# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
GUNS N’ ROSES – Appetite for Destruction
| 02.05.2020

Dağıtılmadık parti bırakmamacasına.

Emir Şekercioğlu

Bir döneme damgasını vurmuş gruplarda bu hafta, adını ve şanını herkesin bildiğini rahatlıkla söyleyebileceğimiz ve müzik devleri arasında takdire değer işlerle ismini tarihe yazmış bir grup olan Guns N’ Roses’ı ve onun sıra dışı debut’u “Appetite for Destruction”ı irdelemeye çalışacağım elimden geldiğince. Guns N’ Roses’ı, kült bir statüye getiren işlere bakıldığında grubun bu konumu sonuna kadar hak ettiği konusunda kimsenin bir itirazı yoktur diye düşünüyorum. İyiden iyiye güçlenen ve gruplar üzerindeki tahakkümünü arttıran müzik endüstrisinin ve medyanın, bu sosyal statüde ciddi katkıları olsa da Guns N’ Roses gibi bir grup söz konusu ise ortada medya eliyle şişirilmeden çok daha fazlası olduğu aşikâr denilebilir. Rock ve metal müzik açısından ele alırsak, rekabetin hâlihazırda zaten yeterince kızgın olduğu bir ortamda hem konser performanslarıyla hem de bugün birer klasik olarak anılan belirli stüdyo albümleriyle Guns N’ Roses, alnının teriyle bu kült statüyü elde etmiş ve Nirvana dünya çapında yükselişe geçmeden evvel Metallica ile beraber döneminin en büyük iki grubundan biri olmuştu.

Her şeyden önce bu grup, Slash gibi bir gitariste sahipti ki bilhassa benim jenerasyonumun genç gitaristleri arasında zamanında Kirk Hammet ile beraber en çok sevilen, çalışılan ve idol benimsenen birkaç temel gitaristten biriydi. Tabii yaşlar büyüyünce; Malmsteenler, Petrucciler keşfedilince pabuçları dama atılmış, hatta “ben olsam o sahnede ondan daha iyi çalardım” gibi haddini aşan söylemlerin bile yükseldiği zamanlar bu idolleri kimilerinin zihninde devirmişti. Ancak hissedilenler, düşünülenler kadar hızlı değişimlere uğramaz. Karizmatik sahne duruşuyla, gitarını çalış stiliyle, sololarıyla, başında Baron Samedi stili şapkası ve ağzında sigarasıyla Slash, kaynayan dürtülerin fitilini ateşleyen gitarist bir kahraman olarak nice müzikseverin gönlünde tahtını inşa etmişti. Üstelik özelde grubun hayranları, genelde de müzik camiası gelecekte “Use Your Illusion I – II” gibi işlerin geleceğinden daha habersizken, çıkışından bir sene sonra elde ettiği satış rakamlarıyla tarih yazmış olan “Appetite for Destruction” albümünde gitaristliğini konuşturmuştu.

Bununla birlikte, Guns N’ Roses gibi görüntü ve sesin etkisini bir arada gösterdiği şovmen bir grupta, elbette imrenilecek bir gitaristten fazlası gerekiyordu. Çünkü klasik bir algının ürünü olarak; Bon Jovi, Mötley Crüe gibi gruplarda da gördüğümüz üzere görevi vokalistlik olan bir frontman’in tüm bu curcunayı performansıyla sırtlaması, kitleleri bir katarsisin etkisine alması, sahneyi doldurması, nice kadını ölü doğmuş aşklara sevk edecek, nice adamı da “senin gibi olsaydım dünya benimdi” dedirtecek hâle sokması gerekiyordu. Burada da Axl Rose’un nitelikleri birer birer dökülüyordu elbette. James Hetfield’dan Kurt Cobain’e değin döneminin diğer büyük yıldızları tarafından sıklıkla “çatlak”, “egoist”, “geçimsiz” gibi sıfatlarla anılmış olan (“Dinime Küfreden Müslüman Olsa”, sayfa: 150), kimilerine göre grubun ivme kaybedişinde ve eski performansını koruyamamasında en büyük faktör (ki ben de bu kanıdayım) kabul edilen Axl Rose, şakası bir yana kendisine bu minvalde yöneltilen eleştirilerin önemli bir bölümünü sonuna kadar hak etse de yaratıcı sanatçıların büyük çoğunluğunda gözlemlenen içsel “delilik-dâhilik” çatışmasında yalnızca deliyi oynadığını söyleyemeyeceğimiz kadar yetenekle ve eforla donatılmıştı. Hatta, başka bir yerde geçti mi bu benzetme bilmiyorum ama sahne adamı olarak döneminin Robert Plant’i dense bile bir yere kadar sırıtmazdı diye düşünüyorum.

Gerek sahnedeki, gerekse stüdyo kayıtlarındaki performanslarında öne çıkan feminen tavır ve vurguları, konserlerde tüm sahneyi dolduran hiperaktivitede şovları, sesinin taklit edilmesi zor tınısı ve ulaştığı inanılmaz tiz-çatallı aralıkları ile Rose, zamanında Plant’in aldığı övgüler kadar benzer eleştirilere de tabi tutulmuştu belirli çevrelerce. Ancak yine Led Zeppelin örneğiyle benzer olarak, Gun N’ Roses’ı da bu “kabına sığmazlık” zirvelere taşımıştı, tabii arkasına “sex, drugs & rock ‘n’ roll” formülünü de alarak. Elbette döneminin glam modası ve müzik anlayışı itibarıyla benzer yakıştırmalar Jon Bon Jovi ve Sebastian Bach gibi figürlere de yapılabilir ancak Axl Rose dendiğinde ortada bariz bir farklılığın hissedildiği de ortadaydı. Müthiş bir enerji aşılıyor, dinleyicisiyle son derece yoğun bir etkileşim kuruyor ve bilhassa sesiyle yaptıkları kendisine duyulan hayranlığı daha da arttırıyordu. Nitekim, kişisel fikrime göre dönemdaşları arasında onunla bu kulvarda gerçek anlamda boy ölçüşebilecek tek figür Sebastian Bach’tı ancak o daha parlamadan evvel Rose kendini bir fenomene dönüştürmüştü bile. Konu dışına çıkan bu kadar anekdotun ardından uzun lafın kısası, Axl Rose ve Slash gibi o dönemler birbiriyle artistik dışa vurum olarak muntazaman örtüşen iki adamın yanına Izzy Stradlin gibi bir görev adamını, Duff McKagan gibi bas gitarist imajını bambaşka noktalara taşıyan bir müzisyeni ve Steven Adler gibi arkada cool bir edayla seksi davullar yazan bir bateristi verdiğinizde, “Appetite for Destruction” için gereken tüm formüller tamamlanmış oluyor ve böylece Guns N’ Roses efsanesinin doğuşu gerçekleşiyordu.

“Appetite for Destruction”, tüm zamanların en çok satmış debut albümü olma özelliğini barındırıyor. Buna ek olarak Amerika’da da tüm zamanların en çok satmış albümleri içerisinde 11. sırada bulunuyor. Tabii “Welcome to the Jungle”, “Paradise City”, “Nightrain”, “Sweet Child o’ Mine”, “It’s So Easy” gibi tek seferde böyle büyük hit parçalar çıkarmış, bununla da yetinmeyip “My Michelle”, “Mr. Brownstone”, “Rocket Queen” ve “Anything Goes” gibi hit olmaktan aşağı kalır yanı olmayan parçaları bu hit’lerin yanına eklemiş bir albüm söz konusuysa, mevcut istatistiklere çok da şaşırmamak gerekir. 80’lerin, hâlihazırda yükselişte olan ve yakın bir zaman içerisinde döneminin glam-hard rock kırması müziğini geri planda bırakarak büyük bir fırtına koparacak olan thrash metal furyasını bir kenara bırakırsak eğer, “Appetite for Destruction”ın türünde Bon Jovi’nin “Slippery When Wet” ve Mötley Crüe’nun “Shout at the Devil” albümleri ile beraber o yıllara damgasını vurmuş üç büyük albümünden biri olduğu da rahatlıkla söylenebilir. Bu üçlünün yanına ilaveten Def Leppard’ın “Pyromania”sı da eklenebilir, çünkü bu albümün de listelerde 1 numara olmasını engelleyen tek albüm söylenenlere göre Michael Jackson’ın “Thriller”ı ki gayet anlaşılır bir durum.

Böyle bir albüm söz konusu olunca, içerdiği şarkıların müzikal yapısından bahsetmek gerçekten çok gerekli mi emin değilim. Çünkü temelde üzerine kurulduğu dinamikleri sound’u ve enstrümantasyonuyla apaçık bir şekilde sergileyen gruplardan birisi Guns N’ Roses. Ama diğer yandan, döneminin benzer grupları arasında sivrilip kendine en tepelerde bir yer edinmiş bu grubun müzikal kompozisyonlarında sergilediği belirli karakteristik işlere de değinmenin bir zararı olmaz sanırım. Gerek grup elemanlarının giyim kuşamında, gerekse bu stil ile zaman zaman doğrudan örtüşen müzikal kalıplara baktığımızda, az önce yukarıda da anmış olduğum üzere Guns N’ Roses müziğinin “Appetite for Destruction”da glam (ya da hair metal) ile melezleştirilmiş hard rock temelli bir anlayışa sahip olduğunu söyleyebiliriz. Ancak hard rock unsuru epey baskın olduğu için, hatta en temel motif olduğu için, gruba tam anlamıyla bir glam grubu demek mümkün olmuyor, böylece glam daha çok bir imaj ya da bir sos işlevi görüyor grubun bu albüme ilişkin müziği ve tarzında.

İki gitarlı bir grup olmasıyla birlikte özellikle sololar devreye girdiğinde ritmi taşıyan ana unsurun ritim gitardan ziyade oldukça vurgulu bir bas gitar ile açığa çıkması erken dönemlerinde grubun sound’unu tanımlamada önemli bir role sahip oldu. Vokal ve lead gitarin taşıdığı melodik yapı, ritim kısmında böyle güçlü bir bas ve ona son derece uyumlu partisyonlar aracılığıyla eşlik eden Adler’ın davulu ile desteklendiğinde, hem ritimleri hem de gitar ve vokal lead’lerini aynı anda tüm efektifliğiyle duymamıza imkân veren bir grup sound’u ile karşılaşmamızı sağlıyor. Steven Adler davul kurulumuna eklediği cowbell ve başka perküsyon unsurlarıyla, kendini cazip bir şekilde dinlettiren ritmin daha da çeşnilenmesine imkân tanıyor ve yer yer diğer grup üyeleri de bu perküsyonlarda davulcuya eşlik ediyor. Bununla birlikte, grubun bu çalışmadan sonra en çok ses getirecek icraları “Use Your Illusion I-II” ikilisiyle yan yana koyulduğunda “Appetite for Destruction”ın adına yakışır biçimde çok daha güçlü, baskın ve ezici bir kompozisyon anlayışı sunduğunu görüyoruz. Gruba “Use Your Illusion” döneminde katılan klavyeci Dizzy Reed’in katkılarıyla ve beraberinde ballad formatında yapılan parçaların sayısındaki artışla görüyoruz ki (“Estranged”, “November Rain”, “Don’t Cry”, “Civil War”) Guns N’ Roses, debut albümünde sergilediği hırçın ve doğrudan tavrı aynı şiddette göstermemeyi tercih ediyor sonraları. Elbette “You Could Be Mine” ya da “Garden of Eden” gibi parçalar ortadayken grubun “Use Your Illusion” serisiyle direk gönlü yaralı ağlak bir delikanlıya dönüştüğünü söyleyemeyiz, ancak “Appetite for Destruction”daki metalimsi hard rock sertliğinin ve keskinliğinin ne kadar baskın olduğu, bu çalışmalar ile beraber iyiden iyiye belirginleşiyor.

Neticede klasikler arasında kendine en unutulmazından bir yer edinen “Appetite for Destruction”, bir müzik devinin şaha kalkışını gözler önüne seren şaheser niteliğinde bir albüm. Eskimeyen, hatta yıllar geçtikçe agresifliği ve tınıları daha da tatlılaşan başlangıçların en sarsıcılarından olan bir başyapıt.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.18/10, Toplam oy: 56)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1987
Şirket
Geffen Records
Kadro
Axl Rose: Vokal, synthesizer (6), perküsyon
Slash: Gitar (lead, ritim, akustik), talk box, geri vokal
Izzy Stradlin: Gitar (ritim, lead), geri vokal, perküsyon
Duff McKagan: Bas, geri vokal
Steven Adler: Davul, perküsyon
Şarkılar
A Yüzü
1) Welcome to the Jungle
2) It’s So Easy
3) Nightrain
4) Out ta Get Me
5) Mr. Brownstone
6) Paradise City

B Yüzü
7) My Michelle
8) Think About You
9) Sweet Child o’ Mine
10) You’re Crazy
11) Anything Goes
12) Rocket Queen
  Yorum alanı

“GUNS N’ ROSES – Appetite for Destruction” yazısına 36 yorum var

  1. deadhouse says:

    Çılgın bir albüm bu. Eşi, benzeri yok bence. Yeryüzünde Appetite for Destruction gibi en üst seviye tutkuyla yapılan albüm çok değildir. Bir de bana mı öyle geliyor yoksa Guns N’ Roses Amerika’da Metallica’dan daha mı fazla seviliyor. Net bilgi verebilecek olan var mı?

    Güzel kritik Emir. 8 vermişsin diye ödüm koptu:D

    Twat

    @deadhouse, bunu bir ara ben de merak etmiş ve 90′lardan beri orada yaşayan bir ablama sormuştum. Dediğine göre metallica’dan fazla sevilmiyorlar, daha sadık ve kapalı bir kitleleri var sadece. Sanırım metallica’daki çeşitlilik ve istikrar daha fazla kuşağa ve çeşitli müzik zevkine sahip insana ulaşmalarını sağlıyordur. Ayrıca canlı performansta da metallica her türlü alıyor(bunların bi playback yaptıkları ve yakalandıkları, seyircinin konseri terketme vakaları vardı yılını hatırlamıyorum). Gerçi düşününce böyle bir şeyi istatistik olarak ölçmek filan da çok zor.

    90′ların başında sahnelerden kurt cobain’e, pearl jam’e ve metallica’ya sürekli mesnetsiz laf atmaları ancak söz konusu isimlerin efendiliğini bozmayıp sataşmalara girmemesi filan da zaman testinden geçmiş bir şey bence. Sürekli asi ve genç kalamıyorsun, gün geliyor böyle ergen hareketler gereksiz haksız gerilimler sidik yarıştırmalar falan sadece gülünç kalıyor.

    Albüme lafım yok bu arada, alanında klasiktir başyapıttır. Ben sadece konu hakkında bildiğimi paylaştım.

    deadhouse

    @Twat, “Genel kanı Guns N’ Roses’ın daha popüler olduğunu gösteriyor” diyenler de çok.

    Noshophoros

    @Twat, Axl Rose’un kişilik olarak epey sıkıntılı olduğu ve döneminin Vince Neil, Jon Bon Jovi, Kurt Cobain gibi pek çok önde gelen ismiyle kavgalı olduğu biliniyor. Yalnız burada Axl’ın, Kurt Cobain başta olmak üzere genel olarak grunge gruplarıyla olan husumetinin, diğer örneklere nazaran biraz daha farklı bir noktası var.

    İşin ilginç tarafı, bu noktada kavgayı başlatan bu sefer Axl değil, Kurt Cobain. Tersine Rose, başlarda bir Nirvana fanı, hatta “Nirvana” yazılı şapkalar kullanıyor bir ara. Grunge gruplarını da müzikal olarak seviyor ve destekliyor. Fakat iş, Axl’ın Nirvana ile beraber turlamak istemesini belirtmesi ve beraberinde Cobain’in verdiği cevapla değişiyor. Cobain’in dediğine göre GNR, Nirvana’nın ideoloji olarak karşıt olduğu her şeyi temsil eden bir grup; yani milyon dolarlarla oynayan, Geffen gibi şirketlerin kar bakımından daha da şişmesine katkı sağlayan, cooperation yanlısı bir grup. Öte yandan Axl’ın; karısına yönelik aile içi şiddette bulunması ve belirli söylemleri sebebiyle Kurt Cobain Axl’ın homofobik, ırkçı, cinsiyetçi vs olduğunu da söylüyor. Axl buna baya bozuluyor tabii. Diğer bazı grunge gruplarından da Kurt Cobain’in bu yaklaşımına destek çıkınca GNR tayfası ve grunge tayfasının arası iyice açılıyor.

    Kurt Cobain’in de zamanında daha sol ağırlıklı görüşler benimsemiş olmasından ötürü söylediklerinde haklılık payı vardı, ta ki Nirvana için de işin rengi değişine kadar. “Nevermind” ile dünya çapında patladıktan sonra Cobain’in grubu da eleştirdiği GNR gibi parayla oynayan, ticari olarak dev bir gruba dönüştü. Dahası, Kurt zamanında Axl ve GNR’ı Geffen kayıt şirketinin reklamını yapmakla eleştirirken, ironik bir şekilde “Nevermind” ve “In Utero” albümleri de Geffen kayıt şirketi tarafından yayınlandı.

    Şimdi, Axl’ın sorunlu karakterini ya da kadına yönelik şiddet gibi yanlarını bir tarafa bırakıp meseleyi ideolojik farklılıklar açısından değerlendirirsek, Kurt Cobain’in Axl’a yönelik eleştirilerinde davranış olarak zerre tutarlılık yok ve kaba tabirle söylersek büyük konuşup sonra da tükürdüğünü yalamış. Her iki grubu da müzik olarak severim, Axl’ı husumetlerinin çoğunda haksız bulurum ama Kurt Cobain ile olan tartışmasında en azından olduğu gibi görünen, kendiyle daha tutarlı olan tarafın Axl Rose olduğu ve pürüz çıkartan tarafın Cobain olduğu bu nedenlerden ötürü benim gözümde net. Kurt Cobain zaten döneminde kimseye eyvallahı olmamasıyla bilinen biri. Soundgarden, Pearl Jam gibi dönemdaşı gruplarla bile ilgilenmeyen, “Sober” parçasına çektiği klip üzerinden Tool’a giydiren değişik bir anti-kahraman.

    Twat

    @Noshophoros, müthiş bilgiler gerçekten, çok teşekkürler. İşin ayrıntılı arka planını bilmiyordum ve sanırım çoğu insan da bilmiyordu. Böyle meselelerde insanların aklında genel olarak kimin en çok ‘bağırdığı’ kalıyor sanki, olayları kimin başlattığı değil.

    Haliyle adam bir de genç yaşında ölünce kimse de kötü bir şey konduramamıştır o zaman. Vay be. tekrar sağolasın anektodlar için.

    Noshophoros

    @Twat, Rica ederim hocam ne demek. Esasen verdiğim bu bilgilerin kaynakları YouTube’da o döneme ilişkin yer alan videolara ya da onlara yapılan belirli güncel analizlere ve yabancı basında konuyla alakalı ulaşabildiğim röportajlara, genel menajerlerin açıklamalarına, hayran kitlelerinin görüşlerine yer veren çeşitli yazılara dayanıyor.

    Bu tarz tartışmalar aynı zamanda mevcut grupların isminin de gündemde kalmasını sağlayan ve bir manada reklam yapan olaylar olduğu için, sağlam bir video arşivi birikmiş, bilhassa bu tip magazinel olaylar söz konusu olduğunda. Ben de arada kaynak olarak kullanıyorum tabii :)

    \m/

    @Noshophoros, ilk defa okuyorum böyle şeyler. Bu insanlara dair çok çok az bilgim var. Axl bilgim bir aralar (yoksa hala mı?) aşırı şişmanladığından, Cobain bilgim ise intihar etmiş olmasından öte gitmez. İkisini de hiç sevmezdim nedensizce, şimdi nedenim oldu bu yazı sayesinde hahahah

    Noshophoros

    @deadhouse, Teşekkürler, beğenmenize sevindim :)

    Mikel

    @deadhouse, Guns n Roses daha popüler bir grup, dünya çapında da daha popüler. Yaklaşık 2-3 yıl önce yaptıkları not in this lifetime turu, geliri 580 milyonu geçerek tüm zamanların en fazla hasılat yapan üçüncü turnesi oldu.

    deadhouse

    @Mikel, Dünya çapında daha popüler olduğunu sanmıyorum. ABD’de ise daha popüler olduğunu düşünüyorum.

    Raddor

    @Mikel, Spotify aylık dinleyici sayısından bile Guns n’ Roses’ın dünya genelinde daha popüler olduğunu görebiliriz aslında. Şu an için:

    METALLICA :

    14 Milyon aylık dinleyici. Dünyada 217. sırada.

    GUNS N’ ROSES :

    16 Milyon aylık dinleyici. Dünyada 160. sırada.

    Türkiye’de ise popülerlik anlamında Metallica’nın diğer yabancı gruplara göre fazlaca üstünlüğü var gibi. Kanıtım yok ama öyle sanki.

    Birinci de The Weeknd diye bir şeymiş.

    deadhouse

    @Raddor, Youtube’dan baktım da November Rain 1.3 milyar izlenmiş. Youtube’da da bariz bir üstünlüğü var.

    Alper Ulubey

    @Mikel, oha, yıllardır albüm yapmayan grup ve ya sanatçı tek turnede 580 milyon dolar mı indirmiş?

  2. Fogs Kiss says:

    Harika bir kritik elinize sağlık. Beni ilk olarak elektrogitar temelli müzikle tanıştıran album olması nedeniyle yeri çok özel. Sweet Child of Mine in solosunu ilk duyduğum anı unutamıyorum gitarın tonuna buyulenmistim. 1 ay boyunca her gün klibini izledim sıkılmadan. Axl Rose un sesindeki hırçinliga da hayran kalmıştım. Bu albümdeki enerji bambaşka gerçekten.

    Noshophoros

    @Fogs Kiss, Teşekkürler. Beni de “Welcome to the Jungle”da Axl’ın o meşhur ” shun n-n-n-n-n-n-n-n knees” kısmını söyleyişi vurmuştu. Öyle bir vokali ilk kez duyduğum andı.

  3. tahsin says:

    Metal dinlemeye başlamadan önce uzun süre “Guns n roses’cuydum” ahahaha.Direkt olarak metal dinlemeye başlamama sebep olan albüm. Klasik türkçe rock dinleyen bir insanken bu albüm ile tanışıp resmen dünyam değişmişti.

  4. \m/ says:

    Use your illusionları bu albümden daha çok seviyorum. Yine de kuşkusuz tarihin en ikonik albümlerinden biri. Bayadır gnr dinlemediğimi fark ettim. Axl ve slash’e genel olarak fena uyuz oluyorum. Hiç sevmem bu adamları ama grubu seviyorum nedensizce

  5. Rust in Peace. says:

    10/10. İnsan albümü dinlerken yoruluyor sözlere eşlik etmekten, kafa sallamaktam

  6. Boba Fett says:

    Ateş gibi albüm.

  7. Kaan says:

    10/10 Albüm değil yaşam iksiri! Kritik şahane olmuş ayrıca.

    Noshophoros

    @Kaan, Teşekkürler.

  8. Salata says:

    Bu albüm hakkında söyleyebileceğim olumsuz iki şey var: Paradise City’de nefret ediyorum ve şarkının ikinci yarısına ölüp bitsem de Sweet Child o’ Mine’ın introsunu duyunca kusmak istiyorum. Onun dışında zaten söylenecek fazla bir şey yok ilk şarkının ilk iki cümlesini büyükdedem bile biliyordur 9/10

    Noshophoros

    @Salata, Büyük hit’ler tabii o ayrı mesele ama iki şarkı hakkındaki görüşünüze de katılıyorum. Gerçi “Paradise Lost”un bir yerden sonra baya coştuğu bir kısım var orayı epey seviyorum ama ben de genel olarak iki şarkının başlangıç evrelerinde sıkılıyorum biraz. “My Michelle”, “Anything Goes”, “Nightrain” ve “Welcome to the Jungle” dörtlüsü benim albümden favori parçalarım.

  9. dino says:

    hepside müthiş japonya konseri izlenmesi gerekli.sözler harika estranged en sevdiğim sarkıları birde rocket quin

  10. Salata says:

    Benim yorum neyi vardı da uçtu?

    Ahmet Saraçoğlu

    @Salata, yanlışlıkla olmuş, tekrar onayladım.

    Salata

    @Ahmet Saraçoğlu, Sağ al abi, kusura bakma :)

  11. Raddor says:

    Anasayfada bu albümün kapağını görmek güzel oldu. Bir kapak resmi daha var albümün. Hatta orijinal olanın o olduğu söylenir. Fakat sansüre uğradığından bununla değiştirilmiş. Bence bu daha güzel. Minimalist, hoş, ikonik.

    Öncelikle çok güzel kritik olmuş elinize sağlık. Geçen hafta muhabbeti döndüğünde “Lan iyi hoş bahsettik ama Appetite for Destruction’ın incelemesi nasıl yazılabilir ki?!” diye düşündüm. En güzel bu şekilde yazılabilirdi herhalde. Hele şu cümleye bayıldım: “Hissedilenler, düşünülenler kadar hızlı değişimlere uğramaz.” Öyle hakikaten.

    Slash hayranlık duyduğum ilk gitaristti. Onun yüzünden bir başladım, öyle alışıp gittim şu ‘gitarı donumdan aşağıda çalarım’ olayına.

    Grubun gizli bir kahramanı var ki kendini hiç çaktırmıyor; Izzy Stradlin. Fena Keith Richards hayranı ve bestelerde payı çok yüksek olan eleman. Hatta Slash’ten bile fazla diye biliyorum ben.

    Albümle ilgili ilginç olan Izzy ve Slash’in gitarını hep aynı anda duyuyor olmamız. Biz metal gruplarında bir tek ritim gitaristin kayda girmesine alışığız. Lead gitaristin de sadece soloları kaydedilir. İstisna olarak Slayer geliyor aklıma. Bu albümde tuhaf olan ise iki gitaristin pek çok sefer aynı anda farklı riffler çalıyor olması. Bayağı biri o şekil ritim atarken diğeri başka şekil ritim atıyor. Biri küçük solo geçişleri yaparken bitiriyor, öbürü başlıyor falan.

    Abi bir de Duff McKagan denen adam var. Yahu bu nasıl bir bass çalıştır? O nasıl bas gitar sesi öyle? ‘Dün dün dün’ diye çıkan sesi nerede duysam tanırım herhalde “Aha bu Duff!” diye. Son Ozzy albümünün benim için özel olma sebeplerinden biri de uzun süre sonra Duff’ın bir albümde çalışını duymanın sevinciydi.

    Yine de ne Duff ne Slash, ilk dinlediğim zaman tek bir adama odaklanmaktan diğerlerini duymamıştım: Axl ibişi! O nasıl vokaldi yahu? Seven çok seviyor, sevmeyem nefret ediyor bu adamın sesinden. Ben aşırı çatallı tizlerinden ötürü çok sevenlerdenim. Bir diğer mesele de; adam artık nasıl ruhunu katmışsa, sesi bende olay çıkartma isteği uyandırıyor. Yıkmak için iştah \m/ açıyor.

    Albüm ilk çıktığında çok dikkat çekmemiş diye bilirim. İlk olarak Welcome to the Jungle single olarak çıkmış, klibi dönmüş. Ne zaman ki Sweet Child o’Mine yayınlanmış, o zaman patlama yapmışlar. Aşıkken dinleyene kadar güzelliğini fark edememiştim o parçanın. Albümün genel asi havasına ters gelirdi bana. Parçanın girişinin Slash’in parmak alıştırması yaparken çıktığı, Axl’ın duyup beğenerek bestenin üzerine gittiği ve Slash’ın parçayı hiç sevmediği bayağı bilinir zaten.

    Bir de şu var ki; bu albümün çıktığı zamanlar Guns n’ Roses çirkin bir grup. İmaj tam oturmamış, belalı, serseri(punk) gözüken adamlar. Use Your Illusion döneminde bayağı törpülüyorlar elemanları. Axl’ın mesela, imajı acayip değişiyor. Dişler falan yaptırılıyor. Hızla, kızların seveceği yakışıklı adamlara dönüştürülüyorlar.

    Appetite for Destruction öyle mi? Metal sitesinde dahi yüksek oy alabilen hırçın bir eser. Hatta dönemin metal grupları gibi Motörhead’den ilham aldıklarını söylemiştir Slash. “Eğer onlar kadar hızlı çalarsak başarılı oluruz dedik” der bu albüm için.

    OHA ÇOK UZUN YAZDIM. Ne çok şey geliyor yahu aklıma albümle ilgili. Rocket Queen’deki orgazm sesinden tut, babası pornocu olan Michelle’e, diğer sevgililere, dağıtmalarına, ilk şarkıdaki ‘ormandasın öleceksin’ sözünün Axl’a atılan laf olmasından, ballad’daki ‘nereye gideriz’ sözünün lirik yazarken Axl’ın hakikaten nereye gidileceğini bilememesine kadar pek çok şey… Reunion, yeni albüm muhabbetlerine falan da girmeden ‘Yolla’ya basayım en iyisi. :)

    Noshophoros

    @Raddor, Sizin de ellerinize sağlık hocam, yine okuması keyifli bir yorum olmuş. Hatta okurken kullandığınız bazı ifadelerden ötürü istemsizce sırıtıyorum :) Gerçekten kendini okutturan bir yazı stiliniz var ve gördüğüm kadarıyla sevip ilgilendiğimiz gruplar hakkındaki detayları didik didik etme konusunda da epey ortak noktamız var. Gerçekten yazacağınız olası bir kritiği okumak isterim. Bana kalırsa hem Salata’nın hem de sizin geçen haftaki “Alice in Chains” kritiğinin altında adını andığınız üzere, “Shout at the Devil” bunun için güzel bir adım olabilir. Sizlerin o albüm hakkındaki yorumlarından sonra hayatımda ilk defa baştan sona bir Mötley Crüe albümü dinledim ve albüme bayıldım. Gerçekten de Judas Priest’in “British Steel” albümü ile rock ‘n’ roll karışımı muazzam bir şey olmuş. Bilhassa onun kritiğini okumak çok güzel olabilir, hatta “Appetite for Destruction”ın üzerine de iyi gider bence :) Tabii bu söylediklerimin üzerinizde baskı şeklinde bir ekstra beklenti yaratmasını da istemem. Nasıl rahat ederseniz. Benimki naçizane bir öneri sadece.

    Dediğiniz gibi albüm kapağının ilk hali sansürlenmiş zamanında ama bence de iyi ki bu versiyon kullanılmış. Öteki halini ben şahsen zayıf buldum kapağın. Bu versiyonun daha güzel ve ikonik olduğuna katılıyorum. İmaj meselesi de çok doğru. Hatta “Sweet Child o’ Mine”ın klibindeki kılıkları “Use Your Illusion” dönemindeki halleriyle çekilmiş gibi daha çok.

    İncelemeyi beğenmenize sevindim ve hakkındaki güzel düşünceleriniz için de çok teşekkür ederim.

    Raddor

    @Noshophoros, hahah ben teşekkür ederim. İlgi duyduğumuz grupları dibine kadar araştırmayı seviyoruz gerçekten. Fakat bazen fazla ileri gittiğimi görüyorum ve fark ettiğimde çok geç oluyor. Mötley Crüe mesela. Tommy Lee’nin malafatını bile gördüm (w/ Pamela Anderson). Adam yılan besliyormuş meğer. Halbuki hiçbir faydası olmayan bir bilgi bu.

    Shout at the Devil’ı hakikaten yazabilirim. Grup hakkında fazlaca bilgiye sahibim gördüğünüz gibi (:D). O albüm ve glam metal özelinde değinilmesi gerektiğini düşündüğüm güzel fikirler geliyor aklıma.

    Noshophoros

    @Raddor, Tommy Lee bahsi akşam akşam iyi güldürdü :D

    O hâlde önümüzdeki haftaların inceleme takvimlerinden birinde “Shout at the Devil”ı görmek dileğiyle.

    Raddor

    Tommy Lee’nin siki yine gündem oldu vay amk.

    https://eksisozluk.com/tommy-leenin-skandal-instagram-paylasimi–7370941

    Tuna

    @Raddor, Bu sene eski eşi Pamela Anderson ile ilişkilerini anlatan dizileri çıktı. Müthiş bir iş olmuş tavsiye ediyorum herkese.

    Raddor

    @Tuna, merak ettim bayağı övülmüş. Ama zaman ayırabilir miyim bilmiyorum.

  12. crowkiller says:

    Bu albümün ilginç bi tarafı var, albümü çok rock dinlemeyen birine dinletirseniz, hatta metallica, grunge, rock vs gibi biraz daha mainstream müzikler dinleyen kişilere dahi dinletirseniz axl ın tiz vokalinden inanılmaz rahatsız oluyorlar, ama bu öyle ”bu ne lan böyle olayı değil”, bi kaç bu profilde arkadaşıma sinir krizi geçirmişliğim var albümü dinletirken.

    İnsanlara grup önerip durmak gibi bir huyum var ve bu bahsettiğim tespiti 10 dan daha fazla kişide gördüm.
    Bi kere bi arkadaşımla bir yere gidiyoruz ben yolcu koltuğundayım arkadaş aracı sürerken ben de dj lik yapıyorum spotifydan araç hoporlörüne ses vererek. Seveceğini düşündüğüm gaz ama çok da ağır olmayan parçalar açıyorum. İşte system of a down , nirvana, metallicanın slow şarkıları adam bayıldı , sıra paradise city e geldiğinde ise suratında acı çektiğinin ama söyleyemediğinin ifadesini gördüm, en son çıldırıp abi lütfen değiştir şunu dedi, lan bu şarkının sonundaki sololar çok iyi dayan biraz dedim, bu şarkının 4:45 ten sonrası benim için çok önemli dedim , biraz daha sabretti ama kıpkırmızı oldu terlemeye başladı, en son baya çıldırdı yaw mına koyim bu nasıl bi vokal yaw bunu nasıl dinliyorsun diye patladı.

    Bundan 6 sene önce filan Adana’da eniştemin rent a car ofisinde o yokken ben bekliyorum gelen giden olursa eniştemi arıyorum bi taraftan da kpss ye çalışıyorum. Ofiste deli bir müzik sistemi var dev gibi, bunlar boş zamanlarında ankara havaları filan dinliyorlar yüksek sesle. Kimse yokken ben de metal, rock vs müzikler açıyorum. Bi gün bi anda eniştem ve arkadaşları geldi ben de guns dinliyorum. Eniştemin arkadaşları da tam deep turkish webteki mustafa tilki gibi tipler, bi tanesi geldi sanki guns değilde porn grind filan dinliyormuşum gibi elini omzuma koyup, kardeşim iyi misin neyin var bu nasıl bi müzik yaw filan demişti. Oysa onlar bazen dükkanın önündeyken metallica filan açıyordum da ohh yea filan diyip metal işareti ile ülkücü işareti arası hareketler yapıyorlardı.

    Neyse bu da böyle bir anımdır. boş zamanınızda siz de kendi arkadaşlarınıza axl rose deneyi yapabilirsiniz. Önce slashın solo albümlerinden ya da axl ın olmadığı ama gunsvari olan velvet revolver tarzı grupları dinletip sonra axl lı albümlere geçerek farkı görebilirsiniz.

  13. zamanının çok ötesinde bir albüm. 10 puan tam isabet.

    ulan axl ulan axl mahvettin kendini be adam:(

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.