# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
NECRODEATH – Into the Macabre
| 20.05.2020

Ölüm Üçlüsü, 1. Bölüm.

Emir Şekercioğlu

Bir önceki incelememde Sadist vasıtasıyla İtalya’nın ekstrem metal sahnesine yaptığı katkıların en önemlilerinden birine değinmiş olmakla birlikte bu hafta, bu katkıların ülke bazında ilklerinden biri olan ve ucu bir yerinden Sadist’e de dokunan efsanevi bir başka grubu, Necrodeath’i irdeleyeceğim. 1985’te Ligurya bölgesinde kurulmuş olan grup, erken dönem işleri itibarıyla bilhassa türün old school yaklaşımlarını seven müdavimleri tarafından dikkate değer işlere imza atmış zamanında. Grubun 1987 yılında çıkardığı ilk albümü “Into the Macabre”, üzerine birkaç kelam edeceğim çalışma olacak bu incelemede.

Esasen albümün çıkış yılına baktığımızda ve bu bilginin yanına “ekstrem metal” etiketini koyduğumuzda karşılaşacağımız sound’un ve metal yorumunun nasıl bir eksende olacağının ip uçlarına da kavuşmuş oluyoruz. Thrash metal’den death ve black metal’e geçişin yavaş yavaş nihayete ermeye başladığı bu zaman diliminde, mevcut türlerin bir nevi doğuşuna da armağan edilmiş iki dev yapıt; gerçekleşmekte olan bu geçişin rotasını belirlemişti. “Into the Macabre”ın yayınlanmasından bir sene evvel raflarda yerini almış olan “Reign in Blood” ve ondan da bir sene önce yayınlanmış olan “Seven Churches”, thrash’in salık verdiği sertlik dozunu daha da arttırıp bunu bir de günahkâr konseptlerle birleştirmek isteyen aşırı uçtaki müzisyenlere büyük rehberler oluvermişlerdi. Öte yandan, 1987 yılının bize “Scream Bloody Gore” ve “I.N.R.I.” gibi iki ucubelik harikasını daha armağan ettiği düşünülürse, “Into the Macabre”nin yalnızca İtalya’da değil, aynı zamanda dünya çapında da ekstrem metal türlerinin müjdesini veren ilk albümlerden biri olduğu görülecektir. Florida temelinde Amerika ve Norveç temelinde İskandinavya bölgesi bu türlerin karargâhları olarak görülse de biliyoruz ki Güney Amerika ve Avrupa’nın diğer bölgelerinde de mevcut gidişatı şekillendirecek grup ve albümler çıkmaktaydı. İşte söz konusu yarışmaya Necrodeath, İtalya’yı temsilen katılıyor “Into the Macabre” albümüyle.

Bahsedilen döneme mahsus albümlerin büyük çoğunluğundan beklediğimiz ve görmeyi istediğimiz üzere “Into the Macabre”, Necrodeath’in “Slayer ve Possessed’in bir çocukları olsaydı ve onu ben yetiştirseydim ortaya nasıl bir şey çıkardı ?” diye düşünüp yapmış olduğu bir albüm gibi adeta. Amatör bir ruhun, hız ve brutallik açlığı ile buluştuğunda nelere imkân tanıdığının en tipik örneklerinden birini sergileyen bu albüm atmosferiyle, kaosuyla ve müziği ile “Ben çiğ et seviyorum” diyen herkesin gereken takdiri göstereceğine inandığım bir çalışma. Teknik oyunlar yok, salt vahşet ve uğursuz çağrışımlar var. Bu nedenle açılış parçasından itibaren grubun size nefes aldırdığı epey az bir alanın olması da işin diğer boyutu.

Albüm kadrosunda isimlerini belirtmemin gerekli olduğunu düşündüğüm iki müzisyen var. Bunlardan birisi Sadist’in ilk iki albümünde davul çalmış olan Peso (Marco Pesenti). Aslında “Sadist’in ilk iki albümünde Necrodeath’ten bildiğimiz Marco Pesenti çalıyor.” demek daha doğru çünkü Necrodeath’i kuran iki elemandan biri olan davulcu bu albüm ve beraberindeki “Fragments of Insanity” (1989) albümünü takiben grubu bırakıp Sadist’e kaydoluyor ve Necrodeath dağılıyor. Nitekim Sadist’in “Tribe” albümü sonrası Pesenti eski grubuna tekrar dönüyor, gönüller alınıyor, bir canlanma başlıyor ve beraberinde Necrodeath’in bugünlere değin inşa edeceği kabarık bir diskografi meydana geliyor. İkinci önemli isim ise vokalist Nicola Ingrassia, namıdiğer “Ingo”. İtalya’nın thrash/ekstrem metal sentezinden mütevellit sahnesine gönül vermiş önemli gruplarından bir diğeri olan Schizo’nun debut’u “Main Frame Collapse”de de iki yıl sonra vokalistlik yapacak kendisi. Bununla birlikte Mille Petrozza’yı da andıran bir ses rengine sahip olduğu için grubu dinlerken erken dönem Kreator hissiyatına da girebiliyorsunuz.

Albümün taşıdığı müzikal anlayış ve tarz grubun kendisi tarafından oldukça net bir şekilde ortaya konduğu için, müziğine ilişkin daha detaylı bir tasvire gerek olmadığını düşünüyor ve bu nedenle parçalara geçiyorum. “Mater Tenebrarum”, bu albüm söz konusu olduğunda istisnasız her seferinde ilk aklıma gelen beste olma özelliğine sahip. En temel sebebi ise, yalnızca 59 saniye süren intro’su. Intro ve outro hassasiyetimin olduğunu öncesinde de yazdığım belirli incelemelerde (bilhassa Immolation ile ilgili olanlarında) çoğu kez belirtmiştim.“Mutluluğun resmini yapabilir misin ?” dizesini duymayanımız yoktur. Şimdi ben hadiseyi zıvanadan çıkartıp bu soruyu şöyle bir hâle getirsem ve “Bana, Caligula’nın tatlı bir yaz akşamı, delirmeden kısa süre evvel sarayının balkonunda Lucifer ile hasbihâl edişinin resminin yapabilir misin ?” diye sorsam, bunun karşılığı ne olurdu? Bana kalırsa cevap, hissiyatın bütünü bakımından “Mater Tenebrarum”un başlangıcında gizli. Sonrasında grup, albümün genelinde olduğu gibi thrash/death rifleriyle, traditional blast’larıyla, kulaklarda uğuldayan baslarıyla ve çiğlik kusan vokalleriyle bu başlangıcı taçlandırıyor. Öte yandan “Necrosadist”, agresiflik bakımından albümün en dolu dizgin parçası olarak nitelendirilebilir. Tabii davul sound’unun bazen rifleri boğacak kadar baskın olması geçişler esnasında değişen melodileri duymamızı biraz zorlaştırıyor ancak parçaya aşina olduktan sonra o kısımları da yakalayabilir hâle geliyoruz ve neticesinde nasıl bir gözü dönmüşlükle karşı karşıya olduğumuzu anlıyoruz.

“…Agony/The Flag of the Inverted Cross” albüm için yerinde bir açılış parçası tercihi olarak tür bazında kulaklarımızın aşina olduğu bazı anahtar rifleri içeriyor ve eğer bu klasik riflere hâlâ gönül bağıyla bağlıysanız sizi direkt içine çekiyor. “Graveyard Of The Innocents”, tabiatını içimin en rahat edeceği ölçüde “sinister” kelimesi ile betimleyebileceğim, birbirinden zehirli ve tehditkâr notasyonlarla örülü. Hele “o tiz çığlık”, müziğinin bizlere ısrarla aşıladığı “Bu kadar işkence varsa neden bir kurbanın feryadı yok !” sıkışmışlığını üzerinizden alıyor. 8 parçadan oluşan albümün yarısını dağınık bir şekilde bu bestelerle size aktardıktan sonra, geriye bıraktığım diğer dağınık yarısını tamamlamayı da sizlerin zevkine bırakıyorum.

Albüm kapağına gelirsek… Temelde siyah, kırmızı ve beyaz renkleriyle ve bu renklerin tercih edildiği tonlardan müthiş bir kontrast oluşturan “Gorgon” temalı albüm kapağıyla “Into the Macabre”, samimiyetle söylemem gerekirse bu zamana değin gördüğüm en iyi albüm kapaklarından birisi. Albümün ruhunu da doğrudan yansıtması çalışmanın bütünlüğünü pekiştiren bir işlev görüyor.

Birkaç kelam edeceğim diye başladığım inceleme beklediğinizden biraz uzun sürdüyse bu durumu da albümün beni gark ettiği heyecana veriniz.

Haftaya “Ölüm Üçlüsü”nün 2. bölümünde görüşmek üzere.

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.22/10, Toplam oy: 18)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1987
Şirket
Nightmare Productions
Kadro
Ingo: Vokal
Claudio: Gitar
Paolo: Bas
Peso: Davul
Şarkılar
A Yüzü
1) …Agony/The Flag of the Inverted Cross
2) At the Mountains of Madness
3) Sauthenerom
4) Mater Tenebrarum

B Yüzü
5) Necrosadist
6) Internal Decay
7) Graveyard of the Innocents
8) The Undead/Agony (Reprise)
  Yorum alanı

“NECRODEATH – Into the Macabre” yazısına 2 yorum var

  1. “Ben çiğ et seviyorum diyen herkesin gereken takdiri göstereceğine inandığım bir çalışma” ifadesi iyiymiş ahah.

    Eline sağlık Emir, gayet güzel bir yazı.

    Necrodeath yeni neslin çok fazla bilmediği bir grup. Ben kendilerini 2001 yılında çıkan “Black as Pitch” adlı dandik isimli albümleriyle tanımıştım. O dönem sonradan önceki albümlerini de dinledim ama sanırım 15 yıldır falan hiç Necrodeath dinlemedim. Arada aklıma geldiğinde herhalde yıllar önce dağılmıştır diye düşünüyordum ama son 22 yılda 11 albüm çıkardıklarını, son 3 yılda da 2 albüm 1 EP çıkardıklarını görüp şaşırdım.

    Son iki albümlerini dinledin mi? Yine bildiğimiz Necrodeath gibi mi?

    Noshophoros

    @Ahmet Saraçoğlu, Teşekkürler Ahmet abi inceleme hakkındaki yorumların için.

    Açıkçası benim de grubu keşfedişim Sadist’i keşfettiğim zaman aralığı içinde oldu. Sonrasında merak edip dinleyeyim dedim ve ben de sadece ilk üç albümünü dinledim. Senin grubu keşfettiğin yer benim grubu dinlemeye ara verdiğim yer olmuş ilginç bir şekilde :) Bende de “Black as Pitch” ve sonrası yok. Diskografisinin beklediğimden de kabarık olduğunu görünce, bir ara kendime bir zaman ayırıp gözüme kestirdiğim albümlerini dinlemeye karar vermiştim. Hâlâ fırsatım olmadı.

    Sanırım son albümü “Defragments of Insanity”, esasen ikinci albümleri “Fragments of Insanity”nin yeniden kaydı. Çünkü, dinlemedim ama şarkı isimleri ve kapak tasarımı aynı. Necrodeath zaten ilk albümlerinden belli parçaları sonraki çalışmalarında tekrar kaydetmiş, Suffocation gibi. Mesela incelemeye koyduğun “Mater Tenebrarum” aslında parçanın 2010 tarihli “Old Skull” albümündeki versiyonu. “Into the Macabre”deki hâli şöyle:

    https://www.youtube.com/watch?v=be9tSvIaqS8

    Ama üretken bir gruba benziyor. Bir ara son çalışmaları da dahil olmak üzere merak ettiğim albümlerine bakacağım. Arada ilginç işler var gibi görünüyor.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.