# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
GOD IS AN ASTRONAUT – The End of the Beginning
| 19.09.2013

Kafamda yollar yapıyorum.

Aykut YILMAZ

Herhalde God Is An Astronaut’ un bana kurdurttuğu en anlamlı cümle “Kafamda yollar yapıyorum.”dur. Zira bu adamları dinlerken kafam çok dolu veya çok dumanlı olabiliyor, hatta öyle oluyor dersem yanlış olmaz. Bir garip umarsızlıkla dolu bir albüm var elimizde. O kadar yoğun duygulara sokup, sizi öyle bir umarsızlığın içine atıyor ki müziğiyle, ilk dinleyişinizde adeta kamyon çarpmışa dönüyorsunuz. Sonrasını dinlemeyi çok istiyorsunuz, bir şarkı daha aklınızda kalsın diye çırpınıyorsunuz, ama bunu deneyecek cesaret bulamıyorsunuz.

Daha iki gün önce size neler yaptığını, cehennemin derinliklerinden gelen habis bir yaratık gibi beyninizi, düşüncelerinizi, duygularınızı darmadağın edişini, kulaklarınızdaki ufak melodi kırıntılarıyla hatırlıyorsunuz. Hatta hiç aklınızdan çıkmıyor. Sanki yıllardır kullandığınız uyuşturucu bir maddeymiş gibi yoksunluk duymaya başlıyorsunuz. Her bir nota için, albümü dinleyebilmek için, yanında bir oyun açayım diyorsunuz. Alien Shooter 2: İşte bütün hikâye benim için burada başlıyor.

Karanlık dehlizlerinden birinde elimde ki belirli sayıda cephanesi olan bir yarı otomatik shotgunla az önce kan gölüne dönen merkezin içinde ilerliyorum. Az ileriden gelmesini beklediğim bir “horde” var. Ve yavaş yavaş gelen topluluk gitgide büyüyor. Elimdeki silahın yetersiz gelmeye başladığı anlar yaşıyorum, kan gölünün içine gönderdiğim bombalar etrafa daha fazla bu iğrenç yaratıklardan yapışmasına neden oluyor. Kan, kopmuş parçalar, etrafta ölen insanlar, darmadağın bir hâldeki laboratuvar, bilim adamları parçalarına ayrılmış durumda, sadece bir askerim. Ölenler, yaralananlar; dünyanın en karanlık ütopyasının kıyılarında emirleri bekleyen ve ne olduğunu net olarak çözmeye çalışan. Öylece bıraktım, arkada güçlü bir depresyon melodisi, o an oyunda olmadığımı anladığım, insanların içine çıkmam gerektiğini bildiğim andı işte.

Otobüsteyim, kampüse doğru gidiyorum. Güneş ve soğuk bir meltem camdan içeri girip tüylerimi ürpertirken kulağımdaki müzik hiç olmadığı kadar o anı etkiliyor. Bekleyen onlarca ders, içinde bulunmak istemediğim, yapmacık sınıf içi ilişkileri ve sevgili, dert. Karamsarlık yayılıyor, aklım yerinde bile değil, ne ara otobüsten indiğimi bilemiyorum. Müzik devam ediyor. Okula girer girmez soluğu kafeteryada alıyorum. Az ileride oturanlar sanki yıllardır tanıdığım insanlar değilmiş gibi bir yabancılıkla bakıyorum, aynı derecede uzak duruyorlar onlar da. Müzik sanki hiç bitmiyor, kulaklığı çıkarmak istemiyorum, o dünyaya dönmek istemiyorum. Sınıfa yöneliyorum, ders başlayana kadar uyurum, müzik baş döndürücü… her nota daha da uzun, bitmiyor… Bitmesini istemiyorum bile…

Gözlerimi tekrar açtığımda bir otoparkın kaldırımında, duvara dayanmış bir şekilde buluyorum kendimi, yanımda bir kaç kişi, bira şişeleri, az ileride sevgilim başka biriyle sarmaş dolaş. Ne ara o noktaya geldiğini hatırlamıyorum bile. O an nedense hiçbir önemi de yok aslında. Sadece nasıl orada olduğumu anlamak istiyorum, neden kimseye etkim yok? Neden bu kadar umarsızım? Ne yapmak istiyorum ve neyi yapamadım da buradayım? Hiçbir fikrim yok… Yerimden kalkıp otoparkı terk ediyorum, kampüsün otoparkıymış. Gecenin bir vakti insanların neden orada olduğunu anlayamıyorum, “evin yoluna koyulayım” düşüncesiyle, en yakın durağa gidiyorum. Gelen ilk otobüs, yine aynı duygular, yine aynı düşünceler, yine aynı esinti. Soğuk. Hissiz.

Yine uyuyakalmışım, sanki günlerdir otobüsün içindeymişim hissiyle uyanıyorum. Dışarısı hiç tanıdık değil, panikle ilk durakta iniyorum. Tanıdığım, bildiğim hiçbir şey yok. İleride bir balıkçı var, yanına gidiyorum; kulağımda yine aynı müzik sanki durmadan tekrar ediyor.” Neredeyim ben, bana buranın neresi olduğunu söyle abi lütfen, neredeyim?” diyorum, adamın ne söylediğini duymuyorum bile, karşımda dudakları hareket eden bir adam var sadece. Parmağıyla bir yönü gösteriyor ve benden olabildiğince uzak duruyor. Köyün içine doğru ilerledikçe kendimi Lovecraft hikâyelerinden birinde buluyorum resmen. İnsanlar, o kadar acayip bakışlar içindeler ki nereye gideceğimi bilemiyorum. Etrafa bakınırken gördüğüm motel yazan yere gitmeye karar veriyorum. Adım adım ilerlerken, etraftaki her göz beni izliyor. Korku hiç beklemediğim bir anda vücudumu ele geçirmeye başlıyor. Yavaş yavaş karıncalanan ellerim ve ayaklarım beni motele zor taşıyor. Daha kapıdan içeri girer girmez resepsiyon görevlisi anahtarımı uzatıyor ve hiç yadırgamadan anahtarı alıp odaya çıkıyorum. Pencereden dışarıyı izlemeye başlıyorum; ancak halen insanlar garip garip bulunduğum yere bakıyorlar. Görünmediğimden emin olsam da onların beni gördüklerine dair hiçbir kaygıları yokmuş gibi duruyor. Yatağa yöneliyorum, müzik bir türlü bitmiyor, bitmesini hiç istemiyorum…

Aniden uyanıyorum halen motelin odasındayım, dışarıda yanan ışığın önündeki hareket eden gölgeleri görüyorum kapımın altından. Neden birisinin odama girmeye çalıştığını anlayamıyorum, pencereden çıkıp durağa doğru kaçıyorum. Gecenin kaçı olduğunu bilmeden gidiyorum. Oraya ulaştığım an her şey bitecekmiş gibi koşturuyorum. Müzik sanki kulağımda değil, çok uzaklardan geliyor gibi, korku tüm vücudumu sarmış durumda, tek yapabildiğim kaçmak. Titreyerek, korkarak kaçıyorum. Durağa geldiğimde tahmin ettiğim gibi hiçbir şey yok. Arkamdan geldiğini bildiğim insanlardan saklanabilecek bir yer bulmak umuduyla gördüğüm ilk evin içine giriyorum. Bağırtılarını duyamadığım ama beni kovalayan insanların ne yapmak istediğini bilmek bile istemiyorum. Aklım tamamen yitirilmiş gibi, kendimi bir odaya atıp, masa, sandalye ne varsa arkasına dayayarak girmelerini durduracağımı umuyorum. Etraf o kadar bulanıklaşıyor ki, kendimi bir anda duvarın yanında çökmüş, ne yapacağımı düşünürken buluyorum. Korku o her yanını saran korku, ellerimden akan ter kafamı ıslattıkça daha da zorlaşıyor. Kendimi anlatmak istiyorum, müzik bitmiyor, müzik hiç bitmiyor, kapının zorlandığını duyuyorum, ışıkları görebiliyorum. Kaçamıyorum. Kaçacak bir yerim kalmadı zaten. Dakikalarca sürüyor, o kapıyı parçalayana kadar zorluyorlar, açıldığında ne olacağını görmemek için yalvarıyorum. Tam kapının açıldığı an…

Müzik sonunda dönmüyor kulağımda, ne olduğunu hatırlamaya çalışıyorum ama o anı hatırlayamıyorum, neyin gerçek neyin yalan olduğunu bilmiyorum. Hangi müzik sizi bulunduğunuz hangi ortamdan alır ve nerelere gitmenize yardımcı olur bilemiyorum. God Is An Astronaut’ la tanıştığımda hayatımda hiç post-rock dinlememiş değildim, ama bu dinlediğim şeyi tanımlayabileceğim herhangi bir janr halen bulamıyorum. Bildiğim en önemli şey; hayatım boyunca beni bu kadar etkileyen başka bir müzik dinlemediğim ve kafamda bir sürü yollar yaptığım gerçeğiydi. Bir müziği dinlerken yaşadığınız yeri terk edebilmek, her notanın içinde kaybolabilmek, “bu şarkının adı neymiş ya, bu harika bir parçaymış” diyerek ayırt edememek gibi bir albümden bahsediyorum. Hiçbir şarkının adının öneminin olmadığı, 49 dakika içinde sizi tamamen değiştirebilecek, aklınızı başınızdan alabilecek bir müzikten bahsediyorum. Benim için “The End of the Beginning bunları ifade ettiği için ve bu albümün de rif yazımından, davulun nasıl kullanıldığına kadar birçok şeyden bahsetmek yerine sadece hissettirdikleriyle anlatılabileceğine inandığım için, tüm yaşadıklarımı anlatmak albümü çok daha iyi yaşatıyor gibi düşünüyorum.

9,9/10
Albümün okur notu: 12345678910 (9.23/10, Toplam oy: 40)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2002
Şirket
Revive Records
Kadro
Torsten Kinsella: Gitar, vokal, klavye
Neils Kinsella: Bas, gitar, görseller
Lloyd Hanney: Davul, synthler
Şarkılar
1. The End of the Beginning
2. From Dust to the Beyond
3. Ascend to Oblivion
4. Coda
5. Remembrance
6. Point Pleasant
7. Fall From the Stars
8. Twilight
9. Coma
10. Lost Symphony
  Yorum alanı

“GOD IS AN ASTRONAUT – The End of the Beginning” yazısına 4 yorum var

  1. patognomonic says:

    Dunyanin en büyük enstrumantal grubu.

    parasite/gallows

    @patognomonic, sidik yarıştırmaya geldim; Mogwai ve Godspeed varken bu sıfatın sahibi olmak GIAA’ya düşmez gibi be.

    patognomonic

    @parasite/gallows, ahah..yok be abi, sadece son bir haftadir bu gruba sardirmistim, , üstüne bir de kritik denk gelince, bu şekil bi patlama kaçınılmaz oldu. ‘Dunyanin en iyi x grubu’ sacmaligina en başta karşı cikan insanlardanim oysa

    parasite/gallows

    @patognomonic, ahah anladım, çoğu zaman o kaçınılmaz tepkiyi veriyorum ben de. GIAA hakikaten ruhlara şifa dağıtıyor ama şöyle bir hakikat var: http://www.youtube.com/watch?v=cQcE4_7-X78

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.