# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
ENSIFERUM – Thalassic
| 16.07.2020

Beklenmedik şekilde iki güzel çalım atan defans oyuncusunun gaza gelip yarı sahadan topu doksana takması.

İlk iki albümünde harika bir iş yapan ve folk metalin en epik örneklerinden bazılarını sunan ENSIFERUM, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çok sevilen bir grup. İlk iki albüm dedim, çünkü sonrasında ENSIFERUM’un biraz cepten yediğini ve birbirinin muadili çok fazla şarkı yaptığını düşünüyorum. Jari Mäenpää’nın ayrılığından birkaç yıl sonra “Victory Songs” herkeslerce beğenilmiş olsa da ben “Ensiferum” ve “Iron”ın ardından o albümün de ortalama bir çalışma olduğunu düşünüyorum.

Sonrasında gelen albümler tam anlamıyla “ENSIFERUM albümü” diyebileceğimiz ve %90 bilindik dinamiklerle ilerleyen folk metal örnekleriydi. Temeli çok sağlam olduğundan, folk metal ihtiyacı hasıl olduğunda ENSIFERUM daima ilk akla gelen ve acil durumda kırılacak gruplardan biri olarak karşımızda duruyor. Şahsen türe hiçbir yenilik katmayan ve sadece turneye çıkmak için yeni albüm çıkaran folk metal oluşumlarının bu taverna, içki, eğlence temalı folk metalinden sıtkım sıyrıldığından, müziğine biraz daha fikir katan grupları doğal olarak el üstünde tutmaya çalışıyorum.

Son birkaç albümdür heyecan düzeyim epey azaldığı ENSIFERUM’a karşı tekrar yükselmemi sağlayan “Thalassic”e geldiğimizde, grubun çeşitli açılardan son yıllara oranla çok daha çalışkan ve arayışta olduğunu görüyoruz. Öncelikle ENSIFERUM kimliğinin nereden baksan %65-70’ini oluşturan melodi konusu albümde üzerine çok daha fazla düşünülmüş şekilde karşımıza çıkıyor. Laylay loyloy fol metal melody generator kıvamındaki melodiler yerine grup daha sofistike, çok daha fazla nota içeren melodilerle şarkıların genelini akılda kalıcı hâle getirmeyi başarmış.

Burada çokomelli iki konu var. Birincisine az sonra geleceğim. İkincisi, “Thalassic”in bugüne kadarki ilk konsept ENSIFERUM albümü oluşu. Albümün teması deniz ve şarkıların her biri açık denizlerde gerçekleşen savaşları, buralarda yaşayan yaratıkları ve mitolojik mahlûkatı anlatıyor. Bu sayede albümde bir bütünlük ortaya çıkıyor ve folk metal albümlerinde sıklıkla rastladığımız “araya bir tane de alakasız kemanlı taverna şarkısı koyalım” durumu yaşanmıyor. Elbette ki yaylılar var, ancak bunlar çok hedef odaklı kullanılıyorlar ve müziğe gerçekten bir şeyler katıyorlar. Misal direkt yaylılarla başlayan “One with the Sea”, dramatik yapısı ve oturaklı bestesiyle akıllara TÝR’in son albümündeki harikulâde “Sunset Shore”u getiriyor. Albümün en “folk metal” folk metal şarkısı “Midsummer Magic” ve o bile albümün genel akışına hizmet ediyor.

Bu dediklerimden folk metal kavramının temel yapı taşlarından bazılarını hor gördüğüm ve “bakın normalde baydık ama burada iyi yapılmış” demeye getirdiğim sonucu çıkmasın. Burada ENSIFERUM’un bu fazlasıyla alışıldık formülleri ve kanıksanmış dinamikleri akıllıca ve ustalıkla kullanmış olduğunu vurguluyorum. Her metal türü gibi folk metalin de kendi kendini sınırlayan birtakım özellikleri var ve ENSIFERUM ağaç dalları, yapraklar, çayır çimen ve Orta çağ Avrupası kokulu bu fanusun içinden çıkmak için elinden geleni yapmış, denizden gelen ferah bir esintiyle püfür püfür serinleterek yüzleri güldürmeyi başarmış.

Albümün birinci önemli konusuna gelince, yazının başlığındaki durum işte burada ortaya çıkıyor. Gruba bu albüm öncesinde katılan yeni vokalist/klavyeci Pekka Montin sürpriz şekilde gruba resmen boyut atlatmış. İntro kıvamındaki ilk şarkıyı saymazsak ilk parça diyebileceğimiz “Rum, Women, Victory”ye “sıkı durun geliyorum” dedirten bir power metal çığlığıyla başlayan vokalist, 2. dakikada mikrofonu alıyor ve adeta “farklı bir ENSIFERUM’a merhaba deyin” diyor. Albüm boyunca Petri’yle yer değiştirdikleri bölümler gerçekten etkileyici olmuş ve bu sayede Petri’nin sesindeki yırtıcılık da daha bir vurgulanmış. Bu konuyu önemli gördüğümden albümle ilgili 15-20 incelemeyi açık sayfada “Montin” diye arattım ve istisnasız hepsinde kendisine övgüler düzüldüğünü gördüm. Bu yeni vokal anlayışı sadece bir tat olmanın çok ötesine geçmiş ve ENSIFERUM’u yepyeni bir grup yapmış. “Thalassic”in nefes almaya müsait yapısı da eklenince albümün gövde gösterisi yapma ve şahlanma katsayısı arttıkça artmış. Montin’in HELLOWEEN’den Michael Kiske ile RHAPSODY’den Fabio Lione arasında duran çok net, berrak bir sesi var bu sayede albüm resmen yelpaze gibi açılıyor, enginlere sığmıyor taşıyor.

Misal bir önceki albüm “Two Paths”e adını veren şarkıya bakın; “Thalassic”teki clean vokaller onları suya götürür susuz getirir. Ortada kıyaslanamayacak düzeyde büyük bir gelişim var ve bu heavy/power metal vokalleri bence ENSIFERUM’un bugününün ve yarınının en büyük kurtuluşu olmuş. Son 3-4 albümdür standart şekilde Petri+koro olayına bağlayan ENSIFERUM “Thalassic”te resmen grubu yukarı taşıyan ve tekrardan heyecan verici hâle getiren bir silah eklemiş saflarına. AMORPHIS etkisinin hissedildiği “Andromeda” ve “For Sirens”dan tutun da gayet güçlü bir açılışla albümün heyecan dozunu en baştan yükselten “Rum, Women, Victory”ye dek kendisi bu albümde benim favori karakterim oldu.

Yukarıda bir yerde çalışkanlık ve arayış demiştim, bunun örneklerini de örneğin ana melodisi neredeyse bir solo kadar üst düzey icra isteyen “Rum, Women, Victory”de görüyoruz. ENSIFERUM daha en baştan bu albüme özendiğini, kolaya kaçmadığını ve sürükleyici bir şeyler duymaya hazır olmamız gerektiğini bize hissettiriyor. Bu gibi detayların yanına bir de son şarkıda gördüğümüz türde ve son iki WINTERSUN albümünü anımsatacak epiklikte şeyler çıkınca, “Thalassic”in başarılı bir adım olduğu gerçeği bence netleşmiş oluyor.

Melodik müzik kişisel zevklere fazlasıyla bağlı bir kavram. Bir grubun melodik karakterini seven bir diğerininkini hiç yakın bulmayabilir. ENSIFERUM işi melodiye dayalı bir grup olarak bence bu albümde elinden gelenin en iyisini ortaya koymuş ve folk metal 101’den çok uzak, ancak deneyimli bir grubun yapabileceği bir şey sunmuş. Kendi adıma “Thalassic” uzun zamandır dinlediğim en iyi birkaç folk metal albümünden biri ve bu yüzden de metal basınının geneline uyuyor ve albüme yüksek bir not veriyorum.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.11/10, Toplam oy: 28)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2020
Şirket
Metal Blade Records
Kadro
Petri Lindroos: Vokal, gitar
Markus Toivonen: Gitar, geri vokal
Pekka Montin: Klavye, vokal
Sami Hinkka: Bas, vokal, akustik gitar, buzuki
Janne Parviainen: Davul, perküsyon
Şarkılar
1. Seafarer's Dream
2. Rum, Women, Victory
3. Andromeda
4. The Defence of the Sampo
5. Run from the Crushing Tide
6. For Sirens
7. One with the Sea
8. Midsummer Magic
9. Cold Northland (Väinämöinen Part III)
  Yorum alanı

“ENSIFERUM – Thalassic” yazısına 13 yorum var

  1. Boba Fett says:

    Folk Metal ve Power Metal ayrı ayrı hiç sevmediğim türken üzerine bunları birleştirip Finlandiya’lı ciddiyetsiz Tayland Metal sosu katılması :( 2020 yılındayız abi bu kapak nedir gözünü seveyim.

    Neyse o kadar gömdük güzel şeyler söyleyelim, 19 senedir albüm yapıp hayranlarını sevindiriyorlar. Köklerine ve geleneklerine bağlılar, keşke bizde de Osmanlı metal falan olsa :/

    Twat

    @Boba Fett, tutmaz o iş. Hun/göktürk desen hani belki. Ama *smanlı denince dünyada ve burada halâ akla ilk sarıklı çarıklı şalvarlı cihat eden ortadoğu ‘orkları’ geliyor.

    Eskinin epikliği tablo gibi güzel doğaya ve mimariye, silah-üniforma-arma tasarımlarına sahip avrupa çizimlerinde. Bu coğrafyada ise resim yasak olduğundan doğru düzgün bayrak tasarımı bile yok. Kubbeli, arapça yazılı, eğri kılıçlı, kadınsız, bol adamlı, çöllü coğrafyadan çıkma folk metalin masalsı görselliği çok göze hitap etmez.

    Albüm mükemmel değil ama From Afar’dan beri dinlemesi en keyiflisi sanırım(şimdilik).

    bascivegobekli

    @Boba Fett, Ülkede sert müziği seven ve yabancı dili olan kesim Osmanlı ve genel Türk-İslam kültürüne haklı/haksız olumsuz önyargılara sahip. Osmanlılığı benimseyenler arasında da bu konuyu ciddiye alacak kimseyi geçtim yeterli yabancı dili ya da iyi dinleyiciliği olan kimse yok. Yapılan işler kreş metelcilikten ya da halı kilimcilikten öteye gitmiyor.

    Bu konuda elimizde elle tutulur en iyi (belki de tek örnek) For The Empire.

    Boba Fett

    @bascivegobekli, Osmanlı’ya çok takılmayın illa o olmak zorunda da değil yani genel olarak bu tarz sert bir iş olabilirdi sanki ya, Fatih! Kill Them All!!! Bunları geçtim daha Anadolu Rock’ı pazarlayamadık.

  2. Albümden o kadar beklentim yoktu ki çıktığı gün böyle bir albümün olduğunu öğrendim. enfes bir albüm olmuş bence. iron’dan beri en iyisi denilebilir hatta.

  3. ozzy says:

    bariz amorphis tadı aldım albümden

  4. Noumena says:

    Ensiferum benim için çok özel bir grup. İlk iki albümünü hayatımın en önemli dönemlerinde çok fazla dinlediğim için böyle hissediyor da olabilirim ama grupla aramda özel bir bağ olduğu kesin.

    From Afar’ dan sonra -bence- ciddi bir kendini tekrar etme dönemine girseler de,eski albümlerin hatırına her işlerini takip ettim. Thalassic e gelecek olursam bence From Afar’dan beri yaptıkları en iyi iş. Vokaller albümü şaha kaldırmış, melodikliğin dozu iyi ayarlanmış, besteler şahane. Yenilikçi rifler işte özlediğimiz Ensiferum dedirtiyor ( The defense of the sampo’nun girişindeki ana riff i şarkıya yaymalarını çok sevdim) . Zayıf yönleri de yok değil. İntro mu şarkı mı olduğu belli olmayan ilk parça zayıf kalmış, one with the sea filler kıvamında ve Amorphis ve tyr öykünmeleri hayli hissediliyor ama Amorphis e tapan biri olarak (R.i.P Çağlan abi) ben sorun etmedim.

    Folk sevenler rahatlıkla dalabilir albüme. 8/10

  5. deadhouse says:

    @bascivegobekli, Osmanlı tarihçisi değilim. Çoğu kişinin bildiği kadarıyla Osmanlı’yı biliyorum. Bildiğim kadarıyla Osmanlı’da Folk Metal için malzeme oluşturacak kadar yeterli materyal yok. Edebiyattan besleneceğim diyorsan halk edebiyatçılarının, ozanların çalışmaları esin kaynağı olabilir. Mesela bir şarkıda Dadaloğlu’nu ya da Karacaoğlan’ı kullanabilirsin. Yine ozanların çaldığı sazdan şarkılara eklemeler yapılabilir. Bunların dışında aklıma pek bir şey gelmiyor. Bir de elit sanatla halk sanatını karıştırmamak lazım. Resim/Minyatür falan denmiş. Bunların halk sanatıyla ne gibi bir ilgisi olabilir? Yorumuna katılıyorum. Bu ülkede insanlar ideolojilerine ilgi duymadıkları her şeye tu kaka olarak bakıyor. Mesela Twat nickli arkadaş 2 cümlede görmezden geldi, yok saydı ve küçümsedi, tüm coğrafyayı. Böyle yapmamak lazım bence. İdeolojimize uymuyor diye her şeye bok atamayız. Kendimden örnek vereyim, Osmanlı’ya dair her şeyi küçük gören bir yapım vardı bir zamanlar. Okuduğum bölüm vasıtasıyla bunun böyle olmadığını anladım. O dönemlerde yaşayan Halk ozanlarına büyük hayranlık duyuyorum şimdi. Ayrıca Divan edebiyatına, Divan şairlerine de hayranlık duyuyorum. İnanılmaz sanatsal, etkileyici çalışmaları var. Velhasıl tüm coğrafyayı 2 cümlede çöp diye nitelendirmemeliyiz, “Bazı” şeyleri sevmiyoruz diye. İdeoloji bir yerden sonra insanı kör ediyor, güzel olan şeye çirkin, çirkin olsn şeye güzel dedirtecek kadar.

    Twat

    @deadhouse, estağfurullah başkan yok saymamıştım. :) Sadece bazı oturmuş sanat formları ve görselliklerin batıdaki kadar tutmayacağından belki eğreti duracağından dem vurdum yoksa ben de bu coğrafyanın çocuğuyum kompleksli biri değilim.

    Bahsettiğiniz örnekleri mesela pentagram ve vortex of clutter güzel icra etti. Protest osmanlı dönemi türkülerini, taşlamaları, isyanları metale güzel aktardı ve bence daha da aktarılabilir. çok da severek dinliyorum(hem türküleri hem uyarlamalarını). Fakat iş sadece çilekeş halkın türküleriyle nereye kadar gider, tartışılır.

    Ancak bence şunu kabul etmek gerek, osmanlı imaj ve ideoloji olarak tutunduracak fazla materyal bırakmadı. Bıraktıysa bile kapsayıcı bir kesime değil de kendi iç halkasına ve belirli bir zümreye aidiyet hissettirecek kadar bıraktı. Şu an bile ecdat ecdat dedikleri tarih mimari,kültürel,coğrafi,dilsel,geleneksel anlamıyla iyisiyle kötüsüyle yok ediliyor. Dolayısıyla bir finli’nin geçmişini sahiplenip metal özelinde materyal üretmesiyle bir türk’ünki aynı olmuyor. Bizde şeriat ve onun türevleri fazla erken ve yaygın yeşerdiğinden konseptle ilgili sanat üretmek aynı duyguyu vermeyebilir, resimden görsellikten kastım biraz da buydu. neyse bu kadar sosyolojik tarihi analiz fazla sanırım, belki de gereksiz uzattım kusura bakmayın.

    Boba Fett

    @Twat, Sadece metal olarak düşünmemek lazım, bir sürü olay pekala bir konsept albüm ile aktarılabilir. Sadece Hezarfen’in uçuşunu birazcık katarak vokalsiz ya da az vokalli bir müzikle satabilirsin.

    Osmanlı ile de sınırlı tutmamak lazım, belki biraz araklayıp Amon Amarth tarzı bir müzikle Göktürk müziği yaparsın, folkunu da yaparsın. Fikir ve imkan çok bence.

  6. Emre says:

    Folk soslu, melodeath etkili Gamma Ray gibi bir şey olmuş ya bunlar. Beğendim epey.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.