# - A - B - C - D - E - F - G - H - I - J - K - L - M - N - O - P - Q - R - S - T - U - V - W - X - Y - Z
Son Haberler
Anasayfa    /    Kritikler
IRON MAIDEN – A Matter of Life and Death
| 06.09.2011

MTL312 – Metalde Kendine Güvenin Temelleri.

Kabul etmek gerekiyor ki metal müzik dinleyicileri sevdikleri grupların yeni şarkıları için eski ve meşhur şarkılarından vazgeçmeyecek kadar muhafazakâr, metal ile uğraşan bir çok müzisyen işe ilk başladıklarındaki dinamizmden ve heyecandan yoksun, metal müziğin kendisi ise yaşlanan müzisyenlere taviz gösteremeyecek kadar sert ve hızlı (olmak zorunda), ne yazık ki.

Bu yüzden nice büyük metal grubu “köklere dönücez bu albüm merak etmeyin” dedi, 2 CD’lik album çıkarıp turnede 2 şarkısını çaldı, “86’da ne yaptıysanız aynısını yapmaya çalışın” diyen prodüktörlere uyarak stüdyoya girdi, yeni bir şeyler yapmak yerine 913. reunion’lara imza attı, kimisi içindeki üretkenliğin bittiğini kendine bile itiraf edemeyip 20 yıl önceki şarkılarını coverlamaya çalıştı.

Burada tabii bir grubun hangi motivasyonlarla yeni eserler ortaya koyması gerektiği çok önemli bir yer tutuyor. Emin olduğum ve sonuna kadar savunacağım bir şey varsa: “benim kafamda pek bir şey yok, fanlar ne istiyorsa onu yapalım” tarzı bir şey olamayacağı, olmaması gerektiği. Grubu dinleyenler sonsuza kadar kendi isteklerini ön planda tutabileceği için, –herhalde- bir sanatçı önce kendini düşünmeli diye düşünüyorum. Hem orataya koyacağı eserler için, hem de kendi iç huzuru için. Bu yüzden tarz değiştirdiği için eleştirilen gruplara hep ayrı bir sempatiyle yaklaşmışımdır, Metallica’dan tutun da Pain of Salvation’a kadar.

İki paragraftır anlattığım sebeplerden ötürü bu albümü benim gözümde apayrı bir yere taşıyan şey: 50 yaşına gelmiş insanlardan oluşan grubun 14. stüdyo albümünü konserde baştan aşağı çalabilecek cesarete ve özgüvene sahip olması. Bu hareket, yaptıkları müzikten gerçekten zevk aldıklarını, bu işe inandıklarını ve benim gibi bir dinleyicinin para için/ün için/iş olsun diye çıkarılmış bir albüm dinlemediğimi gösteriyor. 2006 New York konserinde Bruce Dickinson’ın “play the classics” yazılı pankartı yırtıp attığı an müzik adına en güzel anlardan biridir gözümde halen.

Harris’in deyimiyle “It’s just ridiculous” denecek kadar hızlı bir şekilde ortaya çıkan albüm, ilk albüm ile beraber Maiden diskografisinde canlı kaydedilmiş 2 albümden biri. Kayıtlar bittikten sonra Harris prodüktör Kevin Shirley’e “amaaan salla mastering’e gerek yok, böyle gayet iyi” diyor ve çok az değişiklikle albüm satışa sunuluyor (Kevin tabii banka hesabına az para yatınca çakozluyor asıl mevzuyu:p). Bunlar da uzun ve ağır şarkılar, sesi açılmış 3 gitar ve bu 3 gitar arasında zaman zaman daha gerilerden gelen vokal ile birleşince dinlemesi en zor Maiden albümlerinden biri karşımıza çıkıyor (sonuçta bir Maiden albümü tabii, Mezzurrah dinlemiyoruz). Konsept olarak bakıldığında ise, hafif bir X-Factor havası yok değil hem müzikal hem şarkı sözleri olarak. Ağır başlayan, sonra coşan şarkılar, normal Maiden sounduna göre daha karanlık olan atmosfer ile oldukça uyumlu. Soğuk savaş döneminde büyümüş olmanın bir getirisi olarak ortaya çıkan, çoğu şarkıda her zamankinden daha çok sorgulayan ve suya sabuna dokunan sözler yazılmış: Savaş, din ve bu ikisinin elinde bireyin çektiği azaplar oldukça etkileyici bir şekilde, adeta her biri birer modern-kutsal kitaptan fırlama ayetlerle dinleyiciye ulaştırılmış diyebilirim.

Öncelikle Bruce Dickinson’ı tebrik etmek istiyorum, zorlanacağını bile bile o vokalleri yazıp, söylemiş. Gocunmuyor adam yaşlandıkça sesinin daha da yıpranmasından. Ayrıca “öküz“ gibi zor şarkıların altından “hah şimdi kontrolü kaybedecek” dememize rağmen kalkıyor da. Özellikle Lord of Light ve Brighter Than a Thousand Suns sözlerinde ise döktürmüş diyebilirim. Grubun gitaristlerinin ise şarkı yazım sürecinde Harris’i yalnız bırakmamaları çok iyi olmuş. Harris tek başına For the Greater Good of God gibi şarkılar yaptıkça “arada bir yalnız da bırakın” diye editliyorum burayı. Grup üyeleri tarafından “Man of the Album” seçilen Nicko ise albümdeki progressive havayı öyle zarifçe çalarak tamamlamış ki tekrar tekrar “ver o elini öpem” dememek elde değil.

Şarkılar hakkında da biraz konuşmak gerekirse: Different World, album için başlı başına 1 puan kırdırtacak bir şarkı. Üstüne bundan bir tane daha yaptılar ve adını “The Final Frontier” koydular. Harris ve tayfası oldukça eğlenceli ve catchy olduklarını düşünüyor olmalılar ki klip falan çekip single diye yayınladılar ama son dönem Maiden içerisinde Rainmaker, Mother of Mercy, Ghost of the Navigtor gibi şarkılar nereeee, bunlar nere diyebiliyorum. These Colours Don’t Run ilk olarak Ozzfest olaylarında Dickinson’ın kullandığı bir deyiş iken kendisi “çok iyi şarkı ismi olmaz mı lan bundan “ demiş ve sözlerini yazmış. Akustik olsa ve kısa kesilse yeni bir Prodigal Son olabilecekken “Virtual XI”dan bile beter bayık enstrümantal bölümlerle ancak vasat olabiliyor. Pilgrim için, o girişe gerek yoktu diyebiliyorum, gayet yerinde şarkı (sözleri Janick’in yazdığı belli). The Longest Day acayip gaz girişine, vokal gitar uyumuna ve müthiş sözlerine rağmen çok tekrar eden nakartıyla bir yerden sonra “meh” dedirtebilir kimilerine. Out of the Shadows klasik bir Bruce Dickinson şarkısı, “bu tür şarkıları hala benden iyi söyleyen yok” demiş, nakarat üstünde biraz daha dursaydı daha iyiydi. Albüm içerisinde iki dakika durup nefes aldırıyor sonrası için. Aksak oyunlarıyla Brighter than a Thousand Suns, Allahsal melodileriyle For the Greater Good of God, insanı delip geçen atmosferiyle Lord of Light, istemsiz kafa sallamanın en güzel örneklerinden Reincarnation of Benjamin Breeg ve Maiden’ın geldiği noktayı en güzel özetleyen şarkılardan The Legacy, şurası şöyle olsaydı demeye gerek olmayan, aşmış, film gibi şarkılar.

Çıktığı zaman çok yüksek notlar alan, “7th Son’dan beri en iyi albümleri!” diye kritikleri yazılan bu albüm, 99-Sonrası Maiden göz önünde bulundurulduğunda kesinlikle bir “Brave New World” ya da “Dance of Death” kadar dengeli değil, ancak ikisinden de daha yoğun, yer yer daha güçlü ve belki ikisinden de daha önemli grubun kendi yolunu çizmesi adına. Bir grubu övmek için başka grupları kullanmayı falan da hiç sevmem ama; onlarla aynı ligde olsaydım bu albümü alıp sabah akşam ders gibi çalışırdım.

Son olarak:

He gave his life for us, he fell upon the cross.
To die for all of those, who never mourn his loss.
It wasn’t meant for us, to feel the pain again?
Tell my why, tell me why…

hen

8,5/10
Albümün okur notu: 12345678910 (8.28/10, Toplam oy: 158)
Loading ... Loading ...
etiketler:
  Albüm bilgileri
Çıkış tarihi
2006
Şirket
EMI Records
Kadro
Bruce Dickinson : Vokal
Dave Murray: Gitar
Adrian Smith: Gitar
Janick Gers: Gitar
Steve Harris: Bas
Nicko McBrain: Davul
Şarkılar
1. Different World
2. These Colours Don't Run
3. Brighter Than a Thousand Suns
4. The Pilgrim
5. The Longest Day
6. Out of the Shadows
7. The Reincarnation of Benjamin Breeg
8. For the Greater Good of God
9. Lord of Light
10. The Legacy
  Yorum alanı

“IRON MAIDEN – A Matter of Life and Death” yazısına 23 yorum var

  1. Aeonian_Lich says:

    Güzel bir kritik yazısı olmuş, eline sağlık. Lakin çok ciddi genellemeler var, ve katılmadığım şeyler de var özellikle ilk paragrafta. Metal çok geniş bir tür, ve böylesi devasa genellemeler sadece belli dönemler/tarzlar için yapılabilir sadece. “Metal şöyle olagelmiştir” derseniz ona çok fazla antitez grup/tarz/dönem örnekleri de verilebilir.

    Bruce Dickinson’un şaşırtıcı derecede iyi söylediği bir albüm olduğuna katılıyorum. Dance Of Death’deki gibi bir yorgunluk, enerjisizlik, yetersizlik yok sesinde kesinlikle. Lakin albümü pek beğenmemiş, çıktığı dönemde birkaç kere dinleyip bir kenara atmış biriyim. Besteler ne yakalayıcı, ne sofistike ne de tutarlı diye düşünüyorum. Aslında dinleyeli de 5 sene oldu, şimdi dinlesem belki farklı zenginlikler keşfedebilirim, bunun farkındayım.

    Eline sağlık.

    hen

    @Aeonian_Lich, Ya aslında ordaki “metal de metal” diye genellerken değinmek istediğim şey “heavy metal ve arkadaşları” idi. O şekilde düzeltilse daha açık olur haklısın. Ben o gruplar öyle veya böyle bir şeyleri başlatan gruplar olduğu için “metal” demekle yetinmişim galiba. Hemen sonra bahsettiğim “başlarına bla bla gelen gruplar” da o yaşları kemale ermiş büyük metal grupları işte. Yoksa patata kütete deli gibi şeyler yapan daha uç metal türleri ve onların çılgın dinleyicileri var=) Yaşasın Post-Neo-Classic Kinda Folkish Martian Black Metal!

  2. Eline sağlık. Süper albüm.

  3. caglardurmaz says:

    güzel kritik eline sağlık

  4. aaa says:

    ssoass’dan beri en iyi albüm olayına ben de katılıyorum.

  5. 2006 dolaylarında iş amaçlı olarak dayımla birlikte bir sürü beyin ameliyatına girdim. Dayım, ki kendisi şu yazıdaki dayıdır, ameliyat yaparken ameliyathanede sürekli bu albümü çaldırıyordu. O yüzden bu albümü her dinleyişimde aklıma kesilen kafatasları, vidalanan omurgalar, koparılan kıkırdaklar, dikilen damarlar falan geliyo.

    Junkie Ghoul

    @Ahmet Saraçoğlu, hahaha. iyi bari dayın ameliyat yaparken cannibal corpse dinlemiyor. hastanın dalağını, omurgasını, kafatasını deşer sonra.

    Kemal

    @Ahmet Saraçoğlu, Albumun adi ile calinan mekan super uyumlu olmus yalniz :)

  6. B U R Z U M says:

    iron maiden’ın büyüklüğü konusunda kesinlikle laf edemem onları metal tanrısı olarak gören çok insan var ve o insanlara saygısızlık etmek istemem…şimdiye kadar çıkardıkları bütün albümleri en az 10 sefer dinledim ama malesef hiç biri bana hitap etmedi…ama bu albümü çıktığı yıldan beri hala dinliyorum…kapağı bence en iyi iron maiden albüm kapağı ve içinde ki 9 şarkıyı manyaklık derecesinde sewiyorum….sadece ilk şarkı ‘Different World’ bu albüme yakıştıramadım bir türlü sevemedim o şarkıyı…ilk şarkı dışında herşeyi ile mükemmel bir albüm…

  7. bab-ı esrar says:

    yıllardan 2006 aylardan eylül yaş olmuş 28 ben ise 5 ay 5 gün lük kısa askercilik oyununu yeni bitirmişim (kimse yanlış anlamasın benimkisi olsa olsa oyun)askerdeyken takip ettiğim hatta çarşı izinlerinde internet kafelerde sabahtan akşama kadar youtube den single ın çıkmasını beklediğim zamanlar ve bir hafta sonu karşımda “The Reincarnation of Benjamin Breeg” ın stüdyoda çekilmiş klibi tabiki dumur vaziyet! hiç unutamam o zamanları sonra asker dönüşü DVD li sürümünü almıştım stüdyoda grubun kayıt esnasında halleri filan görünce özenli bir çalışmanın ta kendisi olduğu anlaşılmaktaydı AMOLAD ın, albüm temasının savaş olması benim askerden yeni dönmem sivil de bile askerliğim zihnen devam etmesine yol açmıştı. Gönlümüzün kralları AMOLAD la birlikte en sevdiğim Maiden albümlerinden birini yapmışlardı ve ele güne bu işin nasıl yapılacağını bir kez daha göstermişlerdi nokta

  8. bab-ı esrar says:

    ayrıca sanat nasıl büyük acıların süzgecinden çıkıyorsa teması savaş olan bir sanat eserinin adının da Ölüm Kalım Meselesi olması bir o kadar şık!

  9. hen says:

    Herkese teşekkürler. Bu arada yazıda bir kaç yazım hatası olmuş, onlar da düzelir bir ara, olur gider :)

  10. bence en güzel kapağa sahip iron maiden albümü.

    Junkie Ghoul

    Killers derim.

  11. SeventhSon says:

    ilk paragrafın içinden çıkamadım, ne anlatılmak istenmiş cümle nasıl bölünmüş beynim yandı. kritiğin gerisinde ise albüm baya övülüyor ama şarkıların tek tek kötü noktalarına dikkat çekilmiş gibi geld bana biraz:D
    neyse kritiği kritize etmiş gibi oldum bana neyse :D albüm candır. pilgrimin girişine laf yok kafa atarım :D

    hen

    @SeventhSon,

    -Valla bi daha okudum, yapısal olarak pek bir hata göremedim gibi. En sondaki “ne yazık ki” biraz bozmuş=) Neyse orada duruyor zaten, istediğin kadar tekrar okuyabilirsin :D

    Neyden bahsettiğime gelince: Yaşlanmış bir çok meşhur heavy metal grubunun hem bazı dış etkenlerin etkisinde kalarak hem de yaşlanmanın getirdiği ciddi değişimle ne yapacaklarını pek bilemediklerini düşünüyorum böyle bir müzik türü içinde. O yüzden pek çok yaşlı heavy metal grubu hayal kırıklığına yol açan albümler çıkarabiliyor. Örnek olarak da “şöyle şöyle yapan, böyle böyle olan gruplar oldu” demişim. O gruplar hangi gruplar bence çok açık =) En son cümlede bahsettiğim “Maiden’la aynı ligde olan gruplar” da onlar zaten.

    -Bir şarkıyı beğenmem için onun kusursuz olması gerekmiyor gözümde; kusur var, KUSUR var. Mesela The Longest Day’in nakaratı çok tekrar ediyor ve bazen sıkıyor diye albümü tamamen mahvetmiyor, hala cuk diye oturuyor bence yerine. Sadece şarkı daha da iyi olabilirdi demek istiyorum. Maiden’ı da o kadar çok dinledim ki hayatım boyunca, artık “hmm bu şarkıda beni rahatsız eden şey şu ve şöyle olsaydı daha iyiydi” diye söylüyorum illa ki. Başka bir grup olsa bu kadar kesin konuşamam zaten.

    Albümde gerçekten sevmediğim, şarkılar ile ilgili övgülerimin hedefi olmayan ve çok sırıtan parça: Different World. These Colours Don’t Run da iyi değil ama albüm konseptini bozmuyor ve kullanılan malzeme daha iyi. Albümü asıl övme sebebim de şarkıların güzel olması değil zaten sadece: Grubun bu albümle gösterdiği duruş.

    -Pilgrim girişi için ise “oh c’mon!” diyorum. Bundan daha iyisini yapabilirler. (şarkının kendisi ne güzel bak)

  12. metal müzik says:

    10 10 10 10

  13. Erol Toksoy says:

    Kritik çok güzel olmuş kardeş eline sağlık. He katılmıyorum yüzde doksanına ama bu güzel kritik yazdığın gerçeğini değiştirmez. Katılmadığım nokta şu: Iron Maiden, Metallica, AC/DC türü metal üstü gruplar yani metal müzik dinlemeyenleri bile bu türe çekebilecek kadar güçlü grupların bu kadar fazla kafa karışıklığı yaşama lüksü yoltur. misal metallica st. anger ile kredisini doldurmuştur. Maiden’da X-factor ile aynı krediyi doldurmuştur. Örneğin bir slayerın kredisi tükenmez çünkü onlar en nihayetide bilen dinlesin seven alsın tarzında kendi çöplüklerinin dışına çıkmazlar. Maiden ise her albümünde yaratıcı yenilikçi ve cesur olmak zorundadır. Arada 3-5 kötü şarkı yaparsın bu doğaldır öte yandan bu albümün tümünü dinlemedim ama dinlediğim tüm şarkılar 7-8 olması muhtemel gayet iyiydi. Tek sorun ortada yeni bir şey olmaması. Çıkar bu albümü koy 92 yılına sırıtmaz. İşte o vakit Iron maiden kendi vizyonunu küçültmüş olur. zira IM daha önce belirttiğim üzere metal üstü klasikleşmiş bir gruptur her albümünde 2012 hatta 2020 yılında böyle müzik yapılır düsturuyla yola çıkması gerekir. Yine de bu yaşta evde oturup milyonları sayacağına sanatını icra eden insanlara saygı duymak lazım.

    hen

    @Erol Toksoy,

    -Öncelikle sağol.

    -Tarz değiştirmek =/= Kafa karışıklığı, önce burada anlaşmamız lazım bana kalırsa. Ayrıca Maiden’ın esas kafa karışıklığı yaşadığı albüm X-Factor değildir de, neyse. Zaten tarz değiştirmek kafa karışıklığı demek dersen bu sonuca varmaya devam edersin. Bir de neden kafa karışıklığı yaşama lüksü yoktur? Kafa karışıklığı neden istenmiyor? Bırak karışsın kafası, kafası karışıyorsa zaten yeni bir şeyler geleceği çok büyük ihtimal. Yeni bir şey gelmese bile, insan lan bu :D “kafanız karışamaz abi sizin, çünkü milyonlar sattınız” olamaz yani.

    Bir de yenilikçi olmak zorundadırlar diyip, tarz değiştirdikleri albümlerle senin gözünde kredilerini doldurmaları da bayağı ironik olmuş =)

    -Bu albümü 92′ye koysan çok net sırıtır (Maiden için).

    Ayrıca tek sorun yeni bir şey olmaması diyip Slayer’ın kendi çöplüğünden çıkmamasına ses çıkarmamak? “Slayer metal-üstü grup değil çünkü” diyiceksin. Ben de diyorum ki, “metal-üstü” veya değil, kim olursa olsun gerçekten istediği şeyi yapsın, yapmak istemediği şeyleri de yapmak durumunda kalmasın. Gidip de sevdiğimiz müzisyenlere bunu soramıyoruz her seferinde “ya abi siz bu albümü çıkarırken belli noktalarda istemediğiniz şeyler yaptınız mı” diye. Zaten sorsak “evet” cevabını çok alamayız, çoğu yıllar sonraki röportajlarda ortaya çıkar. Slayer kendi çöplüğünden çıkmayı gerçekten kendisi de istemiyor olabilir, bir şeylerden çekiniyor da olabilir, bilmiyorum, örnek sadece. Çıkmak istiyorsa çıksın yani bence :D (Ahmet Slayer’a saygılar).

    İşin komik tarafı, o “metal-üstü” dediğin grupların işi çok daha zor. Bugün plak şirketinden adamlar Dave Mustaine’e gidip “ya albümde radyoluk şarkı yok, sen A Tout Le Monde’u bir daha çal/söyle, hem de şu kadınla beraber” diyememeli. Ama diyorlar, çünkü popüler olan grubun üstüne çok daha fazla yük biniyor. Çünkü bir kere popüler olmuş artık; ve plak şirketi için bu sadece ve sadece para demek. Genelde bu büyük gruplar bu baskıyı ideal bir şekilde dışlayamıyorlar, yaptıkları müzik de bundan nasibini alıyor.

    Kritikte bahsettiğim “bla bla yapan gruplar oldu” derken o grupları direkt olarak suçlamıyorum. Bu olayda sadece grupların değil herkesin katkısı var bence. İlk paragrafta demek istediğim de o. En basitinden bir dinleyici “klasikleri çalsanıza lan” gibi şeyler diyerek grupların işini yokuşa koşmamalı diye düşünüyorum. Mesela 2006′daki o olayda; Maiden zaten bir kaç sene önce sadece grubun ilk yıllarındaki şarkıları kapsayan ve yıllardır çalmadıkları şarkıları da içeren bir turneye çıkmıştı(Early Days). E bu da yeni albüm turnesi, ne diye hala “klasikleri çalın” diye bik bik ediliyor bilemiyorum. Bırak da bir milyonuncu kez Trooper çalmak istemiyorsa çalmasın lan. Di mi?

    Sorsan hepimiz istiyoruz “yenilikçi şeyler” ama istediğimiz gibi yeni olmayınca “allah belanızı versin” diye sövmeyi de biliyoruz. “ben sevmedim ama gene de hayatta başarılar, öptüm bye.” diyen insan ne yazık ki az.

    Tüm bu -bence- olmaması gereken durumlar Maiden’ın başına da geldi. Bu yazıda; Maiden kendi sikletindekilere göre güçlü bir albüm çıkarıp, büyük bir cesaretle bu albümün arkasında durmasını övüyorum diye Maiden geçmişte hiç hata yapmadı değil.

    –Dünyanın en uzun yorum yazan adamı, hen.

  14. TAAKE says:

    The Reincarnation of Benjamin Breeg
    en sıkı parça budur albümdeki var mı başka kendine güvenen?
    yeni bir halllowed be thy your name bence bu şarkı

  15. Erşah says:

    Efsane, özellikle The Pilgrim’i çok severim. Hala da dinlerim her gün.

  16. PinkZeppelin says:

    en sevdiğim iron maiden albümü. different world dışında tüm şarkılar bir uyum içinde. çoğu şarkıda karanlık ve epic bir tema hakim. 10 üzerinden 9 alır.

  17. Overload says:

    Live from Abbey Road’a çıktıklarında “Brighter Than A Thousand Suns”ı çalmışlardı. Şarkının adını okuyamamıştım, ama melodisi dilime feci dolanmıştı. “Tüm Iron Maiden şarkılarını tarayım” dedim ve “Rime Of The Ancient Mariner”ı falan duyup Maiden hayranı oldum çıktım. Ha sonradan şarkıyı da bulup hatmettim tabi.

Yorum Yazın

*

"Yaptığım yorumlarda fotoğrafım da görüntülensin" diyorsan, seni böyle alalım.
Pasif Agresif, bir Wordpress marifetidir.