# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
NE OBLIVISCARIS – Urn
| 04.11.2017

Bazı gruplar…

Bazı gruplar çok güzel…

Yazıya böyle başlamamdan, NE OBLIVISCARIS’e büyük bir sevgi beslediğimi düşünebilirsiniz. Bu konuda net bir fikir edinmek için biraz bekleyelim.

Bazı gruplar çok süslü…

Ooooo NE OBLIVISCARIS’e karşı inceden giydirecek gibi bir hâlim mi var acaba?

Oooooo.

Bazı gruplar çok özgün…

Acaba NE OBLIVISCARIS bunlardan biri mi? Yoksa böyle lavuk gibi şeyler söyleyerek yazıyı ilgi çekici ve merak uyandırıcı kılmaya çalışan bir ibiş miyim?

Son cümle büyük ölçüde doğru, ama öncekilerden de az sonra bahsedeceğiz. Şimdi adı uzun grubun adı kısa albümüne geçelim.

10 yıl önce çıkan “The Aurora Veil” demosuyla resmen fenomen olan ve aşırı fazla ilgi çeken Avustralyalı progresif death metal grubu NE OBLIVISCARIS, bence bu demonun altında ezilmeyen “Portal of I” ile ilk albümünden kitlesini epey artıracağını belli etmişti. Grup; kullandığı progresif yapı, yaylılarla karakter kazanan müzikal kimliği, çeşitli vokal kullanımları gibi unsurlarla, ayrıştırılır bir duruş sergilemiş ve bu tür müziği sevenlerin baş tacı olmaya aday olduğunu göstermişti.

Akabinde çıkan “Citadel”, bence yazının “Bazı gruplar çok süslü…” kısmını oluşturan ve yine övgülere mazhar olsa da tüm o şatafatın altında fazla bir derinlik, akılda kalıcılık barındırmayan bir çalışmaydı. Grup yardırıyordu falan ama, bana kalırsa içi biraz boş bir gösteriydi.

Dolayısıyla “Urn”ü dinlemeden önceki düşüncelerim şüpheler barındırıyor, olacaklara hazırlıklı bir “hadi bakalım” içeriyordu.

Şu an rahatlıkla söyleyebilirim ki, “Urn” “Citadel”den 2-3 gömlek üstün bir albüm. “Citadel”e gelen “yılın en iyilerinden” ve “yılın en büyük hayal kırıklıklarından” yorumlarının göz alıcı boyutta ışıyan kontrastlarının ışığında, “Urn”e yönelik yorumlarda da gelgitler, dalgalanmalar, batıp çıkmalar olabilir. Bunun ve bence bundan sonraki tüm NE OBLIVISCARIS albümlerinin böyle yorumlanabilir olmasının temel sebebi de, grubun ciddi anlamda süslü bir müzik yapıyor oluşu.

Süsten kastım elbette ki şen şakrak cıvıl cıvıl bir şey olduğundan değil. Grubun karakteri gereği sahip olduğu kimi unsurlar, NE OBLIVISCARIS’i ister istemez olayın san’at güneşi tarafına kaydırıyor. Bunda elbette ki bir sorun yok, sorun bulanlar utansın. Lakin geniş resme baktığımızda bu tür “olaylı” grupların bazen bu “olaylar”ı, içeriğin çok da etkileyici olmamasını perdelemek için kullanabildiklerini görüyoruz. İşte “Citadel” benim için böyle bir albümdü. “Bokun üstünde dantel koymuşlar şık durmuş” denecek kadar olmasa da, kendisi o kadar da güzel olmayan bir şeyin üstüne dantel koyularak güzelleştirilmeye çalışıldığı hissini yaratıyordu bana kalırsa.

NE OBLIVISCARIS’in uzun vadede bunu aşması için; ayakları yere basan, uzun ömürlü besteler yapabildiğini göstermesi gerekiyor. “Urn” de işte bu noktada mükemmel bir işlev üstleniyor. Albümdeki şarkılarda “biz gitar, davul, bas ve vokalin yanı sıra, diğer pek çoklarından farklı olarak keman da kullanan, böyle çok sanatsal gibi ama yeri gelince de çatır çatır yardıran bir grubuz” havasından ziyade; her şeyin iç içe geçtiği, gayet organik, uzun ömürlü olma potansiyeli taşıyan yapıtlar görüyoruz. Clean vokaller ve kemanlar bazı dinleyiciler için death metalle yan yana gelmemesi gereken şeyler olsa da, grup OPETH’in bir noktadan sonra düştüğü -amiyane tabiriyle- “kız grubu” kategorisine girse de, şapşik bir müzik muhafazakârı olmayan dinleyiciler için NE OBLIVISCARIS değerli ve takdir edilesi bir şeyler yapıyor.

“Urn” bu noktada önemli. Daha ilk şarkı Libera, Pt. 1: Saturnine Spheres’den, “Urn”ün üzerinde düşünülmüş, inanılarak ve saf şekilde içten gelerek yapılan bir iş olduğunu görebiliyoruz. Bu sadece “çok kafa yoralım süper bir şey ortaya çıksın” denerek başarılabilecek bir şey değil. O an, an atmosferde, tuhaf ve anlık bir kimyayla ulaşılabilecek bir şeyden söz ediyorum. Bu kimya, bu ilham da şarkı yazımına yansıyor ve grup beste gücünü birkaç basamak yukarıya taşıyor. Güç demişken, albümde konuk olan eski CYNIC, EXCIVIOUS basçısı Robin Zielhorst’ün mükemmel bir iş çıkardığını da ekleyelim.

Sonuç olarak ben “Urn”ü dinlerken “keman kullanan progresif death metal grubu”, “olaya sanatsal yaklaşan progresif death metal grubu” gibi şeyleri hiç aklıma getirmeden, hatta kemanı memanı ayrıştırmadan, bir bütün hâlinde iyi bir şey dinlediğimi hissettim. Albümü 20 kezden fazla dinlemiş bir insan olarak, şu anda bile bu düşüncelerimi korumaktayım.

8/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.41/10, Toplam oy: 29)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2017
Şirket
Season of Mist
Kadro
Tim Charles: Keman, clean vokal
Xenoyr: Sert vokaller
Matt Klavins: Gitar
Daniel "Mortuary" Presland: Davul
Benjamin Baret: Lead gitar

Konuk:
Robin Zielhorst: Bas
Tim Hennessy: Çello
Şarkılar
01. Libera (Part I) – Saturnine Spheres
02. Libera (Part II) – Ascent Of Burning Moths
03. Intra Venus
04. Eyrie
05. Urn (Part I) – And Within The Void We Are Breathless
06. Urn (Part II) – As Embers Dance In Our Eyes
  Yorum alanı

“NE OBLIVISCARIS – Urn” yazısına 12 yorum var

  1. ghoglan says:

    Citadel ve Portal of I gayet severek dinlemiş biri olarak “… böyle çok sanatsal gibi ama yeri gelince de çatır çatır yardıran bir grubuz.” imajı hiç aklıma gelmemişti. Önceki albümlere dediğim gibi bu gözle çok bakmadım ama “Urn”deki olgunluğu hissettim. Gayet iyi albüm olmuş.

  2. Godless Killing Machine says:

    Şu tarz gruplardan nefret ediyorum. Her şeyden olsun içinde, ne kadar iyi müzisyen olduğumuz ortaya çıksın kafası. Çorba gibi müzik. Ortada iyi icra var eyvallah da oldum olası değişik enstrümanları metal müziğe yedirmeye çalışan, daha doğrusu bunu bir grup karakteri haline getiren grupları sevemedim. Metal müziğin kesinlikle ruhunu öldürdüğünü düşünüyorum bu tarz girişimlerin. Ahmet başkan bana şapşik müzik muhafazakarı demiş, aslına bakınca doğru söylemiş.

    Oğul

    @Godless Killing Machine, yobaz daha doğru bir terim olabilirdi. Zevktir eyvallah ama bu zevki nefret ile ifade etmek çok ilginç bir boyut.

    grotesksovguler

    @Godless Killing Machine,

    ‘Metal muzigin ruhu’ ne ki acaba, yeniyo mu?

  3. Karizmatik Serkannn says:

    Bazı gruplar vardır ileride favori grubun olacağını şimdiden anlamışsındır, işte “Unutma” o gruplardan biri benim için, ilk albümlerinden beri takip etme şerefine nail olduğu pek az gruptan biridir. İlk başta bu adamlar ne yapıyor derken yavaş yavaş yaptıkları şeyi anlamam ve bayılmam ardından bu grubu metal müzik camiasında ne kadar az biliyorlar diye şaşırmam arasında da çok yoktur. Bana göre metal müzik kendini yenilemeli ve geliştirmelidir. Sözümü bitirmeden internet tarihine bir mesaj bırakmak istiyorum. Elif seni seviyorum <3

  4. Oğul says:

    Bu grubu ilk kez Girne’de, güzel bir güne uyandığımda hafif bir yelin estiği Akdeniz sabahında dinlemiştim. Karşıma çıkan şarkı And Plague Flowers The Kaleidoscope idi ve o anda Ne Obliviscaris hayatımın grubu oldu.

    Urn da bana kalırsa mükemmel bir albüm. Zannımca günden güne daha da sikikleşen progressive metal sounduna aykırılaşarak metal dinlediğimizi hissettiren ve bunu yaparken yenilikçi olmaktan da asla vazgeçmeyen bir grup kendileri. Urn’da da bu anlayışlarını sürdürmüşler, yeri gelince coşmuş yeri gelince duygulandırmışlar.

    Tebrik ve takdirlerimle hayatımın grubunu selamlıyorum.

  5. Maykıl Akefelt says:

    Hello, my name is Mikael Akerfeldt, the lead Singer and lead vocalist of Opeth. If i see another bastard saying “opeth is a girl band.” I will shoot them on sight. Seriously. Cheers from Sweden. dimın of dı faaaaaaağlllll.

  6. Alondate says:

    Yuzlerce kez portal of i dinledikten sonra citadel ile buyuk hayal kirikligina ugradim. Toplasam on kez dinlememisimdir o album. O yuzden bu albumu henuz korkudan dinleyemedim. Umarim anlattiginiz kadar guzeldir. Albumden once yayinlanan Intra Venus gayet guzeldi gerci ama yine de bir suphe var icimde :(

  7. Spacedementia says:

    Uzun zamandır ısınmak istediğim bir grubun böyle bir başyapıtla karşıma çıkması kadar güzel bir sürpriz olamazdı sanırım. Yılın albümü direk. Libera Part II direk romantizm döneminde bestelenmiş falan olsa gerek. En iyi YouTube yorumunu da ekleyeyim: “If Beethoven lived today, he’d probably write something like this record”

  8. 34 yaşındayım says:

    sağır eden grup.
    önceden gelen hiçbir dinlemişliğim olmadan şu yukarıya klibi konulan yedi küsür dakikalık Intra Venusü dinledim böyle oldu.
    çok kötüler.
    biride çıkıp bunlara siz ne yapıyorsunuz dememiş belliki.

  9. bora says:

    bu kadar fazla müzikal genişliğe sahip bir grubun o uzun şarkı sürelerini içinden ruh fışkıran mükemmel kompozisyonlarla şarkı bittiğinde kısacık haline getirebiliyor olabilmesi gibi bir duruma 2010′lu yıllarda şahit olma şansına erişmek muhteşem. Çok çok az grup bu yetkinliğe sahip, her notanın tadını çıkarın.

  10. Alondate says:

    Albumu bu hafta nihayet dinlemeye basladim. 25-30 kere dinledikten sonra Portal of I kadar efsane olmasa da cok iyi olduguna karar verdim. Tum sarkilar ayri guzel. Tek kotu yani biraz kisa olmus. Ayrica Xeonyr harbiden okuz vocals yapiyor.

    Portal of I: 10/10
    Citadel: 5/10
    Urn:9/10

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.