# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
DAVID GILMOUR – On an Island
| 24.12.2013

“Lysergic acid diethylamide”.

Bir söylenceye göre omurilikteki “Dimethyltryptamine”, yani DMT salgısını bir kere açtın mı bir daha kapanmazmış. Bunu da LSD gibi bizleri rüyalar alemine sokan maddelerin ateşleyeceği söylenir. LSD yıllar yılı üzerine çok konuşulan Woodstock zamanlarını görmüş insanların genç nesillere attığı havanın kaynağını ve o zamanın müziğini şekillendiren bir kimyasal. Belki Pink Floyd’un kafa yapan müziği onun sayesinde oldu, belki de Pink Floyd’un müziği onun kafasına uydu orasını bilmiyorum ama bildiğim bir şey var ki David Gilmour’un kafası başkalarıyla aynı değil. Belli olmaz belki onun da üzerinde deney yapılmıştır. Sonuçta yaratıcılığı etkilediği bilimsel olarak ispatlı bir şey.

“Böyle bir dedem olsa ben ne olurdum acaba?” sorusunun ilk akla gelen cevabı “Zengin”. Yok onu kastetmiyorum. “Onunla gitar çalmak nasıl olurdu?”

Metallica’nın “S&M”inden kolaylıkla hatırlayacağınız San Francisco Senfoni Orkestrasını yöneten adam, besteci Michael Kamen’la David Gilmour’ın çıktığı bir gezi sonrası oluşmuş bu albümün adı. Bir adada tatil yapmışlar ve geceleri ölümden, hayattan konuşmuşlar. Şimdileri David sağ, onlar ölü.

“On an Island” albümü David Gilmour’un açık ara en sevdiğim işi. Buna Pink Floyd da dâhil. Biraz iddialı biliyorum, ama benim için öyle. “On an Island” albümdeki her bir melodi bu dünyadan değil gibi. Seçilen her bir efekt, her bir saniye. Lise hayatımın büyük kısmını yedi bu albüm. Durmadan dinledim, durmadan dinledim. Nasıl çalındığını öğrenmek istemedim ki büyüsü birazcık da olsun kaçmasın. İnanılmazlığını korusun istedim. Aklıma kritik yazmak gelince de tekrar dinledim. Bu sefer aklımda “Epeydir dinlemedim, bakalım dışardan bir bakışla neler yazabilirim?” vardı. Yine bir şey yazamadım. Parmaklarım kilitlendi. 2. albümünden 22 yıl sonra gelen LSD etkisi.

Bir gün evinizde uykuya yatıyorsunuz ve uyandığınızda okyanusun ortasında ufacık bir kayıktasınız. Gün batımı karşınızda ve ufukta hiçbir şey yok. Sadece dalga sesi ve tüm dünyaya dışardan verilmiş gibi “On an Island”. Böyle ölmek isterdim. Baktım ki yiyecek bitmiş, susuzluktan kırılmışım eminim yüzümde gülümsemeyle, içimde endişe olmadan boğulmaya bırakırdım kendimi.

O kadar zarif bir gitar kullanımı var ki, sanki süzülüyor. 1 numaralı Strat gitarı bu adamdan başka kim bu kadar hak ediyor? Bence ona sahip olması adaletli. Yukarıda yazdıklarımı David Gilmour’un albüm hakkındaki yorumlarından önce düşünüyordum ve sonraları öğrendim ki kendi de bu albümdeki müziği “Su gibi, bir şeyin içinde dimdirekt gitmek yerine süzülerek ilerleyen.” olarak tanımlıyor.

David Gilmour öldüğünde geriye bıraktığı ölümsüz işlerinden benim için en değerli olanı muhtemelen bu olacak. Bu mucizevi güzellikteki eseri ve müziğin nasıl eşsiz bir sanat olduğunu hatırlatan çalışmayı herkese tavsiye ediyorum.

10/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.91/10, Toplam oy: 35)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2006
Şirket
EMI
Kadro
David Gilmour: Gitar, vokal
Richard Wright: Piyano, org, vokal
Phil Manzanera: Gitar
Guy Pratt: Bas
Jon Carin: Klavye
Dick Parry: Saksafon
Steve Distanislao: Davul
Şarkılar
1. Castellorizon
2. On An Island
3. The Blue
4. Take A Breath
5. Red Sky At Night
6. This Heaven
7. Then I Close My Eyes
8. Smile
9. A Pocketful of Stones
10. Where We Start
  Yorum alanı

“DAVID GILMOUR – On an Island” yazısına 10 yorum var

  1. baha says:

    about face albümü bana göre daha iyi olsa da bunda da baya bir dinginlik havasını iyi veriyor. değişik bir çalışma, orkestrasyon ağırlıklı bir albüm ve gerek preisner’in olsun gerekse de new age ve o taraflardan gelen bir yapısı da var. ton seçimi mükemmel ötesi olan mükemmel bir gitarist. pink floyd sevmediğimden bu adamın floyd’da yaptıklarına köklemesine dalamadım ama solo albümleri iyidir. yani steve howe gibi kötü solo albümler piyasaya sürmez.:) sevmememin sebebi de floyd müziğinin bana bir uzak olması. benim bu gitarist hakkında tek hayalim andrew latimer ile birlikte sahnede canlı canlı izlemek.

  2. kryuu says:

    (bkz: bahadır’ın yazdığının 15 km öteden anlaşıldığı kritikler)

  3. tolga rodop says:

    Bahadır yazdığın kritiği okurken neden bilmem tüylerim diken diken oldu. Gerçi albümü her dinleyişimde de öyle oluyorum.Mükemmel albüm ve ona yakışır bir kritik.

  4. kuruderi says:

    Benim için kitap okurken fonda giden ender güzellikteki albümlerden.Böyle bir albümde sadece 1 şarkıda da olsa Crosby ve Nash’in o pamuk vokallerini duymak ayrı bir keyif.

  5. Reroute to Remain says:

    Bildiğim kadarıyla Pink Floyd’da LSD kullanan sadece Syd Barrett’di. O da LSD sebebiyle şizofreniye yakalandıktan sonra gruptan ayrılmak zorunda kaldı. Zaten Syd çıktıktan sonra Pink Floyd’da psychedelic’in p’si kalmadı. Tamamen progresif rock oldular. Gruptan biride -sanırım Roger Waters- diyordu: ”Bizi LSD kullanıp sürekli kafamız güzel gezdiğini düşünüyorlar. Hayır bunu yapan sadece Syd’di”

    Nahilath

    @Reroute to Remain, evet doğru biliyorsun. Pink Floyd aslında uslu çocuktur :)

  6. Elvan says:

    Pink Floyd’un deli abartılmış bir grup olduğunu söyledikten sonra sığ yorumuma geçebilirim: Bir insan gençliğinde hayvan gibi yakışıklı olup (http://www.softcom.net/users/glazier/davepage.html) yaşlandığında bu hâle gelmemeli, cool bi “taş”tan pamık saçlı dedeye dönüşmemeli; Samsa’lar yasaklanmalı, kahrolsun kapitalizm.

    Reroute to Remain

    @Elvan, yapma

    Elvan

    @Reroute to Remain, yapma Volkan :(

    Mert

    @Elvan, yorumun ilk bölümüne hiç değinmiyorum ama ikinci bölümünü ben de hep düşünmüşümdür. Hakkaten bu kadar değişemez bir insan. Garip olan Roger Waters da tam tersi bir değişim yaşıyor. Gençken baya çirkin olan adam yaşlanınca neredeyse karizma bir amca oluyor. Garip şeyler.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.