# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SIX FEET UNDER – Nightmares of the Decomposed
| 09.10.2020

Chris Barnes’a sahip çıkalım.

Oğuz Sel

Hayat hakikaten garip. “Yaşattığını yaşamadan ölmezsin,” tadındaki karma muhabbetlerine mesafeli yaklaşsam da birilerinin, birilerine yamuk yaptığında günün birinde kendilerinin de çeşitli yamukluklara maruz kaldıklarına tanıklık ettim. Bir de “büyük lokma ye, büyük söz söyleme” ifadesi var ki bunu bazen ben bile deneyimleyebiliyorum. Mesela Cannibal Corpse ile ilk tanıştığım dönemlerde Chris Barnes için “Adam süper vokal yapıyor, osursa sıçsa dinlerim.” derdim.

Bundaki maksadım, herifin hakikaten osurup sıçma seslerini kaydedip vokal diye sunması değildi pek tabii. Amacım, günün birinde bok gibi vokal yapsa dahi dinlerim demek istememdi. Elbette az önce aktardığım söz, aradan geçen belki 20 yılın ardından beni buldu ve bugün, hem metal kritik sitelerinde hem de sosyal ağlarda mütemadiyen dövülen “Nightmares of the Decomposed” ile karşınıza çıktım. Bu cümlelerimden sonra yapacağınız tahminler yanlış değil, Chris Barnes bu albümde hakikaten berbat vokal yapıyor. Ama elime sopa alıp albüme dalmadan önce -ki bunu yapıp yapmama konusunda, yazının 145. kelimesine gelmiş olmama karşın henüz net şekilde karar verebilmiş değilim- biraz gevezelik etmek isterim.

PA sayfalarında ele alacağım dördüncü SFU albümü olan “Nightmares of the Decomposed”, grubun da 17. stüdyo albümü. Zamanında arkadaşımın, albümlere ulaşımın zor olduğu zamanlarda “Chris Barnes yeni bir grup kurmuş, ilk albümlerinin kapağında da mavi bir kuru kafa var ama bildiğin gibi kuru kafa değil. Sanki etrafından çekiştiriliyormuş gibi resmetmişler kuru kafayı…” şeklinde kapağından başlayıp içeriğine kadar ballandıra ballandıra anlattığı “Haunted”ı yıllar sonra dinlediğimde arkadaşımın bu kadar ballandırmasına hak vermiştim doğal olarak. Ortada Cannibal Corpse gibi dana bir müzik yoktu ama Barnes’ın danalığı zaten bana yetiyordu da artıyordu. Eh, o albüm ve devamındaki birkaç albümde de işler yolunda gitti diyebiliriz.

Kadro değişiklikleri oldu, şarkılar tekdüzeleşti filan ama Barnes’ın sesi soluğu yerindeydi ve “Bu ne amk böyle?” demeden albümleri çatır çutur dinliyorduk.

Hikâyenin devamını zaten biliyorsunuz işte, Chris Barnes’ın başına saksı değil kuyruklu piyano düştü ve bunun neticesinde dev bir aydınlanma yaşayan Barnes Paşa, “Undead” gibi hayvan bir albümle, SFU’nun üstüne belki de bile bile atılan ölü toprağını şöyle bir sıyırdı ve grubun kariyerinde, kalbim kadar temiz bir sayfa açtı. İstikrarın, hemen her alanda başarı getireceğini düşünüyorum ve SFU’nun en büyük sorununun istikrarsızlık olduğunu savunuyorum. Yazıya böyle devam etmemin nedeni, “Undead” ile harika bir rüzgâr yakalayan grubun bu rüzgârı, takip eden iki albüm sonrasında ufaktan kaybetmesi. Barnes’ın aklında fikrinde ne var, ne yaşıyor, ne hissediyor, ne kurguluyor da SFU’yu yavaş yavaş uçurumun kenarına getirmek istiyor, bunu bilemiyorum. “Uçurumun kenarı” diyerek grubun şu anki durumu hakkında ufak bir ipucu vermiş gibi yapsam da asıl söylemek istediklerimi söylemeden yazıyı sonlandırma gibi bir niyetim yok. Gevezeliğe izninizle biraz daha devam edeyim.

SFU’ya can suyu olan iki isimden biri olan -diğeri de Marco Pitruzzella- Jeff Hughell kişisinin sırtladığı “Torment” albümünün üç yıl sonrasında karşımıza çıkan “Nightmares of the Decomposed”ın en büyük kozu, besteci koltuğunda, Cannibal Corpse ve Deicide gibi gruplardan tanıdığımız Jack Owen’ın oturması. Bu defa bestecilik tarafında yedek kulübesine alınan Jeff Hughell yalnızca baslardan sorumlu ve aslına bakarsanız, bu, çok da süper bir fikir değil. Owen’ın besteleri berbat mı, tabii ki değil ama ben kendi adıma SFU’nun daha dinamik parçalar üretmesini beklerdim. Burada muhtemelen Barnes ve Owen’ın ortak aldıkları bir karar var, vokalistlik işini eskisi kadar başarılı kotaramayan Barnes, albüm içindeki şarkılardan da anladığım kadarıyla eski SFU tarzı, ağır aksak giden, lirikleri hece hece söyleyebileceği bazense uzun hava gibi sündürebileceği tarzda rifler sipariş etmiş Owen’a. O da hâliyle bu ayarda besteler yapmış, masaya koymuş. Aralara kendi uzmanlığının bir eseri olarak harikulade sololar da katmayı unutmamış tabii Owen. Bu noktada Marco Pitruzzella gibi bir manyağın potansiyelinin tam kullanılamamış olmasına ve Jeff Hughell kişisine yeterince oyun alanı sunulamamasına biraz takıldığımı belirtmeliyim. Her iki isim de yeteri/gereği kadar icra işlemi yapmışlar ve kenara çekilmişler. Ben daha nümayişli, daha albenili işler olmasını isterdim/beklerdim şahsen. Güçlü ve gitarların dominant olduğu prodüksiyonun, Chris Barnes’ın vokallerini biraz ve belki de bilinçli olarak perdelediğini de eklemeliyim.

Evet, merakla beklenen dayak kısmına gelmiş bulunmaktayım. Bundan önce “Nightmares of the Decomposed” kritiği okuduysanız, hemen herkesin Chris Barnes ile taşak geçtiğini, zırt pırt “iiii iiii iiii” yapmasına takıldığını filan görmüş olabilirsiniz. Aslına bakarsanız, şu paragrafa geçtikten sonra Barnes ile taşak geçme rekoru kırmak adına arka arkaya bir dolu cümle sıralayabilirim ama bunu yapmayacağım, çünkü ben bir götlek değilim.

Şimdi eğri oturup doğru konuşmamız gereken bir durum var; o da Chris Barnes’ın artık yaşlanmaya başlaması ve hâliyle, bundan 30 yıl önceki vokal performansını üzülerek yazıyorum ki bir daha gösteremeyecek olması. Nasıl ki ağır işiten yaşlı bireylere “Be amına koduğumun yaşlısı, nasıl olur da beni duymazsın?” demiyorsak, şarkı söylemek isteyip de kuvvetle muhtemel eskisi gibi söyleyemeyen birine de “Orospu çocuğu, bıkıp usanmadan hâlâ müzik yapmaya, albüm yayınlamaya çalışıyor!” da dememeliyiz. Hele hele varlığını müziğe borçlu olan, hayatını müzikten kazanan, müzik sayesinde hayata bağlanabilen, geçmişinde de müziğe büyük katkılar yapmış olan ve bugün de birilerinin kendisine taşak oğlanı muamelesi yapacağını tahmin etmesine karşın stüdyoya girerek vokal yapma cesareti gösteren birine bunu dememeliyiz. Harbiden dememeliyiz. Ortada “Graveyard Classics IV” gibi para söğüşleme hedefli boş bir albüm olsaydı ve Barnes, aynı performansı o albümde gösterseydi, seneler önce bu sayfalarda yaptığım gibi sayar söver, albüme düşük puan verir geçerdim fakat herifler ortaya yeni bir iş koymaya çalışıyorlar ve kabul edelim ya da etmeyelim, şu an için yapabildikleri maalesef bu. Ötesini yapabilselerdi zaten yaparlardı ve milletin ağzına sakız olmazlardı. Evet, Chris Barnes’ın sesi, bu albümde, kendi kariyerinin dibinde maalesef. “Torment” albümünden bu yana neler oldu, neler yaşadı, ne gibi sorunlarla karşı karşıya kaldı da bu safhaya gelindi bilmiyorum ama insanlık hâli işte. Her güzel şeyin bir gün sonu geliyor. Barnes’ın sesi de böylesi örneklerden. Keşke bu raddeye gelmeseydi ama gelmiş işte, adamın sesi ölmeye başlamış ve vurmaya gerek yok, hakikaten ölmeye başlamış. Aklına “Metal Blade’den paralar yatmış.” gibi abuk subuk düşünceler gelenler varsa, onlara zaman kaybetmeden Ctrl+W ya da Alt+F4 yapmalarını öneriyor, kendilerini Barnes’a havale ediyorum.

SFU hayranıysanız, “Nightmares of the Decomposed”da kesinlikle seveceğiniz şarkılar var ama ben bu albümü, grubun diğer işleri kadar uzun soluklu dinleyeceğimi sanmıyorum. Grubun gidişatının bundan sonra nasıl şekilleneceğine dair de çok fazla bir fikrim yok. Bu albümle görüyoruz ki orta karar besteler de SFU’nun makus talihini değiştirme noktasında çok başarılı olamıyor ve grubun esas adamı Chris Barnes, adım adım kendi kariyerinin sonlarına doğru yaklaşıyor. Son cümleyi yazarken üzülmüyor değilim açıkçası. Bir bakıma death metal kahramanı bellediğiniz insan ve onun DEVASA sesi, zamana yenik düşüyor ve birkaç “like” almak, üç beş esprinin önünü açmak için çabalayan vasıfsızların boktan esprilerine malzeme oluyor. Neyse, ben yine saydırmaya başlamadan önce yazıyı sonlandırayım en iyisi.

5,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (4.22/10, Toplam oy: 46)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Metal Blade Records
Kadro
Chris Barnes: Vokal
Jack Owen: Gitar, besteler
Ray Suhy: Gitar
Jeff Hughell: Bas
Marco Pitruzzella: Davul
Şarkılar
1. Amputator
2. Zodiac
3. The Rotting
4. Death Will Follow
5. Migraine
6. The Noose
7. Blood of the Zombie
8. Self Imposed Death Sentence
9. Dead Girls Don't Scream
10. Drink Blood, Get High
11. Labyrinth of Insanity
12. Without Your Life
  Yorum alanı

“SIX FEET UNDER – Nightmares of the Decomposed” yazısına 9 yorum var

  1. Eline sağlık Oğuz. Albümü henüz dinleyemedim, o konuda yorum yapamayacağım ama okurken hiç beklemediğim için yaşlılara sövme kısmında istemsizce güldüm ahaha. Albümü dinleyince daha detaylı bir şeyler yazacağım.

    Ouz

    @Ahmet Saraçoğlu, Rica ederim Ahmet, yorumlarını merakla bekliyorum. Bahsettiğin kısmı yazıp yazmama konusunda tereddütlerim vardı ama gelişine çaktım cümleleri işte.

    Bu arada Chris Barnes Twitter adresinden, yazının yayına girdiği gün ya da onun sonrasında, bu albümdeki vokal kaydını tamamen canlı yaptığını yazmış. Bu, grubun yenilikçi tutumu adına iyi bir şey ama ortaya çıkan yapıtın yaşattığı işitsel tecrübe bakımından o kadar da iyi bir şey değil. Keşke daha bilindik şekilde kayıt yapılsaydı demeden edemiyorum.

  2. In White says:

    Berhan Şimşek bile artık Chris Barnes’dan daha iyi growl yapar. Unborn son albüm olarak kalsaydı keşke. Bence Crypt of the Devil’a bile gerek yoktu.

  3. deadpig says:

    her albümünü ara sıra dinlerim bu albüm de gayet güzel olmuş.

  4. In White says:

    Barnes, Without Your Life 9. saniyede papağan gırtlaklıyor sanırım.

  5. Ice Giant says:

    Vokaller berbat. Torment gibi harika bir albümden sonra bu rezalet beni şaşırttı. Torment’da da Chris zorlanıyordu ama bu facianın yanında Torment başyapıt gibi kalır. İstese daha iyisini yapabilirdi diye düşünüyorum. Bu yüzden başlıktaki sahip çıkmaya katılmıyorum.
    Çoğu Six Feet Under albümünü baştan sona rahatça dinlemiş biri olarak bu albümün sonunu zor getirdim. Bir daha da dinlemem. Tekrar bir şansı hak edecek bir albüm değil.
    Albümle ilgili 2 şeyi sevdim. Birincisi albümün kapağı ve ikincisi Migraine şarkısındaki hafif stoner doom tadı.

    Kritiği yazanın eline sağlık.

  6. Utku says:

    “üç beş esprinin önünü açmak için çabalayan vasıfsızların boktan esprilerine malzeme oluyor.”

    Kritik fena değil diyecektim ama yukarıdaki cümleyi vasıfsız buldum ve esas kritik vasıfsız diyorum. Birincisi Chris Barnes eski performansını kaybetmediğini iddia ediyor, okuyun röportajını 2016 veya 2017 tarihli olması lazım. Yaşlı örneğini de bu yüzden saçma oluyor. Hiçbir yaşlı çıkıp ben 20 yaşındaki gibi her şeyi net duyuyorum demez. Ha diyorsa onunla dalga geçen de çıkar. Chris Barnes böyle iddialı konuşmasa yada elimden gelen bu dese çoğu kişi bir şey demez zaten.

    Ben gayet komik espriler okudum (pasifagresif de değil). Bu esprilere Chris Barnes gülüp geçip otunu içip keyfine bakıyordur ki True Carnage çıktığı dönemlerde öyle bir şey söylemişti. Yani SFU dinleyip bu albüm üzerinden espri yapan birine vasıfsız denmesi daha bir boktanca tespittir. Chris Barnes bile gülüp geçiyorken kritiği yazana ne oluyor anlamadım.

    Pasifagresifi çok severim ama bu kritiği sevmedim. Nightmares of the decomposed’a 7 puan veririm çünkü şarkı yazımını beğendim Jack Owen iyi iş çıkarmış, vokalleri saymazsak Torment dan iyi bir albüm.

    Ouz

    @Utku, Selam. “Kritik fena değil” diyecekken “vasıfsız” diye tanımladığın cümlenin işaret ettiği tespiti “boktanca” bulman neticesinde kritiği idam etmişsin. Eh, canın sağ olsun. İlgili cümleye takılacağını bilseydim “PA takipçilerinden Utku hariç,” şeklinde bir ekleme yapardım, kusura bakma.

    Aynen, Chris Barnes bu esprilere, OTUNU İÇİP gülüp geçiyordur çünkü kafa dumanlanmadan yerli yersiz esprilere katlanması başka türlü mümkün olmaz. Ayrıca True Carnage 2001 çıkışlı. Kim 20+ yıl içerisinde kişiliğini tamamen muhafaza edebiliyor, meraklardayım. O zamanlar gülüp geçen adam belki bugün evine gidip odasına kapandığında, başını ellerinin arasına alıp intihar etmeyi düşünüyordur, bilemeyiz.

    İsteyen Chris Barnes’a, “Taksim Delisi Cenk” muamelesi yapmaya; sesiyle, saçıyla, “içiciliğiyle”, genel şekli şemailiyle ilgili “gülmekten kırıp geçiren” espriler kasmaya, meme’ler hazırlamaya devam etsin. Ben, kritikte yazdıklarımın arkasındayım.

    Utku

    @Ouz, Vasıfsız kısmına takıldım çünkü ben sanal ortamda olmasa da arkadaş ortamında bu albümün makarasını yaptık. Hiçbirimiz de vasıfsız boktan insanlar değiliz. Ben bu grubu 2011′dan beri düzenli olmasa da dinliyorum. Undead çıktı Chris baba moduna girdik, bu albüm çıktı sesiyle makara yaptık ki Chris Barnes’ın sesiyle makara yapan bizler Chris Barnes’ın death metal kariyerine ve sesine saygı duruşu yaparız ama Chris performansımı kaybetmedim derken durum ortada. Chris’e küfür eden yok.

    “başını ellerinin arasına alıp intihar etmeyi düşünüyordur, bilemeyiz.” yani bu kadar hassas olacak birisi o kadar sert eleştirilere rağmen inatla albüm çıkartmaz. Metal-archives kritiklerini okuyup siktirin lan deyip otunu tüttürecek adam Chris Barnes, değiştiği yok Twitter’da yazdıkları da ortada.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.