# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
AKHLYS – Melinoë
| 30.11.2020

Ucu İzmir’e kadar uzanan bir karabasan senfonisi.

Naas Alcameth enteresan bir arkadaş. Simyacılık, okültizm, ezoterizm, satanizm gibi çeşitli konulara merak salan ve bunları hepsi de belli bir seviyenin üstünde müzik yapan birtakım black metal grupları aracılığıyla notalara döken Alcameth, tüm bu gruplara farklı karakterler katmayı da ustalıkla başarıyor. Bu gruplardan biri de 2015 yılında çıkan ikinci albümü “The Dreaming I” ile karabasan kavramının müzikal karşılığını bizlere sunan AKHLYS.

Konu “The Dreaming I” olunca işler bir anda ciddiye biniyor. “Kâbus gibi bir albüm”, “karabasan gibi üzerinize çöküyor” gibi betimlemeler ve benzetmeler, konu “The Dreaming I” olunca epey boşa düşüyor. AKHLYS o albümde gerçekten de eşi benzeri zor görülebilecek bir işitsel karabasan yaratmış ve zaten soyut bir şey olan kâbus, karabasan kavramlarını yine soyut bir şey olan müzikle tasvir etmişti. Adamın biri gerçekten de gördüğü bazı karanlık rüyalar ve kâbuslardan ilham alarak “Rüya Gören Ben” diye albüm yapıyor ve biz bu albümü dinlerken “hay senin göreceğin rüyaya sokam bu nasıl şey” diye gerim gerim geriliyoruz. Tabii zamanında benim bu albümün kapağını her gün çalıştığım, ara ara uyuduğum odanın duvarına 80×80 tablo olarak asmış oluşum da benim nasıl bir insan olduğuma dair çeşitli ipuçları veriyor olabilir.

Nazım Hikmet’in Abidin Dino’ya sorduğu “Bana mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?” sorusunu hatırlatırcasına, “Bana karabasanın müziğini yapabilir misin Alcameth?” sorusunu kafalarda soru işareti bırakmayacak şekilde cevaplayan AKHLYS, aradan geçen yıllar boyunca hayranlardan gelen “hadi be abi”, “nerde lan bu yeni albüm”, “hadi sal şu albümü aq” şeklindeki bitmek bilmeyen taleplere nihayet cevap verdi ve “Melinoë” adlı yeni ruh hastalığıyla karşımıza çıktı.

Önceki albümdeki konuk davulcuyla vedalaşıp yerine tam bir grup oluşturan Naas Alcameth, ilginçtir ki 2019’un en iyi black metal albümlerinden biri olan “Gods Without Name”i sunan diğer grubu AORATOS için de aynı şeyi yapmış. Şu anda AKHLYS ve AORATOS tamamen aynı grup üyelerinden oluşuyor ve Naas Alcameth’in yazdığı müzikleri farklı düzlemlerde çalıyor. AKHLYS’in önümüzdeki sene için bir de Avrupa turnesi açıkladığı düşünüldüğünde, Alcameth’in bu kâbusu sahnelere taşımak istediği için bu yola gittiğini görebiliyoruz. Canlı canlı AKHLYS mi? Var bir hayalimiz…

AKHLYS belki, muhtemelen, büyük ihtimalle ya da gerçekçi olmak gerekirse yüzde bir milyon ülkemize gelmez, ama AKHLYS’i “Melinoë” özelinde ülkemizle bağlantılı hâle getiren bir şey var. Şimdi gelin birlikte Ege’nin incisi İzmir’e gidelim. Diyeceksiniz ki İzmir nere AKHLYS nere ama azıcık durun, çünkü “Melinoë”nin İzmir’le çok ama çok yakın bir ilişkisi var.

Ama önce “Melinoë” nedir ondan bahsedelim. Böylesi bir atmosferik black metal albümünü elbette ki teknik tarafından ziyade ruhani bağlamından ele almak gerektiğinden, albümün yansıtmak istediği hissin temelindeki bileşenlerden söz edersem, dinleyen herkes kendi çıkarımı yapar, albümden alacağını ona göre alır.

“Melinoë”, Antik Yunan’da kâbusları ve deliliği getiren bir yer altı nemfi ya da tanrıçası olarak biliniyor. Kendisi aynı zamanda ölen bir kişinin ardından ailesi ve arkadaşlarının onu teskin etmek için sunduğu şeylerin de tanrıçası. Katalan mitolojisindeki Muladona gibi farklı kültürlerde karşımıza çıkan “geceleri havada gezen karanlık teyzeler” akımının öncülerinden olan Melinoë, hayaletlerden oluşan anturajıyla birlikte karşısına çıkanları korkutuyor ve dosta korku, düşmana güven veriyor. Hatta eski çağlarda, geceleri köpeklerin sebepsiz havlamasını da bu Melinoë’a bağlarmış bilimsiz vizyonsuz cahil davarlar. Melinoë aynı zamanda vücutları gömülmeden kalan, cenaze tören yapılmayan ölülerin de tanrıçasıymış.

Şimdi İzmir’e geri dönelim.

Kaç yılında olduğunu bilmemekle birlikte, Bergama’da yapılan kazılarda üçgen şeklinde bronz bir tablet bulunmuş. 3. yüzyılın ilk yarısından kalma bu tabletin çeşitli büyü ayinlerinde, kötü ruhları kovmak ve kehanette bulunmak için kullanıldığı düşünülüyor. Üçgenin ortasında, tableti bir yüzeye sabitlemeye yarayan bir delik yer alıyor. Etrafı ezoterik sembollerle çevrelenmiş tabletin üstünde, taç takmış üç tanrıça figürü var ve üstlerinde de isimleri yazıyor: Dione (ΔΙΟΝΗ), Phoebe (ΦΟΙΒΙΗ) ve Nyche (ΝΥΧΙΗ). Her tanrıçanın ayaklarının altında, Ay’ın evrelerini ifade eden “amibousa” sözcüğü yer alırken, her bir tanrıça çeşitli büyü sözcükleriyle çevreleniyor. Dione ve Nyche’nin etrafında büyük oranda tercüme edilemeyecek hâlde “büyü sözcükleri” yer alırken, “Melinoë” sözcüğü ise Phoebe’nin etrafındaki sözcüklerde görülüyor: “O Persephone, O Melinoë, O Leucophryne”.

Yukarıda Nazım Hikmet’in bir sözünden latife yapmıştım, burada da Barış Manço’dan yapayım:

“Yakınlarda bir yerlerde, bir şeyler kök salıyor…”

İşte bu sayede bu Antik Yunan yer altı tanrıçasının albüm kapağında görülen yılansı uzantıları ta dibimize kadar gelmiş oluyor.

Bu kadar yan bilgi yeter. Şimdi albüme geçelim. Öncelikle “Melinoë”, “The Dreaming I”a kıyasla daha direkt, daha atarlı bir albüm. “The Dreaming I”ın atmosfer yaratmak, kaos ve karanlık kusmak için ayırdığı zamanlarda “Melinoë” nasıl daha yırtıcı olabilirim derdine düşüyor. Bunun sebebi çok da sürpriz değil elbet. Bir önceki albümde gördüğü kâbuslardan ilham alan Naas Alcameth, burada yeraltının mitolojik, karanlık bir figürünü ele alıyor ve onu notalarla betimleme yoluna gidiyor. Dolayısıyla bu albümün durağan, buhranlı anlarının daha az olması gayet kabul edilebilir. İlk gitar notasını duymak için 2 dakika 25 saniye beklediğimiz “The Dreaming I”ın aksine, “Melinoë” daha 15. saniyeden veriyor habis melodilerini.

Müziğin yapısına baktığımızda AKHLYS’in bu kez daha bir acelesinin olduğunu hissediyoruz. Sanki Melinoë güneş doğmadan karanlıktaki terörünü bir an önce estirip yer altındaki dehlizlerine geri dönmek için acele ediyor. Bu canhıraş panik içerisinde sağı solu yırtıp atıyor, parçalıyor, ısırıyor, kemiriyor. Bu sayede de ortaya yıkım tugayı gibi bir müzik çıkıyor. Bu çarpışma içerisinde Naas Alcameth’in yer yer diğer projeleri NIGHTBRINGER ve BESTIANA ARCANA’dan da fikirler devşirdiğini görebiliyorum. AKHLYS yine AKHLYS, kâbus yine kâbus ama aralarda bu gruplar tarafından da sık sık kullanılan kimi dokunuşların kendilerini hissettirdiklerine, baş verdiklerine tanık oluyoruz.

Bir önceki albümün çarpıcı kapağıyla kıyaslandığında daha geri planda kalan ama yine tat kaçıran bir kapağı olan “Melinoë”, bana Naas Alcameth’in neden üç albümünde de kadın figürü kullanmış olabileceğini sorgulatıyor. Bunun temel sebebi Yunan mitolojisindeki Achlys karakterinin dişi olması olabilir. Diğer yandan, eril fiziksel güçten ziyade dişilikle bağdaşan çoğalabilir, doğurabilir olma kavramının daha korkutucu bir bağlamda düşünülmesi ve korku, kötülük kavramlarına dişi suretler atfedildiğinde oluşan tekinsizlik ve belirsizlik hissinden yararlanmak istemesi de olası. İnsan psikolojisine daha korumacı, anaç olarak; yuvayı yapan, fedakâr gibi vasıflarla işlenen dişiliğe kötülük atfedildiğinde sanırım daha beklenmedik, daha panik uyandıran bir hissiyat ortaya çıkıyor ve AKHLYS de bu yüzden üçtür dişi kapaklar kullanıyor. İşe yarıyor mu, ne yalan söyleyeyim bence yarıyor.

“Melinoë”ye dair bende uyanan ve size iletebileceğim şeyler kabaca bu şekilde. Teknik olarak şunlar bunlar var, gitarlar için şu referansı vereyim vokalleri şöyle anlatayım diye bir şeyler yazma niyetim açıkçası yok. Zira bu albüm, tıpkı önceki AKHLYS albümleri gibi büyük oranda bir “deneyim” olarak sunuluyor ve baştan sona dinleyicide bir his uyandırmaya çalışıyor. Bu his bir önceki albümde kâbuslar ve karabasanlardı, şimdi ise mitolojik bir figürden yola çıkarak betimlenmeye çalışılan bir korku, endişe, delirme, panik ve terör hissiyatı. “Melinoë” bu hisleri veriyor mu, bence sonuna kadar veriyor. Her ne kadar “The Dreaming I” kadar ikonik, onun kadar nevi şahsına münhasır olmasa da yine de her şeyiyle çok iyi, çok fazla iyi bir black metal albümü. Böylesi yoğun bir yıkıma hazırsanız, bir an bile kaybetmeden kendinizi bu savaşa sokun ve AKHLYS’in kapkara dehlizleri içerisinde oradan oraya savrulun.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.42/10, Toplam oy: 26)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Debemur Morti Productions
Kadro
Naas Alcameth: Vokal, gitar, bas, klavye, ambiyans
Eoghan: Davul
Şarkılar
1. Somniloquy
2. Pnigalion
3. Succubare
4. Ephialtes
5. Incubatio
  Yorum alanı

“AKHLYS – Melinoë” yazısına 40 yorum var

  1. Rzeczom says:

    bende bu albümü dinleyecek göt yok.

    Kaan

    @Rzeczom, Hahahaha! Ben bir deniycem bakalım ne olacak :)

    Rzeczom

    umarım senin için hala çok geç değildir. acilden yazıyorum… albümü gece uyumak üzereyken kulağıma takmam ile birlikte ciddi bir rahatsızlık geçirdim ve hastaneye kaldırıldım. anal fissür (makat yırtılması) yaşadım.

    uzak durun.

    Kaan

    @Rzeczom, Benim omzumu fena sakatladım ve müthiş bir karın ağrısı yaşıyorum. Sana Geçmiş olsun :))

  2. koca says:

    Yine Denver Colorado, yine prodüksiyonda Dave Otero imzası ve yine delik deşik etmedik sakatat bırakmayan ezici bir sound. Son dönemde dinlediğim en iyi albümlerden biri!

  3. Rashid says:

    Muazzam bir albüm. Kabus’un ne demek olduğunu adam müziğiyle anlatıyor. Bu adam nasıl bu kadar nefretle dolmuş acaba :D

  4. deadhouse says:

    Tam olarak nedenini açıklayamasam da albümü sevmedim. İyi ambalajlı, süslü, steril, kusursuz bir albüm görünümünde bir albüm var karşımızda. Atmosfer odaklı, oldukça iyi prodüksiyonlu, dikkat çekici vokaller. Bir sürü özellik sayılabilir olumlu anlamda. Yine de sevmedim. Besteleri zayıf buldum. Kandırmacalı bir müzik vaadediyor Akhlys bence. Black metalde aradığım şeyler bunlar değil. 5.7/10

  5. Rust in Peace. says:

    Şöyle bir göz gezdirdim hoşuma gitti, uzun zamandır ekstrem şeyler dinlemiyorum bunla açılışı yapayım.
    Bu arada kritik gayet iyi ama bilimsiz vizyonsuz cahil davarlar tabiri çok alakasız olmuş o paragrafta, insanın gözüne batıyor. Onun dışında güzel kritik
    Kapağı da övmeden geçmeyeyim, cidden güzel kapak.

  6. HaNNibaL says:

    Naas abimiz tam bir ruh hastası seviyoruz kendisini. Her grubuyla sürekli albüm yapsın dinleriz. Aoratos ile yaptığı albüm gerçekten çok başarılıydı.

    Bu albümde klasik Akhlys olmuş. Korku,pislik tarzı her şey var içinde. Kabus gibi albüm gerçekten

  7. çaksu says:

    Çok iyi be. Youtube sayfasında biri “Beksinski slideshow’u gibi müzik” demiş. Aynen öyle.

  8. Necrobutcher says:

    “Adamın biri gerçekten de gördüğü bazı karanlık rüyalar ve kâbuslardan ilham alarak “Rüya Gören Ben” diye albüm yapıyor ve biz bu albümü dinlerken “hay senin göreceğin rüyaya sokam bu nasıl şey” diye gerim gerim geriliyoruz.”

    AHHAHAHAHAHAHAHAHHAHAHA

  9. Kaan says:

    Amacına fazlasıyla erişmiş, mükemmelliğe ulaşmış bir müzik yapmış. Uçlarda gezinenler için bir nimet.
    Ama açık konuşayım bünyeme artık iyi gelmiyor böyle şeyler. Olumsuz ve sert müzik için gider Sodom, King Diamond dinlemeyi tercih ederim.
    Genelde de Enough z’nuff, Dokken dinler geçerim ;)

  10. Horrendous says:

    BAYBURT BAYBURT OLALI BÖYLE ZULÜM GÖRMEDİ.

    Kaan

    @Horrendous, :)) Bu müziği yapmakla ne amaclanmıştır ve hangi akla hizmet edilmektedir. Bülent Arınç’ın, Demirtaş’ın kitabından bahsetmesi ve yargıyı yönlendirme çabası başka ne olabilir ? Yoksa çözüm sürecine geri mi dönülmek istenmektedir?

  11. Ayhan says:

    spotify kaçırdığın şarkılar diye liste yapmış, bu amk çocuğu düştü önüme. gece bir olmuş dinlerken sağıma soluma bakıyorum allah belasını versin. güzel de, bırakamıyorum.

  12. Alimdat says:

    Bir gün biri çıkıp gelse ve ”Şöyle bir şey var, kayda girelim.” dese insanlık namına kabul etmem. Hasan Karacadağ ibret almalı korku konusunda bu albümden.

  13. TAAKE says:

    Dreaming kadar hayvani bulmadım ama bu bile piyasada black metalci gezinen eti cici bebeleri,kinder süt dilimci atmosferikçi bebeleri çapraz domaltıp düz hoplatır
    adamı yıldıran,ruhuna ters ilişki yaşatan pimpis bir çalışma

  14. TAAKE says:

    bu adam (Naas Alcameth) dene garabeti black metal karabasanı ilan ediyorum
    true karabasan fucking black metal

  15. çaksu says:

    Ya kitap okuyamıyorum. Abartı değil 2 saattir kafamda çalıp duruyor ilk şarkı. İsteyerek durdurmazsam kendiliğinden hemen yine başlıyor. Yardım edin lan.

    Hala hemen her gün dinliyorum. Fazla kaçırdım mk. Melinoe overdose.

  16. şeyh hulud says:

    Bu kapağı görünce aklıma Planescape Torment’taki Ravel Puzzlewell geliyor hep. Ne oyundu be karşim, bir daha öylesi gelmedi.

    Dysplasia

    @şeyh hulud, En iyi oyun.

    şeyh hulud

    @Dysplasia, şu Disco Elysium da çok övülüyor son zamanlarda ama ben henüz oynadım. Merak ediyorum, oyun oynayacak bilgisayar alırsam bakacağım bir ara.

    Dysplasia

    @şeyh hulud, Başlamıştım bir ara ama başka meşguliyetler girince yarım kalmıştı, bitiremedim. Bir ara baştan başlayacağım. Ben klasik anlamda bir rpg olduğunu söyleyemeyeceğim. Diyaloğu bol adventure ya da interaktif roman gibi daha çok. Metinler ve stat-checkler üzerine kurulu sadece. Öyle dövüş sistemi, item peşinde koşma falan yok. Ama karakterin kendisinin ve iç meziyetlerinin sürekli çatışmalara girerek olayları çözümlemesi ilginç bir oyun yapısıydı. Ağdalı bir dili var. Yine de PS:T’yi yerinden edecek bir oyun değil, hikayede çok acayip şeyler dönecek gibi durmuyordu. Dak’kon’la yaptığım muhabbetlerin tadı hiçbir yerde yok.

    Yiğit

    @şeyh hulud, bende yüklü şu an. 1 ay önce yükleyip başka şeylere yoğunlaştığım için devam edemedim ben de. Herkesin söylediği gibi İngilizcesi zor. Çevirmen olup da bilmediği şeyler karşısına çıkan insanlar varmış diyorlar. Ben anlamakta zorlandığım gibi üstüne üstlük inanılmaz yorucuydu. İngilizce eğitim görüyorum, sürekli uzun uzun paragraflar/makaleler okumaya bir nebze alışkınım ama bu oyunu 1 saat oynayınca tamam abi yeterli bu kadar diyordum.

    Aura magula

    @şeyh hulud, Torment:Tides of numenerayı hiç oynamışmıydın Oyungezer dergisinde çok yüksek puan almıştı aynı Pst tarzı bir oyun.Disco elysium level dergisi ve enis kirazoğlunun incelemelerinden anladığım kadarıyla değişen kararların olduğu, npc lerin söylediğin sözlere göre seni tanıdığı dialog üstüne kurulu oyun.Ama öyle büsbüyük 70 saatlik rpg değil sanırım.

    şeyh hulud

    @Aura magula, PST’tan esinlense de doğrudan bağlantısı olmadığından pek ilgimi çekmemişti. Belki ileride zaman ayırabilirsem bakarım bir ara.

    Dysplasia

    @Aura magula, Ben oynadım ama direkt kötü bir oyun bence. PS:T olmaya çalışan ancak hiçbir derinliği olmayan boş yazı duvarlarını üzerimize üzerimize atıp oyun boyunca yaptığınız karakter gelişimlerinin direkt çöpe atıldığı dandik bir sonla bitiyor. Sigil’in otantikliğini taklit etmeye çalışırken son derece anlamsız, soyut ve randomize mekan ve olayların içinde boğuyor oyuncuyu.

    Berca B.

    @şeyh hulud, @Dysplasia Divinity Original Sin’i yüklemiştim ama hadi canımı çektirdiniz bunu da yüklüyorum şimdi. İkisi de ilgi alaka istiyor ama du bakalım nasıl olucak.

    Bu ikisiyle aşırı alakasız Papers, Please bitsin hemen dalıcam.

    Yiğit

    @Berca B., abi oynadıysan Divinity hakkında görüşlerin nedir? Benim de epeydir aklımda oynamak için ama bu aralar hiç oyun oynamadığımdan girişmedim.

    Berca B.

    @Yiğit, açıkçası onu da yeni oynamaya başladım o yüzden üzerine çok bir şey söyleyecek durumda değilim şu anda. Ama zevkini yakın bulduğum çok fazla insandan olumlu referans aldım şimdiye kadar, çok çok iyi bir oyun olduğuna ikna oldum.

    Aslında site yazarlarından Ömer Kuş onu bu ara çok oynuyor, belki mesajı görürse o daha iyi yorum yapabilir :)

    Yiğit

    @Berca B., @Dysplasia, teşekkürler. Valla gaza geldim yükledim ikinci oyunu. Bu kadar övüldüğüne göre oturup kafa yora yora oynayacaz

    Dysplasia

    @Yiğit, Divinity Original Sin 1 ve 2 oynanış itibariyle harika oyunlar. Eğer sıra tabanlı savaşa alerjiniz yoksa muhteşem oyun motoru sayesinde (oyunlarda farklı elementlerin/maddelerin birbirleriyle etkileşimleri mevcut bol bol, ikinci oyunda daha da zenginleşiyor bu) bir çok taktik geliştirebileceğiniz harika çatışmalar çıkabiliyor (youtube’da çok geyik stratejiler de görmüştüm). Çatışmalar dışında görevlerin çözüm yolları da gayet doyurucu çeşitlilikte. Bir çok yan görev, güzel hikayeler, enteresan yan karakterler mevcut. Eğer izometrik rpg seviyorum diyorsanız pişman olacağınızı sanmam. Özellikle ikinci oyunda kendilerini de aşıyorlar.
    Ancak oyunun külliyatına çok giremedim ben. Şahsen geniş evrenli oyunlarda evrenin oyun dışı külliyatına da hakim olma dürtüm hasıl olur ve oturup bir sürü materyal okurum, ancak Divinity’nin evreni pek sarmadı beni ve genel hikayelerine pek tutulduğumu söyleyemem. Çok kozmolojik olayların karakterimiz etrafında dönmesi sevdiğim bir şey değil. Ancak oyunları birkaç sefer bitirmeme engel olmadı bu.
    Baldur’s Gate 3′ü de bu Larian Stüdyosu yapıyor, erken erişimi oynamadım ama aynı oyun motoru kullanılmış. Mesela bu nedenle oynanışın çok zevkli olacağını; quest, karakter, mekan çeşitliliğinin beni doyuracağını ancak genel senaryoya burun kıvıracağımı düşünüyorum.

    şeyh hulud

    @Berca B., Planescape Torment’ı bence tam crpg olarak düşünmemek lazım, adventure/visual novel çizgisine daha yakın. Çünkü oyunun %90′ı diyalogları okumakla ve etrafı keşfetmekle geçiyor. Hatta oyunu neredeyse hiç dövüşmeden bitirmek mümkün. Söyleyeyim dedim, çünkü bazen insanlar rpg beklentisiyle girince aradıklarını bulamayabiliyorlar.

    Dysplasia

    @şeyh hulud, Rpg’nin tam anlamını karşılayan nadir oyunlardan aslında.

    şeyh hulud

    @Dysplasia, özellikle masaüstü rpg ruhuna sadık kalan bir oyun PST. Ama alıştığımız crpg mantığından daha ayrı bir yerde duruyor benim için. PST oynarken genelde içine DD katılmış adventure oyunu oynadığımı hissederdim.

    Dysplasia

    @şeyh hulud, buna itiraz edicem çünkü her ne kadar diyalog üzerine kurulmuş olsa da seçimlerin büyük önemi var oyunda. Adventure dediğin ‘tıkla tıkla, bulmaca çöz, geç’tir. Ps:T’de vicdanen olsun (deionarra) mantıken olsun (loncalar) veya salt oyun mekaniği olsun (sınıf, item vs) bir çok seçimle başbaşa kalıyorsun ve karakteri şekillendiriyorsun. Seçimlerimiz alignmentı etkiliyor, statları etkiliyor vs.. monkey island nere bu oyun nere.

    Albüm kritiğini de sikip attık ya neyse..

    şeyh hulud

    @Dysplasia, yok adventure derken Lucasart tarzı olanları kastetmiyordum. Mesela benim PST’a en yakın bulduğum oyun Sanitarium’dur.

  17. Yiğit says:

    Konu rpglere geldiğine göre harika bir albüm olduğunu hatırlatmakta fayda var. Kulağınıza hoş gelme ihtimali olmayan, amacına tam olarak ulaşmış ve takdiri hak eden bir iş bence. Yine de her zaman dinlenmiyor. Bad trip yaşamak için birebir

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.