# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
SLAYER – Repentless
| 12.09.2015

Beklentiler ve karşılıkları.

Metal dünyasının her anlamda en çok konuşulan gruplarından biri olan SLAYER, özellikle Hanneman’ın hastalığından bu yana her hareketiyle haber olmayı başaran bir profil çiziyor. Kerry King’in açıklamaları, Araya’nın arka planda kalan ama gerektiğinde gündem yaratan demeçleri, Lombardo konusunun bitmek bilmemesi, Gary Holt’un gruptaki durumu gibi sayısız konu içinde SLAYER, her zaman olduğu gibi “World Painted Blood” sonrasında da gündemden hiç düşmemeyi bildi.

SLAYER’a yakışır şekilde 11 Eylül’de piyasaya sürülen “Repentless”, bir şarkı hariç (Piano Wire) grubun tümü Kerry King tarafından yazılan ilk albümü olma özelliğini taşıyor. Çoğu kişinin tepki göstermesine rağmen yıllardır grupta olan Gary Holt’un kadroya resmen dâhil edilmemesi ve albüm yazımına -dendiğine göre- sadece sololarda katkı yapması, Kerry King’i “Repentless”ın övgü ve yergi namına en büyük hedefi haline getiriyor.

Bu noktada, “Repentless”ın beklendiği kadar iyi olmaması durumunda King çok açık ve kolay bir hedef. Zira King, son birkaç yıldaki açıklamalarıyla çok fazla kişinin tepkisini çekti ve kendisini seven insan sayısını bir hayli azalttı. Diğer yandan, albümün iyi olması durumunda da normalde olacağından daha az bir tebrik görmek muhtemel olacaktır, bunun sebebi de bir önceki cümlede söylediğim, Kerry King’in yarattığı büyük antipatiden kaynaklanıyor.

Buradan vardığım nokta şu; Kerry King’e yönelik bu denli antipati ve öfke içerisinde albümün çok ağır eleştiri almadığını görürsek, bundan albümün genel olarak beğenildiği sonucunu çıkarabiliriz, zira şu ortamda insanlar albümü beğenseler bile “aslansın King”, “kralsın King (ooo kelime oyunu) demeyeceklerdir.

Peki “Repentless” tüm bu lakırdının içinde nerede duruyor?

Önce kendi durumumu söyleyeyim; “Seasons in the Abyss”ten bu yana çıkan SLAYER albümlerinden sadece “Christ Illusion”ı çok iyi bir albüm olarak görüyor ve çok fazla seviyorum. “Divine Intervention” da dâhil, diğer albümleri tam anlamıyla müthiş yapıtlar olarak değerlendiremiyorum. “World Painted Blood”daki farklı SLAYER’ı sevmiş ve yüksek not vermiş olsam da, yıllar içinde albümü dinleme sayıma bakarak, “World Painted Blood”ın çok da uzun ömürlü ve geleceğe taşınacak eserler barındıran bir çalışma olmadığını anladım. Bu da, tekrar etmem gerekirse, son 25 yıldır çıkan tek hastası olunacak SLAYER albümü olarak “Christ Illusion”ı görmeme neden oluyor. Bu herkes için farklıdır elbet.

Kerry King’in şarkı yazımı konusunda, ya da böyle demeyelim; SLAYER’ın en karakteristik ve klasikleşmiş şarkılarını Hanneman’ın yazdığı düşünüldüğünde ve Kerry King’in de başta solo yazımı olmak üzere gitar çalımı ve şarkı yazımı namına yıllar boyunca sürprizsiz ve çoğu kişi için tekdüze bir iş ortaya koymuş olmasından mütevellit, “Repentless”ın komple King tarafından yazılacak oluşu, ben de dâhil pek çok kişinin ağzında kekremsi tatlar bırakıyordu. “Kesin vasat olacak” türü uyuz bebe bir düşüncem yoktu, ancak “King şarkı yazımını ele aldı, fena yardıracak” diye genco bir hevesimin olmadığı da açıktı.

Nihayet “Repentless”, iddialı bir tarihte, iddialı bir kapakla piyasaya çıktı. Eski SLAYER albümlerine öykünen detayları ve AT THE GATES’in kimi görsellerindeki tipi kaymış İsa’yı anımsatan bir Hesus Kristos ile sunulan albümde kulağıma çarpan ilk ayrıntı, tek tek yayınlandıklarında “meh” dediğim şarkıların, albüm içine iyi oturmuş olmalarıydı. Ortalama olarak gördüğüm Implode gibi bir şarkı bile, diğer şarkılarla birlikte albümde dinlendiğinde, değeri artmasa bile, kulağa daha güçlü geliyordu. Bu açıdan, albümdeki bazı şarkıların tekil olarak çok güçlü olmasalar bile bir araya geldiklerinde “Repentless”a güç kattıklarını söyleyebiliriz. Yayınlanan şarkılar arasından en çok sevdiğim Repentless da albüm içinde dinlenirken vuruculuğunu katlamış.

Albümün prodüksiyonundan sorumlu ekip, yılların deneyimi Terry Date ve “Death Magnetic”teki prodüksiyonu ile müzik dünyasında olay yaratan Greg Fidelman’dan oluşuyor. “World Painted Blood”da da aynı görevi üstlenen Fidelman “Repentless”ın prodüksiyonu konusunda bence tartışmaya ortam hazırlayacak bir iş yapmış. Özellikle clean gitar ve distrotion’lı olmayan kirli gitarların SLAYER gibi bir grup için zayıf olduğunu düşünüyorum. SLAYER belki “SLAYER” oluşuna sırtını fazlaca yaslayıp yazdıkları her şeyin o uğursuz SLAYER havasını verebileceğini düşünüyor, ancak günümüz prodüksiyon imkânları ve birtakım başka grupların yaptıkları düşündüldüğünde, “Repentless”ın çiğ sound’u bence pek de etkileyici olamıyor. “Christ Illusion”daki müzik, sıfır prodüksiyonla da ortamı tatsızlaştırmaya yetiyordu, lâkin “Repentless” bence olduğu hâliyle böyle bir etki yapmaya muvaffak olamıyor.

Bahsettiğim prodüksiyon konusundan muzdarip olduğunu düşündüğüm Delusions of Saviour introsuyla açılan albüm, King’in Hanneman için yazdığı ve sözleri METALLICA’nın Whiplash’ini andıran ve “sahnelerin tozunu atıyoruz, gitar çalmaktan başka bir bok bilmem, zaten her şeyden nefret ediyorum” temalı Repentless’la devam ediyor. Grubun bilinen punk tavrı ortada olsa da, SLAYER’ın biraz daha uhrevi halini daha çok seviyorum. Hele ki böylesi bir kapağı olan bir albümdeki ilk şarkının “bu hayattan nefret ediyorum, bu şöhretten nefret ediyorum, bu müzik ortamından nefret ediyorum, egolar sidik yarışında” veya “şarkılarım savaşın korkunçluklarını tekrardan yaşatıyor, artık topluma dayanamıyorum, gerilim, anarşi, nefret güçleniyor, bu boku çalmak beni hayatta tutuyor” gibi sözler içermesi, bende az da olsa bir tatsızlık yaratmadı değil. Yine de şarkı albümün en iyilerinden ve konu SLAYER olunca hiçbir konuda fazla mızmızlanmamak en iyisi.

“Repentless”taki müziğe dair bahsedilmesi gereken konular dört başlıkta toplanmalı diye düşünüyorum:

Kerry King’in şarkı yazımı ve Holt etkisi;Tom Araya’nın vokal performansı; Paul Bostaph’ın davul kullanımı ve son olarak da albümün SLAYER diskografisinde nerede durduğu.

Kerry King’in şarkı yazımı konusunda üstüne düşeni yaptığını düşünüyorum. SLAYER gibi aşırı kapalı ve sınırlı bir sound içerisinde yapılabilecekler bu kadar belliyken, King’in yeni Raining Blood’lar, Seasons in the Abyss’ler, Dead Skin Mask’ler yaratmasını beklemek bence hafif ifadeyle hayalcilik, ağır ifadeyle SLAYER’ı pek bilmemek olur. Grubun yaratımsal doygunluğu ve sıfırdan inşa ettikleri SLAYER sound’unun büyük ölçüde sonuna gelinmiş oluşu, albümün pek çok yerinde eskiyi anımsamamızı, duyduğumuz riflerin aşırı benzerlerini daha önce duyduğumuzdan emin olmamızı, hatta kendi adıma konuşursam, yer yer “birbirine bu kadar benzer rifler yazan SLAYER, konserde şaşırıp başka şarkının verse rifini çalsa fark etmeyenler olabilir” düşüncesinin peydahlanmasına yol açıyor. Gerçekten de albümdeki bazı rifler, karakter olarak, gitar üzerinde çalındıkları yerler olarak grup tarafından çok kereler tekrarlanan yapıdalar. Buna rağmen, albümün yeterli düzeyde ilginçlik ve varyasyon içerdiğini düşünüyorum. “World Painted Blood”ı anımsatan şarkılar ile daha eskinin köpekleştiren SLAYER’ını bir arada bulabiliyoruz. Holt’un etkisi de -sololar dışında- kimi riflerde kendini göstermiş olsa da, King’in “tüm albümü ben yazdım” açıklamasına biat ediyoruz ve albümdeki müziğin iyi özelliklerinden de, iyi olmadığını düşündüğümüz özelliklerinden de Holt’u sorumlu tutmuyoruz.

“Repentless”a dair en önemli konulardan biri de Tom Araya’nın vokalleri. Saç ve sakallarıyla gri bir pamuk helvaya dönen Araya, yaşına rağmen bu yorucu vokalleri olanca gücüyle yapmaya devam ediyor. Yaşının yarattığı kimi etkileri de duymadan edemiyoruz tabii, ancak Araya’nın bu vokalleri bugün bile yapıyor oluşu baya önemli bir şey. Yine de, SLAYER’la pek bağdaştıramadığım, gruba yakıştıramadığım kimi sözlerde o da sırıtmıyor değil. Aradaki bazı tabir (let’s get high) ve kelime (dolls) seçimlerini nedense SLAYER’a konduramıyorum, bana eğreti geliyor. Nihayetinde Araya böylesi agresif ve amansız bir müzik için gereken vokal performansını “Repentless”ta da sunmayı başarıyor.

SLAYER’ın her daim bir numaralı tartışma konusu olan Lombardo’nun ayrılığı sonrası yaşananlar ve grubun öncekinde olduğu gibi bu kez de Bostaph’a yönelmesi her ne kadar Lombardo tarafından kısmen alay konusu edilmiş olsa da, Lombardo olmadığı takdirde SLAYER müziğindeki davulların altından başarıyla kalkabilecek isimlerin başında Bostaph yer alıyor. “Divine Intervention”daki gelişiyle birlikte kimseye kendisini kötüleme imkânı vermeyen Bostaph, gruba ikinci dönüşünde de benzer bir performans sergilemiş ve “Repentless”ı çılgın ataklarıyla ve elbette ki Lombardo suyunda yıkanmış davul kullanımıyla bezemiş. Dolayısıyla ona da hakkını teslim etmekte bir sorun yok.

Son olarak da “Repentless”ın SLAYER için ne ifade ettiğinden bahsedip yazıyı bitirelim.

“Repentless” ortalama bir SLAYER albümü. Ne şok edercesine iyi, ne de “bu ne lan” dedirtecek kadar vasat. İçindeki iyi şeyler, can sıkan şeylerden daha fazla ve bence şu gün şu durumda, SLAYER’dan daha fazlasını beklemek de haksızlık değil, beyhude olur. Metal tarihinin baya önemli bir kısmını yazan bu adamların artık bundan daha fazlasını yapmalarını beklememek gerek diye düşünüyorum. Zira zaten “SLAYER, SLAYER’ın sonuna gelmiş” durumda. Kurulduklarından bu yana 35 yıl geçmiş, elbette ki kendi yarattıkları sound’u takip edecekler, elbet kendilerini tekrar edecek, elbet büyük oranda “bildiğimiz SLAYER” olarak kalacaklar.

Bu noktada şöyle düşünülebilir: Çok uzun süredir müzik yapan pek çok grupğta durum farklı mı? MEGADETH kendi tınısı içinde çığırlar mı açıyor? PANTERA olsaydı hiç duymadığımız şeyler mi yapacaktı? Bu sorunun cevabı büyük oranda “hayır”. SLAYER da aynı durumda. Grup yarın öbür gün “SLAYER efsanesine yaraşır son bir albüm çıkarıp dağılacağız!!!” dese, çıkacak albüm yine az çok “Repentless” ayarında bir şey olacaktır. Bundan şüphesi olan var mı?

Dolayısıyla şu noktada SLAYER, kendinden ne bekleniyorsa onu yapıyor. Ne eksik, ne fazla. Beklendiği kadar iyi, beklendiği kadar “beklenir”. Yine de “SLAYER” dediğimiz kavram özünde iyi bir şey olduğundan, ne eksik ne fazla yapılması da ortaya iyi bir şey çıkması için yeterli oluyor.

Buradaki durum da bundan ibaret.

7/10
Albümün okur notu: 12345678910 (7.29/10, Toplam oy: 85)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2015
Şirket
Nuclear Blast
Kadro
Kerry King: Gitar
Tom Araya: Vokal, bas
Paul Bostaph: Davul
Konuk:
Gary Holt: Gitar
Şarkılar
1. Delusions of Saviour
2. Repentless
3. Take Control
4. Vices
5. Cast the First Stone
6. When the Stillness Comes
7. Chasing Death
8. Implode
9. Piano Wire
10. Atrocity Vendor
11. You Against You
12. Pride in Prejudice
  Yorum alanı

“SLAYER – Repentless” yazısına 35 yorum var

  1. saw you drown says:

    Abi inanmayacaksın belki ama kritiği daha açmadan 7 verdiğini tahmin etmiştim ve yanılmadım. Çoğu zaman tahmin edebiliyorum çok meşhur grupların albümlerine kaç verdiğini.

    saw you drown

    @saw you drown, Yalnız Pantera kısmına katılmadığımı söylemeliyim. Kendi tınısında çığır açmazdı belki ama isteseler de vasat olamayacak müzisyenlerdi onlar.

    Seyfullah

    @saw you drown, 7 vereceğini ben de direk tahmin etmiştim şaşırtmadı o yüzden not.Pantera konusuna gelirsek bence varolan tınılarının dışına çıkamayacakları kastedilmiş vasat işler yapma ihtimallerinden ziyade

    Ahmet Saraçoğlu

    @saw you drown, Seyfullah’ın dediği gibi düşündüm tabii, Pantera en sevdiğim 3 gruptan biri, onlarla ilgili olumsuz bir yorum hiç yapmadım bugüne dek, bundan sonra da yapmam.

    Headmaster

    @Ahmet Saraçoğlu, Abi diğer ikisi Meshuggah ve Death galiba. Yıllardır herkes bunu merak ediyor :)

    Cattle Bilmemne

    @Ahmet Saraçoğlu, In Flames ve Nevermore diyorum bende. Hadi bakalım, bahisler açılsın.

    saw you drown

    @Ahmet Saraçoğlu, Aslında vasat kelimesi doğru değildi. Yani şöyle söyleyeyim bence Pantera 7′lik bir albüm yapmazdı.

    saw you drown

    @Ahmet Saraçoğlu, Diğer ikisi Death ve Opeth bence.

    Kadir

    @Ahmet Saraçoğlu, Death kesin, diğerine en güçlü adaylar In Flames, Theory in Practice ve Katatonia bence. Son karar olarak Death ve In Flames diyorum. Kazandım mı ?

    şeyh hulud

    @Ahmet Saraçoğlu, Katatonia ve In Flames sanırsam.

    Aiden

    @Ahmet Saraçoğlu, Beyler At The Gates ve Metallica hayranlığı da çok üst seviyede hatta At The Gates dövmesi var. Bence At The Gates, Metallica, Death, IF dörtlüsünden ikisi diğer ikili.

    ismail vilehand

    @Headmaster, @Cattle Bilmemne, @saw you drown, @Kadir, @şeyh hulud, @Aiden, ooo bahis mi var, kaçırmam. 100 papeline bahse giriyorum, diğer iki grup Death ve In Flames. 2009′dan beri buradayım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @ismail vilehand, @Headmaster, @Cattle Bilmemne, @saw you drown, @Kadir, @şeyh hulud, @Aiden, adı geçen grupların hepsi benim çok önemli ama tüm dinleyicilik geçmişime bakınca, yaşattıkları ve verdiği ilhamla benim için en önemlileri pantera, death ve in flames.

    kafana sıçayım in flames.

  2. kantele says:

    Şurada yazılanların çoğunu Iron Maiden’ın yeni albümü için de söyleyebiliriz sanırım.

    Ahmet Saraçoğlu

    @kantele, yazıyı koymadan önce son bölüm: “IRON MAIDEN bundan farklı bir şey mi yapıyor? MEGADETH kendi tınısı içinde çığırlar mı açıyor? PANTERA olsaydı hiç duymadığımız şeyler mi yapacaktı?” şeklindeydi, sonradan Maiden’ın biraz daha progresif bir anlayışının olduğunu düşünüp o kısmı çıkardım. Ama büyük oranda bence de senin dediğin gibi.

  3. Son of Moonshine says:

    Arkadaşlar Gary Holt’un klipte giydiği t-shirt ü arıyorum uzun zamandır. Daha önce slayer konserlerinde de giymişti. Nette satın alabileceğim bir yer bilen var mı? Ya da t-shirt teki resmi bulabilirsemde olur. kendim bastırtıtrım en kötü..

  4. crowkiller says:

    mükemmel bir yazı olmuş eline sağlık, albümün sadece kapağı yayınlandığında kritiklerde 7 den fazla alamayacak bir albüm olacak diye yazmıştım öyle de oldu,bence slayer kariyerini garajda spontene kaydedilmiş gibi duran leş bi albümle sonlandırmalı, christ illusion -world painted blood arası dönem tarz ve sound açısından hiç beğenmediğim bir dönem artık o şekil albümler yapmasınlar, bu arada reign in blood hayatımda en çok dinlediğim albüm olsa da sonraki 2 albüm harici tüm albümleri 4 ten fazla dinlememişimdir zira baya bozdu ondan sonra slayer

  5. epicusfuror says:

    Albüme biraz haksıklık yapıldığını düşünüyorum. Bu albüm seksenlerde çıkmış olsa en az 3-4 şarkısını Slayer klasikleri arasında sayıyor olacaktık. Şu an Kerry King’in herkes tarafından nefret ediliyor olması bu notun sebebi gibi geliyor bana. Objektif olarak dinlediğimizde en az 8,5 i var. 2000 sonrası çıkan Slayer albümlerinden christ illusions la birlikte en iyi albüm kanımca.

  6. gXnn says:

    slayerı divinedan önce ve sonra diye bölelim.christ illusiondan sonra çıkmış en iyi album.çok net! slayerden raining blood metallicadan master of puppets falan mı bekliyoruz anlamadım.allah aşkına s.k s.k albumlere 10/10 falan veriyosunuz da konu slayera gelince yok kerry şöyle antipatik, slayer sonuna geldi bilmem ne. bırakalım bu işleri. piyasadaki çoğu gözde yeni grubun g.tunden donunu alan bir album olmuş. 9/10′u sonuna kadar hakediyor. 1 puanı da sizin hatırınıza kestim!

  7. İilkhan says:

    Slayer her zamanki Slayer… Çünkü Slayer dinlemek ayrılacalık 4forever gibi bitti….

  8. Serkan says:

    Valla kritik dediğin uzun olmaz. Uzun değerlendirmeye makale denir. O yüzden kritiklerin sadece sonuç kısmını okuyorum bu sitede :)7 bence az bir puan; ben olsam 8 verirdim. Repentless benim için senenin sürprizi oldu. Kolu kanadı kırılmış, artık Slayer demeye bile bin şahit bir gruptan harika bir albüm geldi! World Painted Blood’dan kesinlikle, Christ Illusion’dan da tartışılır bir şekilde daha iyi bir albüm bence Repentless!

    m.levent

    @Serkan, kritiğin uzun olmaması diye bir kaide yoktur eskiden bir albüm hakkında sayfalar süren kritikler yazılırdı gerçi bugün için içeriğe anında ulaşılabildiği için artık kritiklerede pek gerek yok

  9. m.levent says:

    grubun 40 yaşında ve 25 yıllık bir seveni olarak bu albümü sevdim, doyumsuz yeni nesli tatmin edecek bir şeyler yapmak artık bizim fosilleşmekte olan guruplar için çok zordur anlayabiliyorum her nekadar istisnaları olsada dışarıdaki genel durum böyle görünüyor sosyal medyada, sözlü ve basılı medyada, dışarda, orda yada burda 80lerden gelen köklü gurupları acımasızca eleştirip itin götüne sokma telaşındaki tıfıllara şahit oldukça sinirlerim bozuluyor Ahmet senin için söylemiyorum yanlış anlama seninki sadece objektif bir makale olmuş büyük ölçüdede katılıyorum diyebilirim lakin kritik statüsünede koyamıyorum kusura bakma :) gençliğimde takip ettiğim tek renkli fanzinlerde öyle kritikler yazılırdıki albümü daha bulmadan önce dinlemiş gibi olurduk o zamanların albümleri bu güne kadar gelen heavy metal türevlerinin DNA’sını oluşturduğundan pek kötü albüm çıkmazdı sürekli yeni bişeyler denenir ve bunlar HM.in DNA’sına yazılırdı bu sayede her çıkanı zevkle dinlerdik bu evrim bugünde devam ediyor ama artık müzikal manada değil teknolojik manada oluyor bu da benim hoşlandığım bir durum değil

  10. Nox says:

    Slayer fanı değilim fakat bu muhteşem bir albüm. Her dinleyişimde beni bu kadar gaza getirmiş başka bir albüm hatırlamıyorum.

  11. Küçük Zenci says:

    Slayer bitmiş, ölmüş, hakkın rahmetine kavuşmuş, toprak atanı yok. Abartmıyorum ama son 10 yılda falan çıkmış en kötü metal albümü olabilir. (Lulu’yu saymazsak) İleri derecede kötü. Hadi Slayer’ın tek düzeliği, birbirini tekrar edişi, sınırlı kapasitesi, Kerry King’in karambol soloları falan hepsini anladık da abi o vokal nedir? Tom Araya yaşlandıkça vokali rezalet oluyor. O bağırmalı vokaller (bak brutal, scream, harsh ya da hırıltı değil bildiğin bağırıyor) hayatımda duyduğum en kötü vokal. Yani neresinden sövsem bilmiyorum. Albümde 1-2 şarkı falan ”eh işte”, onun dışında koca bir çöplük. Anthrax gibi boktan bir grup bile son albümüyle şu Slayer’ı havada karada tokatlayıp bir de üstüne dalga geçer. Gene dolu tarafından bakın Lulu’dan iyidir. 10 üzerinden 3.

    deatheist

    @Küçük Zenci, zaten derdini anlatmaya çalışırken son derece yetersiz argümanlar öne sürdüğün yetmezmiş gibi ”Anthrax gibi boktan bir grup” kısmı şu yazdıklarının tamamını koca bir çöplüğe çeviriyor. küçümseme değil meraktan soruyorum; herhangi bir anthrax albümünü baştan sona dinledin mi hiç?

    deatheist

    @deatheist, anthrax’ın son albümünün repentless’tan daha iyi olduğunu söyleyen birine hiçbir anthrax albümünü dinledin mi diye sormakta güzel kafaymış yalnız kendimi de ayrıca tebrik ediyorum

    Küçük Zenci

    @deatheist, Sizi çok seviyorum ya. Sevilen bir gruba laf geldi, nefretler toplanıyor, laflar hazırlanıyor, Türk metalcisi is loading, let the linç begin…

    Sorunu cevaplayım: Evet herhangi bir Anthrax albümünü baştan sona dinledim. State of Euphoria dışında ilk 5 albümü gayet iyi. Özellikle Among the Living’i en iyi Thrash albümlerinden biri olarak sayarım. Kimsenin beğenmediği Sound of White Noise’u da beğenmiştim. Onun dışında Anthrax diskografisinde elle tutulur bir albüm yok gerisi çok vasat albümler. He işte bir de son albümü biraz beğendim gibi.

    Sana göre bu albüm harika, Anthrax ise mükemmel kusursuz bir grup olabilir. Senin görüşün beni ilgilendirmiyor. Benim görüşüm de seni ilgilendirmesin bence.

    deatheist

    @Küçük Zenci, abi yazdığın yoruma yanıt vermemin tek sebebi anthrax’ten bok gibi bir grup diye bahsetmen. ha anthrax senin için dünya’nın en sıkıcı grubu da olabilir, repentless’da aynı şekilde dinlediğin en kötü albümdür. elbette buna değil tepkim, olması gereken bu zaten. hepimiz klon-vari aynı şeylerden hoşlansaydık zaten hiçbir şeyin tadı tuzu kalmazdı

    ama işin içine ”bok gibi, yarrak gibi” vs.. terimler girince olay kişisel bir görüş olmaktan çıkıyor bence. emin ol sen o kelimeyi kullanmasan hiç yanıt vermeyecektim bile yorumuna. nasıl ki senin sevdiğin bir grubu benim itin götüne sokacak olmam hoşuna gitmeyecekse bu da farksız bir şey aslında. elbette senin görüşün de beni ilgilendirmiyor ama görüş adı altında kullandığın kaba tabir beni gayette ilgilendiriyor malesef, cheers

    Zudviz

    @deatheist, Şu her argümanı “bence” diye başlatacak bir yapay zeka veya klavye aparatı geliştirilsin; yoksa korkarım ki, ölümsüz bile olsam bu tarz muhabbetleri görmemekle kutsandığım bir zaman gelemeyecek. Elbette ki “onca”, tıpkı bu deyişin bir argümanı koca bir çöplüğe çevirmesinin “sence” olması gibi…

    Küçük Zenci

    @deatheist, Bok gibi tabiri biraz ağır olmuş kabul ediyorum. İngilizce’de böyle tabirler çok sık kullanılır çok da takılmamak lazım.

    Öyle dememdeki amaç Anthrax’ın gerçekten bok gibi bir grup olması değil (neticede Among the Living gibi bir albüm yapmış adamlar) açıkçası bir çok Thrash dinleyicisi gibi Big Four’a çok yakıştıramamdır. Hani ”Big 4′un zayıf elemanı bile Slayer’ın şu halini tokatlar” gibisinden dedim onu. Bu arada Big Four’un 4. grubu Testament olmalı evet. (onun da son albümünü o kadar beğenmedim gerçi)

    deadhouse

    @Küçük Zenci, Siren Charms varken bu albüme son 10 yılın en kötü metal albümü demeni hoş bulmadım.

    deadhouse

    @deadhouse, Ha pardon özür dilerim İn Flames’in Alternative Rock yaptığını unuttum bir an. Metal demişim yanlışlık olmasın.

    Küçük Zenci

    @deadhouse, Açıkçası In Flames diskografisine çok hakim değilim bro. O yüzden onu yazmadım.

  12. mrdSRP says:

    Albüm gayet iyi ve doyurucu. Günümüz Slayer’i için kabuledilebilir yapıt olmuş, ama Slayer’dan daha iyisini bekleyibiliriz, buna inanıyorum

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.