# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
SEPTICFLESH (Atina’da Özel Röportaj)
24.07.2017

Senfonik death metal tanrılarıyla yüz yüze.

Ahmet: Yasas.

Christos: Yasas.

Ahmet: Ti kanis?

Christos: Kala, kala, esi?

Ahmet: Efharisto, poli kala.

SEPTICFLESH gitaristi/bestecisi Christos ve basçı/vokalist Seth Siro Anton ile tanışıklığım 2015’teki Headbangers’ Weekend’e dayanıyor. Basın sponsoru olduğumuz festival öncesinde Christos’la röportaj yapmış, festival sırasında tanışmış, oturup yemek yemiş ve muhabbet etmiştik. 2016 Aralık’ının son günlerinde gittiğimiz Prag’da, o sırada Prag Filarmoni Orkestrası’yla yeni albüm kaydında olan Christos’u 3 günle kaçırmış ve ilk fırsatta tekrar görüşmek üzere sözleşmiştik.

Yunanistan gezimiz belli olur olmaz yaptığım ilk şeylerden biri Christos’a mail atıp bu görüşmeyi ayarlamak oldu. Grup “Codex Omega”nın hazırlıklarını sürdürdüğünden, Christos’un fazla zamanının olmayacağını biliyordum, ancak onunla buluşup birer kahve içip gruptan ve yeni albümden konuşmak için zaman yaratmayı başardı. Aşağıda okuyacağınız röportajdan bir gün sonra, grup yeni albümden iki şarkı için klip çekecekti, dolayısıyla da SEPTICFLESH’i en aktif ve hareketli günlerinden birinde yakalamış olmaktan dolayı duyduğum memnuniyeti de ayrıca belirteyim. Bu sayede konuşacak bir sürü konu çıktı ve gayet dolu dolu bir röportaj oldu diye düşünüyorum.

Christos’ta Atina’nın Pagkrati bölgesindeki minik bir açık hava kahvesine oturduk ve frapelerimizi yudumlarken muhabbete başladık.

Röportaj: Ahmet Saraçoğlu
Sorular: Ahmet Saraçoğlu/Nazım Kemal Üre

Ahmet: Öncelikle bugünlerde neler yaptığınızı sorarak başlayalım.

Christos: Bu dönem çok yoğunuz. Prodüksiyon işleri var. Yarın başlayacak iki klibin yapım işleri var. Röportajlar, tur ayarlamaları, bir sürü prodüksiyon ve organizasyon işi var. Çok yoğun geçiyor bu günler.

Ahmet: Dur tahmin edeyim. Bu kliplerden biri “Martyr”e çekilecek.

Christos: Bunu nereden biliyorsun? Gruptakiler ve çekim ekibi hariç bunu bilen kimse yok haha.

Ahmet: Bilmem, içime doğdu haha.

Christos: Haha.

Ahmet: Yakında bir de FLESHGOD APOCALYPSE ile Latin Amerika turnesi var.

Christos: Evet o var, büyük bir Avrupa turnesi olacak ama şu an kimle olduğunu söyleyemem. 70000 Tons of Metal’de teknede çalacağız, Kuzey Amerika turu olacak. Bir sürü işimiz var.

Ahmet: Poli kala. Yeni albüme az kaldı, “Codex Omega” ile “Titan”ı nasıl karşılaştırırsın?

Christos: Yazım açısından çok büyük bir farklılık yok. Grupta beste yapan üç kişi var ve yazım konusunda büyük değişiklikler yapmıyoruz. Yeni bir albüm yazmak bizim için her zaman yeni bir macera. “Titan” iyi bir albümdü ve bizim için çok iş gördü. Bu kulağa klişe gelecektir, ancak “Codex Omega”, basından ve çevremizden aldığımız geri bildirimlere göre belki de bugüne kadarki en iyi işimiz olabilir.

Ahmet: Peki “Codex Omega” tam olarak neyi ifade ediyor.

Christos: 3. Ahit’i temsil ediyor. Dinî bir alt yapısı var. Dinin manyaklığına dair gizli bir mesaj niteliğinde. Sözlerden Sotiris sorumlu olduğu için bunu o anlatsa daha iyi olur, ama sonuçta hepimizin aklında olan din, toplum, insanlığın durumu gibi kontekstler içerisinde yer alan temalar var. Sözler ve müziğin görsel tarafı için de elimizden gelenin en iyisini yaptık ve kendi bakış açımızı yansıttık.

Ahmet: Din konusu metal müzisyenlerine çok fazla malzeme veriyor değil mi? Leviticus’u falan açıp okuduğunda baya karanlık, korkunç şeyler görüyorsun.

Christos: Evet öyle. Yine de bizim tam olarak dinî bir yaklaşımımız olduğunu düşünmüyorum. Biz daha ziyade insanlığın genel yapısını ve dinin insanlığı nasıl etkilediğini anlatıyoruz. Din, insanlığın bu duruma gelmesindeki nedenlerden sadece bir tanesi. Sadece dine odaklanmak büyük resmi görememek olur. Din en basit ifadeyle üzücü, aciz bir kavramdır.

Ahmet: SEPTICFLESH’in çok karakteristik bir sound’u var, dolayısıyla yazdığınız her yeni albüm ister istemez öncekilere benzeme potansiyeline sahip. Yaptığınız bir albümün “The Great Mass II” veya “Titan II” olarak yaftalanması gayet olası. Yeni müzik yazarken bunu ne sıklıkla düşünüyorsunuz? Sence müziğiniz deneyler yapmaya ne kadar müsait?

Christos: Bakış açımız elbette ki kendimizi tekrar etmemek üzerine kurulu. İlham geliyor ve biz de onu takip ediyoruz. Bu doğal ve organik bir süreç. Üzerinde çok düşünmeden, kendiliğinden gerçekleşiyor. Olayın özü şu ki, yeni bir albüm için çalışmaya başladığında diğer her şeyi unutuyorsun. İlhamlar, fikirler, denemeler, hepsi bir anda zihnini kaplıyor. Tabii ki denemeler yapıyoruz, hep taze kalmaya çalışıyoruz. Bu bizim için çok önemli.

Ahmet: “Communion”da Fredrik Nordström’le çalıştınız, “The Great Mass”te Peter Tagtgren’le, “Titan”da Logan Mader’le çalıştınız. “Codex Omega”da ise Jens Bogren’lesiniz. Her albümde farklı bir prodüktörle çalışma sebebiniz her albüme farklı bir bakış açısıyla yaklaşılmasını istemeniz mi?

Bence bu vizyonumuzla, deneysel yapımızla ve taze bakış açıları aramamızla ilgili. Bu isimlerin hepsi de kendini kanıtlamış, çok önemli isimler. Bu tamamen yeni şeyler denemek istemekle ilgili. Yeni albümde Jens Bogren’le çalışma lüksüne sahip olduğumuz için çok mutluyum. Herkes yeni bir şey katıyor ve bu da bizi besliyor. Mesela “Codex Omega”da daha önce kullanmadığımız yeni enstrümanlar kullandık; Ermeni çalgısı düdük ve Avustralya çalgısı didgeridoo gibi. Her zaman vizyonunuzu genişletmeniz gerek. Her zaman öğrenmeye çalışıyoruz. Bizle ilgili sorun, gerçek bir orkestra kullanıyor olmamız. Tabii ki bundan dolayı çok şanslı ve mutluyuz, ancak gerçek orkestra kullanmak bazen büyük dertler de getiriyor. Özellikle miks konusunda gerçek bir orkestrayı mikslemek, hele ki bir de bir metal enstrümanlarıyla birlikte mikslemek hiç kolay değil. Bir anda her şeyi mahvedebilirsiniz. Çünkü hem akustik hem de elektrikli enstrümanlar kullanıyoruz ve dengeleri ayarlamak hiç de kolay olmuyor. Bu yüzden sürekli öğreniyoruz. Kimle çalışıyorsak dikkatle dinliyoruz, onlardan besleniyoruz.

Ahmet: WINTERSUN’dan Jari birkaç yıl önce bundan bahsetmiş ve bilgisayarının tüm o orkestra kanallarını kaldıramadığını ve yeni albümün bu yüzden geciktiğini söylemişti. Tabii insanlar da dalga geçmişti. Böyle bir şey sence mümkün mü? Orkestra kaydetmek ve metal enstrümanlarıyla birleştirmek bu kadar zorlayıcı bir şey mi?

Christos: Bence bu bahane biraz gösteriş ve hava atma amaçlı bir ifade. Olay miktarla ilgili değil, ne ortaya çıkardığınla ilgili. Bazen 5 kişilik orkestra kaydı 30 kişilik orkestra kaydından daha zor olabilir. Zaten midi kullanıyorsun, bundan şikâyet etmeye hakkın yok. Git bir bilgisayar al.

Ahmet: SEPTICFLESH tekrar bir araya geldikten sonra, şarkı yapılarınızda büyük bir gelişim, değişim ve sofistikeleşme oldu. Bu da bana yazım süreçlerinizi merak ettirdi. “Communion” öncesi ile sonrası arasında çok farklı bir SEPTICFLESH yaklaşımı var. Merak ettiğim şey, şarkı yazımının genelde nasıl geliştiği. Mesela “The Great Mass of Death”in girişi, “Da da da da da da daaaa…”, veya “The Vampire from Nazareth”in girişindeki çocuk, yahut “Oceans of Grey”in daha belirgin bir melodi üzerinden yürümesi gibi. Bu süreç genelde nasıl işliyor?

Christos: “Oceans…” ve “The Great Mass…”in metal kısımlarını kardeşim Seth yazdı ve bana yolladı, ben üstüne orkestrasyonu yazdım. Şarkıdan şarkıya değişiyor. Bazen tam tersi oluyor, ben bir şey yazıp ona gönderiyorum ve o tamamlıyor. Mesela “The Vampire from Nazareth”in introsunu şarkıyı teslim etmeden 20 dakika içinde, bir anda aklıma gelen bir ilhamla yazdım. Şarkının başındaki soprano çocuk sesi ve yaylı bölüm, şarkı teslim edilmeden 20 dakika önce ortada yoktu, son anda ekledim.

Ahmet: Çocuk demişken, şarkının başındaki çocuk orada ne diyor? Anlamlı bir şey mi?

Christos: Hayır hayır anlamlı bir şey değil. Çeşitli ünlü harfler melodik bir şekilde vurgulanıyor sadece. Tabii Sanskrit kelimeler, Sümer dili, Latince gibi çeşitli dilleri içeren şablonlarım var, oradan işimize yarayabilecek kelimeleri seçip kullanıyoruz. Bazen bir şarkıdaki kilit kelimeleri orkestrayla da paylaşıyoruz, böylece temayı anlayıp içine daha rahat girebiliyorlar.

Ahmet: Sen Londra’da müzik eğitimi aldın değil mi? Tam olarak ne okudun?

Christos: Beste konusunda lisans derecem var, canlı performansta beste ve orkestrasyon bölümünde de master yaptım. Özellikle 20. yüzyıl alanında.

Ahmet: Bu sayede şarkı yazımı konusunda büyük avantaj sağladığın belli. Sadece şarkı yazımında değil, şarkılara karakter katma anlamında da. Misal Mad Architect’in girişinde klavsen kullanma fikrine muhtemelen en başından sahiptin diye düşünüyorum.

Christos: Evet evet, dediğin gibi. Belli şeyler en baştan oturmuş, ya da sonradan kullanılmak üzere bekleyen fikirler olabiliyorlar. Sonuçta orkestrasyon yaparken sınırlı seçeneğin oluyor. Piyano, klavsen, yaylılar yahut üflemeliler olabilir. Kulağım en iyi çözümün ne olacağına karar veriyor ve o şarkı özelinde de girişte istediğim motifin klavsen ile verilebileceğini en başından biliyordum.

Ahmet: Eline kâğıt kalem alıp doğrudan notalarla müzik yazma olayı sık sık oluyor mu peki?

Christos: Hayır hayır, o çok seyrek olan bir şey. Ona zaman olmuyor ve genelde bilgisayarda yazılıyor.

Ahmet: Peki genelde önce orkestrasyon mu, yoksa gitarlar mı?

Christos: Duruma göre ikisi de oluyor. Kafamızdaki fikir neyi gerektiriyorsa. Bazen onlar bana metal altyapıyı veriyorlar ve ben de üstüne orkestrasyonu besteliyorum, bazen de ben onlara orkestrasyonu veya ana rifi veriyorum ve onlar da metal unsurları katıyorlar.

Ahmet: Senfonik unsurlar kullanan gruplar genelde metal taraf ile orkestrasyonu organik biçimde iç içe geçirmekte zorlanıyorlar. Genelde olay “bir metal grubu” ve üstüne VST bir orkestra layer’ı gibi oluyor. SEPTICFLESH’te ise bu tamamen iç içe geçmiş biçimde.

Christos: Çünkü şarkılarımızın bazıları en başından orkestra olarak yazılıyor ve metal enstrümanları onlarla harmanladığınızda ortaya iyi bir eser çıkıyor. Böylece iki farklı şeyi iç içe sokmakla uğraşmıyorsunuz.

Ahmet: SEPTICFLESH’te orkestra grubun 5. elemanı gibi.

Christos: Aynen öyle.

Ahmet: “Codex Omega”nın görsel tarafına bakınca da çeşitli yenilikler görüyoruz; mesela albüm kapağında grup adı yerine sadece SF yazıyor. Yeni logonuzda da değişiklikler var; kapaktaki yılanları logonuza da taşımışsınız ve SEPTICFLESH’in C’sine yılan kafası koymuşsunuz.

Christos: Yılan, “Codex Omega”nın görsellerindeki temel karakter. Logoyu da değiştirdik ve aklımıza SF sembolünü kullanma fikri geldi, o tarz bir şey de yaptık.

Ahmet: SF sembolü tişörtlerde güzel duracaktır.

Christos: Evet aynen.

Ahmet: Tişört demişken, Atina’da SEPTICFLESH tişörtü bulabileceğim bir yer yok mu? Exarcheia’daki dükkânlarda falan hiç yok.

Christos: Evet çünkü dükkânlarda satılmıyor, onlara vermiyoruz. Sadece Kıbrıs’taki bir mağazada resmî ürünlerimiz satılıyor, onun dışında internetteki online mağazamızdan alabilirsin.

Ahmet: Anladım, tamamdır. Albüm kapağı demişken, kapaklara dair tüm fikirler Seth’e ait değil mi? Görsel konularda siz de fikir veriyor musunuz yoksa Seth ne derse o mu oluyor?

Christos: Hayır, bu tamamen Seth’in işi. Ne isterse onu yapıyor. Kapak teması ve fikir olarak Sotiris ile birlikte çalışıyorlar, ancak görsel anlamda ortaya çıkacak iştense sadece Seth sorumlu.

Ahmet: “Codex Omega” davullarda Krimh’i duyacağımız ilk SEPTICFLESH albümü olacak. Bu konuda neler söylersin. Fotis’e kıyasla grubun müziğine neler kattı?

Christos: Onunla Fotis’i kovmaya karar verdiğimizde tanıştım.

Ahmet: Kovduk diyorsun.

Christos: Evet, gerçek olan bu.

Ahmet: Birkaç yıl önce NILE’dan George Kollias İstanbul’da bir davul kliniği yapmıştı, o sırada ona Fotis’le ilgili bir soru sormuştum, o da “Fotis dünyadaki en iyi Yunan metal davulcusu” demişti. Bunu George Kollias dedi.

Christos: Kollias’la çok yakın arkadaşız.

Ahmet: ABD’de mi yaşıyor?

Christos: Hayır hayır burada. O da garip bir durum; grup arkadaşlarınla karşılıklı konuşmadıktan sonra bir grupta olmak biraz tuhaf bir durum haha. Her neyse. Fotis konusunda, SEPTICFLESH’i biz kurduk, onu biz yarattık, o bizim bebeğimiz. Dolayısıyla Fotis konusu bu şekilde… Krimh’e gelince, onunla temasa geçtim, ona SEPTICFLESH’in vizyonunu ve ondan ne istediğimizi anlattım ve o da çok olumlu yaklaştı. Çok iyi bir davulcu ve çok iyi bir insan. Onun gelişiyle birlikte gruptaki iletişimimiz daha sağlıklı bir hâle geldi. Bu da grubun her anlamda ileriye dönük bir adım atmasını sağladı. Üstelik Krimh bize sadece davul olarak değil, beste konusunda da fikirler verdi. Albümde onun yazdığı rifler de var.

Ahmet: Davulları Fascination Street’te mi kaydettiniz?

Christos: Evet. Gitarlar, bas, ve vokaller Atina’daki No Gravity’de kaydedildi, davullar Fascination’da, orkestra Prag’da, miks de yine İsveç’te yapıldı.

Ahmet: Orkestra demişken, Prag’daki orkestrayla dördüncü kez çalıştın. Orkestrayı yönetme durumun da oluyor mu?

Christos: Bunu bir kez yaptım. “Dogma” adlı şarkımızda orkestrayı ben yönettim. Ben tecrübeli bir orkestra şefi değilim ve bu ciddi bir iş ve oraya bir sürü para ödüyoruz. Oradaki şeflerle yakın bir ilişkimiz var. Peter ve Adam. Ne istediğimizi onlara net şekilde anlatıyoruz, son 4 albümdür birlikte çalışıyoruz ve çok iyi bir kimyamız var.

Ahmet: Her yeni albümde oraya gittiğinizde albüm hakkında yorum yapıyorlar mı?

Christos: Müziğimizi seviyorlar. Sonuçta profesyoneller, her gün çalıyorlar ve sadece metal de değil, her şeyi çalıyorlar. Hostel filminin soundtrack’inde bile çaldılar.

Ahmet: Peki en çok etkilendiğin klasik müzik bestecileri kimler? Müziğinize bakınca akla Stravinsky geliyor.

Christos: Bugün bir besteci olmamı Stravinsky’nin yapıtlarına borçluyum. Ama genelde 20. yüzyıl bestecilerini seviyorum. Penderecki, Xenakis, John Cage… Tabii barok dönemi de seviyorum. Bach, Vivaldi. Elbette bazıları zevkime daha çok hitap ediyorlar. Ancak 20. yüzyıla geçmeden önce klasikleri öğrenmeniz lazım. Gençken sadece Mozart ve Beethoven’ı bilirdim ama sonra giderek 20. yüzyıla doğru kaydım.

Ahmet: Gençlerden takip ettiklerin var mı?

Christos: İngiliz besteci Gabriel Prokofiev’i seviyorum. Thomas Adès’i çok seviyorum, harika bir besteci. Pek çok insan var.

Ahmet: SEPTICFLESH son derece sinematografik ve dramatik bir müzik yapıyor. Beste yaparken bunun bir şeyin soundtrack’i olduğunu düşündüğün oluyor mu?

Christos: Tabii ki, bu müziğimizin doğasında var. SEPTICFLESH müziği bir soundtrack gibi. Aslına bakarsan ilham kaynaklarımızın büyük kısmını da soundtrack’ler oluşturuyor. Batman, Dark Knight ve Hans Zimmer. Dracula, Danny Elfman… Pek çok soundtrack’in bizi etkilemişliği vardır. Gruptaki üç esas eleman da soundtrack’leri çok seviyor. Bu filmler ve isimler SEPTICFLESH’i yoğun şekilde etkilediler.

Ahmet: Şimdiye dek SEPTICFLESH müziğinde kullanamadığın ama kullanmak istediğin klasik müzik unsurları var mı?

Christos: Daha fazla dezonant şeyler kullanmak istiyorum ama kolay değil. Avangart bir müzik yapmıyoruz ve sınırları aşma konusunda dikkatli olmalısınız. Sonuçta metal çalıyoruz ve avangarta kaymak istersek bu pek işlemeyebilir. Ben bu tarz şeyleri SEPTICFLESH’ten bağımsız olarak yapıyorum. Rus bir gitarist için bir şeyler yaptım, burada klasik müzik konserleri verilen bir yer için müzik besteledim.

Ahmet: Avangart şeyler dinliyorsun yani.

Christos: Evet, dinlediklerimin büyük çoğunluğu avangart müzikler. Metal harici şeyler. Metal içerisinde bu tarz olayları kullanan, dezonant şeylere bulaşan gruplardan NORMA JEAN’i seviyorum. Ritim konusunda özgün bir yaklaşımları var.

Ahmet: “Codex Omega”ya dönersek, bu albüm Season of Mist’ten çıkacak olan 4. albümünüz. Şirketin size olan desteğinden memnun musunuz?

Christos: Bu albümle birlikte, onlarla yaptığımız 4 albümlük anlaşma sona eriyor. Tekrar anlaşıp devam edebiliriz tabii, ama şu an için kontratımız bitiyor. Memnunuz, iyi çalışıyorlar. Bir sonraki albümde neler olacak göreceğiz.

Ahmet: Yunan metal sahnesindeki ekstremleşmeye nasıl bakıyorsun? Sence ülkenin dindar tavrının bunda etkisi var mı?

Christos: Yunan metal sahnesi kendi devrimini yaşıyor. Bunun ülkenin inançlı olmasıyla ilgisi olduğunu sanmıyorum. Din benim için hiçbir şey ifade etmiyor, tamamen saçmalık. Beni asıl kızdıran şey düzenin kendisi. Yunanistan’daki politik düzenden nefret ediyorum. Domuzlar… Sadece politika da değil; sanat, medya… Bizim gibi grupları asla desteklemiyorlar. Ama kimin umurunda? Onlara ihtiyacımız yok. Mesela Nergal’e bakarsan, o bir pop yıldızı. Düzenin içinde. Elbette ki bu öznel bir konu, herkesin kendi seçimi. Onu ve onun gibileri eleştirmiyorum. Bu onun seçimi ve ben de doğruları söylediğimi falan iddia etmiyorum. Bu sadece benim düşüncem.

Ahmet: Senin gibi bir profesyonelden ve hayatını metal yaparak kazanan birinden duyunca daha da net anlaşılıyor. Aynı şeyi ROTTING CHRIST’tan Sakis’le konuştuğumda da hissettim. Tüm bu çaba, mücadele, hepsi kalpten geldiği için yapılıyor ve anlam buluyor.

Christos: Zorluklar insanı güçlendiriyor. Yaratım anlamında karşılaştığın zorluklar seni bu zorluklardan kaçmaya itiyor ve böylece farklı yollar buluyor ve kaliteni artırıyorsun. Sonuçta biz para peşinde olduğumuzdan müzik yapmıyoruz, sadece turlamak için her sene bir albüm çıkarmıyoruz.

Ahmet: Peki tüm geçimini SEPTICFLESH’ten sağlayabiliyor musun?

Christos: Fena değiliz. Bu şekilde yaşayabiliyoruz. Yunanistan’da çalışmıyoruz, yurt dışında çalışıyoruz. Şikâyet etmiyoruz ve gerçekten de şanslıyız. Bu müziğin tarihini yazıyoruz, dünyayı dolaşıyoruz. Daha yapacak çok fazla şeyimiz var. Bu müziğe verecek çok şeyimiz var. Bu da bizi daha aç hâle getiriyor. 2002’de gruba ara verdiğimizde gruba ara vermemiz gerektiğini hissetmiştik ve ara verdik. Bu gerekliydi. Akıllıca bir karardı.

Ahmet: Üstelik daha güçlü döndünüz.

Christos: Aynen. O sırada dinleyicilerimize sunacak değerli bir şeyimiz olmadığını hissettik ve durduk. Bu samimi bir hareketti. Sonra zamanı geldiğinde tekrar harekete geçtik.

Ahmet: Anladım. Genel olarak her konuda samimi olduğunuz müziğinizden de, senin söylediklerinden de anlaşılıyor zaten… Tamam o zaman, sorularımız bu kadardı.

Christos: Teşekkürler. Çok güzel bir röportajdı. SEPTICFLESH’in dününü ve bugününü çok iyi biliyorsun, genel olarak neden bahsettiğini bildiğin çok açık.

Ahmet: Ahah, sağ ol. Bu arada unutmadan, yayınladığınız iki şarkı konusunda da bir şeyler söylemek istiyorum. İkinci single “3rd Testament” SEPTICFLESH’e göre orkestranın biraz geri planda kaldığı ve gitarların başrolde olduğu bir şarkı. Albümün genelinde böyle bir tavır yok herhalde.

Christos: Albümdeki birkaç şarkı bir hayli farklı. Çok taze bir yaklaşıma sahip şarkılar var. Ama sonuçta biz SEPTICFLESH’iz, müziğimizin oturmuş bir karakteri var. Bir anda BLIND GUARDIAN veya OPETH gibi müzik yapamayız. “Portrait of a Headless Man”, “Dark Art”… Bunlar çok özgün yapıtlar.

Ahmet: “Rising” gibi Sotiris’in öne çıktığı şarkılar da var mı?

Christos: Albümün son şarkısı öyle. “Trinity”. Diğerlerine göre daha melodik bir şarkı.

Ahmet: Tamamdır Christos, sorular bu kadardı, zaman ayırdığın için teşekkürler.

Christos: Ben teşekkür ederim, çok keyifli sorulardı. İstanbul’dakilere selamlar, yakında görüşmek ümidiyle.

etiketler:
  • TwitThis
  • Digg
  • del.icio.us
  • Facebook
  • Google
  • LinkedIn
  • MySpace
  • Netvibes
  • Reddit
  • StumbleUpon
  • Technorati
  Yorum alanı

“SEPTICFLESH (Atina’da Özel Röportaj)” yazısına 4 yorum var

  1. Ugur says:

    Sonda melodik bir şarkıyla kapanış varsa albüm güzel olacaktır (bkz.The Great Mass, Communion).

    Ağzınıza sağlık çok samimi bir röportaj olmuş.

  2. Bende Saklı Kalsın says:

    Türk – Yunan amcaoğlu muhabbetine girmediğiniz iyi olmuş. Dolu bir röportaj… Ciddi ciddi siteye bir bağış tuşu filan koymanız gerektiğini düşünüyorum. Böyle röportajlar bahşişi hak ediyor (söylerim, sonra kendim vermem; öyle de yavşak bi herifimdir).
    Röportajın başındaki fotoğraf olmamış tabi, orası ayrı.

  3. Nordic Lord says:

    Röportaj için teşekkürler. Septic Flesh gibi çalışan bakış açısı olan bir grup daha tanımadım.Çok dinamik çok gaz çok gizem. Behemoth konusunda tek ben böyle düşünmüyor muşum. Gerçekten pop kafasındalar metal çalman birşeyi ifade etmiyor.

  4. deadhouse says:

    Christos baba adammış.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.