# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
OBSCURA – Diluvium
| 20.07.2018

Dörtleme tamamlandı.

“Cosmogenesis”e yönelik yorumlarım nedeniyle topa konmuş bir insan olarak, OBSCURA’nın sonraki işlerine olan sevgim, hayranlığım ve takdirim takip edenlerin malumu. “Akróasis”i hâlâ 2000 sonrasının en iyi teknik death metal albümlerinden biri olarak gören ve doymak bilmezcesine dinlemeye devam eden bir insanım.

Günümüzün ön plandaki teknik death metal grupları arasından OBSCURA’yı ve BEYOND CREATION’ı diğer herkesten ayrı bir yerde tutuyorum. Bunun sebebi adamların gerçek anlamda teknik death metal yapmaları ve her ne kadar modern sound’ları ve fikirleri olsa da, bunu çeşitli akımlar, trendler ve dinleyici beğenileri çerçevesinde yoğurmadan bildikleri şekilde sunmaları. Bu sayede, diğer sayısız türdaşları ve çağdaşlarının aksine, kendilerini bir muadile dönüştürmeden, benzer grupların ikamesi olmadan, kendi karakterleri ve tavırları çerçevesinde yollarına devam ediyorlar. Evet çok nota basıyorlar, deli deli şeyler yapıyorlar ama atmosferlerini de, duygularını da korumayı başarıyorlar.

“Akróasis”in ardından dörtlemeyi tamamlayan albüm olan “Diluvium”, OBSCURA’nın alışık olduğumuz kombolarını, özel hareketlerini olabildiğince iştahlı şekilde suratımıza suratımıza püskürttüğü; belki de “Akróasis”in müzikal derinliğinin arkasında kalmamak adına kaosu ve yardırma dozunu bir nebze daha artırdığı bir albüm.

Albümle ilgili olarak söylenmesi gereken ön önemli şeylerden birinin bir olumsuzluk, bir eksiklik olması üzücü olsa da, “Akróasis”i “Akróasis” yapan ilk birkaç şeyden biri olan perdesiz gitar sololarının “Diluvium”da olmayışı ciddi anlamda insanın içinde kalan bir durum. Steffen Kummerer ile “Akróasis”teki perdesiz gitar sololarının yazımından ve çalımından sorumlu muazzam yaratıcılıktaki gitarist Fountainhead’in albüm daha çıkmadan külâhları değişmesi Kummerer’in Fountainhead’i çok çirkin şekilde yok hükmünde sayarak hak ettiği onca takdiri vermemesi, Kummerer’in inceden bir göt oğlanı oluşunun tatlı işaretleriydi. Yine de yazdığı müzikten dolayı mazur görüyor ve “Uzatma, çal geç” diyerek kendisini azat ediyorum.

Her neyse efendim; bu perdesiz gitar sololarının olmayışı “Diluvium”un en azından bu departmanda bir miktar geri kalmasına yol açıyor. “Akróasis” çıktıktan hemen sonra gruba katılan ve şu anda 23 yaşında olan gitarist Rafael Trujillo, belli ki konserlerde çaldığı bu bölümleri albüme taşımak istememiş. Kendisinin soloları da gayet iyi, ancak bir Fountainhead orijinalliği yok elbet. Tarzına bakınca açık bir Petrucci/Jarzombek/Münzner kolajı olduğunu görebiliyoruz ve bu yaşta bunları yapabiliyorsa, daha kendisinden epey bir şey göreceğimiz de ortada.

Şarkılar baktığımızda, “Diluvium”un “Akróasis”teki çeşitli narinlikleri, ince dokunuşları o kadar da öne çıkarmadığını ve biraz daha hoyrat takıldığını görüyoruz. Her ne kadar “Mortification of the Vulgar Sun” ortalarında başlayan türde dramatik değişimler, barok tatlar vs. olsa da; “Akróasis”teki bütünsel hava, albümün tüm karakterine yedirilmiş görkemli, gizemli, kederli ve soyut kimlik “Diluvium”da o kadar da bariz değil.

Tabii bu “Diluvium” adına bir eksi olarak sunulamaz, zira aralarında yıllar olan ve iki gitaristten birisinin farklı olduğu iki albümden söz ediyoruz. “Diluvium” ilk bakışta yer yer karambol ve çok fazla nota basmak üzerine kuruluymuş gibi gelebilir, lakin albümü dinledikçe ve düğümlerini çözdükçe OBSCURA’nın yapmak istediğini daha net görebiliyoruz. Başta kaotik, bulanık gelen bölümler bile dinledikçe törpüleniyor, kendilerini size açıyor ve albümün OBSCURA’nın en kolay alışılır ve net albümlerinden biri, belki de birincisi olduğunu hissettiriyorlar. “Diluvium” yer yer ipini koparıp dellense de, genel karakter olarak epey derli toplu, oturaklı ve kalıpları belli bir albüm olarak görülebilir. Senfonik black metale kayan orkestrasyon bölümleri, melodik death metal denebilecek düzeyde sadeleşen anlar, hepsi de “Diluvium”u çok yönlü, uzun ömürlü ve değerli yapan unsurlar arasında.

Tüm bunları üst üste koyunca, “Diluvium”un biraz emek istediğini ve bunu yaptığınız anda da sizi ödüllendirdiğini söylemek mümkün. Albüm dopdolu, üstelik de kolaya kaçan çok olaylı tech-death mantığından bağımsız olarak dopdolu. Bence bir “Akróasis” değil, zaten olması da gerekmiyor. Kendi hâlinde son derece başarılı, değişken, sayısız fikir barındıran, ilhamlar alınabilecek bir teknik death metal şöleni. Duygusal ve atmosfer olarak bambaşka bir karakter ortaya koymayışı onu dönemimizin yıllar sonra hatırlanacak teknik death metal başyapıtlarından biri yapmayabilir, ama zaten herhangi bir albümden böylesi bir şey beklemek de haksızlık olur.

Not: Sebastian Lanser, cidden müthiş bir davulcusun. Harika, olağanüstü bir davulcusun.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.95/10, Toplam oy: 21)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2018
Şirket
Relapse Records
Kadro
Steffen Kummerer: Vokal, gitar
Rafael Trujillo: Lead gitar
Linus Klausenitzer: Perdesiz bas
Sebastian Lanser: Davul
Şarkılar
www.facebook.com/RealmOfObscura
Web
  Yorum alanı

“OBSCURA – Diluvium” yazısına 7 yorum var

  1. Rashid says:

    Bir kaç gün önce metal-archives sitesinde Diluvium kritiğini okurken bir kısım beni benden aldı. Bence Obscura denen hayvan ötesi grup için en kısa özet bu olsa gerek:
    Apparently, talented musicians grow on trees in Germany – and Obscura happened to pick them all.

    Kritikte zaten albümle ilgili gerek herşey söylenmiş. Obscura bana tech/prog death türlerini sevdiren bir grup olduğu için bende yerleri ayrı. Aslında bundan sonrası benim için asıl merak konusu. Yani şu uzay teması bittiğine göre bundan sonra nasıl bir tarafa kayacaklar acaba.

  2. opethian says:

    Albüm incelemesini taraflı buldum. Şöyle taraflı, The Fountainhead özlemi duyularak yazılmış. Halbuki Rafael Trujilo ondan çok daha yetenekli ve çok daha geniş yelpazeli sololar yazabilen gitarist. Üstelik yaşı daha 23. Jazz okulunda okumanın verdiği etkiyle tadından yenmez melodiler ortaya çıkarıyor. Ancak beğenmediğim tek bir kötü yanı var, gitar tonları aşırı yapay geldi böyle düşünen sadece ben miyim bilmiyorum. Sanki klavyeyle çalınmış gibi. Onun dışında perdesiz bass gitar partisyonları bir önceki albüme göre daha gözle görülür şekilde ortaya çıkmış ve gitarla paralel gitmeyip ayrı şekilde kendini göstermesi de albümü bir tık daha iyi yapıyor. Kısacası bu albüm objektif olarak bakarsanız (Akroasis’e özlem duymadan) teknik, melodik ve müzikal açıdan Obscura’nın en iyi albümü.

  3. NewWorld says:

    Emergent evolution ne zaman dinlesem moda sokuyor !

    katranadam

    @NewWorld, Beni de en çok etkileyen şarkı bu oldu geçemiyorum bir türlü :D

  4. Spacedementia says:

    Harika bir kritik, harika bir albüm. Obscura’yı Akroasis albümüyle dinlemeye başlamıştım ilk. Bende yarattığı etki o kadar büyük olmuştu ki resmen hayatımın arka fon müziği olması uğruna her fırsatta açıp dinliyordum. Diluvium’a gelince, öncelikle 2018′de en sabırsızlıkla beklediğim albüm. Ve kesinlikle hayal kırıklığına ugratmadı hatta tahmin edebilecegimden bir tık daha iyi bir albüm olarak karşıma çıktı. Fountainhead’in yokluğunun ciddi anlamda sırıtacağını düşünmüştüm zira hayatımda dinlediğim en orijinal gitar performanslarından biri vardı Akroasis’te. Ancak Rafael beklediğimden çok daha iyi bir iş çıkardı, fazlasıyla takdir ediyorum. Jazz altyapısının getirdiği orijinal tuşesi albümün lead yanını fazlasıyla doyurucu kılıyor. Ancak bu albümde acaba fountainhead olsaydı nasıl olurdu diye düşünmeden de edemiyorum. Zira perdesiz leadlere çok müsait bir atmosfere sahip Obscura’nın müziği. Ama yine de bu albümde Rafael i dinlemekten fazlasıyla keyif aldım. Diluviumla Akroasis’i kıyaslamak istemiyorum zira Akroasis bir zirve noktası ancak bu albüm çok çok iyi bir albüm diyebilirim kendi açımdan hatta 2018′de şimdiye kadar dinlediğim en iyi albüm direk. Yükselen kurlarla artan konser sayısı arasındaki çelişkiye kafam ara ara takılırken e bir Obscura getirseler hiç fena olmazdı diye de düşünmeden edemiyorum.

  5. Aaron says:

    Albümü üst üste dinlediğim esnada progressive mi technical mı sorusu kafamda döndü durdu. Hatta bu soruya cevap ararken baya yoruldum. Sonradan anladım ki bu albümü mükemmel kılan şey bu sorunun cevaplanamıyor olması. Biraz ondan, biraz bundan derken; melodic death metal gruplarında duyduğumuz gitarlar, günümüz progressive gruplarından dinlediğimiz beste yapısı, ve temiz vokaller ile virtüözlük seviyesi enstrüman çalımı birleşince albüm baş tacı edilme seviyesine gelmiş. Ama şunu söyleyebilirim ki “teknik olmak” kavramı davullardan ileriye pek gidememiş olsa da Persefone – Aathma minvali karmaşıklığı yüksek bir albümü metal camiasına kazandırmış olmalarını takdire şayan buluyorum. Ne de olsa The Faceless yakında silinip gideceğinden, yerini; teknik ile progresifliği sentezleyen bir başka grupla doldurmaya ihtiyacımız olacaktı. Özet: Ab-ı hayat gibi albüm.

  6. height 181, reach 193 says:

    Bu grup muhteşem ya, neden daha popüler değiller neden kimse şeyine takmıyor anlaşılır gibi deği

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.