# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
CANNIBAL CORPSE – Vile
| 14.07.2019

CANNIBAL CORPSE tarihindeki kırılmanın ilk ürünü.

Oğuz Sel

Cannibal Corpse, daha yolun başında kurumsal kimliğini oturtup şöhretin ve paranın yaratabileceği şımarıklığı ve tembelliği elinin tersiyle iterek bir adım sonrasında ne yapılabileceğine ve ne yapması gerektiğine odaklanan bir grup oldu. Tanınırlık yönünde ivme kazanmalarını sağlayan “Butchered at Birth”, metal camiasının kabul ettiği “death metal marşı”na dönüşen “Hammer Smashed Face”i barındıran “Tomb of the Mutilated” albümleri, grubun kariyeri için çok ama çok önemli adımlardı.

Jim Carrey’nin artık kaç kez izlediğimi saymayı bıraktığım “Ace Ventura: Pet Detective” filminde şaşırtıcı şekilde Cannibal Corpse boy gösterdi, birkaç aya kalmadan grubun dördüncü stüdyo albümü “The Bleeding” yayınlandı. Evet, Cannibal Corpse, artık dev bir isimdi. Bundan sonra hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktı, olmadı da.

Üç aşağı beş yukarı biliyorsunuz fakat rivâyetler muhtelif. Chris Barnes konserlerde kötü performans sergileyip Six Feet Under projesine fazla zaman ayırdığı için gruptan “atıldı”. Barnes’a göreyse kazın ayağı hiç de öyle değil. Grup üyeleri, sahnede tam bir takım hâlindeydi, birbirlerine saygılılardı ama baş başa kaldıklarında Chris’in kişiliğiyle alenen alay ediliyordu.

Karşılıklı saygıyı azaltan bu durum, yoğunluğu artarak devam etti ve netice itibarıyla Chris Barnes’ın Cannibal Corpse ile yolları ayrıldı. Barnes’ın gidişini, kabuğuna çekilme vesilesi görmek yerine grubun kurumsal kimliğini güçlendirmek ve yollarına devam etmek için bir fırsat olarak değerlendiren ekip, Monstrosity’nin ilk iki albümünde mikrofon gerisinde olan George “Corpsegrinder” Fisher’ı denemeler neticesinde uygun gördü ve kadroya dâhil etti. Bu yeni dönemin ilk meyvesi ise bilindik Cannibal Corpse mahsullerinden farklı yapıdaki “Vile” oldu.

“Vile” yalnızca Cannibal Corpse’un yeni döneminin ilk temsilcisi değil aynı zamanda değişimin rüzgârlarının da açıktan hissedildiği bir yapımdı. Albümün dışından içine fark edilenler şöyleydi:

- Eski Cannibal Corpse logosunu Barnes tasarladığı ve gruptan ayrılırken yanında götürdüğü için yerine gelen yeni logo, yapısal açıdan daha düzenliydi ama daha soğuktu.

- Kapağı, ilk dört albümün kapağından sorumlu Vincent Locke hazırlamıştı ama Cannibal Corpse’a özgü o “şok edici” çizim ve renk kullanımı kapakta bulunmuyordu.

- Şarkı sözlerinde Cannibal Corpse’a has iğrendirici ayrıntılar, “gizemli” kişiler, mutlak başarıya ulaşan sapık/manyak katiller yoktu. Bunun yerine kendi nefsine köle olup sonunda “mağdur oldum” diyebilen aptal karakterler vardı. Anlatımlar genel olarak yüzeyseldi, eski şok ediciliğin yerinde yeller esiyordu.

- Sound baştan aşağı değişmişti, enstrümantasyon Fisher’ın ses tonunu yutmamak üzere kurgulanmıştı. Hadi kestirmeden şöyle diyelim, Scott Burns, mixing/mastering setup’ını Monstrosity albümü “Millenium”dan alıp çok az bir değişiklikle “Vile”a uygulamıştı.

“Vile” daha ilk saniyelerinde, “Devoured by Vermin” ile grubun değişen kimliğini açık ediyor. Fisher’ın uzun uzadıya scream’iyle başlayan ve devamında dinamik, hızlı şarkı/hızlı vokal ikilisiyle sürüp kendi içinde dönüşüm yaşayan eser, albümün özeti niteliğinde oluyor. Grup aslında şu mesajı vermek istiyor bir bakımda; “Bakın artık sözleri çok hızlı okuyabilen, aralara uzun scream’ler atabilen bir vokalimiz var.” Bu doğrultuda şarkıların tasarımları da değişiyor tabii, vurgulanacak noktalar özellikle tempo değişimine uğratılıyor, o bölümlere özel pasajlar ekleniyor, normal growl ile giden vokal vurgulu kısımlara girildiği vakit scream’e dönüyor ve bu kurgu, birçok şarkıda uygulanıyor. Parça tasarımlarındaki farklılık bunlarla da sınırlı kalmıyor. Daha fazla teknik alan içeren eserlerin bazıları orta tempoda seyrediyor, hatta albümde enstrümantal bir parça da yer alıyor.

Bunların hepsini bir araya getirdiğimizde “Vile” iyice bir death metal albümü hâline geliyor şüphesiz ama grubun eski albümleriyle de ister istemez bir kıyaslamaya da girişilebiliyor. “Vile” uslu bir çocuğa, eski albümler, evde tek kaldığında canlı yakaladığı hamamböceğinin içine şırıngayla yavaş yavaş tuzruhu enjekte ederek bundan zevk alan bir çocuğa; “Vile” o gün zihni meşgul olduğu için bakışları tatsızlaşan adama; eski albümler, gözlerinizin içine sırf siz rahatsız olun diye bilinçli olarak pis pis bakan bir adama benziyor.

Cannibal Corpse tarihindeki kırılmanın ilk ürünü olan “Vile”ın grubun kendilerini giderek daha az ciddiye aldıklarını ve bunu zaman içerisinde sürdüreceklerini göstermesi açısından da milât kabul edilebilecek bir iş. Bu ifade çok mu ağır oldu? Bence grubun “Fucked With A Knife” yazan G-String’lerden para kazanması kadar değil.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (6.92/10, Toplam oy: 12)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
1996
Şirket
Metal Blade Records
Kadro
George "Corpsegrinder" Fisher: Vokal
Jack Owen: Gitar
Rob Barrett: Gitar
Alex Webster: Bas
Paul Mazurkiewicz: Davul
Şarkılar
1. Devoured by Vermin
2. Mummified in Barbed Wire
3. Perverse Suffering
4. Disfigured
5. Bloodlands
6. Puncture Wound Massacre
7. Relentless Beating
8. Absolute Hatred
9. Eaten from Inside
10. Orgasm Through Torture
11. Monolith
  Yorum alanı

“CANNIBAL CORPSE – Vile” yazısına 11 yorum var

  1. Eline sağlık Oğuz. Haftaya da “Eaten Back to Life” incelemesi çıkacak.

    Ouz

    @Ahmet Saraçoğlu, Rica ederim, merakla bekliyorum bakalım. :)

  2. Gutturalos says:

    Aslında Vile tam da değişim geçirdikleri albüm sayılmaz. Hatta bence Gallery of Suicide bile sayılmaz. Bence değişim için milat Bloodthrist sayılabilir. Vile albümünün Created To Kill adıyla demo/bootleg olarak Chris Barnes’in vokalde olduğu versiyonu var. Sonradan bir boxsette çıkarmışlardı.

    https://www.spirit-of-metal.com/en/album/Created_to_Kill/7762

    Dinlemek isteyenler için Link:

    https://www.youtube.com/watch?v=xQHxbgBVrkw

    Chris Barnes’in yorumuyla olan versiyonunda da görebileceğiniz gibi aslında gayet okuyor. Şarkılar belki Vile gibi nispeten daha hızlı tempoda olmasa da Barnes kendi yorumunu katmış. Barnes zaten old school kafada adam olduğu için kendi aralarındaki anlaşmazlıktan çok müzik olarak da anlaşamıyorlardı. Bence tüm anlaşmazlıklara rağmen yeni müzik anlayışına oldukça uyum da sağlamış aslında Created To Kill kaydına baktığınızda göreceğiniz gibi.

    Gallery Of Suicide albümünü de tam brutal death metal kafasından sayamıyorum. O albümde de nispeten old school death kafaları hakim. Ne tam brutal death olabilmiş ne tam old school death olabilmiş.

    George Fisher’in artık grupta söz sahibi olup, konser performanslarıyla da kendini gösterince bence diğer grup elemanları bu adam daha da hızlısını yapar bizim kafalara uygun diyerek Bloodthrist albümünde esas kopuşu yaşadıklarını düşünüyorum. Zira Bloodthirst ve sonrasında old school olmaya dair hiç bir belirti kalmadı. Saf, Gaddar Brutal Death Metale döndüler. İyi mi oldu kötü mü oldu tercih meselesi tabiki. Ama keşke eskisi gibi kalsaydı diyorum. Barnes zamanındaki müzikal atmosferi hiç bir zaman yakalayamadılar. Gerçi zaten yakalamak da istemediler. Gerçi yakalamak isteseler bile zaten ortam müsait değildi.

    Aynen devam etmiş olsalar muhtemelen Autopsy, Deicide benzeri grup klasmanında kalırlardı. Ne tam death metal devi ne de eski büyük gruplardan denilirdi. İkisinin arasında bir yerde kalırlardı. Diğer yandan bakılınca da keşke kalsalardı diyor insan günün modasına uyup gitarları down tuning yapa yapa bir hal oldular. Djente döndü gitti adamlar resmen. Şu an gitarla çalmaya kalksan her albümleri başka başka tuninglerde adamların. Deicide gibi istikrarlı olayları yok.
    Sert olma uğruna hem dünya hem Cannibal Corpse bakalım daha ne kadar down tuning yapacak göreceğiz. Herhalde inşaat demirleriyle çalma yoluna doğru gidecekler :):):)

    Ouz

    @Gutturalos, Bunu kanıtlamam pek mümkün değil (röportajlarında filan açıkladılarsa haberim yok, bilmiyorum) ama bence Fisher’ın gruba katma hedefi Created To Kill kayıtlarından öncesine kadar uzanıyordur. Yani Barnes giderse Fisher’a bu bölümleri okuttururuz diye düşünüp bestelere girişmiş olabilirler, dediğim gibi eski CC albümlerindekilerden farklı tasarımlar var. Hatta o kayıtta Barnes’ın yazıda bahsettiğim vurgulu kısımlara pek girişmemesi durumu da mevcut.

    “Gallery of Suicide” albümünde teknikliğin dozu biraz daha arttırıldı bence. Stabbed in Throat ve özellikle Centuries of Torment şarkılarını ilk duyduğumda bana acayip karışık gelmişti ve bir türlü ezberleyememiştim. Teknikliğin dozu sonrasında giderek arttı. “Bloodthirst” ile bayağı temiz bir sound elde edip akılda kalıcı rif işine döndüler iyiden iyiye.

    Ben Barnes dönemi Cannibal’cısı olarak grubun son yıllardaki hâlinden pek memnun değilim, yaptıkları işler kaliteli olabilir, müzikal açıdan acayip doyurucudur filan ama dediğiniz gibi Barnes’lı albümlerin atmosferine yeni albümlerinin hiç birini değişmem.

    Keşke grup içi anlaşmazlıklar bir şekilde tatlıya bağlansaydı da Deicide gibi kalsalardı.

  3. Crackedbrain says:

    @Gutturalos, Barnes zamanındaki c.corpse daha vahşi, daha psikopattı. Şimdiye baktığında git gide cepten yiyen bi c.corpse var son albüm gerek kalite, gerek artwork açısından kötü. Torture biraz umutlandırmıştı beni ama red before black yuh dedirtti

  4. Gutturalos says:

    @Crackedbrain Haklısın. Cepten yeme var ama bu durum komple Cannibal Corpse’un suçu değil. Six Feet Under, Deicide, Autopsy, Morbid Angel vs kimi sayarsan say şu an herkes cepten yiyor. Bu durum aslında müzik endüstrisi ile ilgili. Şu an herkes tutan formülü uygulama derdinde. Metal müzik işin totaline vurursan pop ya da rap müzikten hiç bir farkı kalmadı. Herkes hep aynı şeyleri hafif biraz farklı prodüksüyonla sunuyor. Brutal Death Metal ilk çıktığında bir trend yakaladı. Herkes oraya abandı. Cannibal Corpse klonları, Suffocation klonları gırla gitti. Üstüne değişik vokaller, prodüksiyonlar vs ile. Sonra Brutal Death metal’in tahtı sarsılıp yavaş yavaş Slam, Metalcore, Deathcore işi yaygınlaşmaya başladı. Herkes bu sefer o taraflara abanmaya başladı. Devourment klonları çıktı vs. Dark Descent, Profound Lore vb plak şirketleri ile birlikte Incantation klonları inanılmaz düzeyde artmaya başladı. Son zamanlarda bakıyorum Entombed klonları da çok artmaya başladı.

    Aslında baktığın zaman orjinal bir şey yapan yok artık. Çünkü en orjinal işi bile yapsan 1 hafta içinde unutuluyor. Bunu bu sitedeki kritik bolluğundan bile anlayabilirsin. Neredeyse haftada 4-5 kritik yapılıyor. Demekki neredeyse hergün 1 albüm çıkıyor. Eskiden biz Cannibal Corpse albüm çıkardığında aylarca dinlerdik. İnternet geldi geleli ulaşım kolaylaştı, üretim arttı ve her şey değersizleşti. Adam en ala albümü bile yapsa en fazla 2 hafta dinleyip başka albümlere sarıyorsun. Herkes bunun farkında olduğu için artık orjinal bir şey yapmaya da uğraşmıyor. Belirli şeyleri sürekli tekrar edip duruyorlar. Ayrıca niye yapsınlar ki? Yapsalar bile bu kadar üretim bolluğunun arasında zaten unutup gideceksin 2 hafta sonra.

    Bildiğin pop müzikten farkı kalmadı metalin. Pazarlama stratejileri bile aynı. Pop müzikte vücud tehşiri vs yapılıyor öyle ilgi çekilmeye çalışılıyor. Bir benzerini metalde youtube videolarında entresan klipler çekip şu tarihte geliyor vs diye pazarlama olarak görüyorsun. Albüm çıkmadan önce 1 şarkı piyasaya sürülüyor. Sonra biraz geçince 1 lirik video. Sonra biraz daha geçip albüm çıkması iyice yaklaşında 1 şarkı daha. Sonra albüm çıktı. Albüm az biraz satılmaya başlayınca aradan 1 ay geçince falan başka bir şarkıya klip yapıp dikkatleri tekrar albüme çekmeye uğraşıyorlar. Bak böyle bir şey vardı 1 ay önce dermişcesine. Zaten bir albümde 7-8 şarkı olsa böyle böyle 4 tanesini dinliyorsun. Ne farkı var ki Pop müzik pazarlamasından? Pop müzikte de herkes belirli formülleri tekrar tekrar yapıp duruyor. Aynı ritimleri farklı kişiler aracılığıyla sunuyor. Metalde de olan biten aynısı. Entombed vokali söylemiyor da başka biri söylüyor. Yoksa müzik aşağı yukarı aynı kafa. Incantation vokali söylemiyor da bir başkası söylüyor. Yoksa aşağı yukarı Incantation müziği vb.

    Bu internet çağında artık yeni bir şey yapmaya kimse uğraşmaz. Çünkü hiç bir çaba sarf etmeden torrent sitelerinden vb 15 dakika içinde grubun tüm diskografisine ulaşabildiğin, 2 dakika içinde yeni albümünü indirebildiğin bir ortamdasın. Grubun albümüne ulaşıp indirmek albümü dinlemekten çok daha kısa sürüyor. Ne diye orjinal bir şey yapsın ki adamlar?

  5. Crackedbrain says:

    @Gutturalos, Dostum senin gibi olaya bakarsak ortada metal müzik diye bişey kalmaz. Bi grubu yıllardır dinleyen takip eden hayranlarının iyi isler dinlemeye hakları var bence. Ayrıca her grup senin gibi düşünse ne “revelations of oblivion” ne de “surgical steel” gibi güzel işleri dinleyemezdik

    Gutturalos

    @Crackedbrain, Verdiğin örnekteki grupların kendilerine has özel durumları var. Zaten tüm gruplar sürekli böyle düşünmüyordu bence ama internetin iyice müzik endüstrisine girmesinden sonra bence Metallica seviyesindeki gruplar bile böyle düşünüyor artık. Verdiğin örnekteki 2 grup da çok uzun yıllar sonra geri dönüş yapan gruplar. İnsanların beklentisi çok yüksek ve geri dönüş için bomba gibi bir şey ile dönmeleri lazım ki bundan sonrası için kendilerine bir temel oluşsun. Ama dönüp dolaşıp yine benim dediğime geleceğiz. Surgical steel ya da revelations of oblivion albümünü ne kadar süre dinleyeceğiz ki? 2 Ay? 3 Ay? Daha sonra yeni bir albüm çıkacak. Possessed yerine başka gruplar dinlemeye başlayacağız. Müzik endüstrisi CD’lerin olduğu dönemde devam etseydi anlamlı olabilirdi. Ama internet işi çok fazla bozdu. Şarkı dinleme alışkanlıkları bile değişti. Kritiğini okuduğumuz Vile albümünü albüm olarak dinledik misal. Ama günümüz şartlarında plak şirketleri yukarıda yazdığım gibi albüm çıkmadan tanıtım amaçlı zaten 2-3 şarkıyı dinlemeye açıyor. Albümün yarısına yakınını zaten tek parçalar halinde dinliyorsun. Youtube, Spotify vb oluşumlar yüzünden artık albüm dinleme olayı yavaş yavaş ortadan kalkıp tek tek şarkı dinleme olayı başladı. Hatta bu durum öyle bir hal aldı ki Bandcamp sitesine bak misal. Tek tek şarkı satın alabiliyorsun. Şu şarkıyı beğendim sadece diyerek albümün içinden tek bir tanesini çekip çıkarabilirsin. CD aldığında böyle şeyler olmazdı. Kendine göre favorini tabiki oluştururdun ama o aldığın CD’ye bir para ödediğin için hiç sevmesen bile para ödediğin için dinlerdin baştan sona. Şu an insanların neyi niçin dinlediklerini incele biraz. Bir çok grup inanılmaz albüm kapakları yapıyor. Albüm kapağı kötü olan grubun şarkılarıda kötüdür algısı oluşmaya başladı mesela. Açık açık dillendirilmese de internetten albüm indireceğin zaman indirmeden önce albüm kapağına bakıp sanat eseri gibi bir şey görürsen bu albüm iyidir herhalde önyargısı geliştiriyorsun. Halbuki kapakla müziğin ne alakası var? Misal Possessed güzel bir kapak yapmamış olsa ve hayatında hiç Possessed dinlememiş bir metalci olsa sence kötü bir kapağa sahip bir albümü merak edip indirir ve dinler miydi? Günümüzde büyük bir reklam stratejisinin içinde yaşıyoruz.Buna metal müzik de dahil. Prodüksiyondan tut, müzikle alakalı her şeye kadar çıta o kadar yüksek yerlere koyuldu ki en ufak hataya yer yok. Halbuki ufak hatalar daha güzel yapıyordu her şeyi.

    Mesleğim gereği belki de herşeye felsefi olarak yaklaşıyorum ama benim gördüğüm kadarıyla ev stüdyolarının kurulması ve internet herkesi tüm dünyaya açık hale getirmesiyle birlikte herkes her şeyi yapabiliyor ve insanlara sunabiliyor hale geldi. Bu ortamda artık çok büyük yenilikler beklemek boşuna. Hatta eski grupların tekrar tekrar toplanması bile bence biraz para kazanma potansiyeli görüldüğü için. Aynı durum bilgisayar oyunlarında da var mesela. Kim ne kadar takip eder bilmem ama Bilgisayar ve Konsol oyunlarında da sürekli eski güzel oyunların remaster edilmiş halleri piyasaya sürülüp duruyor. Çünkü orada da bir tekelleşme hakim olup bir kaç şirket hariç sürekli benzer şeylerin piyasaya sürülüp durulduğu bir piyasa oluştu. Bu yüzden eski güzel oyunları tekrar makyajlayıp piyasaya sürüyorlar.

    Hatta daha farklı koldan film piyasası da birebir böyle. Eski güzel filmlerin konularını birebir alıp yeniden yapmaya başladılar. Aynı filmin bir 1960-1990 arası versiyonunu bir de 2010 ve sonrası versiyonunu görüyorsun imdb gibi sitelerde. En son inanılmaz bir film izledim diyebildiğiniz bir film var mı?

    Dünyayı böyle algılamak kötü tabiki ama olan bitene dikkatli bakarsan durum maalesef böyle.

    Godless Killing Machine

    @Gutturalos, söylediklerinde haklı olsan da sadece internetin müzik dünyasına negatif etkilerinden bahsetmişsin. bence müziğe ulaşım ne kadar kolaylaştıysa aynı derecede müzik dinleme çeşitliliği arttı. eskiden 10 tane iyi grup biliyorsak atıyorum şimdi 100 tane biliyoruz. ev stüdyoları ve en amatör müzisyenin bile müziğini kitlelere ulaştırabilme imkanı yelpazeyi çeşitlendirdi. Aynı müzikler tekrar edilse dahi daha çok müzisyenin aynı müziği kendi perspektifinden yansıtıyor olması, cannibal corpse’u üst üste 10 kere dinlemekten daha evladır bence. ben artık sürekli depeche mode ya da deep house tarzı şeyler de dinliyorum. internet yaygın değilken hayatta merak edip cd’sini falan almışlığım yok bunların. dolayısıyla bu dinleme alışkanlıklarının kitlesel olarak değişmesi kaçınılmaz olduğu gibi illa ki müziğin bittiği, sadece eskilerin tekrar edildiği manasına gelmiyor.

    ben albümlerin çabuk tüketilmesine de karşı değilim. metal kitlesi bilinçli kitledir, iyi olan albümler mutlaka zamana galip geliyorlar. bence plak şirketleri bir gün ortadan kalkarsa ve istisnasız herkes kendi müziğini promote ederse şirketlerden gelen hadi 2 yılda bir fabrikasyon albüm çıkartın da yolumuzu bulalım baskısı da biter. adam ne zaman içine sinerse o zaman salar. bugün mgla, deathspell omega gibi grupların yaptığı da bu. bu rekabet ortamındaki sorun bence yüzlerin çabuk eskiyip grupların yarışta geri kalmamak için sürekli kendini hatırlatmak zorunda kalıp traş işlere imza atabilmesi. in flames 15 senedir piyasaya uyacam diye soytarı oldu çıktı. ama bence rekabet her şeyde olduğu gibi toplam kaliteyi yukarı çekiyor metal müzikte de.

    Sinema konusuna kesin katılıyorum, netflix tarzı platformlar hollywood ve hatta dünya sinemasının içinden geçti. en son ne zaman düzgün bir film izledim hatırlamıyorum harbiden de.

    deadhouse

    @Gutturalos, Sadece Çin sinemasından örnek vereyim.

    Da xiang xi di er zuo – Hu Bo (2018)

    Di qiu zui hou de ye wan – Gan Bi (2018)

  6. Gutturalos says:

    @godless killing machine

    Eleştirilerinde haklılık payın var. Hatta katıldığım bir nokta da var. Keşke tüm plak şirketleri ortadan kalksa ya da albüm ile değilde festival düzenlemekle vs ilgilenseler. Takip ettiğim bazı Funeral doom metal grupları var. Komple ev stüdyosunda kayıt alıp, profesyonel stüdyoya bile bulaşmadan kendi imkanlarıyla çok değişik perspektifler sunabiliyorlar.

    Yer yer benim eleştirilerime de katılmışsın aslında. Plak şirketleri vs yüzünden herkesin yüzü eskiyor. Sürekli albüm yapın baskısı artıyor. Sonuç olarak da dediğim olaya gelip aynı şeyler tekrar edilip duruluyor. Zira 2-3 senede bir sürekli bir şey üretebilmek anca orjinal bir şey yapmıyorsan olur.

    İşin diğer yanından bakarsak plak şirketlerinin de eli kolu bağlı aslında. Onlar da internet çağının kurbanları oldular bir yerde. Sonuçta hangi platforma bakarsanız sadece müzikle alakalı değil, internette genel olarak inanılmaz bir hızlı değişim var. Trend denilen olaylar, bu haftanın enleri, bu ayın enleri, ne bilim işte en son ne var vs.

    Herkesin her şeyini herkese gösterebildiği ortamda dikkat çekmek için ya popcular gibi çok aykırı şeyler falan yapacaksın:) ya da albüm kapağı vb şeylerle ilgi çekip flaş flaş flaş haberciliği falan yaptıracaksın. Plak şirketleri de şu an bunu yapmıyor mu?

    Flaş flaş Posssessed çok fena geliyor!!!!!

    Jeff Bacerra’nın inanılmaz dönüşü!!!

    Aslında eleştirilerim biraz da zaman problemiyle kaynaklı. Bir şeyi hazmetmek için zaman gerekiyor. Biz artık herhangi bir şeyi hazmedemiyoruz farkındaysanız. Hızlıca dinleyip bir kenara atıyoruz. İnanılmaz bir vicdan/ahlak problemi var aslında.

    Dediğin gibi farklı kişilerin sunduğu yorumları dinlemek güzel fakat o kadar çok farklı kişi o kadar çok fazla şey yapıyor ki hepsine en fazla 2-3 kere tekrardan bakabilir hale geliyorsun.

    Yaz başında dedim ki Motörhead’in tüm albümlerini en baştan bir daha dinleyeceğim. Arşivimde albümler, ep’ler, live albümler var. Toplama vb yok. Aimp’e baktığımda total saat olarak 38 saat 43 dakika 27 saniye gösteriyordu. Sadece Motörhead’i en baştan sona bende olan tüm kayıtlarını dinlemem 12 günümü aldı.

    Sadece 1 büyük gruba zaman ayırmaya kalksan 12 gün sürüyor. Düşünsenize hepsinin orjinal albümlerini almış bile olsanız 12 gün zaman ayırmanız lazım. Kaldıki günümüzde bırakın 12 günü bazen yarım saat bile ayırmayıp 2 şarkı sonra amaaan deyip sıkılıp bırakıyoruz.

    Düşündüm mesela kendi kendime bir daha Motörhead’i baştan sona dinler miyim acaba 12 gün ayırıp bence dinlemem.

    Motörhead gibi bir gruba bile bunu yapmamayı düşünüyorsam herhangi bir grup için niye yapayım ki?

    Kişisel bakış açısı tabiki ama şahsen çok daha fazla albüm olacağına daha az ama daha düzgün albümler olmasını isterdim.

    Katıldığım bir başka nokta şu ki bu saçma sapan sistem bence Deathspeell Omega vb kafasındaki adamların tutumunun genele yayılması sonucu değişecek. Bu kadar çok insan aradan sıyrılmak yerine deathspeel omega, mgla vb adamlar gibi tutum takınırsa hem yapılan üretim sayısı azılır hem de ayıracağımız zaman optimize olur.

    Müzikte üretim fazlası enflasyonu yaşıyoruz. Ekonomide arz-talep dengesi vardır. Talep çok, arz az olursa fiyat artar. Arz fazlalaştıkça da fiyat düşer. Şu an o kadar çok fazla üretim var ki bu bolluktan dolayı artık gereken değeri veremiyoruz. Çünkü gözümüzde herhangi bir şeyden öteye geçemiyor yapılanlar. Bu değersizleştirilme durumu da haliyle tüm bu sorunlara yol açıyor.

    Neyse daha yazsak çok uzun sürer bu konular. Zaten Cannibal Corpse kritiğiyle de alakası kalmadı. Modern dünyanın sorunlarına girdik hepten.

    İyi günler, iyi çalışmalar dilerim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.