# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SADIST – Tribe
| 14.05.2020

Meseleye antropoloji açısından bakan death metal şaheseri.

Emir Şekercioğlu

İlk iki albümüyle Sadist’in, death metale gerçekten başka bir boyut getirdiğini, “demek böylesi bir yorum da mümkünmüş” dedirtecek icralarıyla tür için deyim yerindeyse bir perspektif zenginliği kattığını düşünüyorum. Elbette söz konusu tür death metal olunca, bu iddiayı hem orijinallik hem de müzisyenlik bakımından sırtlayabilecek grup sayısı epey fazla. En basitinden Death, Atheist, Morbid Angel, Nocturnus, Immolation, Opeth gibi grupları yazılan bunca kritik ya da beyan edilen bunca görüş üzere temelde bahsi edilen özgünlükleri ya da bize bu minvalde sundukları üzerine değerlendirdik, andık ve biliyoruz. Ancak tam da böyle olduğu için, yani karşımıza bu kadar fazla sayıda sanatının hakkını vererek ve bizleri bir yandan da şaşırtmaya devam ederek müzik yapan grup çıktığı için, söz konusu listeye olabilecek en marjinal yollardan biriyle girmesine rağmen layık olduğu değeri görmemiş ve içinde bulunduğu camiada kendisinden fazla bahsedilmemiş grup sayısı da bir hayli fazla. Yoksa Sadist’in bu kadar kıyıda köşede kalmış olmasını açıklarken ciddi ter dökmemiz gerekecekti.

“Above the Light” gibi çıktığı yıl düşünüldüğünde bile ziyadesiyle ezber bozan ve bu müziğin bileşenlerine katılabilecek zenginliğin sınırı olmadığını gösteren bir çalışmayla piyasaya giren Sadist, bu albümden iki yıl sonra 1995’de, bir nevi olmayan o sınırları zorlamaya devam eden ve bir ölçüde ilk çalışmasıyla allak bullak ettiği zihinleri daha da beter hâllere sokma niyetinin olduğunu gösteren “Tribe” isimli çalışmasını yayınladı. İlk albümünden bariz derece farklı karakteristik özellikler gösteren “Tribe”, grubun kompozisyon bakımından vizyonunu çok daha genişlettiği, giriftleştirdiği ve üzerine dayanılacak çoklu temeller inşa ettiği bir çalışma olarak karşımıza çıkıyor.

Grubun diskografisinde Trevor Nadir’in vokalist pozisyonunda bulunmadığı iki albümden biri olan “Tribe”da ufak çaplı bir kadro değişikliği gerçekleşiyor. Önceki çalışmada bas gitaristlik ve vokalistlik vazifelerini bir arada yürüten Andy Marchini’nin grupta yer almaması sebebiyle bu iki pozisyon, yeni gelen iki üyeye paylaştırılıyor ve böylelikle vokalde Zanna, bas gitarda da Chicco Parisi isimlerini görüyoruz. Yeni katılan ikilinin gruba kattığı dinamizm ise albüm boyunca kendini net bir şekilde gösteriyor denilebilir. Zanna albüm boyunca yaptığı scream vokaller ile kulaklarımızın pasını net bir şekilde silerken, Chicco; grubun teknik yanı ağır basan besteciliğinde bizleri perdeli ve perdesiz bas gitarlarıyla buluşturarak çalışmada yer alan birçok enstrümantal pasajda kulak dolduran işlere imza atıyor.

O zamanlar için grubun “kemik ikilisinden biri” diyebileceğimiz baterist Marco Pesenti (bu albümle beraber grupla son çalışmasını yapmış oluyor) önceki albümde yer yer kendini gösteren amatörlüklerini tamamen törpülemekle kalmadığını, buna ek olarak tekniğini de son derece geliştirmiş olduğunu gösteren bir performansa imza atıyor. Öyle ki grubun ilk albümüyle mukayeseli olarak dinlediğinizde Peso’nun “Tribe”da davulculuğunu nasıl geliştirdiğini ve ne kadar teknik hâkimiyet gerektiren bölümler çaldığını görebilirsiniz. Grubun beyni konumunda bulunan Tommy Talamanca ise elbette bu albümün de yıldızını parlatan ana faktör olarak kendini belli ediyor ve yine gitarlara ek olarak, klavye ile albüm boyunca karşımıza çıkan egzotik ses efektlerine, düzenlemelerine hayat veren kişi oluyor.

“Tribe”ın genel ölçekte bestelenme şekli, progresif/teknik death metal diyebileceğimiz bir kulvara giriyor. Ancak işin teknik yanının daha ağır bastığını söylemeliyim. Parçaların büyük çoğunluğunda ani dur-kalklar, aksak/ters ritimler, metronomda dramatik değişimler ve bunun sonucunda deyim yerindeyse bipolar bir karakter sergileyen bir enstrümantasyon mevcut. Bilhassa “Spiral of Winter Ghost” ve “India” gibi parçalar gerçekten normal bir zihnin ya da orta derece bir müzisyenliğin altından kalkabileceği besteler değil. Öte yandan, çalışmanın teknik yanına yaptığım bu vurgu, karşınızda yumak gibi içe içe geçmiş ultra kaotik bir müzik göreceğinizi de düşündürmesin. Çünkü Talamanca’nın melodik zenginliği ile alt yapısı üst düzey müdahaleleri çalışmanın betonarme gibi bir yapıya dönüşmesini de engelliyor. İşin bu noktasında birincil olarak klavye, ikincil olarak da gitar lead’leri belirleyici roller oynuyor.

Çalışmanın en takdir toplayan yanlarından birisi, barındırdığı besteciliği doğrudan olumlu yönde etkileyen akıcılığı. Parçaların içindeki müzikal mimari, ana melodileri onlara eklemlenen progresif ve teknik düzenlemelerle öylesine dengelemiş ki biri diğerini boğmuyor. Bu sayede sırası gelen her bir bölümü can kulağıyla dinleyebilecek dikkati kendinizde bulabiliyorsunuz ve parçalar daha akılda kalıcı bir hâle bürünüyor. Ek olarak, hem teknik kasıp hem de progresiflikten taviz vermeyeceğim diyerek şarkıları dizginlerinden boşalırcasına uzatmak yerine genel itibarıyla 4 dakika ve civarında tutulan süreler parçaların bitmesi için beklemeyi değil, sonlanana kadar müziği birebir dinlemenizi teşvik ediyor. Dolayısıyla size, rahatlıkla “Escogido”dan başlayıp “The Reign of Asmat”a değin bütün albümü dinlemenizi önerebilirim.

Albüm, isminin de belirttiği üzere bir imgeye sahip; “Tribe”. Konsept demek yerine daha çok imgeyi tercih ettim çünkü çalışma, konsept albümlerden aşina olduğumuz üzere sözleriyle ve müziğiyle baştan sonra bir konuyu merkeze almıyor. Daha ziyade, dağınık bir biçimde belirli parçalarda öne çıkan bir çağrışım unsuru olarak kullanıyor bu imgeyi. Bununla birlikte, gerek albüm kapağında gerekse Talamanca’nın devreye soktuğu çeşitli klavye düzenlemelerinde ve ses efektlerinde egzotik diyebileceğimiz, kabile tipi topluluklarda karşılaşılan müzikal seslerin notasyona dökülmüş hâlleri kulağımıza geliyor. “Escogido”, “India”, “Tribe” ve “The Reign of Asmat” parçaları bu imgeyi tecrübe edebildiğimiz besteler olarak öne çıkıyor. Zannediyorum ki gitaristin genel olarak ilgi duyduğu bir olgu bu egzotik yaşam, öyle ki birebir “Tribe”da olduğu gibi olmasa da 2015’de çıkan “Hyaena” albümünde de benzer imgelerle örülmüş vurguları kullanıyor müzisyen. Fakat yapılan müziğe bir eklenti ya da çağrışım unsuru olarak zenginlik katan bu imgenin “Tribe”da başıboş ya da alakasız durduğunu da söyleyemeyiz. Tersine, albümün kendine has bir kimlik edinmesinde ve yapılan death metal biçiminin zaman zaman enteresan diyebileceğimiz bir çekicilik kazanmasında temel bir işleve sahip oluyor. Bu bestelerin haricinde, enstrümantal şaheser “From Bellatrix to Betelgeuse” ve “The Ninth Wave” gibi parçalar Sadist’in erken dönemlerindeki karakteristik özelliklerinden biri olan teatral/dramatik tansiyonu çok iyi vurgulayan ve bu sayede de çalışmanın bütününe hem estetik hem de brutal bir yan katan dokunuşlara yer veriyor.

Sonuç olarak karşımızda türünün standartlarında oldukça akıcı, özgün ve Sadist’in bana kalırsa “Above the Light” ile beraber yapmış olduğu en iyi iki albümden biri duruyor. Türün bağımlıları için kulak kabartılması hayati önem taşıyor.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.26/10, Toplam oy: 23)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1995
Şirket
Nosferatu Records
Kadro
Zanna: Vokal
Tommy Talamanca: Gitar, klavye, efektler
Chicco Parisi: Bas gitar
Marco “Peso” Pesenti: Davul, perküsyon
Şarkılar
1) Escogido
2) India
3) From Bellatrix to Betelgeuse
4) Den siste kamp
5) Tribe
6) Spiral of Winter Ghost
7) The Ninth Wave
8) The Reign of Asmat
  Yorum alanı

“SADIST – Tribe” yazısına 8 yorum var

  1. Eline sağlık Emir. Çok iyi bir albüme çok iyi bir yazı. Tribe bayıldığım bir albüm. Sen bahsedilebilecek her şeyden bahsetmişsin, özellikle “Hyeana”daki pek çok şeyin ilk örneklerinin burada görülmesi çok hoş. Albüm kapağı çok albenili değilmiş gibi gözükse de çok sevdiğim bir kapaktır.

    Bayadır dinlemiyordum, müsait olunca bir dinleyeyim.

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Teşekkür ederim.

    Albüm kapağı bana “Cannibal Holocaust” filmini çağrıştırıyor biraz. O yüzden sevmiştim ben de.

  2. Barış Akpınar says:

    Şöyle bir deney yaptım,ilk önce yazıyı okudum sonra albümü dinledim. Duyusal birşey bu kadar iyi anlatılır. Çok iyi örtüştü.

    Noshophoros

    @Barış Akpınar, Teşekkür ederim Barış hocam. Yorumlarınız her daim değerli benim için.

  3. Raddor says:

    Steve DiGiorgio ile Özkan Uğur arasında gidip gelen müthiş bir bas gitar var ya albümde.

    Noshophoros

    @Raddor, Henüz dinlemediyseniz grubun “Above the Light” albümünü de dinlemenizi kesinlikle öneririm. Bas gitar bakımından “Tribe” ile eş değer düzeyde değil ama onda da acayip bir bas gitar işçiliği var. Öte yandan, o albümün müzik bakımından durduğu seviye benim gözümde “Tribe”ı aşıyor ve daha old school bir havası var.

    Raddor

    @Noshophoros, o da iyiymiş hakikaten. Bu albüme göre daha thrashy geldi bana. Teşekkürler.:)

    Noshophoros

    @Raddor, Rica ederim ne demek.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.