# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DEEDS OF FLESH – Nucleus
| 19.12.2020

Death metale adanmış bir ömür: DEEDS OF FLESH ve Erik Lindmark’ın veda sillesi.

Oğuz Sel

Şu an yazmakta olduğum kritiğe başlamak için ne kadar zorlandığımı anlatmamın tarifi yok. Word dosyasını hazır ettim, kritikleri hazırlarken yazılması gereken bilgilendirmeleri yazdım, sonra ekrana öyle bakakaldım. Dosyayı kapattım, açtım, kapattım, açtım. Bir yanım, albümle ilgili zımba gibi bir giriş yap diyor, öteki tarafta zihnim, gruba dair hatıralarımı canlandırıp duruyor. Arkada “Nucleus” çalmasına rağmen yakamı bırakmayan anılar, “Path of the Weakening” eşliğinde karnıma kramp girene kadar yaptığım mekikleri, “Reduced to Ashes” eşliğinde yağ gibi akıp geçen-aksi takdirde zulme dönüşecek yolculuklarımı, PA sayfalarına henüz katkıda bulunmadığım ama hemen her gün bakındığım zamanlarda karşıma çıkan “Portals to Canaan” haberini ve örnek şarkıları gördüğümdeki sevincimi gözümün önüne getiriyor. “Nucleus”u dinlerken ise parçaların heybeti karşısında büküldükçe bükülüyorum. Bu bükülüş, nereden baksanız 20 seneye yakın süre önce tanıştığım Deeds of Flesh’in beyni Erik Lindmark karşısında saygıyla eğilmeye dönüşüyor. İşittiklerim, şarkıları dinlerken deneyimlediklerim, bana başka bir şey yapma şansı bırakmıyor. Lindmark’ın dahiyane zekâsının zekâtı niteliğindeki parçalar art arda gelirken dilimden, “İyi ki bu dünyayı ziyaret etmişsin, huzur içinde yat…” ifadeleri dökülüyor.

Bizleri apansız bırakan Erik’in vefatından sonra, çıkışı biraz yılan hikâyesine dönen “Nucleus”u dinledikten sonra bu tür sorunları anında unuttuğumu söyleyebilirim. Deeds of Flesh’in kariyerindeki dokuzuncu albümü olan ve dokuz şarkıdan oluşan yapım, Erik’in vefat etmeden önce tamamladığı bestelerden ve büyük oranda tamamlanan gitar kayıtları kullanılarak hazırlanmış. Eksik kalan sözler, “Of What’s to Come” ve “Portals to Canaan” albümlerinin lirik seyri doğrultusunda kurgulanıp “Nucleus”taki parçalara yedirilmiş. Ayrıntılarına biraz sonra gireceğim albümün genelinde ise bir yıldızlar geçidi var.

Müzikal dehasının çeperlerini her geçen albümde biraz daha genişletmeyi görev bilen Erik Lindmark’ın kendine özgü imzalarını taşıyan besteleri, grubun müziğinin hangi noktalara ulaştığını gözler önüne seriyor, bu da yetmiyor, kulağın orta yerinde patlayan bir “Veda Sillesi”ne dönüşüyor. Gitarist olmadığım için eserlerdeki gitar oyunlarını/kullanım tekniklerini tam anlamıyla tanımlayacak sözcükler bulmakta zorlanıyorum ama duyduklarım kadarıyla şunu rahatlıkla söyleyebilirim: Deeds of Flesh’in en kompleks albümü “Nucleus”.

“Portals to Canaan” buralarda sıklıkla zikrettiğimiz gibi işitsel bir dayaktı, teknik yönü çok yüksekti ama böyle bir albümden sonra deneyimlediklerimin beni hayrete düşürmesini pek beklediğim söylenemez. İşte “Nucleus” bunu başardı ki işin aslı, albümü dinlemeye başlarken beklentimi düşük tutuyordum, belki önden salınan şarkılar cilalanmış, baba parçalardır diyerekten. Netice itibarıyla albüm, nasıl bir hayvanlıkta başlıyorsa benzeri bir hayvanlıkta bitiyor, ortalama 40 dakika içerisinde dayağınızı yiyip oturuyorsunuz. Sonra bu yediğiniz dayağın tadı damağınızda kalıyor ve başa dönüp yeniden dayağın tadına bakma ihtiyacı hissediyor, albümü özümsedikçe dayağa bağımlı hâle geliyorsunuz.

Albümde yıldızlar geçidi olduğundan söz etmiştim. Birkaç parçanın vokalini, gruba yeniden dönen Jacoby Kingston üstleniyor ve harika bir iş çıkarıyor. Ama asıl sürpriz, 3 ila 8. parçalarda ortaya çıkıyor. Cannibal Corpse’tan George “Corpsegrinder” Fisher’ı mı ararsınız, Gorguts’tan Luc Lemay ve Dying Fetus’tan John Gallagher’ı beklersiniz, death metal dünyasının en taşaklı birkaç adamı mikrofon gerisinde tükürükler saçarak Erik’e, kendi meşreplerince saygı duruşunda bulunuyor, albüme katkı sağlıyor. Sağ olsunlar, ömürleri uzun ve iyi olsun. Diğer azmanların vokal kabiliyetlerini iyi kötü biliyorum, birçoğunun albümünü yazmışlığım da var ama performanslar arasında beni en çok şaşırtan Luc Lemay oldu. Adam pisliğin teki çıktı Rıza Baba!

Yapımdaki müzisyenliğe hayran kaldığımı belirtmeden geçemeyeceğim. Rahmetli Erik’in ne kadar hünerli olduğu zaten ortada, -zor ama- yerini doldurabilecek birileri umarım geliyordur. Fakat diğer müzisyenlerin, bilhassa, paylaştığı Deeds of Flesh kayıt videolarıyla beni acayip gaza getiren Darren Cesca, ne kadar çılgın bir davulcu olduğunu, daha önce buralarda hakkında iki kelam ettiğim Syphilic albümü “In the Pen”de göstermişti. “Nucleus” da herifin şov yaptığı bir başka albüm olmuş, iyi de olmuş. Prodüksiyon tarafında her şeyin yerli yerinde olduğu, hatta ses efektleri cephesinde “Portals to Canaan” albümünde işittiğimiz uzaylı zevatın seslerinin de yer yer kullanıldığı albümün mix ve mastering’inden, önceki albümde olduğu gibi Zack Ohren sorumlu. Dolayısıyla işitsel yönden yine bir benzerlik söz konusu “Canaan” ile fakat hem kick hem de bas gitar’ların düşük frekanslarının biraz fazla kesintiye uğratıldığını söyleyeyim. Daha etli bir sound olsaydı tadından yenmezdi. Fakat bunun da gerekçesi sanırım, her bir vokalistin ses renginin, bize benzer gelse de aynı olmaması. Vardır herifin bir bildiği mutlaka ama ben, kendi adıma “Portals to Canaan”ın sound’unu daha çok seviyordum.

Erik’i kaybedeli iki seneyi aşkın zaman oldu ama zaten kendi hâlinde bir Deeds of Flesh dinleyicisi olduğum için eski albümleri açıp çevirmeye başladığımda, daha önce buralarda yazdığım gibi onun kaybı nedeniyle şarkıları artık bir burukluk içinde dinliyorum. Pantera gibi, Death gibi ve daha niceleri gibi. “Nucleus”un olayı öncekilerden daha farklı. Albümdeki notaları yazarken, “Şurasını da şöyle yapayım, daha iyi durur,” derken Erik’in bizlere aslında son eserlerini sunduğunu düşündükçe, “Nucleus” benim için daha bir kıymete biniyor. Sanki vefatını hiç beklemediğimiz birinin, bize iletmek istediği, duymamızı istediği son sözlerini işitiyor gibi oluyorum. Tam da bu nedenle en nefret ettiğim kalıp cümlelerden biri olan “Hayat devam ediyor,” ile kritiğe devam etmeyeceğim elbette. Bizi biz yapan etmenler bir bir hayatımızdan çıkarken devam etmekte olan hayatın “hayat”lığı hangi oranda kalıyor da devam etmesini doğal karşılıyoruz, bunu anlamlandıramıyorum ve sevdiğimiz/takip ettiğimiz müzisyenlerin hayattan zamansızca göçüp gitmesiyle gök kubbemizdeki yıldızların sönerek bizi biraz daha karanlıkta bıraktığını düşünüyorum, hissediyorum. Ne var ki ne benim buralarda karaladığım tiratlar ne zihinsel bakımdan yasa gama bürünmem bir şeyi değiştirmiyor, giden hakikaten de geri gelmiyor. Neyse ki bizlere bıraktıkları eserler, yıldızları bir bir sönen ve bir süreliğine baki kalacak kubbemizde, bir hoş sada olarak varlığını sürdürüyor, sürdürecek…

Tekrar, huzur içinde yat Erik, varlığınla hayatımıza çok şey kattın.

Albümün okur notu: 12345678910 (8.32/10, Toplam oy: 19)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Unique Leader Records
Kadro
Erik Lindmark: Gitar, besteler
Jacoby Kingston: Vokal, sözler
Craig Peters: Gitar, orkestra programlama, besteler
Ivan Munguia: Bas, besteler
Darren Cesca: Davul

Konuk:
Decrepit Bill: Konuk vokal (3)
Obie Flett: Konuk vokal (3)
Anthony Trapani: Konuk vokal (3)
Luc Lemay: Konuk vokal (4)
George "Corpsegrinder" Fisher: Konuk vokal (5)
John Gallagher: Konuk vokal (6)
Matti Way: Konuk vokal (7)
Frank Mullen: Konuk vokal (7)
Jon Zig: Konuk vokal (7)
Dusty Boisjolie: Konuk vokal (8)
Robbe Kok: Konuk vokal (8)
Matt Sotelo: Gitar solo (6)
Şarkılar
1. Odyssey
2. Alyen Scourge
3. Ascension Vortex
4. Catacombs of the Monolith
5. Ethereal Ancestors
6. Nucleus
7. Races Conjoined
8. Terror
9. Onward
  Yorum alanı

“DEEDS OF FLESH – Nucleus” yazısına 7 yorum var

  1. Eline sağlık Oğuz. Çok iyi bir veda yazısı olmuş. Albümü henüz dinleyemedim, pazartesi dinleyeceğim. Deeds of Flesh’ten Unique Leader’a, gerçekten her şeyini death metale adamış bir insandı. Sondaki fotoğrafa da kalbimi bıraktım.

    Ouz

    @Ahmet Saraçoğlu, Sağ ol Ahmet, iyi ki sondaki fotoğrafı kritiği hazırlamadan önce görmemişim. :/

  2. All2 says:

    Grubu ilk kez sitedeki Path of the Weakening kritiğinin ardından dinlemiştim. Üzerinden 2 sene geçmiş, bu albümü de aynı yazardan okumak çok güzeldi.
    Böyle bir grupla tanışmama vesile olduğunuz için de teşekkür ederim

    Ouz

    @All2, Rica ederim, yazdıklarım işe yarıyorsa ne mutlu. Keşke Erik yaşasaydı da daha gaz, alev alev bir kritik hazırlasaydım bu albüm için.

  3. ozzy says:

    brutal death metali tanıdığım ilk zamanlara döndüm,deeds of flesh,immolation,suffocation,dying fetus,14-15 senedir kendi halimde bildiğim dinlediğim bir gruptu,eminim pek çok gruba ilham kaynağı olmuştur,huzur içinde uyusun,nedense bu tarz saygı albümlerini dinleyecek gücü bulamam pek kendimde, warrel dane’in ölümünden sonraki albümü de dinlemedim henüz aynı sebeple,kritik için teşekkürler,eline sağlık.

    Ouz

    @ozzy, Rica ederim, bir kez de olsa dinlemeni öneririm.

  4. İlker says:

    Çok iyi kritik, çok iyi albüm. Bir de yazar albümü grubun diskografisi içinde nerede görüyor merak ettim. Ben henüz bu konuda bir şey diyebilecek kadar hazmedebilmiş değilim albümü ama şöyle devasa bir diskografi için bile ilk 5′e oynayabileceğini düşünüyor olmam albümün ihtişamını açıklayabilmek için yeterlidir diye düşünüyorum.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.