doyumsuz tat… Black metalin folk unsurlarıyla buluştuğu; bir yandan köyümüzün toz toprağına bulanırken bir yandan da var olan en gaddar müzikal anlayışlardan birini içimize çekebildiğimiz o güzel atmosfer…

Folk etkili black metal güzel dünyamızın dört bir yanında icra edilen ve genelde alıcısını bulmayı başaran bir tür. Black metalin sert tarafı ile folkun yurt, vatan, toprak bütünlüğü temalı karakterini bir kümeste sunan bu yaklaşım yıllardan beridir metalin en derinlere işleyen anlayışlarından biri olarak karşımıza çıkıyor. Bunun başlıca sebeplerinden biri black metalin içine sokabildiği keder, nostalji, melankoli gibi duyguların memleket kokusuyla bir araya geldiğinde -genelde- iyi bir formül oluşturması. Yeri geliyor MYRKGRAV’ın “Trollskau, Skrømt og Kølabrenning”de yaptığı gibi “Aslında ülkemizde çok güzel yerler var ama gezip görmüyoruz” temalı domestik bir anlayışla yansıtılıyor, yeri geliyor FINNTROLL’ün yaptığı gibi kovalamaca sırasında pazar yerine dalan arabanın dağıttığı ürünler arasından panik içinde kaçan tavuklar gibi daha aksiyon temelli şeyler çıkıyor karşımıza. Yeri geliyor WAYFARER gibi 1900’ların başındaki Kuzey Amerika’ya gidiyor ve nakış gibi işlenmiş bir black metal/folk birlikteliği görüyoruz, yeri geliyor bugün ağırladığımız PANOPTICON’un yaptığı gibi olayı daha atmosferik bir düzlemde ele alıyoruz.

2018’de çıkan bir önceki albümü “The Scars of Man on the Once Nameless Wilderness I and II” ile olağanüstü bir iş ortaya koyan PANOPTICON, bir süredir bizlere ABD’nin kuzeyindeki Minnesota’dan sesleniyor. 6 yaşındayken gözlerimden ameliyat olmak için gittiğim Minnesota’ya dair pek az şey hatırladığımdan PANOPTICON müziğinin son dönemdeki değişimine dair coğrafi bir tahlil yapamayacağım, lakin Austin Lunn kişisinin içindeki kırsal aşkını nereye giderse gitsin götürdüğü ayan beyan ortada.

“…and Again into the Light”a bakınca, PANOPTICON’un alışık olduğumuz kimliğini devam ettirdiğini ve bunu bazı garnitürlerle taçlandırdığını görüyoruz. Öncelikle albümde prodüksiyon açısından gelişmiş bir PANOPTICON var. Davul kaydı önceki işlere göre daha canlı ve gitarlar da daha baskın şekilde duyuluyorlar. Yazının başından beri black metal deyip dursam da elbette ki ortada corpse paint’li, dikenli, militan bir black metal yok. Bilakis albümün yapı itibarıyla fazlasıyla narin, gözyaşı destekli ve yoğun karakterde olduğunu söyleyebiliriz. Folk etkili black metalin farklı coğrafyalardaki icraları da birbirinden farklı oluyor elbet. İskandinav gruplar yöresel motiflerini, dantel işlemelerini, keçi peynirlerini black metale daha belirgin şekilde yedirirken Kuzey Amerikalı gruplar bunu bu denli bağıra bağıra yapmıyorlar. Bunun sebebi de ABD’nin country müziğinin ve birtakım yerel müzikal unsurlarının İskandinav veya başka birtakım yerlerin halk ezgilerinde olduğu düzeyde baskın melodiler içermemesi. Misal Çinli black metal grubu VENGEFUL SPECTRE veya İskoç SAOR yerel anlayışlarını yine daha göz önünde olacak şekilde koyarken, PANOPTICON’un bir anda banjoyla ortalara atılması veya bluegrass tatları basması çok kolay olmuyor. Az önce adını andığım WAYFARER gibi, PANOPTICON da bu yerel kimliği atmosferiyle, coğrafi ayak izleri taşıyan melankolisiyle veriyor.

Albüm, Lunn’un da belirttiği üzere Minnesota’ya taşındıktan sonra farklılaşan PANOPTICON sound’undan ve müziğinden izler taşıyor. Yukarıda da dediğim gibi çok fark edilir düzeyde canlanan, güçlenen ve derinleşen bir kayıt var ve bence bu durum albüme epey güç katıyor. Blast beat’lerde falan o kick’lerin darbeli yapısı, gitarların sustain’li şekilde çınladığı yerlerdeki dolgun ve etli karakter “…and Again into the Light”ın altyapısını güçlendiren ögeler. Atmosfer ve genel müzikal derinlik olarak albüm bence “The Scars of Man on the Once Nameless Wilderness I and II” kadar özel ve unutulmaz bir çalışma değil, ancak her PANOPTICON albümünde olduğu gibi baştan sonra çok iyi kurgulanmış ve baştan sona akıcı bir şekilde sunulmuş. Yerel tatların atmosferle yansıtıldığını söylemiş olsam da albüm elbette ki birtakım yerel enstrümanlar da içeriyor. Keman ve çello gibi çok da öne çıkmayan ve lezzet katan temel çalgıların yanı sıra lap steel, pedal steel, square neck resonator (ortasında metal tepsi olan gitar) gibi köy yağmurlarında yıkanan enstrümanlar da mevcut.

Temel olarak bakıldığında “…and Again into the Light” PANOPTICON’un önceki işlerinde olduğu kadar bütünlüklü bir tema, kendini doğaya adamış bir anlayış içermiyor ve pastoral tatlardan ziyade kişisel, yer yer psikolojik temalara değiniyor. Ancak yine de PANOPTICON PANOPTICON’dur ve köy ile şiddetin buluştuğu noktada varsayılan çözüm ortağımızdır. Bu buluşma bazen ellerinde meşalelerle köye lanet getirdiği düşünülen kişinin kapısına dayanan kızgın cahil köylüler gibi sert mizaçta yansıtılabilir, bazen de TRT muhabiri hanımın kolunu kemirmeye yeltene kadim nine gibi daha zararsız boyutta ele alınabilir. PANOPTICON burada bu ikisinin ortasında dengeli bir albüm sunuyor, sevenlerini sapa yerde bırakmıyor.

7,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.53/10, Toplam oy: 17)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2021
Şirket
Bindrune Records
Kadro
Austin Lunn: Her şey
Şarkılar
1. ...and Again into the Light
2. Dead Loons
3. Rope Burn Exit
4. A Snowless Winter
5. Moth Eaten Soul
6. As Golden Laughter Echoes (Reva's Song)
7. The Embers at Dawn
8. Know Hope
  Yorum alanı

“PANOPTICON – …and Again into the Light” yazısına 12 yorum var

  1. şeyh hulud says:

    Böyle albümlerde şu videonun ilk 20 saniyesi aklımda beliriyor ve benim de aynı şekilde dilime takılıyor:

    https://www.youtube.com/watch?v=US6DEozeiBA

    Ahmet Saraçoğlu

    @şeyh hulud, AROG’un tüm post-prodüksiyonunu biz yaptık. Bu video belki de post-prodüksiyon kariyerimde üzerinde en çok çalıştığım sahnelerden biri olabilir. 51. saniyede çıkan küçük dinozorlar (bizdeki adı “tavuklar”dı) için ne toplantılar yapıldı, T-Rex bağırırken ağzının yanlarında titreyen perdeli deriler için ne kadar çok uğraşıldı, o arının geçtiği her yerdeki yapraklar tek tek nasıl mask’landı of da of. 3,5 ay boyunca akşam 20.00-sabah 12.00 arası çalışmıştık. Biz bırakınca da hemen başka arkadaşlar oturuyordu, 24 saat her an çalışılıyordu.

    AROG üzerinde o kadar çok çalıştık ki galasından sonra bir daha hiçbir görüntüsüne bakmak gelmedi içimden. Şimdi görünce garip oldum, vay arkadaş ne günlerdi dedim.

    Salata

    @Ahmet Saraçoğlu, Vay arkadaş. Ama sonuç olarak Türk sinemasında şahsen gördüğüm en iyi efektler ortaya çıkmış. Harika yahu.

    Ahmet Saraçoğlu

    Tesadüfen karşıma çıkınca buraya da koyayım dedim. Böyle bir şeyin varlığından haberim yoktu bugüne kadar. 2008′deki Ahmet’i ve yaptıklarından küçük bir kesiti görmek isterseniz, 3.20-3.38 arası.

    https://youtu.be/5NHT7j7sk9A

  2. Noumena says:

    Eline sağlık Ahmet abi kritik çok iyi olmuş.

    Albümü çok beğendiğimi söylemeliyim. Açıkçası bir önceki albümün birinci kısmını da beğenmiş, ikinci yarısını ise sıkıcı bulmuştum ve kayıt kalitesi ise kulak tırmalıyordu. Son albümle bu kusurları aşmışlar gibi geldi. Ayrıca albümde ana akıma göz kırpan numaralar da var ama bu iyi birşey mi bilemiyorum.

    8,5/10

  3. Erhan says:

    White metal

  4. markusulf says:

    bu grupla ilgili tek sıkıntım vokalleri doğru dürüst duyamıyor olmam. Açın arkadaş şunun sesini azcık

  5. riser says:

    “the scars of man on the once nameless wilderness I and II” çok iyiydi, bu ise biraz sıkıcı geldi açıkçası. albümde en sevdiğim şarkı çok da grubun tarzını yansıtmayan “moth eaten soul”.

    7/10.

  6. Rashid says:

    “The Scars of Man on the Once Nameless Wilderness I and II” gibi bir albümün üzerinden bu olmamış be usta. Çok orta halli, etkisiz bir albüm çıkmış ortaya.

  7. ismail vilehand says:

    Know Hope 8:41 sonrası resmen “eeeh, sikerler amına koyayım” olmuş. İşte bunların suçlusu hep Motörhead.

  8. ismail vilehand says:

    En sevdiğim Panopticon albümü olma yolunda hızla ilerliyor. Küveti viski ile doldurup içine yatarak dinlemek istiyorum.

    Özellikle Rope Burn Exit hayatımı kanırtarak sikiyor. Onlar nasıl yaylılar öyle orospunun evladı? Açık kalp ameliyatı esnasında yaradan içeri avuçla tuz atmak gibi bişey olmuş artık bu. Özellikle şarkının ikinci yarısı akıl mantık işi değil.

    Açılış parçası …and Again into the Light’a da laflar hazırladım. Şimdilik bu kadar yeter.

  9. ismail vilehand says:

    Rope Burn Exit 5:40 sonrası yaylılarla birlikte başlayan insafsızlığı her duyduğumda “Nefes aldığım oksijeni yaratanı sikeyim.” diye haykırmak istiyorum.

    Neden bilmiyorum ama hayatımda duyduğum en korkunç hüzünlü şeylerden biri bu kısım.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.