# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
CHAPEL OF DISEASE – …And As We Have Seen the Storm, We Have Embraced the Eye
| 10.12.2018

Death metal, 70’ler progresif rock, METALLICA, doksanlar ROTTING CHRIST, AMORPHIS; hepsi burada ve şaşılacak derecede iyi durumda.

Almanya’nın caddelerinden alın size selam. Bugünkü grubumuz kariyerine has death metal olarak başlayan ve olanca çirkinlikteki logosuna ve imajına rağmen zaman içinde çok farklı yerlere gitmeye meyilli olduğunu gösteren CHAPEL OF DISEASE. Adını MORBID ANGEL’ın “Chapel of Ghouls” ve “Angel of Disease” şarkılarının birleşiminden alan Kölnlü grup, 2018’in özel işlerinden biri olduğunu düşündüğüm yeni albümü “…and as We Have Seen the Storm, We Have Embraced the Eye” ile karşımızda.

Kariyerine daha net bir death metal içeren “Summoning Black Gods” ile başlayan CHAPEL OF DISEASE, sonrasında “The Mysterious Ways of Repetitive Art” ile bu death metal kimliğini sürdürmüştü. Bu “death metal” vurgusunu yapma sebebim, CHAPEL OF DISEASE’in şu anda bahsettiğim yeni albümünde bu tarafını belli oranda törpülemiş ve bir mutasyon geçirdiğini belli edercesine ılıman tarafları da olan bir müziğe geçiş yapmış olması. Böyle deyince akıllara elbette ki TRIBULATION geliyor. “The Terror” ile son derece yırtıcı ve vahşi başlayan müzikal yolculuklarının şu anda durduğu gotik nokta ortada. CHAPEL OF DISEASE ise bunu bambaşka bir tarafa, 70’ler progresif rock’ına doğru kaydırıyor ve blues gamlı sololar ve riflerle ilk iki albümündeki death metal karakterini hatırı sayılır ölçüde kırıyor.

Aslında CHAPEL OF DISEASE’in rahat durmayacağı ilk albümünden beri belliydi. İlk albümden “Evocation of the Father”ı, ikinci albümdeki “Symbolic Realms”ı veya “…Of Repetitive Art”ı dinlerseniz ne dediğimi anlar ve CHAPEL OF DISEASE’in içindeki heavy metal aşkını görebilirsiniz.

Adını tüm yazı boyunca kopipeyst ile kullanacağım yeni albüm “…and as We Have Seen the Storm, We Have Embraced the Eye”a baktığımızda, grubun bu özelliği çok daha öteye taşıdığını ve artık tam bir death metal grubu olmaktansa, pek çok farklı unsuru bir arada kullanan bir gruba dönüştüğünü görüyoruz. Güzel olan taraf CHAPEL OF DISEASE’in bunu son derece akıcı bir grafikle yapması ve “ne oldu lan size?” türü bir afallatma yaşamaması. Albümü dinlerken heavy metal de duyuyoruz, death metal de, saykodelik tarafından progresif rock da, “Triarchy of the Lost Lovers” dönemi ROTTING CHRIST da, progresifleşmeye niyetlenen AMORPHIS de, 2000 sonrası METALLICA da.

Böyle söyleyince elbette ki insana bir tedirginlik, korku, ağız içine azıcık kusma isteği gelebilir; zira bahsettiğim şeyler yanlış ellerde rezalet bir çorbaya dönüşebilir. Ancak CHAPEL OF DISEASE bunu son derece sevilesi ve hoş bir biçimde kullanıyor ve artık bir death metal grubu olmadıklarını kabul ettiğiniz sürece size gayet keyifli dakikalar sunuyor. Blues gamlı sololar, southern taraflara kayan; yer yer BARONESS’imsi sludge’lıklara bürünen müzik başta mutlaka yadırganacaktır, ancak sonradan müzikal olarak ortaya konan şeyin gayet iyi olduğu anlaşılacaktır diye düşünüyorum.

Bu noktadan bakınca CHAPEL OF DISEASE bir evrim geçiriyor diye düşünüyorum. Logosunda bir adet zombi bir adet de pentagram bulunduran; ilk albüm kapağında mor bir şeytana ev sahipliği yapan; ikinci albüm kapağında gökten düşen bebekler ve sıraya girmiş ölülere yer veren grup, yeni albüm kapağında ne logo kullanıyor ne de herhangi olumsuz bir unsura yer veriyor. Grubun gittiği yön ve evrilme becerisi göz önünde bulundurulduğunda, CHAPEL OF DISEASE gibi bir ismin bile yakında bu müziğe eğreti durabileceğini düşünüyorum. Elemanlardan bir ya da birkaçının “Abi bileydik daha yuvarlak bir isim koyardık, bu artık biraz fazla sivri kaçıyor” diye aklından geçirmiş olma ihtimalini baya yüksek görüyorum.

Diğer yandan, grubun bağlı olduğu Ván Records’ın da CHAPEL OF DISEASE’i farklı şekilde pazarlanabilecek bir grup olarak gördüğüne inanıyorum. Kadrosunda SVARTIDAUÐI, THE RUINS OF BEVERAST ve URFAUST gibi grupları barındıran şirketin, CHAPEL OF DISEASE’in kariyerindeki uzak ara en death metal olmayan, en pamuksu şarkı olan “1.000 Different Paths”i video olarak yayınlamış olması, şirketin de gruptan farklı şekillerde nemalanma fırsatını gözler önüne seriyor diye düşünüyorum. Bu şarkıyı dinleyen bir insan CHAPEL OF DISEASE’in gotik rock ile southern rock’ı karıştıran bir grup olduğunu dahi düşünebilir.

Her ne olursa olsun CHAPEL OF DISEASE son derece iyi bir albüm yapmış ve bundan sonraki müzikal yolculuğunun son derece ilgi çekici olacağını gösteren ışıklar yakarak adını 2018’in değerli albümlerinden birinin tepesine yazdırmış. Dediğim gibi, tüm bu tür ve ilhamları doğru kullanmadığınız takdirde elinize bok gibi bir şey almanız bu denli olasıyken, CHAPEL OF DISEASE’in “…and as We Have Seen the Storm, We Have Embraced the Eye”da yaptığı şeyin gayet takdir edilesi olduğunu düşünüyorum.

Başta yadırgasanız da gruba ve albüme mutlaka şans vermenizi öneriyor, sık sık başvuracağıma emin olduğum bu güzel albümün incelemesini noktalıyorum.

9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.24/10, Toplam oy: 17)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2018
Şirket
Ván Records
Kadro
Laurent Teubl: Vokal, gitar
Cedric Teubl: Gitar
Christian Krieger: Bas
David Dankert: Davul
Şarkılar
1. Void of Words
2. Oblivious – Obnoxious – Defiant
3. Song of the Gods
4. Null
5. 1.000 Different Paths
6. The Sound of Shallow Grey
  Yorum alanı

“CHAPEL OF DISEASE – …And As We Have Seen the Storm, We Have Embraced the Eye” yazısına 7 yorum var

  1. Kaan says:

    Albümü defalarca dinleyerek değişik duygular keşfetmek ve zevkini çıkarmak gerekiyor.

  2. ismail vilehand says:

    Son zamanlarda çıkmış en özel albümlerden biri. Dinlemediğim tek bir gün dahi olmuyor. Tribulation ve diğer yüzlerce/binlerce grubun yaptığı yumuşamaya gitme olayı ile bu adamların yaptığı şey arasında çok büyük fark var.

    Diğer gruplar gibi istemli/istemsiz kitle genişletmek bir yana dursun, adamlar baya herkesin kolay kolay sevemeyeceği hatta epey yadırgayacağı bir işe imza atmışlar. Sanki adamlar blues rock grubuymuş da, aniden karanlık death metal çalmaya karar vermişler gibi müthiş doğal, yapmacıklık barındırmayan bir iş çıkmış ortaya. Tek bir boş an barındırmıyor. Bana göre çok net yılın albümlerinden biri.

  3. Sanırım ilk kez bir albümün notunu değiştiriyorum. 8 vermiştim ama bilmem kaçıncı kez tekrar dinleyince fark ettim ki az olmuş cidden. 9 olarak değiştirdim.

    Kaan

    @Ahmet Saraçoğlu, Kesinlikle doğru hareket, çok derin bir albüm, bu grup doğum sancısı çeken bir Tanrı gibi.

    deadhouse

    @Ahmet Saraçoğlu, Fikirler, düşünceler elbette ki değişir, bu çok doğal da yazılan kritiğin notunun değiştirildiğini ilk defa görüyorum.

  4. Noumena says:

    Benim için yılın en iyi 10 albümünden biri. Resmen akıyor parçalar. Grubu bu kritik sayesinde tanıdım ve çok fena ters köşe oldum. Teşekkürler Ahmet Saraçoğlu

  5. deadhouse says:

    Bir sürü müzik türünü karışık yapan (çalan) (progresif ya da avantgarde – deneysel gruplardan bahsetmiyorum) bu grupları sevemiyorum. Çok yapay geliyor bana. Müzik üst seviye çalınmış olabilir, buna lafım yok. Yalnızca kulağa hiç çekici gelmediğini söylemek istiyorum. Bu tercih ile ilgili daha önceki deneyimlerimde olduğu gibi buna da zor katlanabildim.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.